Oca 01

SİYON VE SİMONLAR DECCALİN ASKERLERİ

SİYON VE SİMONLAR DECCALİN ASKERLERİ

Da Vinci’nin Şifresi kitabıyla dünyayı sarsanın ve okunma rekorları kıran DA VİNCİ serisinin Sion Tarikatı’nın işi olduğunu biliyor musunuz?
Peki, Haliçte Siyonlar-Boğazda Simonlar ve Türkiye’deki faaliyetlerini ve gelecek planlarını kabbala büyü ve cinleri kullanan, dev istihbarat ordularının sizleri ASTREOLOG, SPİRİTUEL gibi unvanlarla, YOUTUBE ve diğer SOSYAL MEDYA uygulamaları üzerinden nasıl esir aldığını ve kullandığını metafizik istihbarat operasyonlarını sizler üzerinden ülkemizde yıllardır ÖNEMLİ ADAMLAR konumunda yaptığını biliyor musunuz?
Yok, canım ne alaka Astroloji haritaları adı altında milyon dolarları ceplerine indirdiklerini…
Biliyorsunuz ve ŞEYTANA, DECCALA bilerek ve isteyerek teslim oluyorsunuz.
Sizi kurtaracak ya ,
Allah ne yapsın?
Tanrı sizi neden kurtarsın?
Binlerce yıldır aynısını yapıyorsunuz…
Biyoenerji falan filan hikâyeleriyle adamlar sizleri ölüme götürüyor ahali.
Bunlardan uzak durun ve çekilin. Paranızı kendinize saklayın.
Siyon ve Simon’lar DECCALİN ASKERLERİ olarak sizleri perişan ediyor
Alıntı: H. Hakkı Kahveci

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | SİYON VE SİMONLAR DECCALİN ASKERLERİ için yorumlar kapalı
Ara 31

NESİN SEN?

NESİN SEN?

 

Ateşten alevi andırıyorsun

Her halinle beni kandırıyorsun

Beni, kor ateşte yandırıyorsun

Ayet misin, kitap mısın, din misin?

 

Her nereye baksam seni görürüm

Bir sokağa çıksam seni görürüm

Nerde ışık yaksam seni görürüm

Ödül müsün, zulüm müsün, kin misin?

 

Ferhat eder, dağa çıkarır aşkın

Duygular, sevgiler, gönüller taşkın

Aklım başta değil, şaşkınım şaşkın

Zirve misin, tepe misin, in misin?

 

Canlandı ümidim, canla barıştı

Neşe, sevinç, hüzün, keder karıştı

Aşk vakitle, vakit aşkla yarıştı

Asır mısın, sene misin, an mısın?

 

Bu hayat sevgiyle doğup, batıyor

Ömrün her anında aşkın atıyor

Ömür pazarına bir şevk katıyor

Ömür müsün, hayat mısın, can mısın?

 

Bir bedene tek, tek hücre olan sen

Organ, organ hücre, hücre dolan sen

Bütün organlarda hayat bulan sen

Yürek misin, damar mısın, kan mısın?

 

Doğuştan sultanı andırır soyun

Bir gönül sevdası yaşatır toyun

Toroslar’da sevgi, hasret konvoyun

Yolcu musun, kervan mısın, han mısın?

 

Aklım aşktan başka almıyor artık

Farklı hayallere dalmıyor artık

Naçiz bedenimi salmıyor artık

Gece misin, şafak mısın, tan mısın?

 

Aklımdan fikrimden atamıyorum

Uyku tutmaz oldu yatamıyorum

Öyle bir bela ki satamıyorum

Peri misin, şeytan mısın, cin misin?

 

Aklımı yitirmiş gibiyim sanki

Ömrümü bitirmiş gibiyim sanki

Mezara itilmiş gibiyim sanki

Hayal mısın, rüya mısın, sen misin?

