Tem 13

TARİHTE BUGÜN

13 Temmuz:

1793 – Fransız İhtilali önderlerinden Jean-Paul Marat, muhalifi Charlotte Corday tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

1878 – Osmanlı İmparatorluğu, Çarlık Rusyası, İngiltere, Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya ve Fransa arasında Berlin Antlaşması imzalandı.

1930 – İlk Dünya Futbol Şampiyonası Uruguay‘ın başkenti Montevideo‘da başladı.

1985 – Afrika‘daki açlığa yardım fonu toplamak amacıyla Live Aid konseri düzenlendi.

1995 – Senirkent sel felaketi: Isparta‘nın Senirkent ilçesindeki sel felaketinde 74 kişi öldü.

İbrahim Çallı (d. 1882)

Harrison Ford (d. 1942)

Frida Kahlo (ö. 1954)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 13

BEBEK ÖLÜMLERİNİ ÖNLEMEYİ BAŞARAN DR. ERNST MORO…

BEBEK ÖLÜMLERİNİ ÖNLEMEYİ BAŞARAN DR. ERNST MORO…


Moro çorbası ile binlerce bebeğin ölmesini engelleyen, Avusturya kökenli çocuk doktoru.
Ernst Moro, 1874 yılında dönemin en büyük imparatorluklarından biri olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na bağlı olan Slovenyada dünyaya geldi. Graz’daki üniversitede öğrenimini bitirdi ve daha sonra Almanya Heidelberg Üniversitesi’nde pediatri profesörü unvanını aldı.
Pediatri dalı o dönemlerde Avrupa’da bağımsız bir tıp alanı olarak gelişme göstermekteydi.
Yine bu dönemde bebeklerde ve çocuklarda ölüm oranı çok yüksekti ve neredeyse %25’e kadar ulaşıyordu. O yıllarda bebek ölümlerinin en önemli nedenlerinden biri ise ishaldi. Evet! Bugünden bakınca basit gözükebilir ama nedeni buydu. Dr. Ernst Moro ishal nedeniyle ölen bebeklerin nasıl sağ kalacağını bulmayı başarmıştı, üstelik kolay ve zekice bir yöntemle.
Dr. Ernst Moro, bebeklere kendi yaptığı havuç çorbasını vermeye, içirmeye başladı. Hazırladığı havuç çorbası üstelik sadece 3 malzemeden oluşmaktaydı: havuç, su ve tuz. İyice yıkanmış yani mikroorganizmalardan arındırılmış yarım kilo havuç yumuşayana kadar suda haşlanır ve elekten geçirildikten sonra 1 litre su eklenir; son olarak ise bir tutam tuz eklenir ve kaynamaya bırakılır.
İşte bu basit çorba tarifinin bebeklerde ishali durdurduğu gördüğünde Moro, bebeklere bunu bir tedavii yöntemi olarak kullanmaya başladı. Tarif sayesinde ölümler %50 oranında azalma gösterdi. Almanya’da 2002 yayınlanan bir araştırmada, havuç çorbasının içinde bulunan bakterilerin bağırsağın duvarlarına yapışmasını engelleyerek ishali durdurduğunu gösterdi. Zamanla bu basit ve etkili tedavi antibiyotikler ile ikame edildi.
“Moro çorbası” (İngilizce: Moro Soup) aslında çocuklarda ishal tedavisinde kullanılan, tıbben de etkisi kanıtlanmış özel bir çorbadır.
1911’de Dr. Ernst Moro adlı bir Avusturyalı çocuk doktoru tarafından geliştirilmiştir.
Basit görünür ama bağırsak enfeksiyonlarına karşı oldukça etkili olduğu bilimsel olarak da gösterilmiştir.

