Haz 21

SAĞLIKLI TÜRKİYE, SAĞLIKLI DÜNYA

SAĞLIKLI TÜRKİYE, SAĞLIKLI DÜNYA

 

Yeni Zelandalı araştırmacılar, Antarktika’da taze yağan karda ilk defa mikroplastik buldu.

Canterbury Üniversitesi’nden bilim insanları, karla birlikte yağan mikroplastiğin bir pirinç tanesinden biraz küçük olduğunu açıkladı.

Canterbury Üniversitesi doktora öğrencisi Alex Aves ve ekibi, Antarktika’nın 19 bölgesinden numune topladı ve her numunede mikroplastiklere rastladı.

Mikroplastiklerin, Antarktika’daki bilimsel araştırma merkezlerinin etrafında tespit edildiği bildirildi ama çöl tozları gibi uzaklardan rüzgârla taşınmış olabileceği üzerinde de duruluyor…

***

Bu haberden hemen sonra bütün dünyada servise konulan başka bir haberde “Avustralyalı bilim insanları, bir solucan türünün plastik endüstrisinde çokça kullanılan polistireni sindirebildiklerini keşfetti.” deniliyor…

Bugün ilaç sektöründe hemen her ilaçta ve bütün kozmetik ürünlerinde kullanılan “polietilen” zararsız sayılıyor ama acaba öyle mi?

Araştırmayı yürüten Dr. Chris Rinke ve ekibi, solucanların bağırsaklarındaki bakteriler tarafından salgılanan bir enzim sayesinde plastiği sindirebildiğini keşfetmiş.

Haber, “Enzim üzerine çalışmalarını ilerleteceklerini kaydeden bilim insanları, solucanların plastik atıkların geri dönüşümünde kilit rol oynayabileceği görüşünde.” diye bitiyor…

Yani plastik soluyanlar için solucan enziminden ilaç da üretilebilir…

Bu açıklamalar doğruysa, plastik yağmuruna sebep olan ülkeler, yakında solucan enzimi pazarı kurup milyarlarca dolarlık bir pazar oluşturabilir!

***

Almanya’da eczanelerin dışında, devlet izniyle mineral merkezleri açıldı. 1030 tuz madeni bulunan ülkede faydalı mineraller böyle değerlendiriliyor. Bu merkezlere gidenlere önce kan tahlili yapılıyor, sonra kanında eksik bulunan mineraller, uygun dozda, o kişiye veriliyor. Almanya, tuz madenlerini halk sağlığını korumak için kullanıyor.

Türkiye, tuz madenleri bir tarafa, dünyanın en zengin bitki örtüsüne sahip bir ülkedir. Böyle bir coğrafyada, “sağlık pazarı” oluşturmak niyetiyle otel gibi hastane inşa etmek, bir tercihtir… Yalnız, Türkiye’nin sadece arı ürünleri, her an plastik yutan insanları sağlıklı tutar. Doğal yapı bozulmadan, arı ürünleri yanında dağ kekiği çeşitlerinin, dağ çileklerinin yaban mersinlerinin, yayla çaylarının üretimi de yapılabilir ve dünyanın her köşesine gönderilebilir. İnsan sağlığı da “doğal ürünler pazarı” ile korunmuş olur. Tabii arı gibi çalışmak kaydıyla…

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | SAĞLIKLI TÜRKİYE, SAĞLIKLI DÜNYA için yorumlar kapalı
Haz 20

GÖZLERİM, ELLERİM, AYAKLARIM OL!

GÖZLERİM, ELLERİM, AYAKLARIM OL!

 

Türk’üm diyen yiğit zafere evsin

Kutsal değerlerle beslenen devsin

Yanardağlar gibi kızgın alevsin

Tarihte örneği yeterince bol!

Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!

 

Kara cahil kısrağını küstür gel

Baharlardan güzel hava estir gel

Gel, gönlümün zincirini kestir gel

Hürriyet, hürriyet, irademe dol!

Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!

 

Hain yurt edinmiş dini gövdemi

Milliyetle dolu tutun gündemi

Hainler azıya almadan gemi

Sen de düşün, çalış, gayret et, bol bol!

Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!

 

Akılsız, gövdemi sürüyemem ki,

Düşüncemi boşa kürüyemem ki,

Göremem, tutamam, yürüyemem ki,

Haydi, bir el uzat yahut ta bir kol!

Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!

 

Şöyle rahat nefes alamıyorum

Şaşırdım yolumu bulamıyorum

Hiç güzel hislere dalamıyorum

Edepsiz medyanın saçlarını yol!

Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!

 

Dillerde hep “eğerlerle, meğerler”

Tefeciye düşmüş millî değerler

Vatan kokusuyla dolsun ciğerler

Vatana sahip çık, ne demek sağ, sol!

Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!

 

Yeter artık deyip ayılmak için

Şu dünya yüzüne yayılmak için

Asırlar boyunca sayılmak için

Hemen bulmalısın hakiki bir yol!

Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , | GÖZLERİM, ELLERİM, AYAKLARIM OL! için yorumlar kapalı
Haz 19

BU MİLLETİN ADI YOK MU?

BU MİLLETİN ADI YOK MU?

 

“BU MİLLET”

Cuma hutbesi yine bir ‘klasik’ şeklinde geçmişti… Ağustos ayı, Otlukbeli’nin, Çaldıran’ın, Mercidabık’ın, Mohaç’ın, Sakarya’nın, Büyük Taarruz’un ve Malazgirt’in yıldönümü ya, sağ olsunlar unutmamışlar, hutbede yer vermişler!..

Yalnız bir eksikle!.. Bu zaferler kimindir, o belli değil!.. Satır aralarında bir ‘millet’ten söz ediliyor ama hangi millettir, orası sır!.. Daha önce milletleri işaret zamirleriyle ‘bu, şu ve o’ milletler olarak ayırdığımız ve kendimizi de ‘bu millet’ten saydığımız için tahminde bulunabiliyoruz sadece!..

***

Muhtemelen hutbelerde geçen ‘bu millet’ veya ‘aziz millet’ biz oluyoruz!.. Ya da bu bizim hüsnü kuruntumuz!..

Hutbede geçen cümleyi aynen aktaralım: “Yegâne emeli, mabedinin göğsüne namahrem eli değdirmemek olan bu aziz millet, haysiyet ve onuruna hiçbir zaman halel getirmemiştir…”

Bu cümlede ‘aziz millet’ pozisyonundayız!.. Irkçılıkla karıştırılmasın diye söylemiyoruz, yoksa burada kastedilen biziz, sakın yanlış anlaşılmasın!.. Şifreler belli: Yegâne emel… Mabedinin göğsüne namahrem eli değdirmeyen… Haysiyet ve onuruna hiçbir zaman halel getirmeyen!..

Arif olan anlasın!.. Tanzanyalılar değil ya burada kastedilenler!.. Biziz biz, biz yani ‘bu milllet’!..

Hutbeden ikinci cümle: “Hakka tapan milletimizin birlik ve beraberliğine göz dikenler, rezil ve zelil olmaya mahkûmdur...”

Peki burada ifade edilen hangi millet? Tabii ki yine ‘bu millet’!..

“Aziz milletimiz, dün en ağır şartlara rağmen yedi düveli dize getirdiği gibi, bugün de feraseti ve Allah’ın inayetiyle hainlere geçit vermeyecektir…” Bu da hutbedeki üçüncü ‘millet‘li cümlemiz… Farkındaysanız yine ‘aziz millet’ pozisyonundayız!..

Devam ediyoruz hutbeye: “Milletimizin bekası uğruna, Allah’a olan sadakatimizi, teslimiyetimizi ve tevekkülümüzü pekiştirelim...”

“Tarih şahittir ki Cenab-ı Hak, dinini ve vatanını muhafaza etmeyi en ulvi görev bilen aziz milletimizi yardımsız bırakmayacaktır…”

“Ey bu toprakları asırlardır Müslüman yurdu kılan, bu milleti şehadet ve gazilikle defalarca onurlandıran, şüheda evladı eyleyen Rabbimiz!..”

***

Belli ki bunların gözünde ırkçılık, Türk’ün olduğu yerde başlıyor, Türk’ün bittiği yerde de bitiyor!.. Bir milleti ısrarla yok saymanın, onun adını zikretmekten büyük bir özenle kaçmanın bir başka ırkçılık türevi olduğu görülmüyor veya umursanmıyor…

‘Bu millet’ adına sahiplenmeye kalktıkları zaferlerin tamamı Türk’e aitken, o Türk’ün adı bunlara fazla ağır yük gibi geliyor!.. Öyle ya Malazgirt’te ‘bu millet’le ‘o millet’ çarpıştı, Alparslangiller Diyojengilleri yendiler ve Anadolu’nun pimapenden yapılmış kapılarını Müslümanlara açtılar!..