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , , | NESİN SEN? için yorumlar kapalı
Ara 30

FAİZ

FAİZ

Fıkıh alanında söz sahibi Ünlü ilâhiyatçımız Prof. Dr. Abdulkadir Şener’in faiz konusunda açıklamaları:

Kur’ân-ı Kerîm’de Bakara suresinin 275-281. âyetlerinde geçen ribâ (tefecilik) haram kılınmıştır. Âl-i İmrân suresinin 130. âyetinde de ‘Kat kat ribâ yemeyin (tefecilik yapmayın)’ buyrulmuştur. Hz. Peygamber de Veda Haccı’nda Müslümanlara yaptığı konuşmada, İslâm öncesi Arap toplumundaki kat kat ribâ yemeyi (tefeciliği) yasakladığını açıkça ifade etmiştir. İslâm öncesi Araplarda (cahiliye döneminde) uygulanan ribâ, tam bir tefecilikti. Alınan borç paranın ödeme süresi ve faizi borç veren tarafından belirleniyor, vadesi gelince borcunu ödeyemeyen kişi, ‘Vadeyi uzat ribâyı artır.’ diyordu. Bu işlem defalarca tekrarlanıyor ve borçlu, iyice perişan oluyordu. Eski İsrail hukukunda ise borcunu ödeyemeyen kişi, alacaklının kölesi oluyordu.

Fıkıh’ta, ‘faiz’ sözcüğü Arapça olduğu hâlde, geçmez. Anlam bakımından ribâ gibi artma, çoğalma demektir. ‘Feyiz’ kökünden gelir, son harfi Arap alfabesindeki ‘dad’ harfidir. Türkler ve kısmen Iraklılar bu harfi kalın ‘z’ sesiyle telaffuz ederler. Mısır gibi kimi Arap ülkelerinde bankanın alıp verdiği faize ‘faide’ (fayda, getiri), bazılarında da kredi faizine ‘masraf’ denilmektedir.

Osmanlı Türkçesinde ‘ribâ’ yerine ‘ribih’, faize vermeye ‘istirbah’, ‘murabaha’ ve bazı vakıf senetlerinde de ‘faiz’ terimleri kullanılmıştır. Ekonomik nedenlerle ‘riba’yı şeklen meşrulaştırmak için ‘hile-i şer’iyye’ye başvurulmuş; hatta İbni Kemal (Kemalpaşazade)’in ‘hile-i şer’iyye’ veya aynı anlamda kullanılan ‘muamele-i şer’iyye’ şer’î değil diyen kâfir olur, katli vaciptir, dediği rivayet edilir. Şeyhulislâm Ebussuûd Efendi‘nin, para vakıflarının caiz olduğuna ve bu paraların belli oranlarda ribih karşılığında işletmeye verilebileceğine dair fetvası meşhurdur. Daha sonraları parasını çalıştırmaya gücü yetmeyen yaşlıların ve yetimlerin paralarının da %25’e kadar faizle güvenilir tüccara verilerek işletilmesine dair fetva verilmiştir.

Rahmetli Halil İnalcık Hoca, bu konuda çıkarılan fermanların bir kısmını Adâletnâmeler adıyla yayımlamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik düzeni eski hukukumuza göre değil; yürürlükte olan yasa ve mevzuata dayalı olduğu için faiz konusunu bu çerçevede ele almak gerekir, diye düşünüyorum. ( Abdulkadir Şener )

 

Alıntı

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | FAİZ için yorumlar kapalı
Ara 29

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* Başarısızlığın anahtarı ikidir: 1- Kararsızlık, 2- Ertelemek Channing

* Bir değişimin önünde gidenler lider, ortasında gidenler durumu kavramış, sonunda gidenler sürüklenmiş olurlar ama karşı çıkanlar mutlaka yok olurlar. Napolyon

* Akılsızlığın alameti dörttür: 1- Ahmağa fikir danışmak, 2- Cahile para vermek, 3-  Dostların öğütlerini dinlememek, 4- Dünyadan ibret almamak. F.Attar

* Gayesi olmayan hayat, eğlence bataklığına akar. A. Carrel

* “Ve fevka külli zî ilmi alîmun”  (“Ve her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.”  Yusuf,Suresi 12/76.Ayet

* Gönül sarayınızın tahtına neyi padişah yaptıysanız onun emrindesiniz, kölesisiniz demektir. K. Şahbaz

* Türklük benim esin kaynağım, erdemim övünç membaım oldu. Benim hayatta yegâne fahrim, servetim, Türklükten başka bir şey değildir.”  M. Kemal ATATÜRK

* Yapabilenler yapar, Yapamayanlar yapmayı öğretir. Bernard Shaw

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Ara 28

SAĞCILIK VE SOLCULUK (2)

SAĞCILIK VE SOLCULUK (2)

