Şub 14

TARİH SORUSU…

TARİH SORUSU…

Tarih öğretmeni, çocuğa sormuş;
“Oğlum,Kartaca savaşını kim yaptı?”
Çocuk: “Valla-billâ ben yapmadım hocam…” deyince tarih hocası sinirlenmiş, sınıfın kapısını çarparak çıkmış… Matematik hocasıyla burun buruna gelmiş…
Matematik hocası: “Hayrola hocam? Bu ne sinir?”…
“Sorma…” demiş tarih hocası.
“Çocuğa Kartaca savaşını kim yaptı dedim?”..

“Valla-billâ ben yapmadım hocam…” dedi…”

Nasıl sinirlenmeyeyim?”
Matematik hocası: “Bunlar böyledir hocam…

Hem yaparlar,hem de inkâr ederler…” deyince,tarih hocası sinirden düşer,bayılır…
Müdürün odasında kolonyayla kendine getirilince müdür sorar: “Hayrola hocam? Ne oldu ki fenalaştınız?”

“Sormayın müdürüm” der tarihçi…
“Derste çocuğa “Kartaca savaşını kimler yaptı?” dedim. “Valla-billâ ben yapmadım demez mi?” Sinirle sınıftan çıkarken matematik hocamız sordu…Durumu anlatınca:

“Bunlar böyledir,hem yaparlar, bir de yapmadım derler…” deyince bayılmışım….
“Hocam,şu üzüldüğün şeye bak…” der müdür…

“İki satır yazı yazarım Milli Eğitim Bakanlığına, kimin yaptığını hemen ortaya çıkartırım…”
Tarih hocası hastanelik olur…

15 gün hastanede yatıp tedavi görerek, bir ay raporlu olarak taburcu edilir…
Evinde dinlenirken, postacı sarı bir zarf getirir…

Tarih hocası, merakla açar zarfı…

Milli Eğitim Bakanlığından gelmiştir, resmi yazı…

“Bu yıl,gerekli tahsisat olmadığından, Kartaca savaşları yapılamayacaktır… Bilgilerinize…” yazmaktadır.. Hoca yine kendinden geçer…

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , | TARİH SORUSU… için yorumlar kapalı
Şub 13

TARİKATLAR

TARİKATLAR

Tekke ve zaviyeler Osmanlı devletinin çöküş sebeplerinden biriydi.

Mehmet Akif Ersoy, kendisi de tarikat mensubu olmasına rağmen, esas olarak Teşkilatı Mahsusa görevlisiydi ve devletin çöküşünü durdurmak için elinden geleni yapıyordu. “Sofuluk” adlı şiirinde durumu şöyle anlatıyordu:

Sofuluk satıyorsun, elinde boy boy tesbih

Çevrende dalkavuklar; tapınır gibi, la-teşbih!

Sarık cübbe ve şalvar; hepsi istismar, riya

Şekil yönünden sanki; Ömer’in devri, güya!

Herkes namaz oruçta; hepsi sözünü dinler

Zikir Kur’an sesinden, yerler ve gökler inler!

Ha bu din, iman, takva; inan ki hepsi yalan

Sen onları kendine taptırırsın vesselam!

Derdin davan sadece, hep nefsi saltanatın

Şimdilik putu sensin, tapılan menfaatin!

Hey kukla kafalı adam, dinle sözümü tut

Bunların dilinde Hak; ama kalbi dolu put!

 

Bu şiiri, 2016 yılında Rahmi Turan, “Gericilik, yobazlık, Allah ile aldatmak, dini siyasete alet etmek, sadece günümüzün olayı değil. Yüz yıl önce de durumumuz böyleydi, iki yüz yıl önce de” diyerek paylaşmıştı.

Tarikatlar, “kukla kafalı adam” yetiştirir.