Al sana ırkçılıktan arınmış tarih bilgisi!.. Bozdur bozdur hutbe hazırla!..

Önümüzün bayram olduğunu ve Diyanet’in Türk’ü yine yok sayıp saymayacağını takip ettiğimizi ifade ederken yine o soruyla bitirelim yazıyı:

“Sonra da ırkçılıkla mücadele öyle mi? Sahi Türkiye’de kimler ırkçılık yapıyor ve hangi ırkla  mücadele ediliyor? ‘Dil’ de bile kendisine yer bulamayan kavmin, ‘o kalp’lerdeki yeri neresidir acaba?”

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | BU MİLLETİN ADI YOK MU? için yorumlar kapalı
Haz 18

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Cahillerin demokrasisi, tiranlığa dönüşür.” Platon

* “Unutma, düşmanın akıllısı dost gibi görünür.” Halil Gerçek

* “Bütün ümidim, gençliktedir.” Mustafa Kemal Atatürk

* “İnsanlara, acımak gerek. Herkes dertli, herkesin hayatı zor.” Maksim Gorki

* “Hangi ümide sarılsam elimde kalıyor, neyi sevsem ölüyor.” Reşat Nuri Güntekin                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                * “Siz, yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz. Biz ise, ortadan kaldırılmış yoksulluk”. Victor Hugo

* “Rum okullarının amacı, Türk düşmanlığını aşılamaktır.” Papa Eftim

* “Hangi işi yapıyorsanız, o işin en iyisi olmaya çalışın. O işi, en iyi bilenlerle işbirliği yapın.” Sakıp Sabancı

* “Unutulmasın ki; Türkiye, hem Türk Dünyası’nın. Hem de, İslam âleminin ümit ışığıdır. Bu ışığın sönmesi, İslam âleminin ve Türk Dünyası’nın

karanlığa gömülmesi demektir.” Cahar Dudayev

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Haz 17

GÖLGE ORDU.

GÖLGE ORDU.

Ersin Eroğlu ve Caner Taşpınar’ın, bir dönem (2016’dan 2020’ye kadar) Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Güvenlik ve Dış Politika Kurulu üyesi olarak da görev yapan Adnan Tanrıverdi’nin SADAT’ının “sır perdesini aralama” iddiasıyla yayınladığı kitap, ilk çıktığında hayli sükse yaptı. Gelin görün ki, Ukrayna’da yaşananlar paralelinde, belki de en çok konuşulması gereken dönemde bir anda gündemden rafa kaldırıldı.

* * *

Manidar tercih.

Zira, SADAT’ın kitapta da ayrıntılarıyla yer alan, “Başkenti İstanbul, resmî dili Arapça olan ve kendine ait para birimi, anayasası bulunan ASRİKA; İslam Birliği Konfederasyonu” hedefi, Tanrıverdi’nin “laiklik”le ilgili düşünceleri yahut “Mehdi gelecek. Ortamı buna göre hazırlamalıyız” sözleri zaten daha önce medyada defalarca yer almış, üzerinde konuşulmuş, tartışılmış başlıklardı. Ancak, Ürdün, Sudan, Kamerun, Kenya gibi ülkelerdeki eğitim kamp/üs/faaliyetlerinin fotoğrafları ilk defa bu kitapta yayınlandı.

* * *

Bu kampların misyonuna, yatıp kalkıp Ukrayna’ya yapılan “yabancı savaşçı” davetinin muhtemel sonuçlarını, üstelik de derin bir kaygıyla konuştuğumuz günlerde mercek tutmayacaksak ne zaman tutacağız?

Türkiye’nin “paralı asker statüsünde şirketlere ihtiyacı olduğunu” savunan Tanrıverdi’nin, “TSK, belli dost ülkelere eğitim desteği veriyor. Bu şirketler sayesinde asli görevini aksatmayacak, bu ihtiyacı karşılayacak. Türkiye’nin köklü bir askerî geleneği var. Emeklilerden, yeni terhis olan askerlerden istihdam ederek dost ülkelere hizmet verebilir. Böyle olursa dış politikanın enstrümanı olarak kullanılacak avantaj oluyor” sözlerinin alt metnini, bugün anlamaya çalışmayacaksak ne zaman çalışacağız?

