Mar 18

ÇANAKKALE RUHU

ÇANAKKALE RUHU

Atatürk, büyük komutan olarak tarih sahnesine çıktığı Çanakkale’yi destan yapan mücadelesi ile ilgili de, Türk askerinin ruh kudretine vurgu yaparak; “… Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebelerini kazandıran da bu yüksek ruhtur.” demişti.

Peki, kimdi onlar? Türk askeri kimlerden oluşmuştu?

Bütün bir milletin çocukları etnik ırklarına bakmadan ellerinde boylarınca tüfek, çocuk gülümsemesi yüzlerinde; 15 yaşında kınalı kuzular da vardı, üniversiteyi bin bir zorlukla okumuş ama vatan için düşünmeden cepheye koşmuş gençler de…

Kiminin kıyamadığı evladı, kiminin babası, ağabeyi… Baba-oğul, abi-kardeş… birlikte düşünmeden, Türk milleti bu günleri görebilsin diye ölüme yürüdüler.

Hürriyet Necdet Doğan anlatıyor; “Alay Tabibi Doktor Dimitri ağır yaraları nedeniyle öleceğinin farkında, son bir gayretle Ali Çavuş’un yakasına sarılır ve şöyle der; ‘Bak Ali Çavuş, sakın ha, çocuklar beni gavurdur, şudur budur diye başka yere gömmesinler ha, beni de sizin aranıza gömsünler’ diye yalvarır…”

Millet olmanın, kader birliği yapmanın büyük mirası omuzlarımızdadır…

Kuldan-ümmetten-azınlıklardan millet yaratmıştır Çanakkale Zaferi… Milli bilinç ortaya çıkmış ve sonrasında Kurtuluş Savaşı bu büyük ruh ve bilinç ile kazanılmıştır.

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!  

 Her bir can kurban olur ovasına, dağına

 Kâinat selam durur o kutsal bayrağına

 Kanla yazdı şehitler bu vatan toprağına

 Şunu bilsin bu dünya, Türk’e kefen biçilmez

 Geçilir bedenlerden, Çanakkale geçilmez!

* * *

 Bu kahraman bir ırkın, bir dinin ordusudur

 Asırlara hükmeder, zalimin korkusudur

 Cephede bile olsa barışların usudur

 Bağımsızlık şerbeti kan dökmeden içilmez

 Geçilir bedenlerden, Çanakkale geçilmez!

* * *

 Garbın tüm cellâtları ordular kurdursa da

 Silahları kuşanıp ırkıma saldırsa da

 Beynime, yüreğime mermiler yağdırsa da

 Pısırık, korkak, kaçak ahirete göçülmez

 Geçilir bedenlerden, Çanakkale geçilmez!

* * *

 Hindu’su, Anzak’ı, yamyamı yurda doldu

 Vatan, millet uğruna binlerce güneş soldu

 Bu imanlı göğsünde çelikler tuz-buz oldu

 Bomba, gülle, kurşundan o an yer, gök seçilmez

 Geçilir bedenlerden, Çanakkale geçilmez!

* * *

“Her an için cephede ölüm muhakkak, gerçek

 Kimisi Kur’an okur, kimi dua ederek

 Kimisi de bir yandan tekbirler getirerek” (*)

 Yiğitler, kahramanlar hiçbir vakit küçülmez

 Geçilir bedenlerden, Çanakkale geçilmez!

* * *

 Çanakkale namustur, şereftir, ırka şandır

 Bu vatan toprağına ekilen nice candır

 Tarihin kaydettiği zafer dolu destandır

 Ölüme meydan okur hiç bir yiğit çekilmez

 Geçilir bedenlerden, Çanakkale geçilmez!

* * *

 Dalgalanır her şafak bu bayrak inmez asla…

 Beş vakitte okunan ezanlar dinmez asla…

 Ölü değil şehitler, şehitler ölmez asla…

 Hürriyet sevdasına kolay paha biçilmez

 Geçilir bedenlerden, Çanakkale geçilmez!

* * *

 Geçilir elbet candan, seven yardan geçilir

 Cehennemi andıran kızıl hardan geçilir

 Vatan toprağı hariç her diyardan geçilir

 Yurtsuzlar yöresinde bayrak, sancak açılmaz

 Geçilir bedenlerden, Çanakkale geçilmez!