▫️Mora Çorbasının Faydaları
1. İshali durdurur:
Havuç kaynatıldığında içindeki oligosakkaritler, bağırsakta zararlı bakterilerin tutunmasını engeller.
Bu sayede, özellikle E. coli gibi bakterilerin neden olduğu ishallerde etkilidir.
2. Bağırsak florasını dengeler:
İçerdiği doğal lifler ve nişasta, bağırsaktaki yararlı bakterilerin beslenmesine yardımcı olur.
3. Bağırsak mukozasını onarır:
Kaynatma sürecinde oluşan asidik yapılar (örneğin galakturonik asit tuzları), bağırsak yüzeyini korur.
4. Bebekler ve çocuklar için güvenlidir:
6 aydan büyük bebeklerde, hafif-orta ishal durumlarında güvenle kullanılabilir.
5. Doğal bir elektrolit desteğidir:
Tuz ve su dengesiyle birlikte sıvı kaybını önler
6. Bağırsak gazı ve şişkinliği azaltır.

Ek Bilgi
Dr. Moro’nun çorbası, antibiyotiklerin henüz keşfedilmediği dönemde çocuk ölümlerini ciddi oranda azaltmıştır.
Günümüzde bile bazı hastanelerde doğal rehidrasyon tedavisi olarak önerilmektedir.

Alıntı

Posted in Hikayeler | BEBEK ÖLÜMLERİNİ ÖNLEMEYİ BAŞARAN DR. ERNST MORO… için yorumlar kapalı
Tem 12

TARİHTE BUGÜN

12 Temmuz

1806 – 16 Alman Prenslik Devleti, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu‘ndan ayrılarak Ren Konfederasyonu‘nu kurdu.

1878 – Osmanlı İmparatorluğu‘nun, Kıbrıs adasının yönetimini Kıbrıs Sözleşmesi ile Birleşik Krallık‘a devretmesinin ardından, Ada’ya ilk Birleşik Krallık bayrağı, Lefkoşa burçlarına çekildi.

1918 – I. Dünya Savaşı sırasında Salyan Muharebesi gerçekleşti. Kura nehri Osmanlı ordusu tarafından kontrol altına alındı.

1932 – Türk Dil Kurumu, Mustafa Kemal Atatürk tarafından kuruldu.

1950 – René Pleven, Fransa Başbakanı oldu.

Pablo Neruda (d. 1904)

Nathan Söderblom (ö. 1931)

Lee Byung-hun (d. 1970

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 12

11 TEMMUZ 1995 BU TARİHİ “UNUTMA, UNUTTURMA”

11 TEMMUZ 1995 BU TARİHİ “UNUTMA, UNUTTURMA”

TARİHİN EN KANLI KATLİAMI SREBRENİSTA (Boşnakların katledilmesi jenosid’e uğraması)

Ruhları şad, MEKANLARI CENNET OLSUN.

“Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın!”

Çünkü, unutulan soykırım tekrarlanır.

Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.”

Aliya İzzetbegoviç

LAVİNİA ÇİÇEĞİ VE MAVİ KELEBEĞİN DANSI.

Roma İmparatorluğu’nun baş kumandanı Titus Andronicus’un kızıydı Lavinia.

Dünyalar güzeliydi.

Babasının aksine hayat doluydu.

Öldürmeyi değil, yaşatmayı severdi.

İyi kalpliydi, yardımseverdi, merhametliydi.

Titus’un savaşta olduğu bir gün, düşmanları Tamora’nın iki oğlu tarafından tecavüze uğradı.

Haber Roma’ya tez yayıldı.

Titus savaştan döndükten sonra kızını kendi elleriyle öldürdü.

Şehrin uzağında bir tepeye gömdü.

Aylar sonra mezarının üzerinde bir çiçek çıktı.

O çiçeğe de Lavinia dediler.

Ölüm çiçeği demekti.

Ya da Misk çiçeği. Bazı yörelerde yavşan otudur adı.

*   *   *

Her çiçek bir kelebektir aslında.

Kelebeği yaşatan çiçektir.

Çiçeği çoğaltan da kelebek.

Çiçeksiz yerde kelebek olmaz.

Kelebeksiz yerde çiçek çoğalmaz.

Çiçeğin üzerine konan kelebek, aynı zamanda tat alma organı olan ayaklarıyla balözünü test eder.

Tadı hoşuna giderse, kıvrılı hortum şeklindeki ağzını uzatarak o balözünü emer.