* * *

Tam da ABD’nin, Rusya’ya karşı savaşsınlar diye Ukrayna’ya IŞİD ve El Nusra’cıları yollayacağı iddiaları tartışırken, adının “El Nusra’ya silah yollama” iddialarına da karışmışlığı bulunan SADAT’ın yurt dışında verdiği “gayrinizami harp eğitimleri”ni konuşmak zihin açıcı olabilirdi; ironik şekilde, “Gölge Ordu” kitabı, Amerikan ve Rus “gölge orduları”nın gölgesinde kaldı.

 

 

Alıntı: Selcan Taşçı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | GÖLGE ORDU. için yorumlar kapalı
Haz 16

EŞEK

EŞEK

Saray koruyucuları, deh demişler, çüş demişler, eşeğe bir türlü anlatamayınca padişaha varıp,

– Eşek kulunuz gelmiş, huzura çıkmak ister! Demişler. Eşeği buyuran padişah,

– Ne dilersin ey eşek kulum?.. Deyince, eşek de dileğini bildirmiş.

Padişah, canı burnuna gelip kükremiş;

– İnek eti, derisi ile gübresiyle bu memlekete, bu millete hizmet etti.

Katır dersen savaşta, barışta yük taşıdı, bu vatana hizmet etti. A eşek, ya sen ne iş gördün ki, bir de kalkmış eşekliğine bakmadan nişan istersin?..

Utanmadan bir de karşıma gelmişsin, söyle ne halt ettin?

O zaman eşek keyfinden sırıtarak,

– Aman padişahım efendim, demiş.

Size en büyük hizmeti eşek kullarınız yapmıştır.

Eğer benim gibi binlerce eşek kulun olmasaydı, sen hiç taht üzerinde oturabilir, saltanat sürebilir miydin?

Dua et biz eşek kullarına.

Bizim gibi eşekler sayesinde, sen de böyle saltanat sürüyorsun…

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , | EŞEK için yorumlar kapalı
Haz 15

BU HALE NASIL GELDİK?

BU HALE NASIL GELDİK?

Son dönemlerin hayatımızı altüst eden kayırmacılık görüntülerini, sosyologlarımız, sosyal psikologlarımız henüz incelemedi. Oysa çok sayıda araştırmaya zemin oluşturan bir sosyal değişmenin eşiğinde değil içindeyiz.

Halk, “Biz bilmeyiz yukardakiler bilir” fikrinin getirdiği güvenle yaşar. Oyuyla hükumet değiştirmenin hazzını da yaşar. Gücünün farkında olması, her şeye karışabileceği manasına gelmez. Kendi hayatına titizlenir ve o çerçevede bakar. Böyle bir bencilliğin dar alanındadır. Her devirde değişmeyen budur. Halk arasında şimdi yaşanan ise çok farklı ve üzerinde ısrarla duracağımız tehlikeler barındıran bir gelişmedir.

Bu tehlikeli değişmenin ilk işaretlerini yıllar önce görmüştüm. Sanırım 2008 yılıydı. Bir bayram ziyaretinde Yahyalı’da bir mahalle bakkalı bana “Askerler, Doğu’da bizim çocuklarımızı pisi pisine öldürtüyorlarmış.” dedi. Ağır hakaretler etti. Halk, hükûmeti, kurumları her zaman eleştirirdi. Fakat ordu başkaydı. Hoşuna gitmeyenleri pes perdeden söyler ve ateşe dokunmuş gibi geri çekilirdi. Yanlıştan dönülme ümidini dua kıvamında dile getirir, “Aman ,Allah ordusuz bırakmasın, güçlerini artırsın!” derdi. Ne olursa olsun böyle bir çıkışta bulunması imkânsızdı. “Ben imkân olsa çocuğumu askere göndermem!” diyecek bir kimse toplumda yer bulamazdı. Şimdi bağıra çağıra söylenebiliyordu. Bu değişme nasıl olmuştu? Bakkala kim, nasıl bu fikri kabul ettirmişti?