* * *

 (*)  Çanakkale Savaşında Mustafa Kemal –ATATÜRK- tarafından söylenmiştir.

Kenan Şahbaz

Posted in Gündem, Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , | ÇANAKKALE RUHU için yorumlar kapalı
Mar 17

ATATÜRK MİLLÎ BÜTÜNLÜĞÜ NASIL SAĞLADI?

ATATÜRK MİLLÎ BÜTÜNLÜĞÜ NASIL SAĞLADI?

Hasan Hüsnü (Açanal) Efendi, Urfa’da doğmuştu. Ulemadan Müftüzade Abdurrahim Efendi’nin oğluydu. Medresede din dersleri almıştı. Ayrıca Tarih, Coğrafya, Fizik ve Matematik gibi dersler de okumuştu.
16 Temmuz 1911 yılında Urfa müftüsü oldu. Milli Mücadele’nin başlamasıyla, milli harekât yanında yer aldı. Bu konuda vaaz ve konuşmalarıyla halkı aydınlatıyordu.

30 Ekim 1919’da Urfa’nın Fransızlar tarafından işgalinin başlamasıyla Urfalılar adına şehrin diğer ileri gelenleriyle birlikte İstanbul Hükümeti’ne protesto telgrafı çekti.

Paşa, 31 Ekim 1919 tarihinde müftü ve ileri gelenlere aşağıdaki telgrafı gönderdi:

“Müftü Hazretleri, Vatan ve dinimizle ilgili hislerinize şükran duyuluyor. Meşru bir hükümet ve bağımsız bir millet olarak yaşamaya azmetmiş bulunan milletimiz, geçici de olsa hiçbir ecnebi işgal ve kontrolünü kabul edemez, milli teşkilatlanmayı genişletiniz…”

Din adamları vatanlarının namus derdine düşmüştü…                                         1885’te Sultan Abdülmecid’in kızı Mediha Sultan’la evlendirildiği günden sonra lakabı “Damat” Ferit olmuştu. Üç yıl sonra da vezir rütbesine yükseltilerek “Paşa” unvanını almıştı…

Atatürk, İngiltere temsilcileriyle Türkiye’nin İngiliz mandasını kabul ettiğini öğrenince sinirleri alev topuna dönüştü. Güvenliği de tehdit altındaydı. Yakalanıp, asılacağı konuşuluyordu.

Sosyal yaşamı berbat denilecek kadar yoksundu. Bazı geceler, sabahlara kadar küçük petrol lambasının cılız ışığında çalışıyordu.
Kendisine çay getirip götüren genç bir hizmetlisi vardı. Gencin babası gizli gizli ve sık sık geliyor, oğluna, “Etme, eyleme, evine dön, bugün yarın şehir basılacak! Mustafa Kemal ve arkadaşları yakalanacak! Onlar her şeyi göze almışlar, sen aileni düşün!” diyordu.
Bu geliş gidişlerin farkına vardığında genci yanına çağırttı:

“Sık sık sana gelen kimdir evlat?”

Ikına sıkına, “Babamdır Paşam…” diye yanıtladı. “Ne istiyor?” diye sordu. Açık yüreklilikle yaşananları anlattı.

Üzerine yöneldi, elini omzuna koydu:

“Hizmetinden memnunum, fakat baba hakkı büyüktür. Mademki razı olmuyor, git! Git, fakat babana söyle ki vatan elden giderse evladın ne hükmü kalır?”

Çaycı genç o günden sonra Paşa’nın yanında hizmete devam etti.