“Bu açıdan sağ partileri tercih edip de haksızlıklara, sınıf çelişkilerine, sömürüye karşı çıkmayan, aksine kendisi de böylesine adaletsiz bir sosyo-ekonomik düzenden yararlanan kişi modern tanımlamalara göre “sağcı” addedilse de, ayetlerin işaret ettiği ahiretteki gruplaşmada “sol kategori“de yer alacaktır. Aksi de mümkündür. O hâlde Kur’ân terminolojisinde “sağ ve sol” sahih iman, salih amel, adalet, yüksek ahlâkî tutum ve ma’ruf olana karşı olumlu veya olumsuz tutumla belirlenir. Kur’ân’ın sağ’ı olumlu, sol’u olumsuz kullanması anlamlıdır. Latincede sol meş’ûm, uğursuz, eski Almancada eğri; sağ ise, kibar ve imtiyazlıdır. Yeni Zelenda’da yaşayan Maorilere göre, iyiyi ve kutsalı, sol taraf profan ve şüpheliyi simgeler. İngilizcede sağ anlamına gelen “right” hak ve doğru, sol anlamına gelen “left-harded” ise acemi, sinsi, entrikacı demektir. Cehenneme inen yol sola bükülür, Tevrat’a göre “Rabbin sağında sevgili kullar oturacaktır”.  Araplar da kadim zamanlardan beri sağ yanı hayra, sol yanı şerre izafe etmişlerdir.

Sağ ve sol’un sembolik anlamda kullanıldığı başka alanlar da vardır. Hz. Peygamberin birtakım fiilî sünnetleri öyledir. Meselâ; -kişi doğuştan solak değilse- yemek sağ elle yenir, mescide sağ ayakla girilir, sol ayakla çıkılır vs. Bunlardan amaç, sevabı yanında Müslümanın günlük hayatına belli bir disiplin, bir düzen kazandırmaktır. Örnek olarak, bir topluluk kapalı bir yere gireceği zaman, sağdan girmesi sünnettir. Bu, fakir-zengin, soylu-az soylu ayırımları ortadan kaldırıcı, terbiye edici bir uygulamadır. Peygamber’in kendisi bile bazen, başta veya sağda olmadığı için ashâbından sonra kapalı yere girmiş ve sadece boş bulduğu yere -bu yer aşağıda olsun, üst yerde olsun- oturmuştur. Bu sünnetten de hareket edilerek Müslümanların “sağcı” olduklarını söylemek mümkün değildir.

Teknik açıdan da “Ashâbü’l-Yemîn” ve “Ashâbü’ş-Şimâl” sağcı ve solcu, diye tercüme edilemez. Kur’ân da sağcı solcu, dememiştir. Kıyâmette Müslümanın bir sembolü olarak bilinen bu âyet, doğrudan ekonomik ve ideolojik bir fonksiyonu ifade etmiyor. “Ashâbü’l-Yemîn: Sağ Ehli”, “Ashâbü’ş-Şimâl: Sol Ehli” demektir. Bu bir izafet terkibidir. Meselâ “ateş ehli” kastedilen “Ashâbu’n-Nâr“ı, “ateşçi“; Hıristiyan ve Yahudileri kasteden “Ehl-i kitab“ı “kitapçılar” olarak tercüme edemeyiz. Kaldı ki Araplar sağcıya “Yeminiyy“, solcuya “Yesariyy” derler. Yesariyye ve yeminiyye birer kavramdırlar. Kur’ân’da yeminiyy ve yesariyy geçmez. Peygamber Efendimiz (s.a.)’in hiçbir hadisinde de bu anlamda sağcı ve solcu tasniflerine rastlanamaz.(Bkz. Ali Bulaç, Çağdaş Kavramlar ve Düzenler, s. 178-184.)

 

Alıntı

 

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , | SAĞCILIK VE SOLCULUK (2) için yorumlar kapalı
Ara 27

ŞARAP ÇEŞNİCİSİ

ŞARAP ÇEŞNİCİSİ

Şarap fabrikasının emektar çeşnicisi ölür. Yenisi için ilan verilir. Derken perişan kılıklı görünüşünden belli bir ayyaş birisi başvurur. Fabrika müdürü biraz

da bu ayyaşı başından savmak düşüncesi ile test için ona bir kadeh şarap verir.

