Mar 06

Yandaşlar İsyanda!

Yandaşlar İsyanda!

Ak Partililerden pasajlar…

Aydın Ünal, Yeni Şafak, 21 Ocak 2019. (Erdoğan’ın konuşmalarını yazardı)                                                                                           

“Lakin kaçışımız çürümeden, seviyenin düşmesinden, tahammülsüzlükten kaçıştır. Kaçışımız düşmandan değil, ‘dost’ görünenden kaçıştır. Kaçışımız korkudan değil, pervasızlıktan; tehditten değil, aldırmazlıktan, gözü dönmüşlükten, hırstan kaçıştır. Kaçışımız, masumane kaygılarla dostça uyarılarımızı sınırsız iştihalarının ve kifayetsiz ihtiraslarının önünde mania olarak görenlerin iftiralarından, ithamlarından kaçıştır.” (Aydın Ünal partisinin en ihtiyaç duyduğu bir zamanda köşe yazılarını sonlandırdı. Bu sözler “Günaha ortak olamam!” itirafıdır.

Aynı gazeteden Kemal Öztürk‘ün tiviti:  23 Ocak 2019                                                                                                 

“Bu camia, Aydın Ünal gibi, ömrünün en verimli çağlarını AK Parti’ye, devlete ve ülkesine hizmet etmekle geçirmiş bir kişinin dost uyarılarına tahammül edemeyecek duruma gelmişse, tehlike çanları çalmaya başlamış demektir. Aklımızı başımıza alıp düşünmeliyiz.” (“Yandaş” yazarlar içinde bir ağırlığı olan Ahmet Kekeç Star’daki köşesini ikiye indirdi. Gerçi sayfa sayısı düştüğü için diğer yazarlardan da indirime gittiler ama Ahmet Kekeç‘in vaziyeti başka… Ak Parti’ye laf eden herkese ok fırlatıyordu. Hangi birine yetişecek! Demek ki kol yoruldu. Boş ver Ahmet sen değil; “Saray” düşünsün! Edebiyatçı kimliğin kalıcı. Romana dön!

Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit, 23 Ocak 2019                                                                                      

“Bir sürü ufak adam, birilerini yücelterek, onun gölgesi altında onun adına ‘amir’ oldular. Tarih, ağalarından daha zalim kahyaların kanlı cinayetlerinin hikayeleri ile doludur. Kahyalarının yaptıklarından sorumlu tutulup saltanatlarının yıkılışını gören sultanların sayısı az değildir.”

Cemile Bayraktar’ın tiviti, 21 Ocak 2019 Yeni Yüzyıl’da yazıyor ve diyor ki: Ha Cemaat cenahı, ha Ak Parti (Ak Cemaat) cenahı… Yok birbirlerinden farkı!                                                                                          

“Ben de diyorum ki biz dirsek çürüttük, okuldan bir şeye fırsat bulamadık, dereceye girdik ama hâlâ bir arpa boyu olamadık, bu ‘arkadaşlar’ okula gitme zahmeti göstermeden nasıl akademisyen, öğretim üyesi oldu? Meğer üniversite açıp bunlara kadro dağıtmışlar, vakıf, özel, devlet…”

 Özlem Albayrak, Yeni Şafak, 23 Ocak 2019                                                                                       

“Normalde örtülü olup sonradan başını açan birinin bununla iftihar etmek ve ‘özgürlük’ laflarıyla sosyal medyaya düşmek yerine sessiz sedasız hayatını değiştirmek isteyeceğini düşündüğüm için, [10 yıl önce 10 yıl sonra] fotoğrafların[ın] kurgu olabileceğini zannetmekle birlikte, son yıllarda örtülü kadınlar arasında başını açma yönünde eğilim olduğunu da gözlemlemekteyim.”

Ak Partili Metin Külünk                                                                                                             

“Cemaatler, sivil yapılar devlete dâhil olmalı müdahil olmamalı. Devleti ele geçirme mantığı ile hareket etmemeli. Bugün çok ciddi bir zihin ve eylem ahlâkı problemimiz var. İdealist bir devlet adamı yetiştirmemiz lâzım. İnsanlar grup üzerinden yetişip hareket ederse oraya gittiği yerde topluma göre değil geldiği yere göre hareket eder. Bu yapı üzerinden konuşmalıyız. Bütün cemaatler mevzisine çekilmelidir.”

 Son söz Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu‘nun:                                                          

“Kendisinden olan şerefli, olmayan şerefsiz! Böyle denilerek kutuplaştırma artırılıyor. Bir insanın ağzından çıkan kelime kendisini anlatıyor. Toplumsal kamplaşmayı önlemeliyiz. Farklı olmamız, bu bir zenginliktir. Adalet sistemimiz bozuldu. Adaletsiz bir toplum huzura kavuşamaz.”

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | Yandaşlar İsyanda! için yorumlar kapalı
Mar 05

“-Hatırla eşşoğleşşek hatırla…”

 “-Hatırla eşşoğleşşek hatırla…”

 

 Rus gizli haber alma örgütü KGB Ruslar hakkında çok gizli sırları ele geçiren; Amerikalı, İngiliz ve Temel‘den oluşan üç ajanı yakalamıştı.

Bu ajanlar bilgiyi güvenlik açısından üçe bölmüş ve her birinin diğer iki sırdan haberi olmayacak şekilde her şeyi ayarlamışlardı.

KGB bunları konuşturmak için işkencelere başladı. Amerikalı kendisine ait bilgiyi 9. gün ağzından kaçırdı.

Sıra İngilize gelmişti. Onun ağzı da 17. gün çözüldü. Temel‘i de konuşturabilirlerse her şey tamamlanacak.

Ama Temel bir türlü konuşmuyor. Artık 36. gün…

İşkence seansından sonra getirip hücresine kapatıyorlar. Temel kafasını duvara vurarak:

“-Hatırla eşşoğleşşek hatırla…”

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , | “-Hatırla eşşoğleşşek hatırla…” için yorumlar kapalı
Mar 04

İşte “tevazu”, işte “samimiyet”, işte “gayret (!)

İşte “tevazu”, işte “samimiyet”, işte “gayret (!)

 

Katıldığı açılışta, ilgili firmanın ulaşım ve çevre konusunda üstüne düşenleri yapmadığını, santralin zehir saçtığını söyleyen vatandaşa:

– Nankörlük yapma otur, otur. Nankörlük yapma. Ekmek bulamazsınız yemeye, ekmek gelir sonra da ekmeği tepersiniz… Teşekkür edeceğiniz yerde başka şeyler konuşuyorsunuz… El üstünde tutacaksınız, başka şey konuşuyorsunuz…

“Anamızı ağlattınız” diye feryat eden çiftçiye:

– Terbiyesizlik yapma… Artistlik yapma lan… Hadi ananı da al git…

“Çiftçinin hali ne olacak” diye bağıran köylüye:

– Yahu bu millet yatıp kalkıp size mi çalışacak?

Dönemin YÖK Başkanı Erdoğan Teziç’e:

– Burası basmıyor. Hayatta iki koyun bile güdemez.

Doktor ve iş isteyen vatandaşa:

– Doktorunu getirip de çivi ile çakacak halimiz yok. Ben iş bulma kurumu da değilim. Yok öyle avantaya alıştınız.

“Satılık böbrek” pankartı açan vatandaşa:

– Kusura bakma hemşehrim, burası sakatatçı dükkanı değil!

Bölgelerinin geri kaldığını söyleyen vatandaşa:

– Devlet yatıp kalkıp seni mi kalkındıracak!

İş isteyen gence:

– Ben iş bulma kurumu muyum?

Pancar fiyatlarını süren üreticiye:

– Pancarı bırak medeniyete bak.

Eleştiride bulunan gazetecilere:

– Haddinizi bileceksiniz.

Toplu açılış töreninde “işçi artsın, üretim artsın” diye slogan atan çiftçilere:

– Bana slogan atmayın, bunu başkalarına yapın.

Atama isteyen öğretmene:

– Onları Kılıçdaroğlu yapar size olur mu?

Üniversite öğrencilerine:

– Her üniversiteyi bitiren yahut tüm halk iş sahibi olur diye bir kaide yok.

Çocuğuna iş isteyen babaya:

– Senin çocuğun işsiz kalsın ya n’apalım otur otur…

Kadro isteyen işçiye:

– Çalışıyorsunuz, ne kadrosu!

– Şu yaptığınız şeyler çok yanlış. Nankörlük yapmayın. Bir yerde çalışıyorsunuz nankörlük yapmayın…

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | İşte “tevazu”, işte “samimiyet”, işte “gayret (!) için yorumlar kapalı
Mar 03

BİR TARİH, BİR ŞEHİR, BİR ŞAİR

BİR TARİH, BİR ŞEHİR, BİR ŞAİR

Ne zaman biri bana , “Nerelisin diye sorsa?” nedendir bilmem ama aklıma hep Arif Nihat Asya ve onun böyle bir soruya verdiği cevap gelir:

-Nerelisin diye soruyorlar:

İnceğiz köyünde doğmuşum.

İnceğiz’i Çatalca’ya

Çatalcayı İstanbul’a bağlamışlar

İstanbullu olmuşum. 

Arif Nihat Asya’nın bu sevimli cevabı her ne kadar kimlik kartının doğum yeri hanesini süslese de bence Arif Nihat’ın manevi doğum yeri, Bayrak şiirini yazdığı Adana’dır. Çünkü şairimiz “Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü / Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü…”  diye başlayan Bayrak şiirini Adana’da kendi ifadesiyle, “1940’ın 4 Ocak’ını 5 Ocak’a bağlayan gece el-ayak ortalıktan çekilince, petrol lambasının yorgun ışığı altında bayrağımıza sığınarak, bayrağımıza sarınarak yazdı.”   5 Ocak Adana’nın Fransız işgalinden kurtuluş günüdür. Bir başka deyişle 5 Ocak, Arif Nihat’ın ay-yıldızlı bayrağımıza “Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım” dediği gündür. 

Evet, bu muhteşem şiirin yazıldığı ve İlk kez okunduğu yer Adana’dır. İşte bu sebeple Arif Nihat Asya’nın asıl doğum yeri Adana’dır diyorum.  Çünkü Arif Nihat Asya, o günden bugüne edebiyatımızda bayrak şairi olarak anılmaktadır. Bu durum şairlerin dünyasında hiç de yadırganmaz. Öyle ki bazı şairler yüzlerce şiir de yazsa anıtlaşan şiirleriyle hafızalarda yer almaya devam ederler: Âşık Veysel’in “Kara Toprak”ı, Faruk Nafiz’in  “Han Duvarları”, Sezai Karakoç’un “Mona Roza” sı gibi… Arif Nihat da birbirinden güzel şiirlere imza atmasına rağmen Bayrak şiiriyle tanınmış Bayrak Şairi olmuştur.

 Zaten kendisi de kendini bir Adanalı olarak kabul etmektedir. Adana da ikinci evliliğini yapmış, büyük bir “Servet”e ulaşmıştır.  İkinci eşi Servet Hanım, ona Fırat’ı ve Murat’ı hediye etmiştir. Kısacası Adana’yla bütünleşmiş, onun bir parçası olmuştur.

“Hayır,  Adanalı değilsin,” diyerek canını sıkanlara “Adanalı”başlıklı yazısıyla unutulmayacak bir ders vermiştir:

 “Adana işlerine ne hakla karışıyor? Adanalı değildir!” demişler. Haklıdırlar: Saatler yerli marka olmadığından Adana’da zaman da Adanalı değildir. Adı istediği kadar Adana’yla beraber anılsın, Adana’yı doğursa bile Adana’da doğmadığı için Seyhan da Adanalı değildir. Ve şu bahçede dallar Adanalıdır, kuşlar Adanalı değildir. (…) Ulu Camii’nin minaresi nerelidir, bilmem… Saat Kulesi- biraz sivrildiği için olsa gerek- Adanalı değildir. Lakin ben de değilsem kim Adanalı acaba? Adanalılık Adana’nın sadece ağası, paşası olmuşlara vergiyse yalnız ölüler Adanalıdır; diriler Adanalı değildir!” der; fakat bununla da yetinmez bir de şiir yazar:

Adana

Kimmiş beni Adana’dan atacak

Benim adım Adana’da armadır!

Nasıl bırakırım Adana’yı ben.

Ki Adana, benden bana kalmadır!

Nasıl geçer benden Adana kızı:

Bileğimde elim, altın burmadır! 

Arif Nihat Asya, şiirlerinin yanı sıra nesirlerinde de Türkçenin o en canlı, o en muhteşem güzelliğini kelimelerle örerken mensur şiirin en seçkin örneklerini sunar. Mesela onun “Kartopu”nu okuyanlar seslerin beyazlığını, hecelerin yumuşaklığını, kelimelerin insanın içini ısıtan sıcaklığını duyarlar. Adanalılara bir 5 Ocak armağanı olsun:  

 “Kartopu” 

“Kartopu oynayacak çağım çoktan geçti; yaşımın sayısı kadar kartopu atmaya kolumun gücü yetmez. Buna rağmen bir kartopu atsam, kartopum dağılmadan, bozulmadan Adana’ya ulaşsa dostlarım üzerinde eldivenlerimin izini değil avuçlarımın çizgilerini bulurlardı.

 Ben onlara kartopu atsam, onlar bana turunç atsa, portakal atsa kartopuna altıntopla mukabele etmiş olurlardı.

Bir kartopu atabilsem Noel ağacı gibi Noel Baba’yı da yere sererdim… 5 Ocak, rakipsiz bayramım olarak kalırdı.

Adana’ya bir kartopu atsam kartopuna “Vurduğun göğsü incitme… Düştüğün avucu üşütme!” diye tembih etmeyi unutmazdım. Acıtmazdı, çürütmezdi, incitmezdi, üşütmezdi.” 

Adana’ya nüfus kütüğünden bağlı olmasa da gönülden bağlı olan Arif Nihat, nikâhı kıyan Adanalı Vehbi Hoca’nın ardından öylesine hoş bir yazı kaleme alır ki bu yazıyı okuyan ya da okuyacak olan dünyanın bütün nikâh memurları Vehbi Hoca’nın yerinde olmayı o kadar çok isterdi ki…

İşte yazıdan birkaç bölüm:

“On sekiz yıl, önünden esmerler, sarışınlar, kumrallar; körpeler, olgunlar geçit resmi yaptı.

 Bir “evet” i dünyalar değen ağızlar, bir gülümsemesi yuvalar, gönüller aydınlatan yüzler gördün… Delikanlılar, yaşlılar, dullar, gelinler, kızlar gördün. Fakat kim bilir ne cilveler, ne edalar, ne nazlar gördün!

Nur içinde yat Vehbi Hoca; Adana’yı biz görmedik, sen gördün.

Dergiler, kitaplar, yıllıklar ne bilecek: Adana’nın tarihini senin çinko kaplı dolabındaki defterler bilir Vehbi Hoca.

Senin filmlerin, senin romanların birbirinden güzel bitti… Muradı olanları murada erdirmekten tatlı ne var şu dünyada? Allah’ın emri, Peygamberinin kavli, Vehbi Hoca’nın himmetiyle ben de mesut oldum… Nur içinde yatasın Vehbi Hoca!” 

1928’in Eylülünde Adana’ya, Edebiyat Muallimi olarak tayin edilen Arif Nihat 1934’te İstanbul-Halıcıoğlu Yedek Subay Okulundayken Soyadı Kanunu gereği Asya soyadı alır. Bundan böyle artık onun adı alfabenin a’sıyla başlar a’sıyla biter kısacası Arif Nihat Asya edebiyatımızın ANA’sı olur.

Öğretmenlik hayatının büyük bir bölümünü bu şehirde, Adana’da geçiren Arif Nihat Asya, 1948’de Edirne Lisesi Edebiyat Öğretmenliğine gönderilince bu durum Adanalıları çok üzmüş; gerek öğrencileri ve dostları, gerekse Adana halkı, bu sürgüne tepkilerini göstererek onu, beş bin kişilik bir kalabalıkla istasyondan uğurlamışlardı.  Kalem dergisi de 1948/49’a ait Aralık- Ocak 4.,5.  sayısını “Arif Nihat Özel Sayısı” olarak çıkarmıştır. Bu sayılarda yer alan yazılardan birkaç örnek cümle: 

“Yirmi sene evvel, Trakyalı bir genç muallim olarak buraya gelen Arif Nihat, dün Trakya’ya koca bir Asya olarak gitti.”  (Şevket Kutkan) 

“Ağzıyla yiyen, gözüyle bakan, başını sallayan, belini büken sofra başına.  Ağzıyla konuşan, gözüyle gören başıyla düşünen, dimdik Arif Nihat Asya sınır taşına…” (Hamid Salih Asyalı) 

“Sen ki vefalı, kadir bilen, Çukurova çocuklarının ruhunda bir bayarak gibi dalgalanan bir şair, eşsiz bir sanatçısın. Bunu dostuna, düşmanına, Adana istasyonunda yapılan emsalsiz uğurlama ile ispat ettin.” (Ziya İlhan Zaimoğlu) 