Alıntı: Yaşar Gürsoy

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , | ATATÜRK MİLLÎ BÜTÜNLÜĞÜ NASIL SAĞLADI? için yorumlar kapalı
Mar 16

BÖYLE BİR SEVDAYA ÖMÜR ADARIM

BÖYLE BİR SEVDAYA ÖMÜR ADARIM

* * *

Yürek kovanında her dem bal, arım

Böyle bir sevdaya ömür adarım

Mehtabım her gece seyre dalarım

Böyle bir sevdaya ömür adarım

* * *

Nasıl sevdiğimi o da bir bilse

İki yürek birden bir dile gelse

Bu sevda vuslatla bize de gülse

Böyle bir sevdaya ömür adarım

* * *

Duygular sel olur akışır o an

Sevdalı yürekler bakışır o an

Bu yüce sevda ki yakışır o an

Böyle bir sevdaya ömür adarım

* * *

Aşkı, sevgisiyle büyütse her gün

Her türlü nefreti çürütse her gün

Alıp dizlerinde uyutsa her gün

Böyle bir sevdaya ömür adarım

* * *

Özlemle sevgiyi iç kana kana

Canım, her dem muhtaç candan bir cana

Karadır gözlerim sevdadan yana

Böyle bir sevdaya ömür adarım

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , | BÖYLE BİR SEVDAYA ÖMÜR ADARIM için yorumlar kapalı
Mar 15

ANAYASA’DA “BAŞKANLIK” DİYE BİR MADDE Mİ VAR?

ANAYASA’DA “BAŞKANLIK” DİYE BİR MADDE Mİ VAR?

Saray’ın hiçbir surette görmek, okumak istemediği Prof. Dr. Kemal Gözler, daha 2017’de referandum oylanmadan önce yazdı:

“Önerilen sistem, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş duyulmamış, bir ‘neverland hükûmet sistemi’dir. Böyle bir sistem tasarlamak utanılacak bir şey değildir. Ama bunu tasarlayanların halkın karşısına çıkıp açıkça ve dürüstçe, ‘bakın, oylayacağınız hükûmet sistemi, başkanlık sistemi değil; bu dünyada eşi benzeri görülmemiş, bizim tasarladığımız, türü kendine özgü bir sistemdir’ demeleri gerekir.

Keza, halkoylaması sürecinde tartışmaya katılan herkesin, dürüst ve samimî olması, parlâmenter sistemi veya başkanlık sistemini savunmak için, parlâmenter sisteminin veya başkanlık sisteminin hükümet darbelerine yol açtığı gibi ispatı gayrikabil iddialardan veya parlâmenter sistemin Türkiye’ye ilk defa 1961 Anayasasıyla geldiği gibi gerçek dışı olan beyanlardan kaçınması gerekir.

Halka güveniyorsanız, halka saygınız varsa, halkoylamasından önce, ‘cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi’ diye bir sistemin olmadığını ve keza önerdiğiniz sistemin ‘başkanlık sistemi’ ile de uzaktan yakından ilgisinin bulunmadığını halka açık ve dürüst bir şekilde söylemeniz gerekir. Halkın neye oy verdiğini bilmesi en doğal hakkıdır.” 

(Kemal Gözler, “Cumhurbaşkanlığı Sistemi mi, Başkanlık Sistemi mi, Yoksa Neverland Sistemi mi? – 16 Nisan’da Neyi Oylayacağız?”, www.anayasa.gen.tr 24.2.2017)

Posted in Gündem | Tagged , , , , , | ANAYASA’DA “BAŞKANLIK” DİYE BİR MADDE Mİ VAR? için yorumlar kapalı
Mar 14

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Hiçbir miras doğruluk kadar zengin değildir.” Shakespeare

* “Diyelim ki dilediğimi yapmakta özgürüm; peki, dilediğimi dilemekte özgür müyüm?” Arthur Schopenhaure

* “Hidayet 4 mertebedir ve bu mertebeler arasında hiyerarşi vardır. Bu mertebelerden birincisinin hakkını verip onu elde edemeyen, ikinciyi hak edemez, hatta böyle birine ikinci mertebe teklif bile edilemez. Bunlar; aklın hakkını vermek, zorunlu genel ilimlerin hakkını vermek. Bunun sonucu peygamberlerin mesajından yararlanma aşamasından hayır görmek için ‘baraj aşaması’ olan akıl ve bilgi aşamasının gereklerini yerine getirilmelidir” Isfahanlı Ragıp

* “ Kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır; kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur; içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder.”Carl Jung

* “Yaşam enerjisinin kaynağını kişinin özüdür, özünden kopan kişinin yaşam şevki kalmaz.” Doğan Cüceloğlu