Konuyla ilgili “dini yazılar” sitesinde, “Mehmet Akif ve Gerçek İslam” başlıklı yazıda da bu şiirle birlikte “Kimi tarikat önderlerinin yalanlarla milleti uyuşturduğu, kendileriyle ilgili kerametler uydurttuğu, kendilerine çiftlikler, köşkler kurdurduğu, müritlerinin malından, mülkünden servet sahibi olduğu, kimi müridine eşini boşatıp kendi nikâhına aldığı, kendine harem kurdurduğu nice örnekler ile karşılaşıldı. Birileri kalkıp ‘Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır’ diye hadis uydurduktan ve insanın kendisini şeyhine ‘Ölünün kendisini ölü yıkayıcısına teslim ettiği gibi teslim etmesi’ gerektiği şeklinde izahlar yaparak bunu da takvanın göstergesi olarak saydıktan sonra, bunca şeyh, müritlerini şeytana kaptıracak değildi!” deniliyor.

 

Alıntı

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , | TARİKATLAR için yorumlar kapalı
Şub 12

ALLAH’IN ŞANI İÇİN ÇALIŞANLARI HATIRLAYIN

ALLAH’IN ŞANI İÇİN ÇALIŞANLARI HATIRLAYIN

Allah’ın İşaya peygamber aracılığıyla bildirdiği şu sözleri:

“Yıkan ve temiz ol, düşüncelerini benim gözlerimden uzaklaştır.”  “Bakın, size söylüyorum ki, kalbi kötülükleri seven insanı deniz(ler)in tüm suyu yıkamayacaktır. Ve yine size söylüyorum ki, yıkanmayan(abdest) kimse ibadetiyle Allah’ı razı etmek şöyle dursun, ruhuna puta tapıcılığa benzer günah yükleyecektir. -Bana gerçekten inanın; eğer insan Allah’a gerektiği gibi ibadet edecek olsa, istediği her şeyi elde eder. İbadetiyle Mısır’a gazap eden (kamçı vuran) Allah’ın kulu Musa’yı hatırlayın. Kızıl Deniz’i yardı da, Firavun ve ordusu orada boğuldu.- Güneşi durduran Yuşa’yı hatırlayın Sayısız Filistin askerini korkudan titretmişti; gökten ateş yağdıran îlya’yı, ölü bir adamı (mezarından) kaldıran Elişa’yı ve ibadet ve dua ile istedikleri her şeyi elde eden daha başka pek çok kutsal peygamberleri hatırlayın. Fakat bunlar kendi kişisel amaçları için değil, yalnız Allah ve Allah’ın şanı için çalıştılar.”

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , | ALLAH’IN ŞANI İÇİN ÇALIŞANLARI HATIRLAYIN için yorumlar kapalı
Şub 11

TÜRKLER YOK EDİLİRSE DÜNYA RAHAT EDECEK ZANNEDİYORLAR..

TÜRKLER YOK EDİLİRSE DÜNYA RAHAT EDECEK ZANNEDİYORLAR....
Çin, Türkleri bastırdı.
Rusya, Türkleri bastırdı. Hatta Türkçeyi yasaklamaya hazırlanıyor. Tataristan ortadan kaldırıldı. TATAR kadınları, Rus erkekleriyle evlenerek TÜRK SOYUNU kırdı. Öyle yekûn nüfus diyebiliriz.
MEB Bakan yardımcısı Türkçe Ölü bir dildir dedi ve bakan yardımcısı olarak göreve başladı.
Şimdi nerdeyse Anadolu’da Türkçeyi yasaklayacaklar.
Nasıl oldu bütün bunlar?
Anadolu etrafında ordular. Hepsi MARDUK’un orduları.
Kanı akıtılmaya başladığında, asıl kan Anadolu’da akıtılacak.
Tıpkı yüz yıl önce olduğu gibi.
Büyük satanist ayin.
Neredeyse soykırım gibi.
Hükümet ise YENI DÜNYA DÜZENİ adı altında MARDUK’UN bütünüyle esiri olmuş durumda.
Hükümeti içeriye doldurabildiği kadar Arap, Afrikalı, Çinli ne varsa doldurup vatandaşlık veriyor.
Aklınca birden hilafet ilan edecek.
Kuvayı Milliye’nin bastırılması hedefleniyor.
Yüz yıl önce Kuvayı Milliye HİLAFET ORDUSU adı altında Anadolu’yu işgal eden YUNAN ORDUSUNU ezen Kuvayı Milliye’ dir.
Baskın seçim masalı ile muhalefet ve halk konsolide edilirken bir anda HİLÂFET ilan edecekler.
Böylece, bu sefer hilafetin ordusu, Kuvayı Milliye’yi bastıracak. Yani bu çatışmada çok kan dökülürken, Asıl kanlar Anadolu’da akıtılacak ve Marduk ayin yapmış olacak.
Bunu çatışma, işgal şartları içerisinde deneyebilirler.
Çatışma alanı yüz yıl önce olduğu gibi Anadolu’nun etrafında şekilleniyor.
Yani çok kan akması lazım ayin için, göstermelik ordular birbirine giriyormuş gibi olabilir.
Ama orduların nihayetinde hedefi Anadolu’yu işgal ederek soykırım yapmak olacak.
On bin yıldır Anadolu’da uyuyan ruh aktif demiştim.
Yüz yıl önce Türklerin Anadolu yani küçük Asya’dan geldikleri Orta Asya’ya gönderilmesi planı yine aktif. Maalesef içimizdekiler bu plana dâhil.
Marduk’un en büyük hedefi İstanbul…
Şayet başarılı olurlarsa İSTANBUL A’DAN Z’YE yanar.
Onlar için İstanbul her şey.
Mavi Tuğ neden kalktı? Çünkü TÜRK IRKI, TÜRK MİLLETİ yok edilmeyle karşı karşıya.
Yeni bin yılda TÜRK olmasın istiyorlar MARDUK’UN çocukları.
Ne acıdır? İçimizdekiler onlarla beraber.
Ve KURT ULUS uyanmıyor ki KURTULUŞ olsun.
Neden Çin, Rusya ve AKAPE hükümeti Türk’ü ezdi?
Sebebi, Anadolu’da OLAN ASİL KAN ve ona yardım etmesi muhtemel tüm Türk’ler ezildi.
Hala daha ezmeye devam ediyorlar. Türk’ler yok edilirse dünya rahat edecek zannediyorlar.
Alıntı: Atabey H. Hakkı KAHVECİ

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | TÜRKLER YOK EDİLİRSE DÜNYA RAHAT EDECEK ZANNEDİYORLAR.. için yorumlar kapalı
Şub 10

HİLALE YILDIZA AL OL, SEVEYİM

HİLALE YILDIZA AL OL, SEVEYİM

 

Seveyim kaygısız, tasasız hem de

Gönül ağacıma dal ol, seveyim!

Mevsimli, mevsimsiz hatta her demde..

Yürek peteğime bal ol, seveyim!

 

Felek ikimizi bir karsın derim..

Candan öte canda, sen varsın derim..

Her iki cihanda tek yarsın derim…

Her an doğru çıkan fal ol, seveyim!

 

Soyca da asildir, asilce yaşar

Sevgi yemi ile dörtnala koşar

Bu sevgi kısrağı şahlanır, coşar

Sevgi kısrağına nal ol, seveyim!

 

Sevgi fenerini gönlüme yak ta

Damarda kan gibi kalbime ak ta

Sensiz üşümesin ruhum uzakta

Her zaman ruhuma şal ol, seveyim!

 

Vatan denilince güven isterim

Vatan sevgisini öven isterim

Beni vatan gibi, seven isterim

Hilale, yıldıza al ol,  seveyim!

 

Kenan Şahbaz

 

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , , , , , | HİLALE YILDIZA AL OL, SEVEYİM için yorumlar kapalı
Şub 09

ÖNÜMÜZDEKİ 10 YILDA İNSANLIĞI BEKLEYEN FELAKETLER

ÖNÜMÜZDEKİ 10 YILDA İNSANLIĞI BEKLEYEN FELAKETLER

Uluslararası bir vakıf olan Dünya Ekonomi Forumu, Küresel Riskler Raporu’nun bu yılki çalışmasını yayımladı.

