Tem 24

“BORALTAN KÖPRÜSÜ” YALAN MI?

“BORALTAN KÖPRÜSÜ” YALAN MI?

 

Önce Nahçıvan Üniversitesi öğretim görevlisi Iğdırlı Sözer Akyıldırım’ın yazdıklarının bir bölümünü okuyalım:

Yıl 1944, hangi ay olduğu meçhul, BORALTAN diye bir köprü varmış. Hem de ARAS nehri üzerinde, 2 si kadın 146 Türk Aydını (Azeri Türkü), karşıya geçmişler…

Karşı taraf, Iğdır mı? Belli değil, ama geçmişler, zalim Stalin ve kızıl ordunun elinden kaçmışlar

Anavatan Türkiye’ye sığınmışlar.

İşin dramatik kısmı asıl burada başlıyor. Sıkı durun. Sınırı geçen ‘GARDAŞ’larımız Türk toprağını eğilerek, secde ederek öpmeye başlıyorlar… Askerlerimiz ve soydaşlarımız ağlaşarak kucaklaşıyorlar…

Ankara’ya telgrafla haber veriliyor. Bu gelen konuklarımızı ne yapalım?

Ankara’daki gaddar hükümet, ‘Tez elden bunları, iade edesiniz’ diye emir buyurur.

Karakol komutanı, gelen kardeşlerimize durumu açıklar. Kardeşlerimiz acı ve feryat içinde yalvarırlar ”Ne olur bizi siz öldürün, Ruslara vermeyin”… Emir kesindir. Çaresizlik içinde, gelenler iade edilir, BORALTAN Köprüsü’nden ölüme yürüyüş başlar…

Hikâye içinizi ezdi mi, yüreğiniz burkuldu mu? Ben de üzülmüştüm ve ‘kahrolsun zalimler’ demiştim.

Hikâyemizin sonunda 146 gardaşımız tanklar altında çiğnenerek katledilirler. Olayı naklen izleyen karakol komutanı gördüğü manzara karşısında dayanamayıp intihar eder…

Hikaye bu!..

*

Cazim Gürbüz ben iki yıldır köprüyü arıyorum bulamadım. Aras üzerinde bulunan üç köprüden hiçbirinin adı BORALTAN değil,

1- Serdarabat Köprüsü– Ermenistan, Türkiye sınırında, teyit ettirdim, eski ismi ne? Eskisi de yenisi de Serdarabat’tır denildi.

2- Alican Köprüsü-1895 yılında yapılmış, Ermenistan-Türkiye sınır köprüsü, diğer ismi Malkara Köprüsü‘dür.

3-1992 yılında açılan Dilucu, Hasret Köprüsü Nahcivan-Türkiye köprü, kayıp kıta Atlantis gibi ortada yok…

*

SONUÇTA: Kardeşim bu olayı kim gözleri ile gördü, kim tanıklık etti. Belgesi var mı? Yok. Eğer varsa, bunlar Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı veya Türk Tarih Kurumu’nda olmalı, somut bir bilgi sunulursa tüm kamuoyundan özür dileyeceğim, aksi takdirde 73 yıl boyunca insanları kandırdığınız için bu yalanları anlatanlar özür dilemeliler…

Mültecilerin iadesi ile ilgili yazışmalar tutanaklar var, Boraltan palavrası ile o yıllara ilişkin ATASE’de kayıtlar yok.

Meclis tutanakları var, orada da Tiknis(Kalkandere) Köprüsü’nden söz edilmekte.

Evet, artık sazı bizim ele almamızın zamanı geldi.

Bu olayın aslı, esası, tüm ayrıntısıyla Celal Bayar’ın torunu Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali ile Liaisan Şahin’in birlikte yazdıkları “Stalin ve Türk Dünyası” (Kaknüs Yayınları) adlı kitapta anlatılmaktadır. İşin ayrıntısını meraklısına bırakarak özetleme yapalım:

Türkiye’ye sığınan Türk kökenliler, Yozgat Mülteci Kampında tutulmuşlardır. 1945 yılında Hükümetin talimatı ile bu Türkler, Sovyetler Birliği’ne iade edilmek üzere trenle Kars’a sevk edilmişlerdir. Sevk edilen Türk sayısı 1100 kişidir.