* “Şimdi, Tanrı üzerinde tartışmaktan vazgeçip bunun yerine putperestliğin çağdaş biçimlerinin maskesini düşürmek üzere bir araya gelmenin zamanıdır.” Erich Fromm

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Mar 13

AH KIZILAY, VAH KIZILAY!…

AH KIZILAY, VAH KIZILAY!…

AKP’nin iktidara gelmesinin ardından Devlet Planlama Teşkilatı, Hıfzıssıhha ve Türk Hava Kurumu gibi teşkilatlar etkisizleştirilirken, yurt genelinde yüzlerce gayrimenkulü bulunan Kızılay’ın hedef alınabileceği, siyasallaştırılarak ve daha çok yandaşlaştırılarak itibarına darbe vurulacağı hiç kimsenin aklına gelmezdi… Çünkü Kızılay, herkes için bir merhamet ocağı ve kurtarıcıydı…

Yani, 1868’de “Hilal-i Ahmer” olarak kurulan Kızılay’ın adeta kutsal bir dokunulmazlığı vardı Türk halkının gözünde…

FETÖ benzeri tarikat, cemaatlerin AKP’nin iktidara gelmesi ile birlikte sadece sosyal alanda değil, siyasal mecrada da cirit atmasının ardından Kızılay da hedef alındı ki, yıpranma o zaman başladı…

Oysa tek kanallı TRT dönemindeki haber programlarında, depolarındaki ilaçların, çadırların nasıl çürüdüğünü, yiyeceklerin nasıl bozulduğunu gösteren görüntüler milyonlarca insanın yüreğini yaralamışken, Kızılay bir süre sonra ayağa kaldırılmıştı… Ta ki AKP iktidara gelene kadar…

SİYASET, YANDAŞ, RANT…

AKP iktidarının tamamen hâkim olmaya çalıştığı Kızılay, adındaki “Türk” ibaresinin silinmesiyle birlikte halktan iyice koparıldı…

Soda şişelerinin üzerinde bulunan Türk Kızılayı ibaresi bile silinirken, derneğin yönetimine getirilen yandaşların astronomik maaşlar alması da, Türkiye’nin bu en köklü yardım kuruluşunun toplumun gözünde iyice yaralanmasına yol açtı…

İşte Kızılay’ın eski başkanı Tekin Küçükali bir canlı yayında, ”Kızılay’ın içi boşaltıldı” deyince, kurumdaki yandaş kadrolaşmanın hangi boyutlara ulaştığını Türk halkı bir kez daha duymuş oldu…

Kızılay’ın holdinge dönüştürüldüğünü anlatan Küçükali’nin şu sözleri de, dernekteki vahameti iyice deşifre etti;

“Benim zamanımda 11 yönetici, 1 genel müdür, 3 de genel müdür yardımcısı vardı. Şimdi 82 yönetici var. Her biri 3 asgari ücret maaş alıyor. Geçen sene Kızılay’ın bütçesinden yöneticilere giden para 25 milyon TL. Yani demek ki her adam Kızılay’dan 300 bin TL para alıyor.”

İşte Kızılay öylesine bir yıkıma sürüklenmiş ki, felaket alanlarında çadır kurma yetkisi bile alınmış…

Ne yazık ki Kızılay çadırları sadece üretip satıyormuş ki, Maraş depreminde bu konudaki sıkıntılar büyük tartışma yarattı, duyanlar ise vah diye isyan etti!.. Alıntı: Mehmet Saraç

Kızılay’ın elindeki çadırları deprem bölgesine ücretsiz kurmak yerine Ahbap’a satması çok büyük tepki çekti.

Kurban bayramlarında Türk vatandaşlarından bağış toplayarak kurbanlarını kesen Kızılay 2020 yılında bakın bu kurban etlerini kimlere dağıttı:

Toplam 149 bin hissenin 49 bini Türk vatandaşlarına dağıtıldı.

Tam 2 misli ise 17 ülkeye 100 bin 3 hisse olarak gönderildi.