Sorular kadar cevapları da açık. Dini kendine tutamak eden cemaatlerin, siyasi hareketlerin düşmanın devamlı vurduğu kaleye hücum ettiğini görüyoruz. Bir gedik açmayı başardıkları söylenebilir. İstediklerini başaramasalar da bozdular. 15 Temmuz kalkışmasına kadar varan gelişmelerin altında din üzerinden yaratılan bu ruh çözülmesi var. Buna biz imkân ve fırsat verdik.

 

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | BU HALE NASIL GELDİK? için yorumlar kapalı
Haz 14

“AYNI BAYRAĞIN ALTINDA YAŞIYORUZ”

“AYNI BAYRAĞIN ALTINDA YAŞIYORUZ”

 

Bakırköy’de çok ünlü bir Milli Piyango satıcısı vardı. Nimet Abla’dan sonra Türkiye’nin en ünlü bayisiydi. Özellikle kötü ve sert karakterleri canlandırdığı yüzlerce filmde rol alan Kenan Pars.1920’de doğan Kenan Pars’ın gerçek adı Kirkor Cezveciyan’dı. Ermeni asıllı Kenan Pars, liseden sonra çeşitli işlerde çalıştı. II. Dünya Savaşı sarasında 34 aylık görevini tamamladıktan sonra bir süre ticaret yapan Kenan Pars, çocukluk arkadaşı senarist – oyuncu Sırrı Gültekin’in aracılığıyla 1953 yapımı Lütfü Ömer Akad’ın yönettiği ‘Öldüren Şehir’ adlı filminde rol aldı. 1961’de ‘Oğlum’ ile yönetmenliğe de başlayan Kenan Pars, aynı yıl ‘Duvarların Ötesi’ adlı tiyatro oyununu da yönetti. 1970’li yıllara kadar birçok filmde rol alan Kenan Pars, ‘Seks Furyasının” başlamasıyla sinemaya ara vererek açtığı ayakkabıcı dükkânıyla yeniden ticarete başladı. Zaman zaman oyunculuğa dönen Kenan Pars, 2006’da ‘Çevre Kısa Film Festivali’nde ‘Sinema Onur Ödülü’ne layık görüldü. Uzun yıllar, Bakırköy İstanbul Caddesi üzerindeki ve günümüzde torunları tarafından işletilen ‘Kenan Pars Büfesinde bilet bayiliği yapan Kenan Pars, 10 Mart 2008’de akciğer kanseri nedeniyle 88 yaşında hayatını kaybetti. Pars, bir röportajında şunları söylemişti. “Müslüman da ölebilirim. Mezarımdaki tabelada bundan sonra ha Müslüman, ha Hıristiyan yazsın, benim için hiçbir şey fark etmez. Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Üsküdar’da doğdum. Ailem, 500 yıllık Türkiyeli, ben 83 yıllık Bakırköylüyüm. Benim için Türk, Ermeni, Arnavut yok. Benim için Türkiye var. Sonuçta bu coğrafyanın çocuğuyum. Niye birbirimize ters bakalım?”

“Arnavut’u, Laz’ı, Türk’ü, Ermeni’si, Kürt’ü, Çerkez’i karışmışız. Aynı toprağa ayak basıyoruz, aynı bayrağın altında yaşıyoruz, başka seçenek yok, birbirimizi sevmeliyiz.”

 

 

Alıntı

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , | “AYNI BAYRAĞIN ALTINDA YAŞIYORUZ” için yorumlar kapalı
Haz 13

ABD MÜTTEFİK Mİ?

ABD MÜTTEFİK Mİ?

27 Ekim 1962… Sovyetler Birliği, ABD’yle arasında krize neden olan Küba’daki Sovyet füzelerinin sökülmesini kabul etti. Bunun karşılığında, Türkiye’deki ABD’nin Jüpiter füzelerini sökmeleri koşulunu ileri sürdü, ABD de bunu kabul etti. Bu olayla, pazarlık söz konusu olduğunda ABD’nin Türkiye’yi feda edebileceği ortaya çıktı. ABD’nin bu kararı, Türkiye’ye danışılma gereği duyulmadan alınmıştı.

5 Haziran 1964… Kıbrıs’ta Rumların Türklere saldırısı üzerine, 7 Haziran 1964’te Türk askerinin Kıbrıs’a çıkması planlandı. Bunun üzerine ABD Başkanı Johnson, Başbakan İnönü’ye, 5 Haziran 1964’te ifadesi ağır ve tehdit dolu bir mektup gönderdi. Başbakan İnönü bu mektup üzerine, “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de orada yerini alır” demişti.