Bu 1100 kişi bugün Akyaka İlçesi Doğukapı dediğimiz Kızılçakçak sınır kapısından Sovyetlere teslim edilirler. Öyle tankla ezme diye bir olay yoktur, ancak bu Türklerden bazılarının kurşuna dizildiklerine dair ciddi tanıklıklar bulunmaktadır.

E peki Boraltan diye bir yer yok mu? Var. Var da Iğdır sınırları içinde İran-Türkiye sınırında.

 

Alıntı Yeniçağ

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , , | “BORALTAN KÖPRÜSÜ” YALAN MI? için yorumlar kapalı
Tem 23

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” mi, “Başkanlık” mı?

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” mi, “Başkanlık” mı?

Meclis’in devre dışı kalacağı, yasama, yürütme ve yargı erklerine tek kişinin hükmedeceği bir sistemdi amaç ki işte gerçekleşiyor.

Haşmetlû hüküm verdi: “Başkan diyebilirsiniz.”

Bir tek yandaş gazeteci, “Yeni Anayasa’da neden ‘Başkan’ diye yazmadınız ki?” diye sormadı, soramadı.

“Başkan” yazılsaydı belki yüzde bilmem kaç oy kaybedebilirdi.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi nedir peki?

Aldatmacası…

Bir fıkra ile izah edeyim.

Uluslararası bulmaca-bilmece yarışmasına Türkiye’yi temsilen Temel katılmış.

Her ülkenin uzmanı sırayla kürsüye çıkmış ve her bulmaca-bilmece kısa sürede çözülmüş.

Temel çıkmış kürsüye sormuş:

“Saridur, asilidur, cik cik öter”

250’den fazla ülkenin temsilcileri 15 dakikalık süre içinde bulamamışlar yanıtı.

Yarışma bitmiş Temel dünya bulmaca-bilmece yarışması şampiyonu olmuş ve ödülünü verirken sormuşlar yanıt nedir diye.

Temel, “Hamsi” demiş.

Jüri Başkanı sormuş: Hamsi sarı olur mu?

Temel: Boyadım oni.

Jüri Başkanı sormuş: …Tamam Temel Bey anladık da cik cik öter mi hamsi?

Temel: O da aldatmacasu…

Şaşaalı, çok yaşa dualı tören bitti, atı alan Üsküdar’ı geçti alkışlar ise medyada hâlâ sürüyor.

Aldandın ey milletim, geçmiş olsun…

 

Alıntı Yeniçağ

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” mi, “Başkanlık” mı? için yorumlar kapalı
Tem 22

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* Eğer bir tek insan ya da tek bir makam aynı zamanda, ister soylu, ister demokrat olsun, hem yasa çıkarmak, hem devletle ilgili kararları yerine getirmek, hem de özel kişiler

arasındaki anlaşmazlıklar ve işlenen suçlar hakkında yargı kararları vermek kudretine sahip olsaydı, genel bir felaket olurdu bu…” Montesquieu

* Alınyazın fanidir, fakat senin arzuların da fanidir. Ovidius

* Hayat düz bir yol değildir. Arada çıkarsınız. Çoğunlukla da inersiniz. Chateaubriand

* “Demokratik kurumların gelişiminde üç büyük kilometre taşı bulunmaktadır: Oylama yoluyla kamusal kararlara katılma hakkı, temsil etme hakkı ve muhalefet yapma hakkı.”

Robert A. Dahl

* “Yöneticiler, iktidara saltanat sürmek için değil, millete hizmet için getirilmişlerdir. Ulusa karşı olan görevlerini kötüye kullandıkları takdirde, şu ya da bu biçimde ulusal

iradenin kendi haklarında vereceği kararla karşılaşırlar. Ulus tarafından, ulus adına devleti yönetmeye yetkili kılınanlar, gerektiğinde ulusa hesap vermek zorunda olduklarını

