Tem 20

TARİHTE BUGÜN

20 TemmuzKKTC‘de Barış ve Özgürlük Bayramı

1402 – Ankara MuharebesiYıldırım Bayezid komutasındaki Osmanlı ordusu ile Timur komutasındaki Timur Ordusu Çubuk Ovası‘nda karşılaştı.

1881 – Amerika Birleşik Devletleri ordularına karşı savaşan son yerli kabile şefi olan Sioux kabilesi lideri Oturan Boğa teslim oldu.

1936 – Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.

1951 – Ürdün Kralı I. AbdullahCuma namazı sırasında bir Filistinli tarafından öldürüldü.

1969 – Tarihte ilk kez insanlı bir uzay aracı Ay‘a ulaştı. Apollo 11 ile Ay yüzeyine inen astronot Neil Armstrong ve Buzz Aldrin, Ay’a ilk ayak basan insanlar oldu.

Büyük İskender (d. MÖ 356)

Vehbi Koç (d. 1901)

Bruce Lee (ö. 1973)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 20

AYAKLA ÇÖKELİK TARTMA

AYAKLA ÇÖKELİK TARTMA

Hekimhan köylerinin birinde, adam çökeliği omuzlamış pazara satmaya götürüyormuş. Yolda Osman Dayı adında biri seslenip durdurmuş adamı. Çökeliği almak için üç aşağı beş yukarı derken anlaşmışlar. Çökelikçi demiş ki “terazim var amma, kiloyu evde unutmuşum, ben satmaktan caydım”. Osman Dayı, “üzülme yeğenim” demiş “benim ayağımın tabanı kilo vazifesi görer”.

Böylece terazinin kefesinin birine çökeliği diğerine de Osman Dayı’nın ayağını koymuşlar. Osman Dayı ayağının ağırlığıyla bastırmış teraziye, ardından “yeğenim tamam kefeleri dengeledim, tamı tamına 10 kilo 300 gram geldi, hadi 300’ünü derinin darasına düşek, 10 kilo kalır geriye” demiş.

Posted in Fıkralar | AYAKLA ÇÖKELİK TARTMA için yorumlar kapalı
Tem 19

TARİHTE BUGÜN

19 Temmuz:

64 – Yaklaşık bir hafta süren Büyük Roma Yangını, Roma’nın üçte ikisinin yanmasına neden oldu.

711 – Hristiyan Vizigotlar ile Tarık bin Ziyad yönetimindeki Arap ve Berberi orduları arasında Guadalete Muharebesi gerçekleşti.

998 – Bizans İmparatorluğu ile Fâtımîler arasında Epemiye Muharebesi gerçekleşti.

1870 – FransaPrusya‘ya savaş ilan etti.

1996 – 1996 Yaz OlimpiyatlarıAtlantaGeorgia‘da başladı.

Samuel Colt (d. 1814)

Fausto Zonaro (ö. 1929)

Brian May (d. 1947)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 19

ATATÜRK’ÜN BUDUNA DÖNÜŞÜ VE ÖZAL FİTNESİ.

ATATÜRK’ÜN BUDUNA DÖNÜŞÜ VE ÖZAL FİTNESİ.

Konumuz, Atatürk’ün buduna dönüşü ve Özal fitnesi.

”Anadolu’nun Türkleştirilmesi’’ sözü Özal tarafından kasıtlı olarak çok sıkça kullanılmıştır.

Özal, art niyetli olarak söylediği bu sözüyle;

Anadolu’nun binlerce yıllık Türk yurdu olmayıp, bu coğrafya insanının Türk olmadığını ve Türklüğün zoraki bir dayatma olduğunu ima etmiştir.

Özal’a göre, Atatürk’le beraber Anadolu’da baskıya dayalı ve zorlama bir Türkleştirme hareketi başlatılmıştır!

Özal’la Anadolu’da sinsi bir ‘’ETNİK AYRIŞIM’’ başlatılmış olup, bunun neticesi olarak da Anadolu coğrafyasına ayrılık tohumları bizzat Özal tarafından ekilmiştir.

Anadolu en az 10.000 yıllık bir Türk yurdudur. Hatta daha da fazla.

Cumhuriyet rejimi, bir Türkleştirme macerası değil aksine 730 yılında ORHUN KİTÂBELERİNDE ADI GEÇEN TÜRK BUDUNU’NA (Türk milletine) dönülerek, yitirilen TÜRKLÜK BİLİNCİNİN yeniden kazanılma sürecidir.

Atatürk, Zeki Velidi Togan’a elindeki bütün tarihi vesikaları vererek, ondan Anadolu’da en az dokuz bin yıllık bir Türk tarihi yazmasını istemesi bunun en büyük delilidir.

KİRLİ OYUN!

Türkiye’mizde yazılan tarih dersi kitapları, yazım işlemi bittikten sonra ABD de ki o meşhur Tarih Enstitüsüne gönderilir. Burada yeniden elden geçirilerek bize ”Şu kısmı tamamen çıkarın, şu kısmı değiştirip şöyle yazın” şeklinde tâlimat verilir.

Emir büyük yerden geldiği için bizimkiler de CONİ AMCALARININ dediklerini harfiyen yerine getirerek, istenilen ekleme ve çıkarmaları yapmakta bir mahsur görmezler!

Bu yüzdendir ki bugün okullarımızda okutulan tarih ders kitâplarında, bir şehir devletinden ibaret olan Trabzon’da ki Kommenler, RUM PONTUS İMPARATORLUĞU olarak geçerken, Türklerin Anadolu’ya gelişleri ise 1071 olarak gösterilmektedir.

Şayet, Trabzon’da bir Rum Pontus İmparatorluğu var ise, bu İmparatorluğun en az 300-500 km öteden başlayan bir sınırının olması gerekmez mi?

O sınır geçildiğinde savaş başlamaz mı?

Lâkin, Fatih Sultan Han Trabzon surlarının dibine kadar hiç bir güçle karşılaşmadan gelip şehri kuşatmıştır. Bu demek oluyor ki ortada sadece bir ”Şehir Devleti” var iken, ABD dayatmasıyla biz bunu çocuklarımıza Rum Pontus İmparatorluğu şeklinde okutuyoruz.

Diğer bir dayatma ise;

Türklerin Anadolu’ya gelişleri kasten 1071 olarak gösterilerek, Türklerin Anadolu’da ki varlıkları 900 küsur seneyle sınırlandırılmak istenir.

Son yıllarda, Türk’ün ANDINA, Türk ismine, Türk kimliğine, Türk’ün varlığına karşı artan saldırılar, hatta Türk ismini Anayasadan silmeye kadar varan nankörlükler üzerine birkaç söz söylemek gerekirse ki her zamankinden daha çok gerekiyor!

Türk milleti olarak çeşitli nankörlüklerle karşılaştığımızda fazla üzülmememiz gerekmektedir. Bazı şerefsizlerin şerefsizliklerini onların tabiatları gereği olan davranış şekilleri olarak görmeliyiz.

İnsanı bir pıhtıdan yaratan ve kendisine akıl, sağlık ve daha sayılamayacak kadar birçok nimetleri sunan Allah’a karşı nankörlük eden bir insanın; bütün imkânlarından istifade etmesinin yanında, soyunun- Sopunun bu günlere kadar gelmesini sağlayıp kendisini en üst makamlarına kadar yükselten Türk milletine karşı nankörleşip ihanet etmesi gayet normaldir, çünkü bu tipler, imandan, vicdandan, ahlâk ve sadakat duygusundan mahrum birer şeref fukarasıdırlar.

GÜNÜMÜZ DALLAMALARININ SALLAMALARI!

Atatürk’ün sözleri, bugünkü dallamaların sallamalarına benzemez, mutlaka sağlam bir kaynağa dayanırdı. Çünkü O’ resmi kayıtlara göre 3 bin 997 kitap okuyan ve okuduğu sayfalara kendi el yazısıyla notlar düşen bir üstün şahsiyetti.

Atatürk’ün okuduğu kitapların;

2 bin 151’i Anıtkabir,

1741’i Çankaya Köşkü,

102’si İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi,

3’ü ise Samsun İl Halk Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

Alıntı: ORHAN KILIÇOĞLU

Posted in Gündem | ATATÜRK’ÜN BUDUNA DÖNÜŞÜ VE ÖZAL FİTNESİ. için yorumlar kapalı
Tem 18

TARİHTE BUGÜN

18 Temmuz:

MÖ 390 – Roma Cumhuriyeti ile Galya arasında gerçekleşen Allia Muharebesi‘ni Galyalılar kazandı.

656 – Ali bin Ebu Talib halife oldu.

1920 – Mîsâk-ı MillîTürkiye Büyük Millet Meclisi‘nde kabul edildi. BMM, Mîsâk-ı Millî üzerine yemin etti.

1925 – Adolf Hitlernasyonal sosyalist fikirlerini açıkladığı kişisel manifestosu Mein Kampf‘ı (Kavgam) yayımladı.

1975 – Apollo – Soyuz kenetlenmesi televizyondan naklen verildi.

Caravaggio (ö. 1610)

Nelson Mandela (d. 1918)

Refik Halit Karay (ö. 1965)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 18

BABA İLE OĞUL

BABA İLE OĞUL

82 yaşında bir baba, 50 yaşındaki oğluyla kanepede oturuyor.
Oğlu başarılı, eğitimli, ciddi. Baba sessiz, biraz zayıf ama tetikte.
Aniden pencere kenarına bir karga konar.
“Bu ne?” diye sorar baba sessizce.
“Bir karga, baba,” diye cevap verir oğul sakince.
Birkaç saniye geçer.
“Bu ne?” diye tekrar sorar baba.
“Az önce söyledim ya, bir karga,” der oğul, biraz sinirlenerek.
Bir sessizlik anı daha.
“Bu ne, oğlum?” diye sorar baba üçüncü kez.
Şimdi oğul sesini yükseltir:
“Bir karga, kahretsin! Kaç kere söylemem gerekiyor?!”
Baba hiçbir şey söylemez. Ayağa kalkar ve yavaşça odasına girer.
Bir süre sonra elinde eski, yıpranmış bir defterle geri döner. Dikkatlice karıştırıyor ve oğluna uzatıyor.
“Lütfen bunu oku,” diyor sessizce.
Oğul okuyor:
“Bugün üç yaşındaki oğlumla kanepede oturuyordum. Pencereye bir karga kondu.
Oğlum bana 23 kez sordu: Baba, bu ne?
Ve her seferinde gülümseyerek cevap verdim: Bu bir karga, canım.
Ona sarıldım, başını okşadım- merakına minnettardım.
Sevgi ve sıcaklık dolu bir andı.”
Oğul sessiz.
Bakışları boşlaşıyor.
Ve yüreğinde sessiz bir utanç yayılıyor.
Neden?
Çocukken bize sonsuz bir sabır verilir-ama ebeveynlerimiz yaşlandığında, tam da onlara karşı olan sabrımızı kaybederiz.
Ama onlar büyük bir şey istemezler. Para yok, hediye yok.
Sadece biraz zaman. Biraz yakınlık. Biraz kalp.
Çünkü bir gün biz de o kanepede oturuyor olacağız.
Ve umarım biri aynı soruyu 23 kez yanıtlar-rahatsızlıkla değil, ama sevgiyle.

Posted in Hikayeler | BABA İLE OĞUL için yorumlar kapalı
Tem 17

TARİHTE BUGÜN

17 Temmuz:

1763 – Rus-Çerkes Savaşı başladı.

1867 – Marx‘ın Das Kapital adlı eserinin ilk cildi yayımlandı.

1918 – Bolşevikler, Rus Çarı II. Nikolay‘ı, eşini, çocuklarını ve dört sadık yakınını Yekaterinburg‘da idam ettiler.

1936 – Cumhuriyetçi Halk Cephesi koalisyonuna karşı askerlerin ayaklanması ile İspanya İç Savaşı başladı.

1975 – Amerikan uzay aracı Apollo ve Rus uzay aracı Soyuz uzayda birleşti.

Mimar Sinan (ö. 1588)

Adam Smith (ö. 1790)

Angela Merkel (d. 1954)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 17

TARİHİ DÖNEMEÇ; TÜRKİYE VE TÜRK MİLLETİ, TARİHİ DÖNÜM NOKTASINDA…

TARİHİ DÖNEMEÇ; TÜRKİYE VE TÜRK MİLLETİ, TARİHİ DÖNÜM NOKTASINDA…

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ “ÜNİTER BİR TÜRK DEVLETİ” OLMAKTAN ÇIKARACAK HİÇBİR SÖYLEM, HİÇBİR EYLEM “TÜRK DEVLETİNİN AKLI” OLAMAZ.

OLSA OLSA BAŞKA BİR DEVLETİN AKLI OLUR!

Böyle devlet aklı olmaz!

Öcalan PKK’nın lideri değil mi? Sizin deyişinizle “PKK’nın kurucu önderi” değil mi? Siz kime statü istiyorsunuz? Statü istemek, görüşmelerde onu muhatap kabul etmek değil midir?