1974… Dönemin başbakanı Bülent Ecevit, 1971’de yasaklanan haşhaş ekimini yeniden başlattı. Ecevit’in bu kararı, Türkiye-ABD arasında krize neden oldu. Bülent Ecevit, 2002 yılında Hürriyet gazetesinden Sedat Ergin’e yaptığı açıklamada, ”Yasaklayıcı tutumlarına karşın haşhaş üretimini belli kurallar içinde serbest bırakışımız ABD’de çok tepki uyandırmıştı. Kongre’nin ambargosu aslında Kıbrıs değil, haşhaşla ilgiliydi. Sonra Kıbrıs’a yamandı” dedi.

5 Şubat 1975… 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı nedeniyle, ABD Türkiye’ye ağır bir silah ambargosu uyguladı. Bu kararla, Türk-ABD ilişkileri Kıbrıs sorununa bağlanmış oluyordu. Türkiye’nin ambargoya cevabı, 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kuruluşu oldu.

25 Temmuz 1975… Başbakan Süleyman Demirel’di. İktidarda ise, Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti vardı. Silah ambargosunun kaldırılması için Demirel, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Kissinger ile Ankara’da; ABD Başkanı Ford ile Brüksel’de görüştü. Fakat sonuç alınamadı. Bunun üzerine, 25 Temmuz 1975 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi’yle ABD’nin Türkiye’de bulunan 21 üs ve tesisi kapatıldı. Yaklaşık beş bin ABD’li asker ve sivil ülkeyi terk etti.

26 Eylül 1978… ABD Başkanı Carter’ın onayıyla Türkiye’ye uygulanan ambargo kaldırıldı. Ambargo kaldırıldığında, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Bülent Ecevit Başbakandı. Ecevit, ambargonun kaldırılmış olmasına rağmen, ABD’nin üs/tesislerini açmadı. Üs/tesisler, 12 Eylül yönetimi tarafından 18 Kasım 1980’de açılabildi.

1 Mart 2003… Irak Harekâtı nedeniyle ABD askerinin Türkiye’de konuşlanmasına ilişkin tezkere, TBMM’den geçmedi. ABD, bu dönemde çok istediği tezkerenin TBMM’den geçeceği beklentisindeydi. Tezkere kapsamında İskenderun’a konuşlandırılacak askerler, araçlar ve gemilere yönelik harcamalar için yaklaşık 200 milyon dolar bile ayrılmıştı. ABD, büyük bir hayal kırıklığına uğradı.

4 Temmuz 2003… Irak’ın Süleymaniye kentinde, ABD askerleri, Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı subayların bulunduğu karargâha baskın düzenledi. Bir binbaşı komutasındaki 11 Türk özel harekatçının başına çuval geçirildi. 60 saat süreyle sorguya çekildiler. Türk kamuoyu, büyük bir öfke ve tepki gösterdi. Çuval geçirme olayı, bir kırılma noktasıydı.

26 Temmuz 2018… Türkiye’de casusluk suçlamasıyla tutuklu bulunan ABD vatandaşı Rahip Brunson, 26 Temmuz 2018’de ev hapsi cezasıyla cezaevinden çıkarıldı. ABD Başkanı Trump ve Başkan Yardımcısı Pence, Brunson’ın serbest bırakılmamasından dolayı Türkiye’yi yaptırımlarla tehdit eden içerikte tweetler paylaştılar. 1964 Johnson mektubunda yer alan kaba ifadeleri de aşan tehdit sözcükleri kullandılar.

Yukarıda sıralanan örnekler, iki ülke arasında yaşanan ve kriz olarak adlandırılan gerginliklerdi. Krizi aşan, Türkiye’nin coğrafi bütünlüğünü hedef alan adımlarına ne demeli?..