bilmelidirler.” Mustafa Kemal Atatürk

* Rusya ise 36 ülkenin seçimlerine müdahale etmiş…                                                                                       

* Çocukluk saflığını kaybetmeyen adama, büyük adam denir. Mencius

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Tem 21

KABİN-E

KABİN-E

kabin-e’nin açıklandığı gün, “geleneksel Türk devlet yapısı” diye diye Türk devletinin temeline konulan dinamitler patlatıldı. Türk devlet yapısı yerle bir edildi? Ne mi oldu? diyenlere “Elinizin körü oldu. Kör müsünüz” diyeceğim müsaadenizle…
MGK kaldırıldı. YAŞ kaldırıldı…
“Efendim kaldırmazlar anayasada yerleri var. Uyum kanunları çıkarmaları gerekir. Hem de kaldırmaya güçleri yetmez anayasayı değiştirecek güçleri yok. Mutlaka yerlerine yeni kurullar kurulacaktır” diyenlere…
Soru 1- Peki efendim, bugüne kadar ellerinde güç olmalarına rağmen neden uyum yasalarını çıkarmadılar?..
Soru 2- YAŞ’ın yerine yeni kurul ihdas etmeden neden Genelkurmay Başkanını görevden alıp, yenisini ve Kara Kuvvetleri Komutanını, Genelkurmay İkinci Başkanı’nı atadılar?..
Soru 3- YAŞ, anayasal kurum olarak yerinde dururken yapılan atamalar kanuni mi?..
Bakın!.. Yetkinin yetkisi ile günlerdir yapılanlarla sadece rejim değişikliği gerçekleşmiyor. Cumhuriyet’e veda ettik!.. Bu coğrafyanın hayati gereği ve milletimizin temel kolonu olan asker devlet, asker millet yapısı sona erdirildi. Yıllardır, bu köşeden dile getirdiğimiz, çeşitli kumpaslarla devam eden taşıyıcı kolonumuz olan TSK bitirildi. Demokratik parlamenter sistem jübile yaptı. Yarı mafyatik yarı istihbari bir sisteme geçtik.
Bir de sürekli övündüğümüz “devlet hafızası”, “devlette belge kaybolmaz” anlayışı vardı… Sorun bakalım kendi kendinize… KHK’larla devletin kurumları yeniden teşkilatlandırıldı. Ancak, dün itibarıyla bürokrasi şaşkındı. Ne yapacağını, imza atıp atmayacağını da bilmiyordu. Güya birleşen kurumlar yeni yerlerine taşınırken hangi belgeleri beraberlerinde götürecekler. Hangileri götürülmeden imha edilecek?.. Ya MGK!.. Kozmik belgeler ve kayıtlara ne olacak?. Ya, Kırmızı Kitap… Millî güvenliğimizi ilgilendiren konularda devlet refleksi dediğimiz şeyin yerini kim alacak?..
Geriye ne kaldı?..

Halifelik referandumu!…
Bakalım, Doktor Devlet Bahçeli havaya şaplak atıp, ne zaman “Getirin” diyecek?..
Çok zaman alacağını sanmıyorum.. Belki 6 ay belki 1 yıla kadar…
Çatı adaycılar hazır olun!.. Önceki gün saraydaki törene koşa koşa gelip en ön sırada oturup, etrafa gülücükler saçan çatı adayınız Abdullah Gül’ü halife olması için kulislerinize ve alt yapı çalışmalarınıza şimdiden başlayın ki… Baş yüce zorlanmasın!. Adam kazansın!..
Kazı kazan…

Alıntı Yeniçağ: Ahmet TAKAN

Posted in Gündem | Tagged , , , , , | KABİN-E için yorumlar kapalı
Tem 20

Halkı Horladılar…

Halkı Horladılar…

 

Koştu daireye bir fikir için

Kapıda bulunan adam dırladı

Bir üstüne gitti şikâyet için

O’da salyasını saçıp hırladı…

 

Su dökülmüş ateş gibi bir söndü

Kurşundan sözleri içine gömdü

Ardına bakmadan geriye döndü

Odacılar alev almış parladı…

 

Pişmiş kelle gibi sırıttı hem de

Dişlerini sıktı herkes o demde

Gönüller isyana vardı sitemde

Mahcup oldu, boyun büktü ar’ladı…

 

“Kimin için kime çalışır bunlar”

  İçinden geçirdi: “-Hain melunlar”

 “Çevrilmekte çeşit, çeşit oyunlar”

  Bozmak için, kendini çok zorladı…

 

“Budur insanlığın zulme akımı”

“Sarmış ortalığı mahlûk takımı”

“Benim milletimi benim halkımı”

“Hangi yüzle, kimler, nasıl horladı…”

 

 Yakışır mı bunlar ırkın şanına

 Kanı dondu tak eyledi canına

 Bir insanoğluymuş geldi yanına

 Olanları sevgi ile sırladı…

 

KenanŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , | Halkı Horladılar… için yorumlar kapalı
Tem 19