Neredeyse her türlü alandan toplamda 1.183 uzmanın katılımıyla gerçekleştirilen anketin sonuçları, önümüzdeki 10 yıl içinde görülmesi beklenen en ciddi 10 riski açıkladı.

Ankette verilen cevaplara göre önümüzdeki 10 yıl içinde karşılaşacağımız en büyük risk, iklim krizine karşı alınan aksiyonların başarısız olması.

Dünya ülkeleri, ancak 2021 yılında bir araya gelerek ‘yeşillenmek’ üzere on yılları kapsayan taahhütlere imza atmışlardı.

Fakat pek çok uzman, dünya çapında acilen harekete geçilmemesi durumunda halihazırla uçurumun kıyısında olan bu krizin tutulamayacağı görüşünde.

Ülkelerin bugüne kadar ekonomik çıkarlar uğruna aksiyon almaktan uzak durduğunu düşünürsek, aksiyonların başarısızlığının gerçekten yaşanabileceğini söyleyebiliriz.

Listenin ikinci ve üçüncü sırasında da aslında iklim krizinin bir sonucu olacak iki büyük risk bulunuyor: Aşırı hava koşulları ve biyoçeşitliliğin yok olması.

Türkiye’de yaşanması güç olarak nitelendirilen bazı hava olaylarının artık senelik bir şekilde yaşanmaya başlaması bunun en gözle görülür örneklerinden.

Öte yandan 2019 yılında yayımlanan veriler bile son 50 yılda karasal türlerde %38, deniz türlerinde %36’lık kayıp yaşandığını gösteriyor. İklim krizine karşı acilen harekete geçilmezse, önümüzdeki 10 yıl fazlasıyla korkunç geçecek.

 

1- İklim krizine karşı alınan aksiyonun başarısız olması.

2- Aşırı hava koşulları

3- Biyoçeşitliliğin kaybı

4- Sosyal uyum erozyonu (Sivil toplumun çöküşü)

5- Geçim krizleri

6- Bulaşıcı hastalıklar

7- İnsan kaynaklı çevre hasarı

8- Doğal kaynak krizleri

9- Borç krizleri

10- Jeoekonomik çatışma

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | ÖNÜMÜZDEKİ 10 YILDA İNSANLIĞI BEKLEYEN FELAKETLER için yorumlar kapalı
Şub 08

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Göz ola ki, dağın arkasını göre, akıl ola ki başa geleceği bile”. Türk Atasözü

* “Hak söz acı olur.”

* “Helâl mal zayi olmaz.

* “Herkes kendi layığını söyler.”

* “Pasiflik bir intihardır!. Tanrı harekete geçmeyecek insanlara asla yardım etmez!” Sofokles

* “Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında başlıca müessesedir. Türk Dili, dillerin en

zenginlerindendir. Yeter ki bu dil; şuurla işlensin.” Mustafa Kemal Atatürk

* “Hırsızın çoğalması subaşının ihmâlindendir”

* “İki at bir kazığa bağlanmaz.”

* “İki su bir ekmek yerini tutar.”

* “Dalından kopmuş yaprağın akıbetini rüzgâr, denizdeki ölü balığın istikametini de, dalgalar tayin eder”. Anonim.

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Şub 07

GÜNYÜZÜ GÖRMEYEN ÇOCUKLAR

GÜNYÜZÜ GÖRMEYEN ÇOCUKLAR

Kış soğuğunun üzerine sabah mahmurluğu da eklenince, sabah karanlığının akşamüzeri karanlığından çok daha ürpertici olduğu gerçeği bedenimi titretti. Sokak aralarında hiç ses yok. Caddelerde ise yalnızca araba sesleri duyuluyor.