7 Ağustos 2003… ABD Dışişleri eski Bakanı Condoleezza Rice, Ulusal Güvenlik Danışmanı iken 7 Ağustos 2003’te Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında, 23 ülkenin rejimi ile sınırlarının değişeceğini belirtmişti. Moritanya, Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Sudan, İsrail, Ürdün, Suudi Arabistan, Yemen, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Irak, Suriye, Lübnan, Türkiye, İran, Afganistan, Pakistan’ın oluşturduğu ülkeler, 17 milyon kilometrekarelik bir coğrafyayı kapsamaktaydı. ABD’nin Ulusal Güvenlik Danışmanı, Türkiye’nin sınırlarını değiştiren bir projeyi açıkladı. Fakat herhangi bir kriz yaşanmadı…

En büyük kriz: ABD’nin ısrarlı desteğiyle, Suriye’de PKK Bölücü Terör Örgütü’nün kolu PYD, hayal edemeyeceği büyüklükte bir coğrafyaya, Suriye’nin yaklaşık yüzde 30’una sahip oldu. ABD, PYD/PKK’ya modern silahlar verdi, eğitti, donattı. 70 bin kişilik bir terörist ordusu oluşturdu. Türkiye’nin coğrafi bütünlüğünü tehdit eden böyle bir oluşumdan daha büyük bir kriz mi olur?

Türkiye ve ABD, iki NATO üyesi ülke… ABD’ye “Stratejik Ortak” ya da “Stratejik Müttefik” deniliyor. Bu kadar önemli krizlerin sahibi bir ülke, Türkiye’nin BEKA’sını olumsuz etkileyen kararlara imza atan bir NATO üyesi “Stratejik Ortak” olur mu? “Müttefik” olur mu?

1974 Kıbrıs Barış Harekatı’na imza atan; 1975’te ABD’nin üs-tesislerini kapatan; 2003’te ABD askerlerinin Türkiye’de bulundurulmasını reddeden Türkiye, bugünkü Türkiye’den daha mı güçlü? O günkü Türkiye, PKK/PYD terör örgütünü ABD’ye rağmen etkisiz duruma getirir; İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği VETO kartını, PKK/PYD terör örgütü yok edilinceye kadar masada tutardı. Türkiye, bu kartı gerekirse 50 yıl masada tutmalı…

2 bin 500 yıl önce Sun Tzu şöyle demişti: “Taktik olmadan strateji, zafere giden en yavaş yoldur. Strateji olmadan taktik, yenilgi öncesi yapılan gürültüdür.”

 

Alıntı: Naim Babüroğlu

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | ABD MÜTTEFİK Mİ? için yorumlar kapalı
Haz 12

ZİYA PAŞA’DAN TERCÎ-İ BEND (8)

ZİYA PAŞA’DAN  TERCÎ-İ BEND (8)

 

Her kim ile hasbihâl etsen acır gûya sana

Hâlden senden ziyâde kendi eyler iştikâ

 

Menfa’at bahsinde ammâ eylemez aslâ hayâ                                                                                                                                                                          Bulsa ger firsat sana o^ler husûmet evvelâ

 

Herkese olmuş iken meşreb bu tezûr û riyâ

Kâr-ı âkil mi bu halka nefsini etmek fedâ

 

Çâresiz hükm-i zamane böyle o^ler iktizâ

Tut bu nush u pendi benden yâdigâr olsun sana

 

Derde uğrar kim sadâkat etse elbet Devlet’e

İstikâmet mahz-ı cinnetdir bu mûlk ü millete

 

Kiminle görüşsen’, sanki sana acır gibidir; günün gidişinden de. senden çok kendileri şikâyet ederler. Yani herkes doğruluk yolunda seni destekler, haklı bulur; kendileri de, haksız durumlardan şikâyet .eder görünerek, sana acırlar.

 

Ama menfaatleri, çıkarları söz konusu olunca asla utanmazlar ve eğer fırsat bulsalar, – doğru olduğun için herkesten önce sana düşman kesilirler.

 

Herkeste bu fitnecilik, yalan-dolan ve riyâkârlık. İki yüzlülük bir huy, tabiat olmuş iken; bu halka kendini fedâ etmek, akıllı insanın işi midir?

 

Çâresiz zamanın hükmü, gidişi, değer yargılan böyle olmayı gerektiriyor; onun için, benim nasihat ve öğüdümü iyi dinle tut, yerine getir; bu, benden sana yâdigâr, hâtıra olsun:

 

Her kim Devlet’e doğrulukla bağlılık gösterirse, hizmet ederse O’nun başı derde girer; bu Devlet’e ve Millet’e karşı doğru hareket etmek, hâlis cinnettir, yani düpedüz deliliktir!

 

 

 

 

 

Devam edecek

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , | ZİYA PAŞA’DAN TERCÎ-İ BEND (8) için yorumlar kapalı