EN BÜYÜK BÖLÜCÜLÜK

EN BÜYÜK BÖLÜCÜLÜK

 

24 Haziran seçimleri dolaysıyla siyasetçiler, köşe yazarları, TV’deki tartışmacılardan bazıları kasıtlı bazıları da sorumsuzca şu sözleri etmişler ya da şu başlıkları atmışlardı: “24 Haziran 2018 Kürt oyları ne olacak sorunsalı”, “Kürt oyları HDP ısrarını sürdürüyor”, “AKP’nin Kürt oyları 2015’te aldığı oy oranının altına düşer”, “Kürt oyları seçimin kaderini belirleyecek”, “Kürt oyları hayati derecede önemli” vb…

İhanetin kavramsallaştırılması!

Türkiye’de Kürt, Arap, Alevi, Sünni oyları yok Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının oyları vardır. Yine çokça ve bilinçli olarak Türkiye’nin Güneydoğu Bölgesindeki kentler için “Kürt kentleri”, kullanılan oylar için “Kürt oyları”, “Kürt seçmen”, “Kürt vatandaş”, coğrafya için “Kürdistan” kelimeleri kullanılmaktadır. Bu çok yanlıştır ve ihanetin kavramsallaştırılması anlamına gelir.

Bir zamanlar “dağdaki çobanın oyu ile profesörün oyu aynı mı olacak?” türünden antidemokratik çıkışlar yapanlar da olmuştu. Bölücülüğün bin bir yöntemi vardır bu yöntem de onlardan birisidir.

Demokrasiler, fırsat, irade, adalet ve imkânlar karşısında insanları eşit kılar. Ağayı paşayı, etnisiteyi mezhebi, kadını erkeği, beyi efendiyi, patronu işçiyi sandık eşitler. Demokrasinin farklılığı da erdemi de burada saklıdır.

24 Haziran’da Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları oy kullanacaktır. Bu oyları sınıf esasına göre tasnif edip emekçi/işçi oyları, işveren/burjuva oyları; etnik kimlik üzerinden ayrıştırıp “Kürt oyları”/ Türk oyları”, mezhep esasına göre kategorize edip Alevi oyları-Sünni oyları, cinsiyet esasına göre sınıflandırıp kadın/erkek oyları olarak nitelemek en büyük bölücülüktür.

Genellemecilik, indirgemecilik, toptancılık yapıp parça üzerinden bütünü tanımlamaya kalkmak bölücülüğün de ötesinde ahmaklıktır.

 

Alıntı: Özcan YENİÇERİ

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | EN BÜYÜK BÖLÜCÜLÜK için yorumlar kapalı
Tem 18

“Fırlama hürriyeti”

“Fırlama hürriyeti”

 

Şunu unutma: ‘Fırlama hürriyeti’ İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde de yer almış en temel hürriyetlerden biridir… Ona daima sahip çıkmalı ve daha yükseklere fırlamak suretiyle geliştirmelisin…

Oturduğun koltuğu bir füze rampası gibi değerlendirmen, sadece ayakların ve popo kaslarınla bu kadar yükseğe fırlayabilmen, tesis yeterli olsa arşa bile çıkacak azme sahip olduğunu göstermen harika bir şey… Üstelik fırlarken alkışlıyor olman ve aynı anda iki işi birden yapabildiğini göstermen her türlü takdirin üzerinde.

Bir şeyi o anda öğreniyorsun, şaşkınlığını ışık hızıyla atıyorsun ve derhal yeni ortama uyum sağlıyorsun… Sen bunu için bulundun zaten, kolay değil, iradeyi temsil ediyorsun…

Az bir özellik değil bu… Canlılar âleminde zıplama konusunda rakiplerin kimler diye küçük bir araştırma yaptım… Onları geçmek için tanımak lâzım…

Yabanî Himalaya koyunu var mesela… Fakat o, yükseğe zıplama konusunda değil, iki uçurum arasında atlama konusunda uzman…

Tavşanlar ve kangurular da öyle… Atlamaları için önce belli bir hıza ulaşmaları gerekiyor… Bu biraz zahmetli tabii…

Burada örnek canlı antilop… Kendi yüksekliğinin 10 katına kadar zıplayabiliyor… Haaa, “Beni antilop kesmez, daha çok zıplayabilmeliyim” diyorsan sana çekirgeyi tavsiye edebilirim… O, beden uzunluğunun 20 katına çıkabiliyor…