Holding haline getirilen Kızılay’ın ticari faaliyetleri maalesef Türk milletinde büyük üzüntü ve kızgınlık yarattı. Alıntı: Orhan Uğuroğlu

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | AH KIZILAY, VAH KIZILAY!… için yorumlar kapalı
Mar 12

İSTİKLÂL MARŞI’NIN KABULÜNÜN 102. YILI KUTLU OLSUN

İSTİKLÂL MARŞI’NIN KABULÜNÜN 102. YILI KUTLU OLSUN

Millî şair Mehmet Akif Ersoy tarafından sözleri yazılan ve Osman Zeki Üngör tarafından bestelenen, her okuduğumuzda bizleri milli mücadele yıllarına götürerek gururlandıran İstiklal Marşı’mızın kabulünün 102. yıl dönümünde tüm şehitlerimizi Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Mehmet Akif Ersoy ile Osman Zeki Üngör’ü saygıyla anıyoruz.

İSTİKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

O benimdir, o benim milletimindir ancak.

* * *

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!

Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…

Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklal!

* * *

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

* * *

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?

* * *

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.

Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.

Doğacaktır sana va’dettigi günler hakk’ın…

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

* * *

Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme, tanı:

Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

* * *

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!

Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

* * *

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.

Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

* * *

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,

Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,

Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na’şım;

O zaman yükselerek arsa değer belki başım.

* * *

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.

Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklal!

* * *

Mehmet Akif Ersoy

Posted in Gündem | Tagged , , , , , | İSTİKLÂL MARŞI’NIN KABULÜNÜN 102. YILI KUTLU OLSUN için yorumlar kapalı
Mar 11

BELAYI KİMİN ELİYLE GÖNDERMİŞ ONA BAKTIM

BELAYI KİMİN ELİYLE GÖNDERMİŞ ONA BAKTIM

Malumdur; bir derviş abdest alırken adamın biri habersizce ensesine tokat vurur. Derviş dönüp bakmaz bile. Adam başka bir dervişin ensesine şaplağı yapıştırır, o da dönüp bakmaz. Bedava şaplak atmaya alışan adam bir başka gün bir başka dervişin ensesine tokadı patlatır. Derviş abdest almayı bırakır döner, adama dikkatle bakar, tekrar abdest almaya başlar. Adam dervişin abdestini bitirmesini bekler. Sorar: Bir derviş her şeyin Allah’tan geldiğine inanır. Sen neden tokadı yiyince döndün? Derviş cevap verir: Eyvallah her şey Hak’tandır ammâ belayı kimin eliyle göndermiş ona baktım!

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , | BELAYI KİMİN ELİYLE GÖNDERMİŞ ONA BAKTIM için yorumlar kapalı
Mar 10

SİZ ANAYASAYI TANIMIYOR MUSUNUZ?

SİZ ANAYASAYI TANIMIYOR MUSUNUZ?

Anayasanın 26. maddesine göre “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” Bu maddenin açık hükmüne göre, hükümetin istifasını istemek hakkı hiçbir şekilde engellenemez.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasasından söz ediyorum. Siz bu anayasayı tanımıyor musunuz?
Anayasanın 26. maddesi, “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” diyor. Siz bu maddeyi tanımıyor musunuz?

  1. maddede, hangi hâllerde bu hürriyetlerin sınırlanabileceği de kayıtlıdır:
    “Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.”
    Tribünlerden yükselen “hükümet istifa!” sözü, sınırlamayı gerektiren hâllerden birine giriyor mu?
    “Hükümet istifa!” demek, “millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği”nin “korunması”nı ortadan kaldırıyor mu? Taraftar “hükümet istifa!” diye sesini yükseltince bunlar korunamamış mı oluyor?
    Taraftar “hükümet istifa!” diye sesini yükseltince “Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü” korunamamış mı oluyor?
    Taraftar “hükümet istifa!” diye sesini yükseltince “Suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması” mümkün olmuyor mu?
    Taraftar “hükümet istifa!” diye sesini yükseltince “Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgiler” açıklanmış mı oluyor?
    Taraftar “hükümet istifa!” diye sesini yükseltince “başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi” mümkün olmuyor mu?
    Taraftarın “hükümet istifa!” diye sesini yükseltmesi, sınırlamayı gerektiren hâllerden hangisine giriyor?
    Maddenin baş kısmını tekrar yazıyorum:
    “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.”
    Anayasanın bu hükmüne göre “herkes”, “düşünce ve kanaatlerini”, “söz” ile “açıklama ve yayma hakkına sahiptir.”
    Siz bu maddeyi tanımıyor musunuz? Yoksa maddedeki “herkes” kavramı içine tribünlerdeki taraftar girmiyor mu?
    Madde açıktır. “Düşünce ve kanaatlerini” “herkes”, “tek başına veya toplu olarak” “açıklama ve yayma hakkına sahiptir.”
    Siz anayasayı tanımıyor musunuz? Yoksa siz kendinizi anayasanın üstünde mi görüyorsunuz? Yoksa siz… Anayasanın 66. maddesinde belirtilen “vatandaş” tanımına mı girmiyorsunuz?