Adam şarabı içer ve “Kırmızı bir Muscatel, 3 yıllık. Kuzey yamaçta yetişmiş, çelik varillerde yıllanmış” diye gayri ihtiyari bir açıklamada bulunur.

Müdür şaşkınlıkla “doğru” der.

Bir başka şarabı tattırır. “Kırmızı Cabarnet, 8 yıllık. Güneybatı yamaç mahsulü ve meşe fıçılarında yıllanmış” diyerek açıklama yapar.

Müdür bu doğru cevap karşısında şaşkındır. Hemen sekreterinin yanına gider ve ona bir bardak suya biraz idrarından karıştırarak getirmesini söyler.

Sekreterin getirdiği bu karışımı adama beyaz şarap diyerek ikram eder.

Ayyaş adam verileni içer ve “Sarışın, 26 yaşında 3 aylık hamile. Eğer beni işe almazsan babasını da söylerim!” der.

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , | ŞARAP ÇEŞNİCİSİ için yorumlar kapalı
Ara 26

SAĞCILIK VE SOLCULUK (1)

SAĞCILIK VE SOLCULUK (1)

 

Türkiye’de Sağ”ı ifade eden “ashâbu’l-meymene” ve “ashâbu’l-yemîn”; solu ifade eden “ashâbu’l-meş’eme” ve “ashâbu’ş-şimâl” kavramları Kur’ân-ı Kerîm’de nasıl geçtiğini ve günümüzdeki sağcılık ve solculukla bir ilişkisinin olup olmadığını bir müfessire sorduk.

Yedi ciltlik “Kur’ân Dersleri-Meal-Tefsir”in yazarı Ali Bulaçşöyle der:

“56/Vakıa: 7. Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman; 8. İşte o “Ashâb-ı Meymene”, ne (kutludur o) “Ashâb-ı Meymene”! 9. “Ashâb-ı Meş’eme” ne (mutsuz ve uğursuzdur o) “Ashâb-ı Meş’eme”

Bu arada büyük bir zaman aralığının olduğu anlaşılıyor. Yani, büyük kozmik olay olan kıyâmet kopuyor, diriliş vuku buluyor, mahşer oluyor ve hesap günü başlıyor. Bu aşamadan sonra insanlar üç ana gruba ayrılacaklardır:

  1. a) Kitapları sağ yanlarından verilenler (Ashâbu’l-Yemin); b) Kitapları sol yanlarından verilenler (Ashâbu’ş-Şimal); c) İman, iyilik ve hayır yarışıp öne geçenler ve yakınlaştırılanlar (Es-Sâbikûn el-Mukarrebûn).

İki temel kategori iman edenler, iyilik edenler ile inkâr edenler ve ömürlerini kötülük yapmakla geçirenler. Bunlar “sağ” ve “sol” kelimeleriyle ifade edilmektedirler. Buna biraz yakından bakalım:

Sûrenin 38. ve 41. âyetlerinde “Ashâbu’l-Yemîn” ve “Ashâbu’ş-Şimâl” tabirleri kullanılır. Bazıları, Ashâbu’l-Yemîn’e “sağcı”, Ashâbu’l-Şimâl’e “solcu” karşılığını vermektedirler; sûrenin genel bağlamı ve ayetlerin siyak ve sibakı açıkça “kıyâmet”ten ve “ahiret hayatı”ndan bahsedildiğini gösteriyor. Buna göre:

1) Kıyâmeti ve ahiret hayatını anlatan bu sûrede geçen âyetleri dünyada özellikle 18. yüzyılın sonlarına doğru (1789 Fransız İhtilali’yle) ortaya çıkmış bulunan modern siyasal gruplaşmalara dayanak olarak göstermek yanlıştır.

2) Bu tabirler siyasî tercihleri de içine alan genel bir durumun, bir tavır alışın sembolleridir. Herkesin yapıp ettiklerini içine alan (amel-hesap) defteri, insanın önceden tavır alışlarına ve davranışlarına göre ya sağından ya da solundan kendisine verilecektir. Defterini “sağ yanı”ndan alan kişi mü’mindir ve mükâfatı hak etmiştir, defterini “sol yanı”ndan alan kişi ise suçlu-günahkârdır, cezaya müstahak olmuştur.”