****

Hiç kimsenin aklı, devlet aklı değildir. Hiçbir partinin, hiçbir grubun, hiçbir kurumun aklı da devlet aklı değildir. İktidarda olanların, onların ortaklarının aklı da devlet aklı değildir.

5 Mayıs 2026 tarihli grup toplantısında Bahçeli şöyle diyor:

“Farklı partiler olacaktır, eleştiri yapılacaktır. Demokrasinin tabiatı budur. Ancak eleştiri başka, ülkenin moralini yıpratmak başkadır. Rekabet başka, Türkiye’nin istikametini karartmak başkadır. Muhalefet etmek başka, millî meselelerde ortak aklı zehirlemek başkadır.”

Bu sözlerde “demokrasinin tabiatı” denilerek eleştiriye izin veriliyormuş gibi bir hava var. Ardından gelen cümlelerde ise kapılar kapatılıyor. Kendilerinin “millî meselelerde ortak akıl” olarak niteledikleri görüşleri eleştirirseniz bu eleştiri olmuyor; “ülkenin moralini yıpratmak” oluyor, “Türkiye’nin istikametini karartmak” oluyor, “ortak aklı zehirlemek” oluyor.

“Millî meselelerde ortak akıl” kimin, kimlerin aklıdır? “Kurucu önder” nitelemesinden sonra bir de “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” statüsü çıkardınız. On binlerce insanın katledilmesinden müebbet hapse mahkûm edilmiş bulunan bir suçluya statü vermek midir ortak akıl? Bu tutumu, bu söylemleri eleştirmeyecek miyiz? “Terörsüz Türkiye” dediğiniz süreci eleştirmeyecek miyiz? Bu politikanın yanlış olduğunu söylemeyecek miyiz, yazmayacak mıyız? Söyleyip yazarsak Türkiye’nin istikametini karartmış mı olacağız? Millî meselelerde ortak aklı zehirlemiş mi olacağız?

On binlerce cana mal olmuş, amacı bölücülük olan bir terör örgütünün liderine statü istiyorsunuz sonra da “Terörsüz Türkiye teslimiyet değildir, Terörsüz Türkiye taviz değildir, Terörsüz Türkiye terör örgütüyle pazarlık değildir.” diyorsunuz.

Bir teklifim var. Şunları da üstüne basa basa, açıkça söyleyiniz: “Terörsüz Türkiye, Türk devletine ortak kabul etmek değildir, terörsüz Türkiye üniter yapıyı değiştirmek değildir.” Evet, bunları da söyleyiniz.

Öcalan PKK’nın lideri değil mi? Sizin deyişinizle “PKK’nın kurucu önderi” değil mi? Siz kime statü istiyorsunuz? Statü istemek, görüşmelerde onu muhatap kabul etmek değil midir? Nitekim “Temennimiz PKK’nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır.” diyorsunuz. Bu muhatapla, bu koordinatör ile pazarlık etmeyeceksiniz de evcilik mi oynayacaksınız? Örgütün de onun siyasi uzantısının da neler istediklerini herkes duyuyor da siz duymuyor musunuz?

Biz, bazı siyasilerin ağzında dolaşan “Türk, Kürt, Arap” söylemini kabul etmiyoruz. Türkiye Türk devleti olarak kurulmuştur, öyle de devam edecektir. Türk’ün ne olduğu da anayasanın 66. maddesinde belirtilmiştir.

Türkiye, millî, üniter bir Türk Devleti olarak kurulmuştur. Cumhuriyetin bütün anayasalarında da bu durum açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla…

Devletimize ortak kabul etmeyiz, üniter yapısının değişmesine izin vermeyiz. Yoksa Türkiye teröre yenildi de mi örgütle müzakere ediliyor?

Sürece destek veren, süreci Öcalan’la yürüten bütün siyasi partiler ve özellikle ana muhalefet partisi, siz de kendinize geliniz! Türkiye Cumhuriyeti bir Türk devletidir ve bundan vazgeçecek değildir.

Eğer birilerinin kulaklarına bütün bunların “devlet aklı” olduğunu fısıldayanlar varsa onlar da kendilerine gelmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti’ni “üniter bir Türk devleti” olmaktan çıkaracak hiçbir söylem, hiçbir eylem “Türk devletinin aklı” olamaz, olsa olsa başka bir devletin aklı olur

Alıntı: Ahmet Bican Ercilasun

Posted in Gündem | TARİHİ DÖNEMEÇ; TÜRKİYE VE TÜRK MİLLETİ, TARİHİ DÖNÜM NOKTASINDA… için yorumlar kapalı
Tem 16

TARİHTE BUGÜN

16 Temmuz:

1942 – Fransa‘daki en büyük Yahudi tutuklanması: 12.884 Yahudi Auschwitz‘e gönderilmek üzere tutuklandı.