Özellikle Mavi kelebekler çok seçicidir.

Her çiçeği emmezler.

Onlar en çok Lavinia’nın(ölüm otu) balözünü severler.

*  *  *

İnsanlık tarihi bir bakıma öldürmeyi ya da yaşatmayı sevenlerin savaşıdır.

Tıpkı Roma başkumandanı Titus ve kızı Lavinia gibi.

Çok eski değil.

Daha 31   yıl önce.

Bugün uygar dediğimiz Avrupa’nın göbeğinde.

Sözde gelişmiş Avrupalıların gözleri önünde.

Sırp faşistleri Bosna ve Kosova’da toplu katliam yaptı.

Tam 312 bin çocuk, kadın, yaşlı, genç sistemli ve planlı şekilde öldürüldü.

Toplu mezarlara gömüldü.

31 yıl önce bugün Birleşmiş Milletlerin güvenliğini sağladığı Srebrenitsa kentinde 8 bin 372 insan vahşice öldürüldü.

Öldürenler Sırp milliyetçilerinden oluşan ve isimlerine “Akrepler” denen Sırbistan özel güvenlik güçleriydi.

Birleşmiş Milletlerin çoğu Hollandalı 400 silahlı askeri bu katliamı da sadece seyretti.

Bosna Hersek’ deki vahşet ikinci dünya savaşından sonra dünyanın gördüğü en büyük soykırımdı.

Evet;

Daha 31 yıl önce.

Avrupa’nın göbeğinde.

Uygar denilen Avrupalıların gözleri önünde.

312 bin Boşnak katledildi.

250 bin insan yaralandı.

2 milyon insan evini yurdunu terk edip mülteci oldu.

Öldürülenler toplu mezarlara gömüldü.

*  *   *

Aradan 21 yıl geçti.

Bosnalılar soykırımı dünyaya kabul ettirmek için aylarca, yıllarca o toplu mezarları aradı.

Çok zorlandılar.

Çünkü katiller mezarların saklı kalması için çok uğraşmıştı.

Çukurları çok derine kazmışlardı.

Üstlerini çevrenin doğal bitki örtüsüne uygun olarak yeşillendirilmişlerdi.

Öyle ki, uydu fotoğrafları bile işe yaramıyordu.

Ta ki mavi kelebekler ortaya çıkana kadar. Mavi kelebeklerin sayısındaki artış uzmanların dikkatini çekmişti.

O bölgelerde incelemeler yaptılar.

Mavi kelebeklerin çok olduğu yerlerde bitki örtüsünde de ilginç bir zenginleşme vardı.

Nedenini araştırırken, korkunç gerçekle karşılaştılar.

O bölgeler toplu mezarlardı.

Gömülen bedenler toprağa karıştıkça toprağın besleyiciliği artmıştı.

Topraktaki mineral ve protein zenginliği Lavinialar’ın fışkırmasına neden olmuştu.

Bu çiçeğin balözüyle beslenen mavi Kelebeklerin sayısı da bu nedenle artmıştı.

İşte bu yüzden Bosna’da mavi kelebeklerin kanat sesleri hem ölümün hem yeniden doğuşun habercisiydi.

*  *  *

Roma başkumandanı Titus’a Mısır seferinde bir bilgeden söz ederler.

Her soruya cevap veren bir bilge.

Halk ona büyük saygı duymaktadır.

Her konuda ona danışmaktadır.

Titus onun ismi altında ezilmektedir.

Sinirleri bozulur.

Uykuları kaçar.

Bu işe bir çözüm bulmalıdır.

Bilgeye öyle bir soru sormalı ki, asla bilmemelidir.

Danışmanlarıyla günlerce konuşur.

Sonunda karar verir.

Eline bir kelebek alacak ve bilgeye soracak.

“Elimdeki kelebek ölü mü, diri mi?”

Bilge “diri” derse, sıkıp öldürecek.

“Ölü” derse elini açıp serbest bırakacak.

Öylece bilge bilmemiş olacak.

Plan hazırdır.

Halka duyuru yapılır.

Bilgeye haber salınır.