 

Ancak hepsinden fena olanı, sabah ayazında ama adeta gece karanlığında okula gitmeye çalışan öğrencilerin görüntüsü. Arkadaşlarına “günaydın” diyen ancak günü henüz aymamış olan eğitilmelerine ihtiyaç duyduğumuz, bu yüzden okulu sevsinler istediğimiz küçücük veya gencecik çocuklar, karanlıkta kapı önlerinde servis bekliyor ya da ebeveynleriyle okula gitmek zorunda kalıyor.

Aklıma ilk olarak, iktidarın bir dönem yürüttüğü “En iyi okul, eve en yakın okuldur” politikası geldi. Sanıyorum ki, 1,5 km. mesafe eve yakın okul kategorisinde yer alıyordur. Peki, böylesine bir karanlıkta, bu yakınlıkta okula bile çocuklar ebeveynlerinin eşliğinde yürüyerek veya araçla götürülmek zorunda kalınca, eve en yakın okula gitmenin gerçekten avantajı oluyor mu? Okulların önü velilerin araçlarıyla dolu.

Üstelik uygulama, yalnızca öğrencilerle ilgili de değil. Tam zamanlı bir işte çalışan herkes, evden de işten de karanlıkta çıkıp, adeta “gün yüzü görmüyor”.

Uzmanlar karanlıkta uyanmanın olumsuz biyolojik etkileri olduğu konusunda uyarıyor. Borsa, bankacılık, uçak saatleri gibi pek çok hususta, yakın Avrupa ülkeleriyle dahi sıkıntılar yaşanıyor. Üstelik Elektrik Mühendisleri Odası da yayınlanan bilimsel çalışmalar da bu uygulamanın iddia edildiği gibi tasarruf sağlamadığını, hatta elektrik tüketimini artırdığını söylüyor. Güvenlik açısından sebep olduğu tedirgin de cabası.

 

Yoksa, bunların enerji şirketleriyle bir ortaklığı mı var diyen vatandaş haklı mı?

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | GÜNYÜZÜ GÖRMEYEN ÇOCUKLAR için yorumlar kapalı
Şub 06

GÜLEN CESETLER

GÜLEN CESETLER

Savcı morgdaki üç cesedi inceledikten sonra defin izni verecek… Birinci cesedin üzerini açmış, mevta gülüyor. Görevliye sormuş:

“Bu neden gülerek gitmiş.” Görevli:

“Efendim piyangodan büyük ikramiye kazandığını öğrenince gülmeye başlamış, o anda da sevinçten kalbi durmuş, sizlere ömür…”

İkinci cesede bakmış. O da gülüyor… Yine sormuş:

“ Ya bu?”

Öncekine benzer bir cevap gelmiş:

“Efendim, eşi erkek evlat doğurunca sevinmiş, gülerken de heyecana yüreği dayanmamış… Küüüt!

Sıra üçüncü cesede gelmiş. Ceset Temel’inmiş. Simsiyah bir ceset, üstelik o da gülüyor. Görevli savcının “peki bu neden gülüyor” diye sormasına fırsat bırakmamış, atılmış:

“Sayın savcım, buna da yıldırım çarpmış ama o fotoğrafının çekildiğini zannetmiş…

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , | GÜLEN CESETLER için yorumlar kapalı
Şub 05

ATATÜRK

ATATÜRK

***

Ülkemizde Atatürk’e karşı sinsice, kalleşçe, adice, alçakça namertçe yapılan iğrenç saldırıları gördükçe kurduğu Cumhuriyette özgürce yaşayan kişilerin kesinlikle emperyalizme hizmet eden satılmış ve hem de insan olmak erdemlerinden nasibini almamış “Dabbe”ler olabileceklerini düşünmekteyim.

***

Mustafa Kemal daha Atatürk olmadan (1905-1907) Kurmay Yüzbaşı olarak Şam’da bulunan 5. Ordu da göreve başladı. 1908’de Libya’nın bir parçası olan Trablusgarp’a gönderildi. 1909’de Selanik’teki 3. Ordu da görevlendirildi. Daha sonra 3. Ordu Kurmaylığı, 3. Ordu Subay Talimgâhı Komutanlığı, 5. Kolordu Kurmaylığı, 38. Piyade Alayı Komutanlığı görevlerinde bulundu. 1911’de İstanbul’ da Genelkurmay Karargâhında görev aldı. Fakat daha bu göreve başlamadan İtalyan Kuvvetlerinin Trablus’a saldırması nedeniyle Kolağası Mustafa Kemal bazı arkadaşları ile Trablus’a doğru yola çıktı.

1912’de Karargâhı Bolayır’da bulunan Bahr-i Sefit Boğazı Kuvayi Mürettebesi (Akdeniz Boğazı Bileşik Gücü) Harekât Şubesi Müdürlüğü’ne atandı. Burada Boğaz Kuvvetlerinden ayrılan Bolayır Kolordusunun Kurmay Başkanı oldu.

1913’te Sofya Askeri Ateşeliği’ne atandı. 1914’te Yarbaylığa yükseldi. 1915’te Mustafa Kemal 3. Kolordu emrinde Tekfurdağ‘da kurulacak olan 19. Fırka Komutanlığına atandı. 25 Şubatta Bu tümene bağlı 57. Alay ile Maydos’a (günümüzde Eceabat) hareket emri aldı. Seddülbahir’de Bigalı Mehmet isminde bir çavuş tüfeği tutukluk yapınca İngilizlere taşla saldırmış, Mustafa Kemal de bu olayın yayımlanmasına yardımcı olarak günümüzde Türk askeri için kullanılan “Mehmetçik” adının doğmasını sağlamıştır. Conk Bayırı’nda cephanesi kalmadığını belirten askerlere “cephaneniz yoksa süngünüz var” diyerek süngü taktırıp mevzi aldırmış, bunu gören düşman da yatınca zaman kazanmıştır. Kendi 57. Alay’ı ulaşınca düşmanın kuzey kanadına saldırmak üzere “Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde, yerimizi başka kuvvetler ve kumandanlar alabilir” emrini vermiştir. 1 Hazıran ‘da Albay rütbesine terfi etti. Bu arada tüm güçlerin komutanlığını istedi ve aldı.  Komutasındaki birlikleri “Anafartalar Ordu Grubu” olarak adlandırdı. 9-10 Ağustos Anafartalar Zaferi’ni kazandı. 1916’da 16. Kolordu Kumtanlığı’na atandı.  35 yaşında Tuğgenaeralliğe (Mirliva) terfi etti. Aynı zamanda Paşa unvanını aldı. 6 Ağustos’ta Mustafa Kemal’in 16. Tümen’i Muş ve Bitlis‘i Ruslardan kurtararak Osmanlı birliklerine stratejik bir üstünlük sağladı. Kafkas Cephesindeki bu başarısından dolayı altın kılıçlı imtiyaz madalyası ile ödüllendirildi.

25 Kasım’da 2. Ordu komutanı Ahmet İzzet Paşa izin alıp İstanbul’a döndüğünde Mustafa Kemal komutan vekili olarak ordunun başına geçti. Vekil olduğunda, gelecekte Kurtuluş Savaşı’nda beraber çalışacağı subaylar İsmet (İnönü)Cafer Tayyar (Eğilmez) ve Harbiye’den arkadaşı Ali Fuat (Cebesoy) komutası altına girmişti.

5 Temmuz 1917’de Yıldırım Ordular Grubu emrindeki 7. Ordu Komutanlığına atandı.

15 Aralık 1917 ile 5 Ocak 1918 tarihleri arasında Veliaht Vahdettin Efendi‘nin maiyetinde Almanya‘ya giderek Berlin‘de Kayzer II. WilhelmHindenburgLudendorff ve Genel Karargâh ile savaşın stratejik durumuna dair görüşmelerde yer aldı, Alsas bölgesini ve cepheyi ziyaret ederek subaylarla görüştü.

7 Ağustos’ta 7. Ordu Komutanı olarak Filistin Cephesi‘ne atandı. Savaş sürerken 20 Eylül’de Fahri Yaver Hazreti Şehriyari (Padişahın Onursal Yaveri) unvanı verildi., 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandı ve ertesi gün öğle vaktinde yürürlüğe girdi. Mondros Mütarekenamesi 19. maddesi gereğince, Yıldırım Ordular Grubu kumandanı olan Otto Liman Von Sanders Paşa’nın görevden alınması üzerine Mustafa Kemal Paşa bu göreve getirildi. 7 Kasım’da Yıldırım Ordular Grubu ile 7. Ordu lağvedildi.

Mustafa Kemal 9. Ordu müfettişliğine atandı. Karar 30 Nisanda resmen açıklandı ve kısa süre sonra kabine tarafından onaylandı. 16 Mayıs’ta kurmaylarıyla beraber Samsun’a doğru Bandırma Vapuru‘yla yola çıktı. Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Kurmay Albay Refet Bey (Bele), Kurmay Albay Kâzım (Dirik) Bey, Kurmay Albay ‘Ayıcı’ Mehmet Arif Bey, Dr. Albay İbrahim (Talî Öngören) Bey, Kurmay Binbaşı Hüsrev (Gerede) Bey, Dr. Binbaşı Refik (Saydam) Bey, Binbaşı Kemal (Doğan) Bey, Yüzbaşı Cevat Abbas (Gürer) Bey ve Yüzbaşı Ali Şevket (Öndersev) Bey ile beraber Samsun‘a çıktı.

Mustafa Kemal hazırladığı bildiri taslağını 19-20 Haziran’da RaufRefet ve Ali Fuat ile görüştü. Genelge hazırlandıktan sonra Konya’daki 2. Ordu Müfettişi Cemal (Mersinli) ile Erzurum‘da bulunan 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir’e gönderilerek onayları alındı. 22 Haziran 1919’da Amasya Genelgesi‘ni yayımladı. Kâzım Karabekir Paşa tarafından Erzurum‘da toplanan Doğu İlleri Müdafaa-i Hukuk Kongresine (Erzurum Kongresi) katıldı.[194] Kongre başında Kâzım Karabekir, Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin iki üyesinin istifa ettirerek Rauf (Orbay) ile Mustafa Kemal’in tam üye olarak kongreye katılmalarını sağladı.[195] 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında gerçekleşen kongrede 56 delege yer aldı. Mustafa Kemal ilk başta hazırlık komitesi başkanı seçildi, daha sonra yine Karabekir’in çabasıyla kongre başkanı seçildi.

 

11 Eylül’de yayımlanan Sivas Kongresi Beyannamesi‘nde Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı gün işgale uğramamış vatan topraklarının bir bütün olduğu ve birbirinden ayrılamayacağı vurgulanmıştır. Kuvâ-yi Milliye’nin tek kuvvet olarak tanınması ve millî iradenin egemen kılınmasının esas olduğu belirtilmiştir. Rumların ve Ermenilerin toprak iddialarına karşı çıkılmıştır. Millî iradeyi temsil etmek üzere Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin derhal toplanması ve hükûmet kararlarının meclisin denetimine sunulması istenmiştir. Sivas Kongresi’nde bütün millî cemiyetler Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilmiştir.

23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Ülkenin her yanından milliyetçi örgütler Ankara’ya temsilciler göndermiş, İstanbul meclisinden gelenler de meclise katılmıştı. Meclis açılışında Mustafa Kemal, 1918’deki mütarekeden beri olanları açıklayan uzun bir konuşma yaptı. Meclisin sadece yasama değil yürütme yetkisini de elde tutmasını, üyeler arasından yürütme kuruluna uygun olanların seçilmesini istedi. 24 Nisan’da meclis faaliyetlerine başladı; yapılan yoklamada 120 delege hazır bulunmuştu. Mustafa Kemal 120 oyun 110’unu alarak Erzurum mebusu sıfatıyla Meclis ve Hükûmet Başkanlığına seçildi

20 Ocak 1921’de anayasa görevi gören Teşkîlât-ı Esâsîye Kanunu çıkartıldı. Egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğunu belirten kanun ülkeye resmen Türkiye Devleti adını veriyor, 23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihlerinde yapılan Sakarya Meydan Muharebesi‘nde Yunan ordusunun hücum gücü tükendi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti tarafından yönetileceği bildiriyor ve padişahın neredeyse tüm yetkilerini TBMM’ye devrediyordu. Mustafa Kemal meclis başkanı olarak hükûmetin başında kaldı.

26-30 Ağustos 1922’de yapılan Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşı’nın son aşamasıdır. 30 Ağustos günü Başkomutanlık Meydan Muharebesi‘nde bir gün içinde Yunan ordusunun büyük bir bölümü imha edildi. 31 Ağustos’ta Mustafa Kemal Paşa komutanlarını Çalköy’deki karargâhında toplayarak kaçabilen Yunan kuvvetlerinin hızlı bir şekilde takip edilmesini ve İzmir ile civarındaki kuvvetleriyle birleşmemesi için üç koldan Akdeniz’e (bugünkü Ege) doğru ilerlenmesini emretti. 1 Eylül günü Başkomutan Mustafa Kemal bir bildiri yayımlayarak ordulara şu emrini verdi:

“Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini göz önüne alarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü, yiğitlik ve yurtseverlik kaynaklarını yarışırcasına esirgemeden vermeye devam eylemesini isterim. Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”

11 Ekim 1922’de; TBMM, İngiltere, Fransa ve İtalya arasında imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması’yla savaş sona ermiştir.

Böylece Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması‘yla sonuçlanmıştır. Bu antlaşma ile Sevr Antlaşması yürürlükten kalkmış, Türkiye Lozan Antlaşması temelleri üzerine kurulmuştur.

29 Ekim 1923 Pazartesi akşamı saat 20.30’da milletvekillerinin alkışları ve “Yaşasın cumhuriyet!” nidaları ile cumhuriyet ilan edildi.

* * *

Bütün bunları daha Atatürk adını almadan önce başaran Mustafa Kemal vardır. Karanlıkta yürümekten korkanlar, Mezarlıklardan geçerken ürken şebekler, kansızlar, soysuzlar, hainler ATATÜRK olduktan sonrakileri ipinizi elinde tutanlardan öğrenin…

Bunun sebebini Atsız Hoca çok güzel tarif ediyor.                                                                                       “Bugün Türkiye’de Türklüğe ve dolayısıyla Türk bayrağına düşman üç zümre vardır: Moskofçular, kürtçüler ve siyasi ümmetçiler.”

Ayrıca, Neyzen Tevfik’te kimler olduklarını söylemişti:                                                                         “Geldikleri gibi gitmediler; kimi itini bıraktı, kimi bitini. Kimi de piçini bıraktı!.. Yoksa bu kadar şerefsizin bizden olması mümkün değil!”

* * *

ULAN;  ADİCE, NAMERTÇE, KALLEŞÇE HEYKELLERİNİ YIKMAYI BAŞARDINIZ DİYELİM. NECİP TÜRK MİLLETİNİN YÜREĞİNDEKİ, GÖNLÜNDEKİ, ZİHNİNDEKİ ANADOLUNUN HER ZERRESİNDEKİ O MANEVİ ABİDELERİ YIKAMAZSINIZ YIKAMAYACAKSINIZ, YIKMAYA GÜCÜNÜZ YETMEYECEKTİR..

BUNA, ÜLKENİN BÜTÜN GAZİLERİ, ŞEHİTLERİ, CANLI VE CANSIZ VARLIKLARI KARŞI KOYACAKTIR.

 

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | ATATÜRK için yorumlar kapalı