1945 – Manhattan Projesi gereğince Amerika Birleşik Devletleri yakınlarında ilk atom bombası denemesi yapıldı.

1969 – Apollo 11 Cape Kennedy uzay üssünden fırlatıldı.

1979 – Saddam HüseyinIrak devlet başkanı oldu.

1994 – Shoemaker–Levy 9 kuyruklu yıldızının parçaları Jüpiter gezegenine çarptı.

Orhan Şaik Gökyay (d. 1902)

Yasuo Fukuda (d. 1936)

Heinrich Böll (ö. 1985)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 16

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

Sözcüklerin arasına veya cümlenin sonuna konulan ‘Noktalama İşaretleri’ okuma sanatçısında duygu değişimine neden olur.

Onu üzer…

Sevindirir…

Hatta ağlatır bile.

İşte o okuma sanatçısı;

Okuduğunun keyfini…

Üzüntüsünü…

Sevincini yaşıyor olması, ayrıca da okuduğu metni anlaması ve anlamlandırması, büyük bir ayrıcalıktır ki işte o noktalama işaretlerinin varlığına borçludur.

Elbette bunun için önce okumayı sevmek gerek.

Bir de noktalama işaretleriyle hasbıhal olabilmek çok önemli.

Mesela; ‘Virgül’de kısa soluklanılırken, ‘noktalı virgülde’ biraz daha rahat nefes almayı ihmal etmemeyi…

Mesela; ‘Nokta’da biraz daha uzun soluklanmayı…

Bir sonraki cümlenin rahat okunması için nefesin yeterince tutulup bırakılarak ayarlanabilmesi gerçekten çok önemli!

Mesela; ‘Ünlem’de heyecanı…

Coşkuyu…

Üzüntüyü…

Sevinci…

Şaşkınlığı… durarak, soluklanarak, derin nefesler alarak, yüreğimize götürürken; kimi zaman gözyaşlarının akmasına…

Kimi zaman tebessüm edilmesine…

Ya da kahkahanın atılmasına izin verilerek…

Bir sanatçı duygusallığı ile okumanın tadına varılabilme güzelliğini hissedebilmek gerek.

Hele de ‘iki kesik çizgi’ arasındaki ifadenin, cümleye nasıl da derin anlam kattığını, dinleyiciyi nasıl da etkilediğini göreceksiniz.

Diğer taraftan ^şapka, benzer sözcükleri birbirinden ayırarak nasıl farklı bir anlam kazandırdığını fark edeceksiniz.

Mesela, ‘Hala’ ile ‘Hâlâ’ gibi…

Mesela, ‘Hal’ ile ‘Hâl’ gibi

Hatta, ‘Kar’ ile ‘Kâr’ gibi gibi.

Ve -yine söylüyorum- bütün bunları yapabilmek için evvelemirde okumayı sevmek ve önemsemek lazım.

Çünkü sanat, sevmekle başlıyor.

Kendinden bir şey katmakla.

Yoğun ve yorucu bir şekilde emek vermekle.

Ve sabırla elbette.

Yoksa başka türlü ne sanat olabilir ne okuma sanatçısı olur.

Biliyor musunuz, noktalama işaretlerinin hakkını vererek okumak, insana ayrıcalık da kazandırıyormuş.

Hatta içinde bulunduğu grup arasında insanı farklılaştırıyormuş bile!..

Ses tonuyla…

Vurgusuyla…

Hatta katılabilirse eğer, tuzu biberiyle, yani beden diliyle…

Alıp da başını bir yerlere götürüyormuş insanı!..

Sözcükler, yüreğin seslendirdiği tınıyla buluşunca, insanın kimyasını bile değiştirebiliyormuş.

İnanın bana doğru söylüyorum.

“Okumak… Bir sanatçı gibi kılı kırk yararak… Bir sevdalı gibi sözcükleri yürekle buluşturarak okumak!”

O nedenle ya, “Okumak bir sanattır” diyorum ben.

O nedenle, ‘İyi bir okuyucuya da sanatçı denir.’ diyorum.

Sizi bilmem, ama ben böyle düşünüyorum.

Alıntı: Yunus Arıkan

Posted in Atasözleri Vecizeler | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı