Ağu 29

KAHRAMAN TÜRK ZAFER BAYRAMIN KUTLU OLSUN!

KAHRAMAN TÜRK ZAFER BAYRAMIN KUTLU OLSUN!

 

Bugün büyük zaferin 96’inci yılı…

96 yıl önce bugün Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde gerçekleşen Büyük Taarruz, Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı.

20 Temmuz 1922’de kendisine 4. kez başkomutanlık yetkisi verilen Mustafa Kemal, işgalcilere karşı hazırlıklarını gizlice yürüttü.

Bunun başlıca iki nedeni vardı; gereken cephane ve malzemeyi toparlayabilmek, savaş için yeterli asker sayısına ulaşmak.

Başkumandan Mustafa Kemal, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Garp Cephesi Kumandanı İsmet İnönü ve Birinci Ordu Komutanı Nureddin İbrahim Konyar, bir araya gelerek taarruz ile ilgili son detayları görüştü.

Hatta büyük taarruz öncesinde diplomatlara bir çay partisi bile verildi.

Bunun ardından da milli mücadelenin en kritik savaşlarından biri olan büyük taarruz için düğmeye basıldı.

Savaşa katılan Türk ordusundaki asker sayısı 207 bin civarında iken, Yunan askeri sayısı ise yaklaşık 225 bindi.

Yunan ordusunun silah ve cephane konusunda Türk ordusuna karşı sayıca üstünlüğü de bulunuyordu. Hava desteğinde ise Türk ordusunun gücü, karşısındaki orduya göre oldukça zayıftı.

İki ordu arasındaki savaş, piyade ve süvari birlikleri arasında geçecekti.

Türk süvari birlikleri kendilerine düşen hayati görevi layıkıyla yerine getirerek savaşın kazanılmasında önemli rol oynayacaktı.

26 Ağustos gecesi Afyon’da başlayan Büyük Taarruz’u Mustafa Kemal, bizzat kendisi yönetti.

Birçok cephede bulunan Mustafa Kemal’in savaş meydanlardaki büyük tecrübesi, buradaki savaşın kazanılmasında da önemli rol oynayacaktı.

Sis nedeniyle bir saat geciken topçu ateşi, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte başladı.

Yaklaşık yarım saat süren yoğun bombardımanla Yunan mevzileri büyük yıkıma uğratıldı.

Piyade birliklerinin taarruzu sayesinde kısa sürede Tınaztepe, Belentepe ve Kalecik bölgeleri geri alındı.

Bu sırada cephe gerisine sızan süvari birlikeri de, Yunan ordusunun İzmir-Afyon iletişim bağlantısını kesmeyi başardı.

Geri çekilmeye başlayan Yunan ordusu ile Türk askerleri arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Türk ordusu, Yunan askerlerini takibi sürdürdü.

Yunan askerlerinin Afyon’u terk etmesinin ardından Türk ordusu 27 Ağustosta kente girdi. Cepheye her türlü desteği veren halk, askerleri coşkuyla karşıladı.

Afyon’un kurtuluşu, düşman kuvvetlerinin sıkışmasına yol açtı. Yunanlar demiryolu hakimiyetini de kaybetti. Türk askerleri, 30 Ağustos günü ise Kütahya’ya vardı.

Dört gün süren Büyük Taarruz, Dumlupınar Meydan Muharebesi(Başkomutanlık Meydan Muhaberebesi) zaferiyle taçlandırıldı.

Bu savaşta Türk ordusu yaklaşık 2 bin 500 kayıp verirken, Yunan ordusundaki ölü sayısı ise 8 bini aştı.

İki gün sonra Yunan generali Nikolaos Trikupis, Uşak’taki karargahında binlerce asker ile birlikte esir alındı.

Mustafa Kemal Atatürk, kazanılan bu zaferin ardından Türk askerlerine “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri” talimatını verdi.

Bu emir doğrultusunda üç koldan ilerleyen Türk ordusu; 1 Eylül’de Uşak’ı, 2 Eylül’de Eskişehir’i, 6 Eylül’de Balıkesir ve Bilecik’i, 7 Eylül’de Aydın’ı, 8 Eylül’de Manisa’yı geri aldı. İşgalci askerlere son darbe ise İzmir’de vurulacaktı.

9 Eylül’de İzmir’in de geri alınmasıyla birlikte Anadolu toprakları, Mustafa Kemal ve silah arkadaşları sayesinde ilk kez rahat nefes alıyordu.

Çanakkale ve Sakarya savaşlarında işgalci güçler geri püskürtülürken, Başkomutanlık Meydan Muharebesi ilk kez zaferle sonuçlanan taarruz savaşı olarak tarihe geçti.

30 Ağustos 1922 yıllarca süren Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlandığını müjdeleyen bir tarih olarak da kayıtlara geçti.

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , | KAHRAMAN TÜRK ZAFER BAYRAMIN KUTLU OLSUN! için yorumlar kapalı
Ağu 28

98 YIL ÖNCE, 98 YIL SONRA!…(2)

98 YIL ÖNCE, 98 YIL SONRA!…(2)

 

Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır.

Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta, engeller ve müşkülat kalmaz.

Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.

Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim ile karar vermiştir. Zaman zaman, şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması, hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vurmayacaktır. Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lazım olduğunu söylediğim kaynak ki, milletin vicdanı-imanıdır, mevcuttur.

Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur.

Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; ordunun ruhu subaylardadır.

O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.

Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur.

Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır.

Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle, giriştiğimiz bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakar olmak mecburiyetindedirler.

Şahsi ve özel hayatları itibariyle de subaylar, fedakarlar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler.

Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürür. Onları aşağılar ve hor görürler.

Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz.

Onun yaşamak için bir çaresi vardır. Şerefini korumak!

Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına atmaktır.

Dolayısıyla subay için ya istiklal, ya ölüm vardır.

Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız!

 

Tak paşa gitmiş, şak paşa gelmiş…

O, kor. olmuş, bu or. olamamış… Bunların hepsi vs’den ibaret!..

Hiç dert etmeyin. Bu ordu, Mete Han’ın, Gazi Mustafa Kemal’in ordusu. Genetiği belli, özü belli…

31 Temmuz 2018. Ne dedi, Jandarma Astsubay Serkan Karakaya?..

“Vatan sağolsun”

O Mustafa Kemal’in, şerefli Türk subayı… Türk ordusunda Serkan’lar bitmez. Asla kurutamayacağınız, kapatamayacağınız  Türk ırkı askeri okulları daha nice Serkan’lar yetiştirecektir.

 

 

Alıntı: Ahmet TAKAN

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | 98 YIL ÖNCE, 98 YIL SONRA!…(2) için yorumlar kapalı
Ağu 27

“BİR ÜSTÜ ON PAYE”

Üstâd Abdurrahim Karakoç’un “Bir üstü on paye” şiirine benzer, eş şiir

 

“BİR ÜSTÜ ON PAYE”

 

Yazmış ancak üstâd az yazmış bence

Güven yok çocuğa, yaşlıya, gence

Bitmedi, bir ömür çektik işkence

Makama, garibe on hilkat düşer *(1)

 

Yazılmaz söylenmez garibin derdi

Bu dünya garibi yerdi ha yerdi

Kıpti’ye bir sirkat mertlik mi verdi

Fakir her haneye on sirkat düşer* (2)

 

Dinden ve imandan bahseden çoktur

Her yer haram, helal arayan yoktur

Böyle bir gidişin sonucu b-ktur

Her işlem başına on kerrat düşer

 

Bozulsa insanın o has yapısı

Kapanır hem rahmet, hayır kapısı

Kıyamete hazır gibi hep(i)si

Bir iyiye her an on berbat düşer

 

Gidişat korkutur gerçek âlimi

Okuldan akıldan ettik bilimi

İnsanlık görmüyor kanlı zulümü

Her metrekareye on gavat düşer

 

Herkes bahçesinde bir çağ atladı

Adam kayırmalar, torpil patladı

Doğrunun, gerçeğin sabrı çatladı

Bir tek işe artık on ırgat düşer

 

Doğruyu dürüstü hep arar olduk

Çileyle kederle gam ile dolduk

Kendi tüyümüzü kendimiz yolduk

Her bir saliseye on hayret düşer

 

Kurtuluş ararken ateşte yandık

Allah diyenlere nasıl da kandık

Her yüze güleni dost olur sandık

Böyle bir belaya on imdat düşer

 

Asıl hayat ile barışmak gerek

Hatta dünya ile yarışmak gerek

Laf ile olmuyor çalışmak gerek

Akıllı bir cana on gayret düşer

 

*(1) Garibe: Yardırganacak, şaşılacak şey

*(1) Hilkat: Yaratılış

*(2) Sirkat: Hırsız

 

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , , , | “BİR ÜSTÜ ON PAYE” için yorumlar kapalı
Ağu 26

98 YIL ÖNCE, 98 YIL SONRA!…(1)

98 YIL ÖNCE, 98 YIL SONRA!…(1)

31 Temmuz 2016’da bir kararname ile göz bebeğimiz askeri okullar kapatıldı.

31 Temmuz 2018’de Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde, astsubay eşini ziyarete gittiği üs bölgesinden evine dönerken PKK’lı teröristlerin döşediği mayının patlaması sonucu şehit olan Nurcan Karakaya ve 11 aylık bebeği Mustafa Bedirhan Karakaya‘nın acı haberi ile  bir kez daha yaralandık.

31 Temmuz 1920 Afyonkarahisar Kolordu Dairesinde Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa Türk Subaylarına konuşuyor;

Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur.

Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse, bunun vebali subaylara ait olacaktır.

 

Efendiler!

Eski silah arkadaşlarımla böyle yakından ve samimi temasta bulunmaktan büyük vicdani zevk hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbıhal etmek isterdim. Fakat çoksunuz; müsait yer de yok. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle ile mülahaza etmekle yetineceğim.

 

Arkadaşlar!

İngilizler ve yardımcıları, milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir.

Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atıfetine borçlu değildir.

Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete, hürriyet ve bağımsızlık vermez.

Milletlerin tabiatında en yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvede, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur.

Dünyada hayat için, insanca yaşamak için, bağımsızlık lazımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için, kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder.

 

Kuvvet ordudur.

Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdanı imanıdır.

İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar.

Askerlik izzeti nefsini yok etmeye gayret ettiler.

Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de, izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla, milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Her halde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu.

 

Alıntı: Ahmet TAKAN

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | 98 YIL ÖNCE, 98 YIL SONRA!…(1) için yorumlar kapalı
Ağu 25

OLMAK ÜSTÜNE

OLMAK ÜSTÜNE

Bektaşi’den meyve isterler. O da sorar “Allah yapısı mı, kul yapısı mı?” Çoğunluk cevap verir; “Elbette Allah yapısı”. Bizimki ekşi ahlatları uzatır. Ahlatı görenler anında ağız

değiştirir; “kul yapısı olsun”. Bu kez aşılı ve olgun armut ikram eder. Açıklamasını da şöyle yapar:

“Allah her şeyi önce ham yaratır. İnsanlar Allah vergisi olan aklı kullansın da onu terbiye etsin diye. Yaradan böylece, kendi vergisi olan aklın kullanılıp, kullanılmadığını

sınar”.

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , , | OLMAK ÜSTÜNE için yorumlar kapalı
Ağu 24

Kışkırtıcı “milis”ler mi görevde ?..

Kışkırtıcı “milis”ler mi görevde?..

16 yılda Atatürk’ün ideallerine, düşüncelerine, heykellerine, büstlerine, eserlerine, partisine, adına yüzlerce saldırı oldu ve AKP siyaseti ne yazık ki gereğini pek yapmadı…

Devleti yönetenler, yani AKP’liler bizzat ulusal bayramları sönük hale getirdiği için ve Gazi’nin adını stadlardan sildiği için cumhuriyetle “ezeli düşman”lıkları olanlar cesaret buldu ve daha da pervasız hale geldi…

Velhasıl, kışkırtıcıların cesaret aldığı eylemler için buhranlı bir ortam da var Türkiye’de… Cumhuriyetle adeta hesaplaşma dönemi yaşanıyor bu süreçte… Siyasetten cesaret alanlar içlerindeki kini rahatlıkla kusabiliyor bu günlerde…

Atatürk’ün ezeli düşmanlarının, hasta yataklarında siyasilerce ziyaret edildiği bir dönemde, piyasaya daha kolaylıkla çıkıyor kışkırtıcılar!.. “Atatürk’e saldıranlar nasılsa baştacı, bize de birşey olmaz” düşüncesindeler belli ki?..

 

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , | Kışkırtıcı “milis”ler mi görevde ?.. için yorumlar kapalı
Ağu 23

DEDE KORKUT

DEDE KORKUT

Dede Korkut’tan ilk bahseden kaynak, İlhanlı veziri Reşideddin Fazlullah tarafından 1300’lerin hemen başında yazılan Câmiü’t-Tevârîh adlı Farsça eserdir. Bu eserin “Târîh-i Oguzân ve Türkân ve Hikâyet-i Cihângirî-i U” (Oğuzların ve Türklerin Tarihi ve O’nun -Oğuz Kağan’ın- Cihangirliğinin Hikâyesi) bölümü, Oğuzname’nin en eski rivayetidir. Bu Farsça rivayetin mükemmel ve açıklamalı bir çevirisi Zeki Velidî Togan tarafından hazırlanmış ve 1972 yılında yayımlanmıştır. İşte bu yayının 55. sayfasında bulunan Dede Korkut’la ilgili en eski kayıt şöyledir:

“Bu Qorqut, Bayat boyundan Kara-Hoca’nın oğlu olup çok akıllı, bilgili ve kerâmet sahibi bir insandı. İnal Han Sır Yavquy zamanında ortaya çıkmıştır. Bu sözleri nakledenin dediğine göre iki yüz doksan beş yıl ömrü olmuştur. Güzel sözleri, söylenen kerâmetleri ve hakkındaki hikâyeler pek çoktur ve ayrıca zikredilecektir.”  

Reşideddin, Korkut hakkındaki hikâyelerin ayrıca zikredileceğini söylediği hâlde maalesef bunu yapmamıştır.

Daha sonra Yazıcıoğlu Ali’nin 1423’te yazdığı Tevârîh-i Âl-i Selçuk‘ta Korkut Ata adı geçer. Abdullah Bakır, 2008’de Yazıcızâde’nin eserini doktora tezi olarak hazırlamıştır. Basılmamış olan bu tezin 24. sayfasında Korkut Ata adı şöyle geçer:

“Peygamber aleyhisselâm zamânına yakın bir zamanda Beyâsî  boyından Korkut Ata koydı. Oguz kavminüng bilgesi-y-idi, ilhâm iderdi. Eyitdi: ‘Âhir zamânda girü hanlık Kayına dege, dahı kimesne ellerinden almaya.’ didügi Osmân -rahmetullah- neslindendür.”

Bilindiği gibi Dede Korkut’un hanlığın Kayı boyuna geçeceğine dair bu sözü, Dede Korkut Kitabı’nın mukaddimesinde de vardır.

 

 

Alıntı

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , | DEDE KORKUT için yorumlar kapalı
Ağu 22

“Duygusuz Bencil Nesil Tehlikesi”

“Duygusuz, bencil Nesil Tehlikesi”

“Maarif müfettişi Doğan Ceylan” imzasıyla ve “Duygusuz Nesil Tehlikesi” başlığıyla 2016 yılının Mayıs ayından itibaren eğitimle ilgili pek çok İnternet sitesinde yayınlanan bir yazısı:

Yazı özetle şöyle:   

“Hayatın gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor. Şehitler için gözyaşı döken kendi ana babalarını anlamıyorlar. Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar. Yanı başımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen on binlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor. Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor. Eğlenmekten başka bir amaçları olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.

Açlık nedir bilmiyorlar, susuzluk nedir hiç bilmiyorlar. Hiç üşümüyorlar, hiç ıslanmıyorlar, hiç yorulmuyorlar. Yokluk nedir, acı nedir bilmiyorlar.

 Evsizlik nedir, sürgün nedir anlamıyor, savaşları, kurşunlanan, ölen insanları umursamıyorlar. Acımıyorlar…

Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek güzel ülkemize… Geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli. Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek…”

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , | “Duygusuz Bencil Nesil Tehlikesi” için yorumlar kapalı
Ağu 21

Altın Sözler

Altın Sözler

* “Bitkiler kültürle, insanlar eğitimle biçimlenir” J.J.Rousseau

* “İnsanın ekmekten sonra en fazla ihtiyaç duyduğu şeyin eğitim olduğunu” Danton

* “Dün zekiydim, dünyayı değiştirmek isterdim; ama bugün akıllıyım, kendimi değiştiriyorum.” Mevlana

* “Basın hürriyeti ancak hatâlarını düzeltmek istemeyen hükümetler için bir tehlikedir. Sizin hükümetiniz yurdun iyiliğinden başka bir şey düşünmüyor, o hâlde böyle bir

hürriyet onun için bir nîmettir. Bir milletin düşüncesini baskı altında tutmak, onu birtakım gizli yollar aramağa zorlar, eninde sonunda bulur bu yolları. Hürriyetsizlik her türlü

fesadı kolaylaştırır. Devletin güveni tehlikeye girer, zora başvurmak gerekir. Basın hürriyeti kötülükle savaşmak ve faydalı olmak isteyen her hükümetin tabiî müttefikidir…”

Cemil Meriç

* Atatürk’ün dışişlerine verdiği ilk talimatı:

“1-Asla büyük devletlerin arkasında görünmeyeceksiniz,

2-Rusya’yla bozuşmayacaksınız,

3-Araplara sakın ola ki bulaşmayacaksınız.”

* “Sadece unutulmuş şeyler, yenidir.” M. Rose Mertin

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , , , | Altın Sözler için yorumlar kapalı
Ağu 20

AKP, doğanın felaketidir

AKP, doğanın felaketidir

 

Katıksız Karadenizli… Rize’nin yemyeşil denizinde dünyaya gelmiş…  Eşsiz ırmaklarında oyunlar oynayarak büyümüş… Hukukçu olup hayata atıldığında memleketinin çevre yağmasına dur demek için en ön saflarda yer almış…

Fırtına Vadisi  Davası ile Türkiye’nin cennet doğal alanlarından birinin yağmasına karşı verdiği hukuk mücadelesi ile tanınan av Remzi Kazmaz aradı…

Gökova Körfezi’nin imara açılmasına neden olan SİT kararı ile ilgili hazırlık yapıyordu. Benim de yakından izlediğim bir meseleydi… Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün ‘Muğla’nın betonlaşmasına izin vermeyeceğiz’ diyerek karara tepki göstermiş, 12 bin 544 hektarlık SİT alanının imara nasıl açıldığını teknik bir raporla belgeleyip,  Büyükşehir Belediye Meclisi’nin ortak kararı ile kamuoyuna açıklamıştı… Konu yargıya taşındı.

Remzi Kazmaz ‘AKP Türkiye için bir çevre felaketidir’ diyor… Gökova’ya dikkat çekmek ve verilen mücadeleye destek olmak için, Bodrum Çevre Platformu olarak 1. Derece SİT alanlarının imara açılması konusunda bakanlığın aldığı kararın iptali için yargıya gidiyor.

Kazmaz; ‘Seçim gündemi içinde kaynamasın, Kanal İstanbul projesinin yaratacağı ekolojik yıkımı da 24 Haziran’dan önce topluma anlatmalıyız’ diye ekliyor… Prof. M. Doğan Kantarcı ile Beylikdüzü, Büyükçekmece bölgesinde, Kanal İstanbul’un ‘neden yanlış bir proje olduğunu’, yaratacağı felaketi yerel yönetimler ve STK’ların desteği ile kamuoyuna açıklamaya hazırlanıyor…

Remzi Kazmaz aynı zamanda yazar ve uluslararası ödüllü belgesel/film yapımcısı… Kitap ve belgesellerinde de doğa, tarih ve insan hakları konularını işliyor… ‘Her yeni mücadele bir belgesel konusu’ diyor…

Gündem siyaset olunca soruyorum, ‘var mı bir hazırlık?’ diye… Kazmaz yanıtlıyor; ‘TBMM’de mücadelemi sürdürmek istiyorum… Yurt dışına kaçırılan tarihi eserler, AKP’nin Türkiye’nin dört bir yanında ranta kurban ettiği dereler, ormanlar, denizler için Meclis’te milletin verdiği güçle savaşmak istiyorum… ‘

Türkiye geri dönüşü olmayacak şekilde cennet topraklarını kaybediyor… En kısa zamanda  meclisin en öncelikli gündemleri arasında çevre mücadelesi yer almalı…

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | AKP, doğanın felaketidir için yorumlar kapalı