Titus halkın gözü önünde bilgeye sorar.

“Elimde bir kelebek var. Ölü mü, diri mi?”

Bilge hiç düşünmeden cevaplar.

“O senin elinde.”

*  *  *

Yaşatmak elimizde.

Yaşatmayı seçin.

Alıntı

Posted in Gündem | 11 TEMMUZ 1995 BU TARİHİ “UNUTMA, UNUTTURMA” için yorumlar kapalı
Tem 11

TARİHTE BUGÜN

11 Temmuz

1302 – Altın Mahmuzlar Savaşı‘nda Flandre şehirleri etrafındaki “Koalisyon Ordusu”, Fransa Krallığı Ordusu’nu yenilgiye uğrattı.

1346 – IV. Karl, “Elektör Prensler” tarafından Roma Kralı (rex Romanorum) olarak seçildi.

1899 – Fiat, Giovanni Agnelli tarafından Torino‘da kuruldu.

1995 – Sırp Cumhuriyeti Ordusu, Krivaya 95 harekâtını düzenleyerek, Srebrenitsa‘yı ele geçirdi. Srebrenitsa Soykırımı, NATO askeri müdahalesinin hazırlanmasına gerekçe oldu.

2010 – İspanya, 2010 Dünya Kupası‘nda, Hollanda‘yı 1-0 yenerek ilk kez FIFA Dünya Kupası sahibi oldu.

I. Friedrich (d. 1657)

William Edward Forster (d. 1818)

Laurence Olivier (ö. 1989)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 11

DÜNYA’NIN DÖNÜŞÜNÜ HİSSETMEMEK

DÜNYA’NIN DÖNÜŞÜNÜ HİSSETMEMEK

Türkiye, her yeni gün bir önceki günü aratmayan gündem ve olaylara gebe oluyor. Gündem o kadar hızlı değişiyor ki Türk milleti artık gündemin hızından etkilenmiyor. İnternette bulduğum bilgiye göre Dünya’nın kendi etrafında dönüş hızı saatte 1670 kilometre, Güneş’in etrafında ise saatte 107.000 kilometre olarak hesaplanmış olduğu söyleniyor. Bu yüksek hızı hissetmememizin sebebi ise dönüşün dengeli ve sabit olması ile yerçekimi olarak gösterilmektedir. Türkiye’de de durum farklı değildir. Aynı olaylar on yıllar geçse bile aynı şekilde yaşanmaktadır. Güç sahipleri yıllardan bu yana gündemi yönetmektedir. Onların istediği gündemi tartışıyor istemedikleri ise aklımızdan uçup gidecek şekilde ve göz atılacak şekilde gösteriliyor. Böylece toplum aynı şeyleri yaşasa da her defasında öncekinden daha da tepkisizleşiyor ve olaylar hafızasında yer etmemeye başlıyor.

Türkiye, Bahçeli’nin “çözüm süreci” ve “umut hakkı” açıklamalarından bu yana başka bir yola girmiş gibi duruyor. Aslında iş pek de öyle değil. Çünkü yaklaşık 15 yıl önce mevcut iktidar döneminde yine bir “çözüm süreci” girişimi olmuş ve “başarısızlıkla” sonuçlanmıştı. Bugün yine bir “çözüm” ya da “barış” süreci bir dejavu gibi yaşanmaktadır. Yine bu sürece karşı çıkanlar “kötü niyetli”, bu süreci destekleyenler ise “barışı” uzun vadeli olarak yerleştirmek isteyenler olarak sunuluyor. Gerçekten terör ve terörist ile bir süreç bu ülkeye “barış” getirir mi? Yoksa verilen tavizler 15,30,45…  sene önceki tavizler gibi gelecekte acı bir şekilde hissedilir mi? Sürekli aynı şeyleri yaşıyoruz ama yaşadıkça alışıyoruz ve toplum da bu olaylara karşı uyuşarak eskisinden daha az tepki veriyor. Tıpkı dünyanın dönüşünü hissetmememiz gibi…

Bir başka gündem ise iktidarın yargıyı sopa olarak kullanıp karşıt sesleri sindirme çabası. Bu sürede Prof. Dr. Ümit Özdağ, TCK md. 216 (Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu) sebep gösterilerek hukuksuz bir şekilde tutuklandı. Ardından gazeteci Barış Pehlivan, Serhan Asker, Seda Selek ve Kürşat Oğuz adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Suat Toktaş’ın ve akademisyen Dr. Çiğdem Bayraktar Ör’ün tutuklanmasının dışında bu süreçte oyunculuk sektöründe de tutuklanma ve gözaltılar gerçekleşti. Gerçekleşen süreç bize yine geçmişi çağrıştırıyor. Yaklaşık 15 sene önce fethullahçıların bir operasyon dalgası olan Balyoz ve Ergenekon kumpas taktiklerine benzer yöntemler ile karşıt sesler susturulmaya ve olası sesler ise caydırılmaya çalışılmaktadır. Eflatun’un dediği gibi, “Adaletsizliği işleyen, çekenden daha sefildir.” Türkiye hemen hemen her döneminde iktidarların bu yöntemi ile karşı karşıya kalmıştır. Nasıl ki Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, Nemrut Paşa tarafından hukuksuz bir şekilde İngilizlerin gözüne girme amacı ile idam edilmişse; nasıl ki Kurtuluş Mücadelesi’nde emperyalizmi Anadolu’da gömen, başta ulu önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere barut öksüren adamlar idam fermanları ile gezdiyse; nasıl ki 1944’te Atsız hoca ve Turancılar,  Irkçılık-Turancılık davası ile dünya harbinin kazananlarına göstermek için tabutluklara girdiyse; nasıl ki Balyoz ve Ergenekon’da Kemalist, ulusalcı, millliyetçi vatanseverler fethullahçı yargıya teslim olduysa; bugün de bir başkası denenmeye çalışılıyor. Anayasanın üstünlüğünü ve anayasa yargısını etkisizleştirmenin bu yolu, yasaların anayasaya değil, anayasanın yasalara uydurulması anlamına geldiğinden “anayasaya karşı hile” olarak görülebilir.[1] Sürekli aynı şeyleri yaşıyoruz ama yaşandıkça alışılmışlık oluyor ve toplum da bu olaylara karşı uyuşarak eskisinden daha az tepki veriyor. Tıpkı dünyanın dönüşünü hissetmememiz gibi…

Bir başka gündem ise teğmenlerimiz. Mezuniyet törenlerinde kılıç çekerek ettikleri yemin o günden bu güne gündemimizdeydi, ta ki ihraçları açıklanana kadar.  MSB’nin açıklaması ise şu şekildedir: “Kara Harp Okulu Sancak Devir Teslim ve Mezuniyet Töreni sonrasında kamuoyuna yansıyan görüntülerin ardından başlatılan idari ve disiplin soruşturmaları kapsamında; Millî Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu tarafından sıralı 3 disiplin amirine, Kara Kuvvetleri Yüksek Disiplin Kurulu tarafından 5 teğmene Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu ve Türk Silahlı Kuvvetleri Yüksek Disiplin Kurulları Yönetmeliği amir hükümleri ile diğer mezkûr mevzuat gereğince “Silahlı Kuvvetlerden Ayırma Cezası” verilmiştir.

“Önceliği müesses disiplinin muhafazası ve idamesi olan Türk Silahlı Kuvvetlerimizde; disipline aykırı hiçbir eylem, olay ve duruma müsamaha gösterilmeyeceğinden en ufak bir şüphe duyulmamalıdır.

[1]Bülent Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, Yapı Kredi Yayınları, 35. Baskı, s. 415.

Kaynak: Mustafa Burak Erkan

Posted in Gündem | DÜNYA’NIN DÖNÜŞÜNÜ HİSSETMEMEK için yorumlar kapalı
Tem 10

TARİHTE BUGÜN

10 Temmuz

MÖ 48 – Dyrrhachium Muharebesi‘nde; Gnaeus Pompeius Magnus, Jül Sezar‘ı yenilgiye uğrattı.

1973 – Bahama Adaları, Birleşik Krallık‘tan bağımsızlığını ilan etti.

1985 – Greenpeace gemisi “Rainbow Warrior“, Fransız istihbarat teşkilatı DGSE tarafından Auckland Limanı’nda bombalanarak batırıldı.

1996 – Türksat uydusu, Fransız Guyanası‘ndan uzaya fırlatılarak geçici yörüngesine yerleşti.

2007 – Erden Eruç, ilk tek başına insan gücüyle devrialeme başladı.

Nikola Tesla (d. 1856)

Kurt Alder (d. 1902)

Johann Gottfried Galle (ö. 1910)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 10

TAŞIN VAR DERLER…

TAŞIN VAR DERLER…

* * *

Nefes alma sakın sudan havadan

Yemek bile gelmez tabak, tavadan

Kurtulurum sanma sen bu davadan

Sofranda soğandan aşın var derler…

* * *

Gözleri dönmüştür kimseyi bilmez

Hak, hukuk, adalet desen eğilmez

Bir zindan duvarı suratlar gülmez

Boynunla birlikte başın var derler…

* * *

Yalana yanlışa karnımız toktur

Ancak zalimlerde hiç vicdan yoktur

Niyet kötü ise bahane çoktur

Gözünün üstünde kaşın var derler…

* * *

Düşünceni didik didik sorarlar

Hayalini bile şerre yorarlar

Akla gelmez türlü tuzak kurarlar

Hem yarım asırlık yaşın var derler…

* * *

Eğer olmazsanız denilen gibi

Biat etmezseniz bilinen gibi

Cenaze namazı kılınan gibi

Musallada anlık na’şın var derler…

* * *

Şöyle göz gezdirip baksan etrafa

Suç işlememiş de olsan bir defa

Mezarda da rahat vermez bu kafa

Vatan toprağından taşın var derler…

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | TAŞIN VAR DERLER… için yorumlar kapalı
Tem 09

TARİHTE BUGÜN

9 Temmuz:

455 – Avitus, Batı Roma İmparatoru oldu.

1816 – Arjantin, İspanya’dan bağımsızlığını kazandı.

1961 – Türkiye Cumhuriyeti 1961 Anayasası, halk oylaması sonucunda kabul edildi.

2008 – ABD İstanbul Başkonsolosluğu Saldırısı: ABD İstanbul Başkonsolosluğuna yönelik saldırı gerçekleştirildi, saldırıyı gerçekleştiren 3 kişi ile 3 polis öldü.

2011 – Güney Sudan bağımsızlığını ilan etti.

IV. Ferdinand (ö. 1654)

Jan Neruda (d. 1834)

Tom Hanks (d. 1956)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 09

PROF. DR. İSMAİL HAKKI AYDIN’DAN ALTIN SÖZLER

PROF. DR. İSMAİL HAKKI AYDIN’DAN ALTIN SÖZLER

* Başarının bedelini ve hazzını başarandan sor!

* O kadar cahil ki, “ben” bile yanında alim sayılırım.

* Aşk; heyecanını, cesaretini ve kuvvetini yakılan ateşten alır.

* Sadece kendi mesleğinden anlayanlar, kendi mesleğini de çok iyi anlayamazlar.

* Adamların her evde, en az “Hazıra alışmış tembel bir Amerikalı”sı var.

* Bilim, hayatı daha müreffeh kılarken, ‘Namussuz Bilim’in hayatı zindan etmesine fırsat vermemeli ve gerekli tedbirleri almalıdır.

* Herkes ayağını denk alsın! İnsanlığın geleceğinden emin değilim…

* İlmî hayatın ulvî zorluğuna cesareti olmayanlar, tasavvufun münzevi kolaycılığına sığınır.

* Her devir, kendi “Molla Kasım”ını, içinde saklar.

* Zulüm ne payidar olur ne de inceldiği yerden kopar.  Hiç tahmin edilmediği anda en güçlü yerinden kopar.

* Bazen de “Bilmiyorum!” demek gerek!

Posted in Atasözleri Vecizeler | PROF. DR. İSMAİL HAKKI AYDIN’DAN ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı