Kas 05

Hoş gelişler ola ey Meymenetli Paşa!

Hoş gelişler ola ey Meymenetli Paşa!

Türküyü hep biliriz de öyküsünü bilmeyiz… Bu türkü Ruslara harp tazminatı olarak verilip 40 yıl düşman elinde kalan Kars’ın çileli halkının Atatürk‘e olan minnet ve şükran duygularının ifadesidir.

Atatürk ilk yurt içi gezilerinden birini 6 Ekim 1924 tarihinde Kars’a yapar. Geleceğini duyan mahalli müzisyen ve oyuncular, karşılama töreninde oynanmak üzere bir halk oyunu hazırlarlar. Oyunun türküsünün de olması istenir ki, Atatürk‘e duygularını ifade edebilsinler. Türkünün sözlerini gazeteci Mehmet Türker yazar. Tağı Bey (Tağı Oşenyüzen) de bu sözleri besteler. Başta Tağı Bey olmak üzere o dönemin diğer folklorcuları Kars Garındaki karşılama töreninde Mustafa Kemal Paşa‘ya bu oyunu oynar ve “Hoş gelişler ola” derler. Paşa çok duygulanır. Oyunun söz yazarı ve bestecisini ödüllendirir. Besteci Tağı Bey, ileriki yıllarda müthiş bir geçim sıkıntısı çeker, buna dayanamayarak intihar eder. Evinde Atatürk‘ün imzalayıp verdiği 500 liralık çek bulunur. Yaşadığı onca sıkıntıya karşın, Atatürk‘ün imzası bulunan o çeki bozdurmaya kıyamamıştır.

 

Daha sonra sözleri değiştirilen bu türkünün özgün sözleri aşağıdaki gibidir:

Hoş gelişler ola ey meymenetli (1) paşa

Askerin milletin devletinle bin yaşa

Serfiraz (2) eyledi hoş kademlerin (3)

Mesut eyledi Kars’a gelmeyin

Hoş gelişlerin bu görüşlerin

Tebrik eyleriz tebrik eyleriz

Sağdan sola soldan sağa

Al da bayrağın Yunan üstüne

 

Cephede mitralyoz ayna gibi parlayor

Şarkistan Türkleri sancak elde bekleyor

Marş marş marş askere kurban

Arş ileri marş ileri dönmez geri

Türk’ün askeri Türk’ün askeri

Sağdan sola soldan sağa

Al da bayrağın Yunan üstüne

1-Uğurlu, 2-Başını yukarı kaldıran, yükselten, 3-Adım

 

Alıntı: Cazim GÜRBÜZ

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , | Hoş gelişler ola ey Meymenetli Paşa! için yorumlar kapalı
Kas 04

VERTİGO!.

VERTİGO!..

 

Özellikle son 10 yıldır Türkiye’nin haline bir bakın…

Oradan oraya savrulan bir ülke…

Uluslararası dengeyi ararken Vertigo’ya yakalandık!

Yaşadığımız baş dönmesinin nedeni kaptan köşkünde pusulanın şaşmış olmasıdır…

***

ABD ile vize krizi buz dağının görünen yüzüdür.

Suyun altında Zarrab Davası’ndan Kürt koridoruna, petrol ticaretinden, BOP’a, iki ülke arasındaki çok sayıda çatışma başlığı yer almaktadır.

AKP yönetimi iktidara gelirken ve iktidarı süresince ABD ile bölgesel bir çok konuda anlaşmış ancak zamanla farklı arayışlara yönelmiştir.

ABD, son hamle ile Türkiye’yi değil, daha çok kendisine söz verip tutmayan AKP iktidarını hedef almıştır.

***

Türkiye konumu nedeni ile, dört bir yanı fırtınalı denizlerle dolu bir gemiye benziyor…

Geminin dümenindeki kaptan; hem komşuları ile, hem de bölgenin enerji ve su kaynaklarına göz dikmiş emperyalistlerle kararlı, dengeli, güvenilir

ilişkiler geliştirmek zorundadır…

Oysa iktidar başından bu yana sürekli yalpalayarak;

Bir gün AB’ci olup en tartışmalı yasalara imza atarak,

Bir gün Avrasyacı olup sırtını Batı’ya dönerek,

Bir gün Rusya ile el sıkışıp Şanghay Birliği’nden söz edip;

Bir başka gün “NATO’dan vazgeçmem” diyerek…

Türkiye’yi, baş döndürücü bir belirsizliğin, komşularımız ve bölge ülkeleri açısından sisli, puslu, tahmin edilemez bir iklimin içine sürükledi…

Bu çelişkili ve bugün dediğinden yarın vazgeçen politika, besleme basın tarafından “denge” politikası gibi satılmaya çalışılıyor.