Alıntı: Ahmet B. Ercilasun

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | SİZ ANAYASAYI TANIMIYOR MUSUNUZ? için yorumlar kapalı
Mar 09

DİYANET’İN VATANSEVER İLK BAŞKANI RİFAT BÖREKÇİ

DİYANET’İN VATANSEVER İLK BAŞKANI RİFAT BÖREKÇİ

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş sürecinde Millî Mücadele bünyesinde Mustafa Kemal Paşa’ya bir din bilgini olarak en önemli ve en güçlü desteği Mehmet Rifat Efendi (Börekçi) verdi.
5 Eylül 1919‘da Ankara’nın ileri gelenleri Padişah Vahdettin’e telgraf çekip hem Kurban Bayramı’nı tebrik etmek, hem de Ankara Valisi Muhittin Paşa’yı şikâyet etmek istemişlerdi.
Ancak Sadrazam Damat Ferit, “Padişahla doğrudan doğruya görüşülemeyeceği”
gerekçesiyle telgrafı kabul etmemişti.
Buna çok kızan Müftü Rıfat Efendi ve Ankaralılar,İstanbul’a çektikleri başka bir telgrafla “Padişah ve onun hükümetini tanımadıklarını” bildirmişlerdi.
Bu olaydan sonra Rıfat Efendi, bir anlamda padişaha isyan edip tamamen Kuvayı Milliye saflarına geçmişti.
Ankara Müdaafa-i Hukuk Cemiyeti 29 Ekim 1919’da Müftü Mehmet Rifat Efendi’nin başkanlığında kuruldu.
Rifat Efendi, vilayete bağlı liva ve kazalarda da cemiyeti teşkilatlandırdı. Ayrıca Ankara’da bir gönüllü alay kurulmasına öncülük etmişti.
O sırada Milli Mücadele’ye karşı çalışan Ankara Valisi Muhittin Paşa 28 Ekim 1919’da Kuvayı Milliyecilerce tutuklanıp İstanbul’a gönderilmişti.
İstanbul Hükümeti, onun yerine Ziya Paşa’yı Ankara’ya vali tayin etmişti.
Ancak Ankara Müftüsü Rıfat Efendi, bu yeni valiyi bir mektupla tehdit etmişti.
Eskişehir’e kadar gelen Ziya Paşa, hocanın tehdidi üzerine oradan geriye dönmek zorunda kalmıştı.
Atatürk, Nutuk’ta Ankara Müftüsü Rıfat Efendi’nin bu direnişinden övgüyle söz eder.
Heyet-i Temsiliye ve Mustafa Kemal Paşa’yı Ankara’ya davet etti. Mustafa Kemal Paşa Ankara’ya 27 Aralık 1919’da geldi.
Rıfat Efendi, “Hoş geldiniz, safa geldiniz. Kademler getirdiniz. Memleketimizi aydınlattınız.Canla başla sizinle beraberiz” diyerek Atatürk’ü karşılamıştı. Ağır bir yokluğun olduğu o günlerde Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Ankara’ya gelişlerinin ilk haftasında önderliğini
Müftü Mehmet Rifat Efendi’nin yaptığı bağış toplama faaliyetlerinin sonucunda Ankaralılar 46500 Lira toplayıp Heyet’e teslim etti.
Ayrıca, Rifat Efendi kendisi ve eşi için cenaze ve defin masraflarını karşılamak üzere muhafaza ettiği
1000 Lira’yı Mazhar Müfid’e (Kansu) teslim etti.
Kansu hatıralarında daha sonra bu olayı kaleme almış, o görüşmeyi tüm detaylarıyla anlatmıştır.
Kansu ayrıca Milli Mücadele için yola çıkan Gazi Paşa ve arkadaşları hakkındaki idam fermanına
Börekçi’nin karşı bir fetva yazdığını da şu cümlelerle anlatıyor:
“Müftü Efendi’yi Mustafa Kemal Paşa çok severdi. İstanbul’un “huruç alessultan” (Padişah’a isyan) fetvasıyla idamımıza hüküm verdiği zaman bunu cerh ve reddeden bir fetvayı Müftü Efendi topladığı ulema ile müzakere ederek vermişti.Paşa da, Rifat Efendi’ye Diyanet İşleri Reisi iken her hafta yaver gönderir, bir arzusu olup olmadığını sordururdu.Resmî otomobili yok iken bir otomobil tahsis ettirmişti.”
Mehmet Rifat Efendi’nin Millî Mücadeledeki asıl anılması ve Milletçe minnet ile yad edilmesi gereken hizmeti, Millî Mücadelenin doğru ve bu mücadeleye katılmanın her Türk üzerinde bir borç olduğu yönündeki fetvasıdır.
30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesinin imzalanmasından sonra
Türk topraklarında başlayan düşman işgalleri üzerine Anadolu’da Millî Mücadelenin kıvılcımları tutuşmaya,
kalplerde ateş yanmaya başlamıştı.
Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmasından itibaren ise vilayetler arasında iletişim ve iş birliği sağlanarak merkezî nitelik kazanma yoluna girmişti.
Bu durumdan İstanbul’daki hükûmet rahatsızlık duymakta idi. Öyle ki İstanbul’un 16 Mart 1920’de İtilaf Devletlerince işgal edilmesinin ardından Damat Ferit Paşa Hükümeti bu rahatsızlığı Millî Mücadelede yer alan komutanların bu görevlerinden azline ve tutuklanarak İstanbul’a getirilmesine
emir vermeye ve hatta iki bin kişilik Kuvay-ı İnzibatiye adıyla özel bir birlik teşkil ederek üzerlerine yürümeyi tasarlamaya kadar işi azıtmıştı.
Bu konuda dini kullanmaktan da geri durmayan hükümet bir fetva yayınlanmasını istemiş, Dürrizade Abdullah bu fetvayı vereceğini söyleyince Şeyhülislamlığa tayin edilmiş ve Damat Ferit Paşa Hükûmeti de böylelikle kurulmuştur.
Dürrizade, hükümetin kurulduğu gün yani 5 Nisan 1920’de Mustafa Kemal Paşa’nın katline ve 11 Nisan 1920’de de Millî Mücadele hakkında fetva verdi.
Anadolu’daki Millî Mücadele harekâtının Padişah ve Halife’ye karşı bir isyan olduğu, bu harekâtın içinde bulunanlara karşı saldırı yapılmasının gerekli olduğu, yakalandıklarında öldürülmelerinin dinen vacip olduğu, bu mücadelede öldürülürler ise şehit olacakları” ileri sürülmüştü, gazetelerde yayımlanmış, ayrıca Anadolu’da İngiliz ve Yunan uçakları ile ve bir kısım kendini bilmez kişiler tarafından halka dağıtılmıştı.
Bu vahim gelişme Türk Milleti’nin şahlanışının daha ilk membaında boğulması sonucunu doğuracaktı.
İşte tam bu sırada meseleyi bütün yönleriyle ele alarak İslam dininin doğru hükmünün ortaya konulması ve Millete duyurulması gerekiyordu.
Bu yüce görevi Ankara Müftüsü Mehmet Rifat Efendi bizzat kendi kalbinin sesiyle yerine getirmiştir; hem İslam dini, hem akıl ve mantık ve hem de siyaset bakımından
tüm zamanların şaheseri olarak görülmesi gereken “Fetva”yı Ankara’da bulunan beş müftü, dokuz müderris ve medrese müdürü ile altı kişilik ilmiye sınıfından müteşekkil toplam 20 zevat ile hazırlamıştır.
Bu “fetva” 19-22 Nisan 1920 tarihlerinde Öğüt, İrade-i Millîye ve Açık Söz başta Millî Mücadeleye destek veren gazetelerde yayımlanmıştır.