 

 

Alıntı

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , , , | SAĞCILIK VE SOLCULUK (1) için yorumlar kapalı
Ara 25

NEREDE DURACAĞINI ÇOK İYİ BİLİYORSUN…

NEREDE DURACAĞINI ÇOK İYİ BİLİYORSUN…

 

Temel ile Dursun, bir gün kumar masasına oturmuşlar. Neleri var, neleri yoksa herşeylerini kaybetmişler.

Kaybettikçe, kumar oynamaya devam etmişler.

En nihayet kumar masasından Temel çırılçıplak, Dursun ise bir tek donla kalkmış..

Gece yarısı Temel çıplak, Dursun donla yolda yürüyorlarmış..

Bir süre yürüdükten sonra Temel, Dursun’a demiş ki;

-Ula Dursun, senin neyini seviyrum piliymisun?

Dursun;

-Neyumi seviyisun? Demiş..

Temel, cevap vermiş;

-Kumarda, nerede duracağuni çok iyi piliysun. Ben, bilemeyrum. Bak, üstümde başımda bir şey kalmadı, hiç değilse senin ayağında donun var.

 

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , | NEREDE DURACAĞINI ÇOK İYİ BİLİYORSUN… için yorumlar kapalı
Ara 24

MEDENİYETİN TEMELİ

MEDENİYETİN TEMELİ

Medeniyetin temeli dildir, dilin temeli de alfabedir! Peki, bugün kullandığımız; Atatürk‘ün “Türk alfabesi” dediği ve dünyada “Latin alfabesi” diye bilinen harfler, gökten mi inmiştir?

“Kazım Mirşan ve Selahi Diker, bu alfabenin Etrüsk alfabesinden türediğini, bilimsel olarak ispatlamıştır. Peki, Etrüsklerin kullandığı alfabe nereden geliyor?

Kurdun emzirdiği çocuklar olarak bilinen Romus ve Romulus kardeşlerin Roma’yı kurmasına gidelim… Romus ile Romulus’un kullandığı alfabenin Etrüskçe olduğunu görelim.  Sonra, Latin alfabesinin Etrüsk alfabesinden türediğini, Etrüsklerin ise proto Türkler olduğunu, dolayısıyla Avrupa medeniyetinin temelinde Türklerin bulunduğunu, Avrupa’nın en büyük sıradağları olan Alp dağlarının adının da Türkçe olduğunu hatırlayalım… Roma Belediyesi’nin ambleminin de kurt başı olduğunu görelim. Sonra da Avrupa’nın içine bir kurt düşürelim…”

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , , | MEDENİYETİN TEMELİ için yorumlar kapalı
Ara 23

İMDAT EYLE YAR!

İMDAT EYLE YAR!

 

Şu bülbül gönlümün figanı sensin

Kanayan yüreğin hicranı sensin

Bu kahreden aşkın irfanı sensin

Gel de şu ömrümü Cennet eyle yar!

 

Adanır yürekler aşkın hasına

Çekilir sevdalar can pahasına

Bir sefer eyleyip aşk deryasına

Gel de şu gönlüme hicret eyle yar!

 

Bulamadım hiçbir gülde kokunu

Sapladın kalbime aşkın okunu

Sildim, yok eyledim, gömdüm yokunu

Gel de şu sevgime kudret eyle yar!

 

Huzura sevince gönül daldır, gel,

Haydi, sensizliğe sende saldır, gel,

Sevgi kalesinde bayrak kaldır, gel

Gel de şu aşkımı devlet eyle yar!

 

Kibir engelini aşsın gönlümüz

Şüphesiz aşk ile coşsun gönlümüz

Zevkle zaferlere koşsun gönlümüz

Gel de şu yüreğe nusret eyle yar!

 

Sende sen olayım, sen bende ben ol

Gel gönül Kâbe’me zemzem olup dol

Sırata dönmesin aşka giden yol

Gel de şu garibe himmet eyle yar

 

Sevgide hamaset, inat olmasın

Ver ki can suyunu bu aşk solmasın

Bir an önce gel ki vade dolmasın

Gel de şu haneme avdet eyle yar!

 

Açsın gülistanda gönlümün gülü

Gül için şakısın aşkın bülbülü

Alev alev yansın bu aşkın külü

Gel de şu dünyama vahdet eyle yar!

 

Artık engelleri aştırsın aşkın

Ruhumu zirveye koştursun aşkın

Virane gönlümü coştursun aşkın

Gel de şu halime imdat eyle yar!

 

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , | İMDAT EYLE YAR! için yorumlar kapalı