Şub 24

GÖÇMENLER

GÖÇMENLER

 

Bu ülke 1492’de İspanya’dan Yahudileri, 1830-48 Endüstri ve Sosyalist ihtilaller sırasında Avrupa ülkelerinden kaçan devrimcileri, Rusya’nın imha kararı aldığı Kafkasya Çerkezlerini ve Kırım ahalisini yüz binler halinde Türkiye kabul etmiştir. 19’uncu asırda Rusya İmparatorluğu’ndan göçen Eşkinaz Yahudilerine yine 1917 Bolşevik ihtilali sırasında Rusya’dan kaçan Beyaz Ruslara, 1940’lı yıllarda Hitler’in soykırımından ülkeye sığınan Alman Yahudilerine kucak açan Türkiye olmuştur!

1912-1913’te Rumeli’den sökülen ahali, İkinci Dünya Savaşı sonrasında yüz binler halinde kendini gene tekrarladı. Girit’ten ve Adalar’dan gelenleri, Bosna’dan, Makedonya’dan, Bulgaristan’dan göçenleri Anadolu bağrına bastı.

Bu toprak dara ve zora düşen herkesi kabul etmiştir. Türkiye gerçek anlamda bir iltica ülkesidir. Bulundukları topraklardan sürülen, kovulan, örselenen, hırpalanan insanlar için Anadolu, tarih boyunca adeta bir ana rahmi olmuş onları kucaklayıp korumuştur.

Demirbaş” ve “On Paralık Adam” kavramı!

8 Temmuz 1709 tarihinde ise Poltava’da Deli Petro’ya yenilen 12. Karl, namıdiğer Demirbaş Şarl, Osmanlı topraklarına sığınmıştır. Moldova’ya bağlı Bender şehrinde, 5 gün için gelen Karl 5 yıl bu topraklarda kalmıştır.

İsveç Kralının tüm masrafları Osmanlı Devleti tarafından karşılanmıştır. Dahası yapılan masrafların hangi kalemden karşılanacağı Osmanlı’da sorun olmuş sonuçta demirbaş kaleminden karşılanmasına karar verilmiştir. Kral Karl’ın adının Demirbaş Şarl’a dönüşmesi de böyle olmuştur.

Türkçe’deki “on paralık adam” kavramı da mültecilerle ilgili olarak ortaya çıkmıştır. Rusya’dan kaçan ahali Türkiye’ye gelirken Rus ordusu gemileri batırarak göçmenleri imha ettiği için 2. Abdülhamit, göçmenleri sağ/salim Türk limanlarına teslimi halinde adam başı “on para” verileceğini söylemiş. Böylece bu parayı alabilmek için mültecilere Ruslar ateş açmamış ve kendilerinin sağ/salim Türkiye’ye teslimi sağlanmıştır.

Türk milletinin tarihi müktesebatında bunlar vardır.

Ancak neredeyse sayıları 5 milyonu bulan Suriyelilerden oluşan genç mülteciler İstanbul Taksim’de ellerinde Suriye bayraklarıyla “Yaşasın Özgür Suriye! Suriye’ye özgürlük!” sloganları atıyorlar.

Türkiye topraklarını, Türk Milleti, uğrunda ölerek vatan yapmıştır. Bu ülke “toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” diyerek bağımsız kılınmıştır.

Suriyeliler bayraklarını Şam’da salladıklarında, sloganlarını da Halep’te attıklarında o genç mülteciler özgür bir vatana sahip olacaklardır.

Bu zevata Türkiye’de Türk Bayrağından başka bayrak sallanamayacağını yetkililer hatırlatması gerekir.

Ülkemizde bunlar yaşanırken Çin zulmünden kaçan Uygur Türklerinin Türkiye’ye alınmaması Türkiye için bir yüz karasıdır.

 

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , | GÖÇMENLER için yorumlar kapalı
Şub 23

Cennetten iki ağaç; ZEYTİN ve İNCİR

Cennetten iki ağaç; ZEYTİN ve İNCİR

Eski Ahit’te refahın ve bolluğun sembolü, Mısır tanrıçası İsis’in meyvesi ve Tanrı RA’nın aydınlanma simgesi, Nuh Tufanı’nda insanoğlunun yeniden doğmasını sağlayan, eski Yunan’da bereket ve barış simgesi Athena’nın hediyesi. Kutsal, bereketli, ölümsüzlük sembolü; zeytin ağacı

Hz. Adem’den buyana pek çok öyküde ismi geçen zeytin ağacını nihayet bizden birileri “Bilge Ağaç” adlı dergi ile hatırladı.

 

“Derler ki, cennette iki ağaç vardır;

Biri incir “Gerçek ağacı”, diğeri ise zeytin “Hayat ağacı”.

Zeytin, kutsal kitapların ağacıdır.

Müslümanlar, Hristiyanlar ve Museviler için aynı simgesel anlamı taşır:

Akıl, zafer, barış, bereket, uzun ömür, olgunluk, saflık, sadelik…

Zeytin, binlerce yıllık bir kültürdür. Gelenektir.

Doğallık, sağlıktır, lezzettir.

Alın teridir, sevinçtir, mutluluktur.

Sadakattir, tutkudur, hayattır, yaşama biçimidir.

Sıkılan ilk danedir, sürülen ilk damladır, bandırılan ilk ekmektir.

 

Alıntı

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , , | Cennetten iki ağaç; ZEYTİN ve İNCİR için yorumlar kapalı
Şub 23

YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE”

YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE”

 

Mehmet Ali Öztürk, bir fuara katılmak için gittiği Birleşik Arap Emirlikleri’nde önce gözaltına alındı, sonra tutuklandı ve tam 10 ay doğru dürüst neyle suçlandığı bile bilinmeden hapis yattıktan sonra ömür boyu hapis cezası aldı…

Bu ceza sadece Mehmet Ali Öztürk’e değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin pasaportuna ve de Türkiye Cumhuriyeti’ne verilmiştir… Ama kimin umurundadır, işte orası meçhul…

Bu süreçte Dışişleri Bakanlığı da Kızılay da ağır töhmet altındadır… Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir büyük devlet bir vatandaşını böylesine sahipsiz bırakmazdı…

Ömrünü başta Türkmen çocuklar olmak üzere mazlumlarla dayanışmaya adamış, Türkmen-Der ve Bayır Bucak Türkmen Dağı Kültür Eğitim ve Yardımlaşma Derneği başkanlıklarını yapmış olan Mehmet Ali Öztürk, devletin yetişemediği yerlere yetişmeye çalışmış, yardımları Kızılay’ın bilgisi dâhilinde yapmıştı…

Yardımların belgesini istedikleri Kızılay, topu Dışişleri Bakanlığı’na, Dışişleri Bakanlığı ise Kızılay’a attı… Türkiye Cumhuriyeti bu davaya ağırlık koyamadı, koymadı ve mazlumlara yardım taşımaktan başka bir suçu olmayan vatandaşı, devletimizin itibarıyla birlikte cezalandırıldı…

Oysa başkaları böyle davranmıyor… Teröristini bile çekip alıyor, muhatabının elinden…

Papaz Brunson için neler denmişti değil mi? Papaz, PKK ve FETÖ’ye yardım eden teröristti, Gezi’yi organize etmişti, 15 Temmuz başarılı olsa CIA Başkanı olacaktı, vs. vs…

Sonuç: Süre verdiler… Mahkeme kararı daha çıkmadan, onu götürecek özel uçak havaalanına gelmişti bile…

Aynı zamanda Almanya vatandaşı olan Die Welt muhabiri Deniz Yücel 14 Şubat 2017’de, ‘halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik’ ve ‘terör örgütü propagandası yapmak’tan gözaltına alınmış, ardından tutuklanmıştı…

Sonuç: Merkel bastırdı, söke söke aldı… Deniz Yücel, özel uçağa binip Almanya’ya doğru hareket ettiğinde bile elinde ‘tutukluluk hâlinin devam ettiğine’ dair evrak vardı üstelik!..

Temmuz 2017’de Fransız gazeteci Loup Bureau, Habur’dan geçerken yakalamıştı… YPG üyesi olduğu gerekçesiyle Ağustos ayı başında tutuklanmış ve Şırnak T Tipi Cezaevi’ne gönderilmişti…

Sonuç: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, devletimizi yönetenlerden Bureau’nun acilen serbest bırakılmasını ve Fransa’ya gönderilmesini istemişti… Bir ay içinde de tahliye sınır dışı işlemi gerçekleşmişti…

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , | YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE” için yorumlar kapalı
Şub 22

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

 

* “Dağlara çıkmayan, uzakları göremez.” Çin Atasözü

* “Her şeye zam gelip durdukça, ekonomi muaz-zam diyebilir miyiz?” İbrahim Ormancı

* “İnsan sevmeyince ölmüş gibidir.” Goethe

* “İnsana büyüklük veren şey düşüncedir.” Blaise Pascal

* “Yeryüzünde insanın kavuşabileceği en büyük bahtiyarlık kendi kendinden memnun olmaktır.” Thomas Mann

* “Zamanın kime dost, kime düşman olacağı bilinmez.” W. Shakespeare

* “Altın, sarı, göz kamaştırıcı, değerli altın! Bunun şu kadarı, karayı ak, çirkini güzel/ Eğriyi doğru, adiyi soylu, yaşlıyı genç, korkağı yiğit yapar… Bu sarı köle/ Din de kurar,

din de bozar, kutsar lanetliyi” Shakespeare

* “Aletler nasıl paslanırsa, kafa da öyle paslanır; bakımsız bir bahçe nasıl yabani otlarla dolarsa, ihmal edilen yetenek de körleşir ve zamanla ölür.” Marcus Bach

* “Mutlu insanlar tanıdım. Bunlar sadece ne iseler o oldukları için mutluydular ve hiç isyan etmedikleri için huzurluydular.” Goethe

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Şub 21

“BODOSLAMA BİLİMİ”

“BODOSLAMA BİLİMİ”

 

Seçimler siyasal bir davranış. Peki, “siyasetçiler” siyaset biliminden ne kadar yararlanıyor?

Biyologlar biyolojiden; hukukçular hukuk biliminden; astronomlar astronomi ve uzay bilimlerinden; botanikçiler botanik biliminden; kimyacılar kimya biliminden; doktorlar tıp biliminden; sosyologlar sosyolojiden ve pek çok meslek o mesleğin ilgili biliminden yararlanıp ona göre davranırken yukarıdaki sorunun yanıtı nedir?

Ben, Türkiye’deki siyasetçilerin “bodosloma biliminden” yararlandığına tanık oldum yıllarca.

Ülkemizdeki siyaset ve özellikle particilik siyaseti bir anlamda “kör dövüşü” ya da bir “karakucak güreşi”ni andırıyor.

Oysa siyaset/çilerin siyasetin “biliminden” olduğu kadar psikoloji biliminden de yararlanması gerekiyor.

 

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , | “BODOSLAMA BİLİMİ” için yorumlar kapalı
Şub 20

AFFETMEM SENİ!

AFFETMEM SENİ!

 

Yüzüme gülerek sırtımdan vurdun

İki cihanda da affetmem seni!

Sevgimi hoyratça saçıp savurdun

İki cihanda da affetmem seni!

 

Seviyorum deyip bildirmedin mi?

Düşmanımı bana güldürmedin mi?

İçimde sevgimi öldürmedin mi?

İki cihanda da affetmem seni!

 

İlaç diye zehir kattın aşıma

Ne çileler açtın garip başıma

Aldırmadın zalim kanlı yaşıma

İki cihanda da affetmem seni!

 

İnsanlıktan çıktım, bitirdin beni

Her zaman ölüme götürdün beni

Sonsuz hazineydim yitirdin beni

İki cihanda da affetmem seni!

 

Kime kandın kimden aldın bu aklı?

Sakince bir düşün söyle kim haklı?

Nasıl olduk böyle kanlı bıçaklı?

İki cihanda da affetmem seni!

 

Ne hallere düştüm gözünle gördün

Sevgimi görmedin körden de kördün

Başıma olmadık belalar ördün

İki cihanda da affetmem seni!

 

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , | AFFETMEM SENİ! için yorumlar kapalı
Şub 19

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Ramazan Toprak Sorusu

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Ramazan Toprak Sorusu

 

Gazeteci Soner Yalçın, Sözcü gazetesindeki köşesinde kaleme aldığı yazıda, 12 Eylül’de gerçek yaşı 17 olmasına rağmen idam cezasına çarptırılan MHP’li Cengiz Baktemur olayını hatırlattı. Yalçın, Baktemur’un idam cezası aldığı Malatya’nın, 12 Eylül savcısının Ramazan Toprak olduğuna vurgu yaptı. Yazıda ayrıca, AKP kurucusu olan ve partide iki dönem milletvekilliği görevinde bulunan Ramazan Toprak’ın, Diyarbakır’da görev yaptığı dönemde, cezaevinde yaşanan insanlık dışı olaylar nedeniyle 34 kişinin öldüğüne dikkat çekildi. İşte Soner Yalçın’ın yazısının o kısmı:

– “Erdoğan’a soruyorum Ramazan Toprak kim?”
Sadece Erdoğan değil, AKP’den çok siyasetçi bu ismi tanıyor:
Ramazan Toprak, AKP kurucusu.
Ramazan Toprak, iki dönem milletvekillik yaptı.
Ama önce askeri savcı ve hakim olarak görev yaptı.
12 Eylül 1980 askeri darbe döneminde…
– Genelkurmay Başkanlığı’nda askeri savcı olarak görev yaptı.
– Malatya 2. Ordu Komutanlığı Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde görev yaptı.
– Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Sıkıyönetim Askeri Savcılığı’nda görev yaptı.
– İstanbul 3. Kolordu ve Batı Garnizon Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde görev yaptı. 12 Eylül döneminde yaşanan hukuksuzlukları anlatmaya gerek var mı?
12 Eylül’ün savcısı Ramazan Toprak’ın görev yaptığı Malatya’dan tek örnek vereyim:
Malatya Doğanşehir’de MHP’li Cengiz Baktemur tetiği çektiğinde aslında 17 yaşındaydı. Nüfus kâğıdında yazılan doğru kabul edilerek idam edildi! Haberi duyan annesi felç geçirdi…
12 Eylül savcısı Ramazan Toprak’ın Diyarbakır’da görev yaptığı dönemde, cezaevinde yaşanan insanlık dışı olayları yazmama gerek var mı? İşkenceye maruz kalan 34 kişi öldü! Zulme dayanamayan tutuklulardan beşi kendini asarak, dördü ise kendini yakarak ölümü seçti…

Ramazan Toprak adını birileri unutmuşa benziyor! Baksanıza, babası üzerinden Tunç Soyer’e saldırıyorlar!

“CHP’nin İzmir Büyükşehir belediye Başkanı Tunç Soyer’e “CHP, rahmetli Türkeş ve arkadaşlarını idamla yargılayanların mirasçılarını yeniden vitrine çıkartmak suretiyle 60 yıldır hiç değişmediğini gösteriyor” sözleriyle yüklenen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a partisindeki 12 Eylül savcı ve hâkimlerini hatırlattı: “Kitap olur AKP üzerindeki 12 Eylül’ün kan lekeleri…”

Erdoğan’a zor soru: Ramazan Toprak kim?

 

 

Alıntı:

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , | Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Ramazan Toprak Sorusu için yorumlar kapalı
Şub 18

BOYA KUTUSU

BOYA KUTUSU

 

Temel Karayolları Müdürlüğünde işe alınmış.

Görevi ise yollardaki çizgileri çekmektir.

Temel’e bir kutu boya ve fırça verilir ve çizgileri çekmeye başlar.

Amiri gelir ve çizelgeye bakar;

“-1. Gün 500 metre, 2. Gün 300 metre, 3. Gün 150 metre, 4. Gün 100 metre..”

“-Temel” der, “Her gün gittikçe tembelleşiyorsun galiba?..”

Temel cevap verir:

“-Aksine amirim daha çok çalışıyorum lakin gün geçtikçe boya kutusundan daha fazla uzaklaşıyorum…”

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , | BOYA KUTUSU için yorumlar kapalı
Şub 17

LA HAVLE…

LA HAVLE…

 

AK Parti iktidarının, -MHP Genel Başkanı’nın o günkü ifadesiyle “(biri kadındı gerçi ama)12 kötü adam“la birlikte- “açılım“ı ilan ettiği yıl 135 şehit verdik.

Ertesi sene 141 şehit.

Daha sonra “çözüm süreci” diye anılacak olan “açılım“ın ilk iki buçuk yılında toprağa verdiğimiz asker-polis sayısı 258.

Sadece 2015-2016 arası, terör örgütünün çözüm sürecinde şehirlere yığdığı cephanelikleri kullandığı saldırı, çatışmalarda 532 şehit verdik.

AK Parti’nin “analar ağlamayacak” vaadiyle başlattığı sürecin sonuna geldiğimizde memlekette ağlamayan ana kalmamıştı; şehitlerimizin sayısı 800’ü geçti.

Artı, misliyle gazi.

***

Tam da o günlerde…

***

Bir AK Partili Başbakan Yardımcısı’nın, “Ben bir BDP’li kadın milletvekiline çok kızıyordum, çok beddua ediyordum. Halen milletvekili bu insan ama onunla ilgili bir hatırayı dinledim, şimdi artık kızmıyorum. Çünkü 17 yaşındaki bir genç kızken Diyarbakır Cezaevi’nde o kadar ahlaksızca işkenceye maruz kalmış ki o kadar kendisini zorlamışlar ki ben de aklıma gelse dağa çıkardım. Çünkü Diyarbakır’dan cezaevinden çıkanların yarısından fazlası dağa gitti, yarısından fazlası da dağdakilere övgüler düzüyor…” demesi, o dağa çıkanların katlettiği şehitlerimizin kemiklerini hiç sızlatmadı.

Bir AK Partili milletvekilinin, Avrupalılara, “Türk hükümetine kalsa, Zana çok uzun zaman önce tahliye edilmiş olurdu” demesi şehitlerimizin kemiklerini hiç sızlatmadı.

Bir AK Partili Dışişleri Bakanı’nın, Amerikalılara, “Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını tersine çevirmesi için ne kadar çok çalıştığımıza inanamazsınız ama mümkün olmadı… Onlara ve avukatlarına gittik ve dedik ki Allah rızası için, lütfen hâkimlere hakaret etmeyi bırakın da sizi dışarı çıkarabilelim” diye hesap vermesi, şehitlerimizin kemiklerini hiç sızlatmadı.

Bir AK Partili Başbakan’ın, “PKK ile görüşen arkadaşı ben gönderdim” demesi, “İmralı, kendi üstüne düşeni yaptı” diye Öcalan’la iş birliğini itiraf edip bir de üzerine caniyi takdir etmesi, şehitlerimizin kemiklerini hiç sızlatmadı.

Bir AK Partili İçişleri Bakanı’nın “Abdullah Öcalan’ın mesajları bizim de düşüncelerimiz” demesi, şehitlerimizin kemiklerini hiç sızlatmadı.

Bir AK Partili milletvekilinin “Öcalan, Türkiye’nin demokratikleşme sürecine katkı sağlayan bir yerde duruyor” demesi, şehitlerimizin kemiklerini hiç sızlatmadı.

Bir AK Partili Başbakan Yardımcısı’nın “PKK bağımsız Kürdistan için silah kullanabilir” demesi, şehitlerimizin kemiklerini hiç sızlatmadı.

Muhtelif AK Partili bakanların, milletvekillerinin, başbakan yardımcılarının, meclis başkanlarının “Abdullah Öcalan, Orta doğu’da Türkiye’nin önünü açıyor”, “Dağa çıkışlar eskiye oranla daha nitelikli hâl aldı. PKK’ya yeni katılımlarım geçmişte olduğu gibi silahlı eylem yapacak, ölecek veya öldürecek nitelikte değil başka amaçlarla olduğunu düşünüyoruz” demeleri, şehitlerimizin kemiklerini sızlatmadı.

Hele, bir AK Partili yöneticinin, örgütün siyasi uzantılarına “Öcalan’ı da zor duruma düşürdüğünüzü bilmiyorsunuz. Siz kimin sözcülüğünü yapıyorsunuz da Öcalan’ı itibarsız hale getirmek istiyorsunuz?” diye akıl vermesi, terör örgütünün başına “itibar” atfetmesi şehitlerimizin kemiklerini hiç sızlatmadı.

Hele hele bir AK Partili Bakan’ın “Sayın Öcalan demeyi ve PKK bayrağı açmayı suç olmaktan çıkardık” diye övünmesi, şehitlerimizin kemiklerini hiç ama hiç sızlatmadı.

 

 

Alıntı:

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | LA HAVLE… için yorumlar kapalı
Şub 16

“Bir ülkenin vatandaşı Başbakanına sövmez

Bir ülkenin vatandaşı Başbakanına sövmez.

Biz kim bilir adamı nasıl bunalttık ki küfretti”

14 Ekim 1979 ara seçiminden sonra Ecevit/CHP Hükûmeti istifa etti. Demirel/AP hazırlık hükûmeti kurmuştu.

Antalya’nın deniz sahilindeki küçük bir ilçesinde vatandaşın biri, kahvehanede sövüp saymış. Demirel Başbakan olduğu için savcı resen soruşturma başlatmış, adamı içeri attırmış.

Rutin görüşmelerden birinde Demirel, Yaşar Topçu’ya “Önemli bir şey var mı?” diye soruyor. Topçu da “Önemli bir şey değil ama sadece bilgi arz etmek istiyorum. Antalya’nın bir ilçesinde vatandaşın biri kahvehanede size hakarette bulunmuş, galiz sözler söylemiş. Vatandaşı tutuklamışlar. Mahkeme şikâyetçi misiniz diye soruyor” diyor.

Demirel de “Bu hâkim ve savcı arkadaşlar bazen kantarın topuzunu kaçırıyorlar. Başbakana hakaret etti diye bir vatandaş tutuklanır mı? Biz burada oturuyoruz haberimiz olmuyor. Yaptığımız uygulamalarla kim bilir adamı nasıl bunalttık ki, canını sıkmışız bize galiz küfürler etmiş. Hemen Antalya’ya o ilçeye git ve o vatandaşı hapisten çıkar. Tahliye et gel. Sevaba girersin.” diyor.

Topçu o ilçeye gidiyor. Demirel’in avukatı olarak Asliye Ceza Hâkimi’ne davaya müdahale kabulünü söylüyor. “Sanığın tahliyesini talep ediyoruz. Müvekkilim Başbakan Demirel bana, bir ülkenin vatandaşı Başbakanına sövmez. Biz kim bilir adamı nasıl bunalttık ki küfretti” diyor. Hâkim şaşırıp duruşmaya ara veriyor. Savcı ile birlikte Topçu’yu görüşmeye davet ediyor.

Hâkim, “Kusura bakmayın, bu Demirel nasıl bir adam? Gazeteler tam tersini yazıyor. Bu kadar hoşgörülü, geniş gönüllü insanı biz ne kadar yanlış tanımışız” diyor. Yeniden duruşmaya giriyorlar. Hâkim sanığın tahliyesine karar veriyor. Sanığa “Demirel yok ama avukatı var, ellerini öp” diyor. Sanık “Hâkim Bey, bu bana hayatımın en ağır cezası. Beni tahliye için avukatını gönderen bir Başbakan’a dilim kopsaydı da böylesi hakaret etmeseydim. Elini ne kelime, ayağını öpeceğim” diyerek pişmanlığını ifade ediyor.

Biliyorsunuz Demirel, Baba lakabını boşuna almamıştır. Çarşaf dergisinin Demirel, Ecevit ve Erbakan’ın mayolu karikatürlerini unutmak mümkün mü?”

Bugüne bakınca, Erdoğan’ın açtığı on binlerce ceza ve tazminat davaları görüyoruz. Doğrusu üzülmemek mümkün değil…

 

 

Alıntı

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , , | “Bir ülkenin vatandaşı Başbakanına sövmez için yorumlar kapalı