“Fetva”, Mustafa Kemal Paşa’nın emirleri ile bütün yurt sathına gönderilmiş, yerel gazetelerde yayımlanmış ve ayrıca İstanbul’da yayımlanan gazetelerde de yayımlatılmıştır.
Bu “fetva” ellerine ulaşınca Anadolu’nun çeşitli vilayet ve kaza müftüleriyle din bilginlerinden davaya inanan yüz elli ikiyi aşkın zevat tarafından “yukarıdaki kıymetli fetva yüce şeriata uygundur” sözleriyle tasvip ve tasdik edildiği Hakimiyet-i Milliye gazetesinin 5 Mayıs 1920 tarihli sayısında duyurulmuştur.
Bu “fetva” üzerine Ankara Müftüsü Mehmet Rifat Efendi, Damat Ferit Paşa Hükûmeti tarafından müftülük görevinden azledilmiş, idamına karar verilmiş ve idamın infazı için yakalanarak İstanbul’a getirilmesi istenmiştir.
Bu karar Padişah Vahdettin tarafından 15 Haziran 1920’de “yakalandığında muhakeme edilmek üzere” onaylanmıştır.
İstanbul Hükûmeti’nin ve İslam Halifesi olan Padişah’ın bu emri yani, bir Müftünün görevinden azledilerek idam edilmesi emri, Osmanlı Halifelik tarihinde ilk ve son emir olarak tarihe geçmiştir.
23 Nisan 1920’de Müftü Efendi’nin de içinde yer aldığı Hey’et-i Temsiliye üyelerince Cuma namazını ve ardından Hacı Bayramı Veli’nin türbesinde yapılan duayı müteakiben Ankara’da açılmış
bulunan Büyük Millet Meclisi tarafından Ankara Müftülüğü görevinde tutulmuştur.
Mehmet Rifat Efendi 31 Mart 1924’te Cumhuriyet kurumu olarak kurulanDiyanet İşleri Reisliği’ne ilk Diyanet İşleri Reisi olarak atandı.
Bu görevinde iken Ekim 1930’da 65 yaşını doldurunca hizmetinden, yetenek ve uzmanlığından yararlanmak üzere Bakanlar Kurulu’nun 22 Ekim 1930 tarih ve 10112 sayılı kararnamesi ile
görevine devamı kararlaştırıldı.
Diyanet İşleri Başkanlığı görevini vefat ettiği 5 Mart 1941’e kadar sürdürdü. Rıfat Börekçi Atatürk ile arasındaki samimiyeti şöyle anlatıyor: “Ata’nın huzuruna geldiğimde beni ayakta karşılardı… ‘Paşam beni mahcup ediyorsunuz’ dediğim zaman‘Din adamlarına saygı göstermek Müslümanlığın icaplarındandır’ buyururlardı.Atatürk şahsi çıkarları için kutsal dinimizi siyasete alet edencahil din adamlarını sevmezdi.”

***

Kaynaklar: *ATATÜRK, Mustafa Kemal, Nutuk, Haz. Zeynep Korkmaz, Cilt I-II. *AYBARS, Ergün, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Cilt I, İzmir 1987. *BAYKARA, Tuncer, Millî Mücadele, Ankara 1985. *KANSU, Mazhar Müfit, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, Cilt II, Ankara, 1968. *KUTAY, Cemal, Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları, Ankara 1973. *SARIKOYUNCU, Ali, Millî Mücadelede Din Adamları, Cilt I İkinci Bölüm, Cilt II, Ankara 1997. *SELEK, Sabahattin, Millî Mücadele, Cilt II, İstanbul 1982. *TBMM Zabıt Ceridesi, c.I, s.92. *SARIKOYUNCU, age, s. 168. Enver Behnan Şapolyo, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, s. 352. *ERCÜMENT DEMİRER, Din Toplum ve Atatürk, s.10.

Alıntı: Erdem Avşar

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , , , | DİYANET’İN VATANSEVER İLK BAŞKANI RİFAT BÖREKÇİ için yorumlar kapalı