Arif Nihat Asya, Edirne’deyken Adana’ya tam da kendine uygun bir “Mektup”gönderir ve duygularını şöyle dile getirir:

Ova şerrimizden halas olunca

Kozalar, pamuklar,  ipeklendi mi

 

Arıları vızır vızır işleyen

Fesat  kovanları peteklendi mi

 

Çala çırpa yahut yalaya yuta

Birkaç karın daha göbeklendi mi

 

Peşimize düşen çifte yılanlar

Dönüp koltuğuna çöreklendi mi

 

“Melekgirmez” derler bir bucak vardı

Biz yolcu olunca meleklendi mi

 

O Adana’dan ayrıldıktan sonra” Melekgirmez” semti meleklendi mi bilinmez; ancak bu ayrılık fazla uzun sürmez; 1950 yılında Arif Nihat, Edirne’deyken Seyhan’dan milletvekili seçilir. Böylece Adanalı olduğunu resmen tescil ettirir.

Zaten o, yediklerinin, içtiklerini tadını Çukurova’dan, Seyhan’dan almış;

Dallara el sürdü Hızır,

Asmaların altı hasır…

Yensin erik, yensin kısır;

Suyu Seyhan’dan içilir… 

Diyerek Adana’nın Ulu Camii’siyle, Saat Kulesi’yle, Taşköprü’süyle;  semtleriyle, parklarıyla, meydanlarıyla, okullarıyla, iç içe olmuş;

Sevdiklerimden armağan

Bıraktım bir güz mevsimi

Taşköprü’nün taşlarında

Duysunlar ayak sesimi 

demiş ve tarihin derinliklerinden gelen hürriyet sevdamızı en muhteşem sesiyle 5 Ocak Marş’ında Toroslardan haykırmıştır: 

Çatılar, kubbeler, başlar üstüne

Çekin ey genç eller, al bayrakları…

Ki bayrak alıyla yazdı yazanlar

Vatan toprağına (5 Ocak)ları…

 

Yükselin, yükselin ey Toroslar ,ey

Şu mavi göklerin basamakları.  

Ve yine bir başka 5 Ocak’ta Adanalının bu mutlu gününde,  bir yanağını 1904’te öptüğü dünyanın, öteki yanağından 1975’in 5 Ocak’ında öpmüş ve 

Yoksa şu yaprakta Yavuz

Yoksa şu sayfada Oğuz

Biz de yoğuz, biz de yoğuz! 

Diyerek ebedi âleme göçmüştür. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun!                                     

 

Alıntı: M. Hayati Özkaya

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , | BİR TARİH, BİR ŞEHİR, BİR ŞAİR için yorumlar kapalı
Mar 02

Ruhban Okulu açılıyor mu?

Ruhban Okulu açılıyor mu?

 

Çipras’ın ziyaretiyle birlikte Ruhban Okulu’nun açılması da hızla gündeme gelecektir. Fener Rum Patrikhanesi’nin Rus kilisesiyle yaşadığı sorunlarla birlikte son olarak Ukrayna kilisesine bağımsızlık vermesinin yanında Ruhban Okulu’nun da açılması Patrikhanenin “Ekümenlik” olarak tanınmasını, dolayısıyla Türkiye’nin tapusu olan Lozan’ın delinmesini beraberinde getirmeyecek mi?

Bunu Türkiye, Kıbrıs’ta işgalci diyen ABD ve AB ülkelerinin 1960 Londra ve Zürih anlaşmalarını tamamen yırtıp atarak Türkiye’yi Kıbrıs’tan çıkarıp Enosis’i gerçekleştirme izlemez mi?

Eğer şimdiden karşı somut adımlar atılmazsa, örneğin Çipras’a Rumların Kıbrıs’ta ABD ve Fransa’ya askerî üs vermeleri 1960 anlaşmalarını ihlaldir, buna izin vermeyin denmezse olacağı bu.

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | Ruhban Okulu açılıyor mu? için yorumlar kapalı
Mar 01

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

 

* “Dostluğu başlatmak için, ufak bir gülümseme yeter.” Dale Carnegie

* “Basma cahilin izine, gitme şeytanın sözüne!” Ruhsati

* “Ülkemizde hiçbir faciada istifa yoktur. Tam tersi istila vardır.” İbrahim Ormancı

* “Her toprak her şeyi taşıyamaz.” Publius Maro

* “Aşk, hiçbir afetten öğüt almaz.” Mevlânâ

* “Tam kudrete sahip olan, her şeyden korkar!” Pierre Corneille

* “Düşman bağışlamak, dost bağışlamaktan kolaydır.” D. Delyz

* “Kesin şeylere inan. Boş laflara değil.” Augustinus

* “Yalnız olmak, kötüyle beraber olmaktan iyidir.” George Washington

* “Adaleti sağlamayan devlet adamlarını cezalandırmayan milletler çökmek zorundadır.” Hz. Muhammed (S.A.)

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Şub 28

“TÜRKİYE KUŞATMA ALTINDA”

“TÜRKİYE KUŞATMA ALTINDA”

 

Türkiye’nin üç düzlemli bir kuşatma altında olduğu uyarısını sürekli yaptığımı yazılarımı takip edenler hatırlayacaktır.

Birinci düzlemde müzakereler/mekanizmalar (PKK ile müzakere, Kıbrıs müzakereleri, Yunanistan’la istikşafi görüşmeler, Suriye’de Menbic yol haritası ve siyasi süreç vs.) var.

İkinci düzlemde kriz/çatışmalar (Suriye savaşı, Ege’de işgal edilen adalar, Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik saha paylaşımı, Karadeniz’de Kırım/Ukrayna krizi ve NATO’nun Karadeniz’de artan varlığı, İran’a yaptırımlar, Gürcistan ve Ermenistan’da yönetim krizleri/çatışmalar vs.) var.

Üçüncü düzlemde ise ittifaklar (Arap NATO’su, IŞİD karşıtı koalisyon, Yunan-Rum ikilisinin Lübnan, İsrail, Filistin, Mısır, Ürdün ile üçlü ittifakları ve bunların ABD ve AB ile desteklenmesi vs.) ile Türkiye’nin çevrelenmesini görüyoruz.

Bu üç düzlemi üst üste koyduğunuzda da Türkiye’nin nasıl bir kuşatma altında olduğunu görürsünüz. Bu kuşatma Türkiye’yi o kadar sıkıştırmaktadır ki adeta nefessiz bırakacak sertliktedir.

Yaşanan ekonomik krizle birlikte Türkiye’nin dış politikadaki açmazlarını gören küresel güçler, yanlarına aldıkları bölgesel ve yerel taşeronlarla Türkiye’yi saf dışı bırakmaya yönelmişlerdir. Kuşatma altındaki Türkiye’yi çevresinde olup bitenlerin dışında bırakmaya çalışan baypas süreci fiilen başlamıştır.

 

Üç ayrı düzlemle kuşatılan Türkiye’nin geleceğini, refahını, bağımsızlığını tehlikeye atabilecek konularda ve alanlarda baypas edilip hayat damarlarının kesilmekte olduğunu anlamak için daha neler olmalı? 

 

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | “TÜRKİYE KUŞATMA ALTINDA” için yorumlar kapalı
Şub 27

CAN GÜLÜM

CAN GÜLÜM

 

Yarınlarda sen varsın yalnız bugün, dün değil

Ömrümü sana verdim insaf et bir gün değil

Sana olan sevgimin inkârı mümkün değil

Ciğer parem, göz nurum, gönül kuşum, can gülüm

 

O sevgi damlaları çiselerken kalbime

Sonsuz bir huzur dolar her an yorgun gönlüme

İnan ki yalanım yok ömür katar ömrüme

Ciğer parem, göz nurum, gönül kuşum, can gülüm

 

Ab-ı hayat kaynağım yaşayamam ki sensiz

Hatasız kul olur mu, gül gördün mü dikensiz?

Sensiz elim, ayağım, gözüm, yüreğim fersiz

Ciğer parem, göz nurum, gönül kuşum, can gülüm

 

Yürek ister her zaman, her vakit can sormanı

Gönülden yaralıya yardır derdin dermanı

Ezeldendir ebede Hak’tan gelir fermanı

Ciğer parem, göz nurum, gönül kuşum, can gülüm

 

Her an duymak isterim ezgi yüklü sesini

Özlüyor sabah akşam nefesim nefesini

Bir kuş gibi sevgime süzülen hevesini

Ciğer parem, göz nurum, gönül kuşum, can gülüm

 

Bu sevginin balını biz birlikte derelim

Ölüm var, ayrılık var, gel murada erelim

Haktan emir gelirse beraber can verelim

Ciğer parem, göz nurum, gönül kuşum, can gülüm

 

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , | CAN GÜLÜM için yorumlar kapalı
Şub 26

TÜRKİYE KİMİN ÇİFTLİĞİ?

TÜRKİYE KİMİN ÇİFTLİĞİ?

 

AKP iktidarı, özellikle Libya ve Suriye’de, başlangıçta ABD ile birlikte hareket etti. Libya’ya hava harekâtı İzmir’den yönetildi. Suriye’ye giden militanların bir kısmı, Türkiye’den geçti! Türkiye, El-Bab’da işte bu teröristlerle savaşmak zorunda kaldı, şehitler verdi. Üstelik Özgür Suriye Ordusu da Suudi Arabistan, Kuveyt ve Katar parası ile Türkiye ve Ürdün’de eğitildi!

Bütün bunlara rağmen, Tayyip Erdoğan dün “Suriye’de, Irak’ta, Libya’da haktan ve haklıdan yana olduk. Arakan’da, Türkistan’da Kırım’da haktan ve haklıdan yana olduk. Hamd olsun bu duruşu sergileyebilecek imkâna, birliğe, askerî, ekonomik güce sahibiz.” dedi!

Libya’da Türkiye’nin desteklediği gruplar mı haklıydı? Suriye’de Özgür Suriye Ordusu mu haklı?

Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine yapılan zulüm hakkında, Çin ile bir görüşme bile yapılmadı! Meydan, burada da CIA’ya bırakıldı!

Arakan’a ise yardım gönderildi ama o kadar!

***

Şimdi Erdoğan, ABD’ye ve AB’ye, “Venezuela senin eyaletin mi? Seçimle iş başına gelmiş bir insana nasıl olur da ‘burayı terk et git’ dersin. Seçime dahi girmemiş olana nasıl olur da o devletin başkanlığını teslim edersin? Hani demokrasi? Hani demokrattınız? Böyle bir anlayış olabilir mi? Bunu kabullenmek mümkün mü?” diyor.

Erdoğan, aynı tehdidin Türkiye’ye ve kendisine de yönelebileceğinden endişe ediyor ki, CHP’yi kastederek, “Venezuela’da ülkenin seçilmiş başkanının görevden uzaklaştırma girişimine içten içe destek verirler. Aynı şeyin ülkemizde yaşanmasını isterler.” diyebiliyor.

***

Erdoğan, ayrıca “Şimdi Kandil’deki terör örgütüyle iş tutanlarla kim iş tutuyor? CHP iş tutuyor, İYİ Parti iş tutuyor, Saadet iş tutuyor. Şu hale bak. Bunlar kıyamet alameti biliyor musunuz? Nereden nereye geldik.” diyor.

Bu ifadedeki “şimdi” kelimesi, Oslo’da, Habur’da, Dolmabahçe’de, İmralı’da ve Kandil’de PKK ile iş tutanları hatırlatmıyor mu? Bunlar ne alametiydi? “Akiller”, kısa bir süre önce, Oslo’ya gezmeye mi gönderildi?

Sebze fiyatlarına, ekonomik krize de çözüm bulmuşlar! Manavlığı belediyeler yapacakmış, İş Bankası’na el koyacaklarmış… Türkiye, keyfi kararlarla, çiftlik gibi idare edilecek bir ülke midir?

 

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , | TÜRKİYE KİMİN ÇİFTLİĞİ? için yorumlar kapalı
Şub 25

“E, TAŞINIYORUZ YA!”

“E, TAŞINIYORUZ YA!”

Hoca’nın evine hırsız girmiş, gözüne kestirdiği eşyaları torbaya doldurmuş. Hoca bu sırada uyuyor gibi yapmış. Hırsız işini bitirince, Hoca da yatağı, yorganı sırtlamış hırsızın peşinden gitmiş. Hırsız kendi evine girerken, Hoca’nın da eşikten adımını attığını görünce, “Sen de kimsin, burada ne işin var?” diye sormuş. Hoca, “E, taşınıyoruz ya!” diye cevap vermiş.

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , | “E, TAŞINIYORUZ YA!” için yorumlar kapalı