Oysa denge “züccaciye dükkanına girmiş fil” gibi her tarafı kırıp dökerek sağlanamaz…

Geldiğimiz noktada hem Rusya hem de ABD’nin güvenini kaybetmiş, komşuları açısından bir sonraki adımı soru işaretleri ile dolu, baş dönmesi yaşayan vertigolu bir ülke konumundayız.

Çözüm; dümendeki kaptanın bir an önce ülkeyi sakin sulara taşıyacak Kutup Yıldızı’nı bulmasıdır…

O Kutup Yıldızı, son yıllarda artarak,Türkiye’nin hafızasından ve hatırasından kazınmaya çalışılan Mustafa Kemal Atatürk’ten başkası değil!

 

Alıntı: Tuncay MOLLAVEİSOĞLU

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , | VERTİGO!. için yorumlar kapalı
Kas 03

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Birlik ve beraberlik, ölümden başka her şeyi yener.” Mustafa Kemal ATATÜRK                                                                               

* “İnsanların çoğunun muhakeme yeteneğinin olmaması,muktedirler için ne büyük bir nimettir ” Hitler                                                                 

* “Yakından tanımıyorsan uzaktan yargılama.” Galip ERDEM               

* “Dost, konuşmadan anlaşabildiğin insandır.” Robin SHARMA                                                                                                                   

* “Adaleti sahiplenmeyen insan değildir.” CHATEUBRİAND                                                                                           

* “Adaletin olmadığı yerde ahlâktan bahsedilemez.” MONTAİGNE                                                                                   

* “Tanrı, sen ne kadarını hak ediyorsan, o kadarını verir.” Erke Han Kuşhan Hanlığının ulu hakanı MS (78-101)                                                             

* “Bilge olmak, alp (yiğit) olmak, tüz (düz yani doğru) olmak.” Orhun yazıtları                                                                                         

* “Ben Türk’üm diyenler dualar okuyup durmasınlar, gitsinler ağaç diksinler. Bir ağaç gibi kökü derinlerde, yaprakları gökte olan kişilere Türk denir.

Altaylardan Akay Kine                                                                                        

* “Devletin hazinesi, hukuk ve adalettir.” KONFÜÇYÜS                                                                                                                                 

* “En akıllı kişi, neyi bilmediğini bilendir.” SOKRATES                                                                                                                                       

* “İnsanın başkalarına söyledikleri kendi duymak istedikleridir.” Tezer ÖZLÜ                                                                     

*  “Millî egemenlik’ öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur..” Mustafa Kemal ATATÜRK                                         

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Kas 02

Barzani ailesi Yahudi mi?

Barzani ailesi Yahudi mi?

Sayın Ahmet Uçar ve Sayın Rüstem Kocadurmuşoğlu‘nun çalışmalarına göre; Osmanlı arşiv belgelerinde Barzani ailesinin Yahudi asıllı olduğu ifade edilmektedir.

Sayın Rüstem Kocadurmuşoğlu gerçekten dürüst bir bilge.

Sayın Kocadurmuşoğlu, Barzani’nin Yahudiliği konusunda bakınız neler diyor:

Barzani ailesinden Yahudi hahamları çıktığı ve bölgede Yahudiliğe eğitim, öğretim faaliyetleri konusunda bu hahamların çok büyük hizmetler ettiğine dair bilgi, sadece Kürtçe konuşan ve Yahudilerle ilgili önemli bir uzman olan Prof. Jona Sabar‘a ait değildir. Osmanlı arşivinde bulduğumuz bir vesika bu aileden Hahamların olduğunu te’yid etmekte, âdeta bizim bu çalışmamızı sorgulayanlara cevap verebilmektedir.

1856 yılına ait bu belgenin ayrıntılarını nakledeceğimiz gibi, Musul’dan Selanik’e, oradan da Kudüs’e sürülen Sallum Barzani‘den bahsetmektedir. Barzani sözünün son harfinin Osmanlıca yazılışındaki ‘Y‘ harfi, ‘İ‘ okunur. Bilindiği gibi nisbet ‘Y‘ sıdır. Kişinin mensup olduğu şehir, boy veya aileyi belirtir. Dolayısı ile Barzan’ın, 1856’daki nüfusu, herhalde on’lu rakamlarla ifade ediliyordu. Dahası burada hâkimiyet Barzani ailesinde idi. Bölgede ‘Barzan‘, adıyla başka bir yerleşim birimi de yoktu. Kaldı ki, yörede Barzani’yle ilgili dini kuşkular ve gizli kitap iddiaları, yıllardır söylenmektedir.

Rüstem Kocadurmuşoğlu Barzani ile ilgili önemli bir belge sunuyor:

“Musul Kazası Hahamlarından Haham Sallum, Barzânî adlı Yahûdî Müslüman ahaliden birisine dil uzatmış (kutsal değerlerine sövmüş) denilerek, adı geçen Yahûdi’yi kâtil nâmiyle yakalayarak zincire vurup hapsedilmiş, sonra da Başkent İstanbul’a getirilmiştir.

Durumu, memurların durumunun görüşüldüğü Meclis-i Vâlâ’da incelenmiş, adı geçen Yahûdi’ye; Yüce Fermân gereği, Selânik tarafına sürülmesi, orada ikâmet cezâsı verilmesi kararlaştırılmış idi. Sallum Barzânî, Selânik’in havasına uyum sağlayamadığı, bundan ötürü hastalandığı, bu durumun ölümüne sebep olacağı, bundan başka, Musul’da bulunan çoluk-çocuğu da mübârek ekmeğe muhtaç oldukları, bu kere: Selânik ve Musul Hahamları’ının Kulunuza hitaben gelen mektuplarından anlaşılacağı; bilginiz dâhilinde olduğundan, şefkatli irâdeniz buyurulursa, kutlu merhametinizden umulur ki, anılan Yahûdî, çoluk, çocuğuyla birlikte, Kudüs-ü Şerif’te ikâmet ettirilmesi, bu kişinin gece gündüz yüce Padişah’ın Saltanatına duâcı olması ve bununla övünmesi husûsunda, Yüce Vekâletten {Dışişleri Bakanlığı’ndan} gerekli buyurultunun çıkartılmasına, yardım buyurulması hakkında…

Fermân: Yüce Buyruk Sâhibi’nindir.. 22 / Cemaziyel-Âhir / 1272. {1856}

Rüstem Kocadurmuşoğlu Barzani ile ilgili bir belge daha sunuyor:

Musul Hahamlarından olup, pek çok isnatlarla münasebetsiz ve çirkin sözler söylediğinden dolayı, bundan önce Selanik’e sürülmüş olan Sallum Barzanî adlı Yahûdî’nin, Kudüs-ü Şerif’te ikâmet cezası verilmesi için dilekçe ile başvurulan, sözü edilen Yahudi’nin, sürgün yerinin değiştirilmesi hakkında, daha önceki örnekleri de bulunmuş olduğundan, adı geçen Yahûdî’nin çoluk çocuğuyla birlikte Kudüs-ü Şerifte ikâmet ettirilmesi hakkında, Yüce Fermân çıkartılmasının görüşüldüğünü bildirir, Meclis-i Vâlâ’dan kaleme alınan tutanak, Hahambaşının dosya içindeki yazısı ile birleştirilerek; Yüce Görüşleri için arz ve takdim kılınmış olmakla, o hususta Padişah’ın Yüce ve Kutlu İrâdesi, hangi yönde olursa, ona göre hareket olunacağı, açıklamasıyla övünç Tezkeresine tarih atıldı. 13/Şaban/72{1856}

Tarih gerçekleri unutturmuyor.

Barzani ailesinin Yahudi olması gibi!

 

Alıntı: Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

Posted in Gündem | Tagged , , , , , | Barzani ailesi Yahudi mi? için yorumlar kapalı
Kas 01

USANDIM

USANDIM

Saçılırken türlü bela dünyaya

Oluk, oluk akan kandan usandım

Bunca hadsizliğe bunca riyaya

Ah, dayanamadım candan usandım!

 

İyiyi, güzeli sevdiremedim

Hakk’ı, hakikati övdüremedim

Zalime caniye sövdüremedim

Şu insan denilen cinden usandım

 

Eceli gelenler ölmektedirler

Şu din tacirleri gülmektedirler

Âlimler gerçeği bilmektedirler

Kur’an’sız, Resul’suz dinden usandım

 

Her gece ardından şafak tan döker

İnsan olan insan cana can döker

İlimler, âlimler niçin kan döker?

Hayata kast eden fenden usandım

 

Hep sessiz kaldılar hain artığa

Hem de göz yumdular etnik yırtığa

Ne akla uygundur ne de mantığa

Fikir çukurundan inden usandım

 

Bir millettik şimdi kırk parça olduk

Kederle, hüzünle, çileyle dolduk

En genç çağımızda gül gibi solduk

Türk’e düşman olan kinden usandım

 

İki cihanda da sevgi baş tacı

Gönül Kâbe’sinde olmalı hacı

Sarmış gönülleri ayaz bir acı

Gönlü buzlaşandan dondan usandım

 

Sevgiyi öldürüp kinleri tutan

Yamyamca her şeyi yalayıp yutan

Her halde, her yolla yalan okutan

Zihni bulandıran fondan usandım

 

Bir giyotin gibi tepede duran

Onuru, vicdanı canice vuran

Bir de Firavunca Tanrılık kuran

Despotça emreden tondan usandım

 

Hiç kimse, kimseyi kötü görmese

Bu fani dünyada zulüm dermese

Hiç insan insana zarar vermese

Eceli bekleyen tenden usandım

 

Yüklenmişim gamı, derdi, çileyi

Doldururken ömür denen fileyi

Sardılar üstüme sinsi hileyi

Kurşundan da beter zandan usandım

 

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , , | USANDIM için yorumlar kapalı
Eki 31

‘Sırtına Sakarya’nın Türk tarihi vurulur!’

‘Sırtına Sakarya’nın Türk tarihi vurulur!’

“Arif Nihat Asya, Ankara’da bir şiir söylencesine katılır. Vatandaşın birisi Necip Fazıl’ın ‘Sakarya Türküsü’ adlı şiirini okumaya başlar. Şiirin iki mısraını şöyle okur:

‘Rabbim isterse sular, büklüm büklüm burulur

Sırtına Sakarya’nın İslâm tarihi vurulur!’

Arif Nihat bunları duyunca asabî bir yüzle bakar ve şöyle der:

-Adam şiiri katletti. Şimdi bir de böyle bir âdet çıktı: ‘Sırtına Sakarya’nın Türk tarihi vurulur!’ diyemiyorlar da Türk’ün yerine İslâm’ı koyuyorlar! Halbuki şiirin aslında ‘Türk tarihi’ yazıyor. Bu zihniyet Türk’ü Müslüman’dan saymıyor galiba. Ayrıca Sakarya, Arap yarımadasında değil Türkiye’dedir. Sakarya’da Yunan’a karşı çarpışan Türk ordusudur. O ordunun mensupları da Müslüman’dır. Sakarya önleri de Türk topraklarıdır. Orada Türk’ün tarihi yazılmıştır. Başka bir milletin değil.” 

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , , , | ‘Sırtına Sakarya’nın Türk tarihi vurulur!’ için yorumlar kapalı
Eki 31

İlginç bir hırsızlık olayı

İlginç bir hırsızlık olayı

Okuyacağınız hırsızlık olayının Kayseri’de olduğu rivayet edilmektedir.

Karı koca televizyon izlemektedir. Hırsızın birisi çatıya çıkar ve anten kablosunu keser. Evin reisi televizyonu biraz kurcalar ve görüntü gelmeyince de “Bozuldu herhalde” diyerek uyumak üzere odasına gider.

Ertesi gün olur adam işe gitmiştir. Kapı çalar, genç bir adam: “Yenge merhaba, beni abi gönderdi. Televizyonunuz bozukmuş tamir etmek için dükkâna götüreceğim” der ve televizyonu alır. Kadıncağızda normal olarak televizyonu verir.

Akşam olur adam işten döner televizyonu yerinde göremeyince eşine sorar. Eşi de durumu olduğu gibi anlatır. İkisi de durum karşısında adeta şok olur ve böyle bir oyuna nasıl geldiklerine akıl sır erdiremezler.

Aradan biraz zaman geçmiş ve çift balkonda çay içmektedir. O sırada yoldan geçen bir genç sırıta sırıta balkona bakmaya başlar. Kadın o gencin hırsız olduğun anlar ve hemen eşine dönüp: “Televizyonu çalan bu adam” der.

Adam yerinden fırladığı gibi sokağa çıkar ve hırsızın peşine düşer. Ayakkabısız, üzerinde çizgili pijamalar ile oradan oraya koşturmaya başlar.

Kısa bir süre sonra evin kapısı çalar. Çok şık giyimli bir bey: “Merhaba, ben polis memuru Ahmet. Eşiniz biraz önce hırsızı yakaladı. Yalnız pantolonunu ve cüzdanını evde bırakmış, bizden onları almamızı rica etti.” der. Kadın hırsızın yakalanmasına çok sevinmiş bir şekilde eşinin eşyalarını polise teslim eder.

15 dakika sonra evin kapısı tekrar çalar. Gelen evin reisidir. Kadının keyfi bir hayli yerindedir ama adam koşmaktan bitap düşmüştür. Adam içeriye girdiği gibi eşi boynuna sarılır ve “Aslan kocam! Bu yaşında o hırsızı nasılda yakaladın ama helal olsun sana” der.

Evin reisi: “Dalga mı geçiyorsun benimle ne yakalaması! Şerefsiz tazı gibi. Don gömlek oradan oraya koşturup kepaze etti beni bütün mahalleye.

Kadının birden neşesi kaçar ve kısık bir ses tonuyla: “O zaman polisi ne diye yolladın eve?”

-Ne polisi?

-Pantolonunu ve cüzdanını almaya gelen polis.

 

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , , , , , | İlginç bir hırsızlık olayı için yorumlar kapalı
Eki 30

CUMHURİYETİN İLANI

CUMHURİYETİN İLANI

Yeni devletin başkentinin neresi olacağı da bir sorundu. Ankara 1920’den beri bu işi yapıyordu. Merkezi ve güvenli durumu ortada idi. Meclis’te uzun tartışmalardan sonra 13 Ekim’de Ankara başkent olarak oy çokluğu ile kabul edildi. Cumhuriyet’in ilanına bir adım daha yaklaşılmıştı.
M. Kemal’e Cumhuriyet’in ilanına fırsat veren bir hükümet buhranı oldu. Başbakan Fethi Okyar Bey’e karşı Meclis’te muhalefet oluşması üzerine M. Kemal, “Erkan-ı Harbiye Umumiye Riyaseti Vekili Fevzi Paşa”nın dışında kabinenin istifasına karar verdi ve 27 Ekim’de uygulandı. Mevcut sisteme göre her bakan Meclis tarafından tek tek seçiliyordu. İstifa eden bakanlar yeniden seçilirlerse, görev kabul etmeyeceklerdi. Bu sırada Rauf Bey, Kazım Karabekir, Ali Fuat, Refet Paşalar İstanbul’da bulunuyorlar ve temasları, Halife’ye yakınlık gösterileri oluyordu. Ankara’da’ ise kabine kurulamıyordu. Bu gelişmeler üzerine “Cumhuriyet İlanı” ile işi kökünden çözmeye karar veren M. Kemal 28 Ekim gecesi Çankaya’da İsmet Paşa ve bazı kimseleri toplantıya çağırdı ve “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.” diyerek kararını açıkladı. Misafirlerin ayrılmasından sonra İsmet Paşa’yı alıkoydu ve birlikte, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda gerekli değişikliği sağlayacak önergeyi hazırladılar. Ertesi gün saat 10’da Parti grubunda yapılan toplantıda, M. Kemal Paşa Genel Başkan olarak Hükümet buhranının mevcut sistemden kaynaklandığını, bunun çözumünün istikrarlı bir sistemde olduğunu belirtttkten sonra değişiklik önergesini okuttu:
* Türkiye Devleti’nin Hukümet şekli Cumhuriyettir
* Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur
* Türkiye Devleti, Hükümetin inkisam ettiği idare şubelerini İcra Vekilleri (Bakanlar Kurulu) 
vasıtasıyla idare eder.

    Bu önerge Parti toplantısında tartışıldı Büyük Millet Meclisi’nin aynı akşam (29 Ekim 1923) saat 18:45’de yaptığı toplantıdan sonra 20.30’da “YAŞASIN CUMHURİYET” sesleri arasında Cumhuriyet ilan olundu ve yeni Türk Devleti’nin adı kondu. “TÜRKİYE CUMHURİYETİ”. Hemen arkasından da Türk Ulusu’nun kurtarıcısı Gazi M.Kemal oy birliği ile Cumhurbaşkanı seçildi. Kürsüye gelen Cumhurbaşkanı M. Kemal, kendisini Cumhurbaşkanı seçen Meclis’e teşekkür ettikten sonra “Son yıllarda Ulusumuzun fiili olarak gösterdiği kabiliyet ve istidat, kendi hakkında kötü düşüncede bulunanlarınn ne kadar tedkikten uzak görünüşe önem veren insanlar olduğunu pek güzel ispat etti. Ulusumuz kendisinde bulunan nitelikleri ve değeri, hükümetin yeni adıyla uygarlık dünyasına çok daha kolay gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünyada işgal ettiği yere layık olduğunu eserleriyle ispat edecektir… Türkiye Cumhuriyeti mutlu, başarılı ve muzaffer olacaktır.” sözleriyle konuşmasını tamamladı. M. Kemal Cumhurbaşkanı seçildiğinde henüz 42 yaşındaydı. Cumhuriyetin ilk Başbakanı İsmet Paşa oldu.

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | CUMHURİYETİN İLANI için yorumlar kapalı
Eki 29

YENİ TÜRK DEVLETİ’NİN KURULUŞU CUMHURİYETİN İLÂNI

YENİ TÜRK DEVLETİ’NİN KURULUŞU CUMHURİYETİN İLÂNI

1-Büyük Millet Meclisinin Açılması ve Yeni Türk Devleti’nin Kuruluşu

Mustafa Kemal Paşa, 8 Nisan’da yayımladığı bildiride, Damat Ferid’in Aydın ilini Yunanistan’a teslim ettiğini, tecavüze uğrayan Türklerin müdafaasına engel olduğunu, İtilaf Devletleri’ni askerî işgalde bulunmaya davet ettiğini fakat milletin bu sefer tedbirli ve hazırlıklı davranacağını Damad Ferit Hükûmetini tanımayacağını açıklıyordu. İstanbul işgal altında olduğundan normal faaliyetini sürdüremeyen Mebuslar Meclisi’nin olağanüstü yetki ile Ankara‘da toplanması için her türlü tedbir alınmıştı. 19 Mart 1920’de bu hususta her tarafa bildiri gönderildi. Yapılan seçimler sonunda mebuslar Ankara’da toplandılar. 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi açıldı. Mustafa Kemal Paşa derhâl bir hükûmet teşkil edilmesini istedi. Meclis, kurucu meclislerin sahip oldukları bütün haklara sahip olduğu gibi hükûmet vazifesini de üzerine almış bulunuyordu. Yeni kurulan bu devlet teşri, icra ve kaza kuvvetlerini kendinde topladığından bir “cumhuriyet” demekti. Fakat şartlar uygun olmadığından bu deyim o dönemde kullanılmamıştır. Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına seçildi; böylece hem devlet, hem de hükûmetin başına geçmiş oldu.
Büyük Millet Meclisi, ilk iş olarak çıkarttığı 29 Nisan 1920 tarihinde Hıyanet-i Vataniye Kanunu ile yurtta meydana gelen olumsuz cereyanları önlemek, ayaklanmaları kışkırtanları ve ayaklanmalara katılanları yola getirmeyi amaçlıyordu.
Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun çıkarılmasından hemen sonra Büyük Millet Meclisi, 3 Mayıs 1920’de şu 11 vekili seçerek programını yapmış ve yeni Türk Devleti’nin ilk hükûmetini I.İcra Vekilleri Heyeti adıyla kurmuştur.

* Bakan:Mustafa Kemal Paşa ,
* İçişleri: Cami Bey (Aydın),
* Adliye; C.Arif Bey (Erzurum),
* Bayındırlık :İ. Fazıl Paşa (Yozgat),
* Dışişleri :Bekir Sami Bey (Amasya ),
* Sağlık :Adnan Adıvar (İstanbul),
* İktisat :Yusuf Kemal Tengirşenk (Kastamonu),
* Maliye:Hakkı Behiç (Denizli ),
* Maarif r. Rıza Nur (Sinop ),
* Millî Müdafaa:Fevzi Paşa (Kozan-Adana ),
* Erkan-ı Harbiye :Albay İsmet İnönü (Edirne ).
İlk Türkiye Büyük Millet Meclisi Cumhuriyet tarihimizde fevkalâde önemli bir mevkiye sahiptir. İlk meclisin fevkalâdeliği farklı ve zıt fikirlere sahip milletvekillerinden meydana gelmiş olmasına rağmen ülke savunması ve bütünlüğü konusunda tek bir ses ve tek bir yürek olabilmesidir. Bu temel hassasiyetine bağlı olarak ilk meclisin diğer özelliklerini de şu şekilde sıralayabiliriz;
1. Bu meclis her şeyden önce millî bir meclistir. Meclis üyeleri tamamiyle Türklerden oluşmuştur. Bundan dolayı da “Meclis-i Kebir-i Millî “adını almıştır.
2. Meclis idealist, demokratik bir ruha sahiptir.
3. Olağanüstü hâl meclisidir. Yasama, yürütme ve yargı kavramlarını temel güçler olarak benimsemiş olmakla beraber bu güçleri kendi bünyesinde toplamıştır.
4. Meclisin temeli ve bekası fedakârlık esasına dayandırılmıştır.
5. Şüphesiz bu meclis kahraman bir meclisti.
Kısaca İlk Türkiye Büyük Millet Meclisi Türk milletinin tarihteki mevkiine paralel yüksek seviyeli bir meclisti.

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | YENİ TÜRK DEVLETİ’NİN KURULUŞU CUMHURİYETİN İLÂNI için yorumlar kapalı
Eki 28

Atatürk ve Eğitim Sistemi

Atatürk ve Eğitim Sistemi

Yıl 1921. Kurtuluş mücadelemizde Sakarya Cephesi’nde hayli zor koşullarda savaş devam ediyor. Atatürk bu şartlar altında dahi bir süreliğine cepheden dönerek Maarif Komitesi’ni yani Milli Eğitim Komitesi’ni topluyor.

Tevhid-i Tedrisat Yasası‘yla dini eğitim kurumları ile çağdaş eğitim kurumları arasındaki ikiliğe son vererek, dine saygılı fakat laik görüşe dayalı, toplumsal bütünlüğü amaçlayan çağdaş eğitim birliğini getirmiştir. Bununla birlikte, 1928’de gerçekleştirdiği Harf İnkılâbı’ yla % 10 olan okuryazar oranını kısa bir süre içinde % 20’ye çıkmış; 1932’de Türk Dil Kurumu’nu kurarak dilde millileşmeyi sağlamıştır.

Atatürk o günün eğitim sistemi için ne demişti?:                                                                                                                                                                * *Bundan önce her maarif nazırının birer programı vardı. Memleketin maarifinde çeşitli programların tatbiki yüzünden öğretim berbat hale geldi. …. Çünkü, hükümete gelen her nazır kendine göre bir program yapıyor, onu uygulatıyor, bir müddet sonra başka bir nazır geliyor, onu beğenmiyor, başka bir program uygulatıyordu.”“Efendiler! Asırlardan beri milletimizi idare eden hükümetler eğitimimizi geliştirme çabalarında bulunmuşlardır. Ancak, bu amaçlarını gerçekleştirebilmek için doğuyu ve batıyı taklit etmekten kurtulamadıkları için sonuçta milletimiz cehaletten kurtulamamıştır.”

* “İki türlü terbiye ve öğretim bir memlekette iki türlü insan yetiştirir. Bu ise duygu birliği, fikir birliği ve dayanışma amaçlarını toptan mahveder, yok eder.”

1922’de yaptığı bir konuşmasından;

* “Milletimizi yetiştirmek için asıl kaynak olan okullarımızın ve üniversitelerimizin kuruluşunda da ilim ve fen yolu izlenecektir. Ayrıca, milletimizin siyasi ve sosyal hayatında, fikrî eğitiminde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır. …                                                                                                                   Bunları yapmak istiyorsak gözlerimizi kapayıp bu dünyada tek başına yaşadığımızı farz edemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile ilişkisiz yaşayamayız. Bilakis gelişmiş ve yükselmiş bir millet olarak uygarlık düzeyinin üzerinde yaşayacağız. Bu da ancak ilim ve fen ile olacaktır. İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her yurttaşın kafasına koyacağız. Bilim ve teknik için sınır ve şart yoktur.

* “Bir toplum, cinsinden yalnız birinin yeni gerekleri edinmesiyle yetinirse o toplum yarıdan fazla kuvvetsizlik içinde kalır. Bir millet ilerlemek ve medenileşmek isterse bilhassa bu noktayı esas olarak kabul etmek mecburiyetindedir.”

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , | Atatürk ve Eğitim Sistemi için yorumlar kapalı