“O da yetmez, daha yok mu?” diye sorarsan, uzunluğunun 45 katına kadar sıçrayabilen keseli fare, 100 katına kadar sıçrayabilen örümcek, 150 katına kadar sıçrayabilen ağaç kurbağası var…

Rekor ise pirede… Beden uzunluğunun 220 katına “Bana mısın?” demiyor…

 

Alıntı 

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , , | “Fırlama hürriyeti” için yorumlar kapalı
Tem 17

“HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR FENDİR”

“HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR FENDİR”

 

İslam dünyasının bilimle buluşması Abbasi Halifesi Memun döneminde başlar.

Halife Memun 830 yılında Beyt El Hikme (Hikmet Evi)  adıyla önemli bir merkez kurar ve burada bilim adamlarını toplar. Bununla da kalmaz, eski Grek ve Mısır bilim adamlarının bütün eserlerini Arapçaya çevirtir. Öyle ki kitap çevirip getirene kese kese altın verdiği söylenir.

İşte bu çevirilerle birlikte bilim, İslam toplumlarında parıldamaya başlar.

Felsefenin öncüsü Farabî, Tıp ve Fizikte İbn-i Sina, Aritmetikte El Cabir, Ömer Hayyam, Optikte bir deha El Heysem, Endülüs’te büyük bir filozof İbn Rüşt, Astronomide Birunî, Ali Kuşçu, Uluğ Bey ve daha niceleri  yetişir..

Halife Memun’un kurduğu hikmet evi ve sonrasında gelişen gök bilimi (astronomi) ile zirve yapan İslam Dünyası, 1578’de İstanbul’da dönemin son büyük astronomu Takiyüddin’in yaptırdığı gözlem evini Şeyhülislam Kadızade Ahmet Şemsettin Efendi fetvasıyla yerle bir etti.

O tarihten sonra bilim aramızdan ayrıldı. Biz, bilim üreten medreselerden, zihinleri bağlayıp, ablukaya alan medrese dönemine geçtik. Ve hatamızı fark ettiğimizde tarih (1699), Karlofça anlaşmasını önümüze koymuştu..

Kendimizi yenilmez sanıyorduk ama yenilmiştik.

Sadece yenilsek iyi, bir de ilk defa toprak kayıp etmiştik..

Sonrasında da Osmanlı İmparatorluğunu kaybettik

Şimdi ise Türkiye’mizi korumak için çırpınıyoruz

“HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR, FENDİR” Mustafa Kemal ATATÜRK

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , | “HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR FENDİR” için yorumlar kapalı
Tem 16

Anadolu’nun tarihi gerçekleri… 1

Anadolu’nun tarihi gerçekleri… 1

Vergi kaçakçılığı, rüşvet ve faizin kökeni, Anadolu’da 4.000 yıl öncesinden beri var!
Hitit uygarlığının tanıtılmasına yaptığı katkılar nedeniyle Çorum ve Hattuşaş(Boğazkale) Belediyelerince fahri hemşerilikle ödüllendirilen Sayın Mahfi Eğilmez’in ilginç yazısı da gösteriyor ki; Anadolu’da 4.000 yıl öncesinden beri vergi kaçakçılığı, rüşvet ve faiz hakkında bilgi sahibi olabilmek mümkün..

Asur Ticaret Kolonileri Dönemi’nde, yani yaklaşık 4.000 yıl önce, Anadolu halklarıyla yoğun ticari ilişkiler kuran Asurlular da vergi kaçırıyor, rüşvet veriyor ve tefecilik yapıyorlardı.
Yakalandıklarında ise, tüm mallarına el konulması ve hapse girmek gibi sonuçları olsa da, bu riskleri göze alıyor ve çıkarlarına uygun hareket ediyorlardı.
Asurluların ticaret yaptığı Pazar kentlerinin büyüklerine Asur dilinde liman anlamına gelen Karum, küçüklerine ise yine Asur dilinde konak anlamına gelen Wabartum deniyordu.
Asur ticaret kolonisinin temel işlevi Asur Krallığı’nın ihtiyacı olan bakırı Anadolu’dan Asur’a aktarmaktı.
Asurlular mallarını eşek kervanlarıyla taşıyorlardı. Kervanların Asur’dan yola çıkıp Neşa’ya varıncaya kadar yaklaşık 1.000 km. yol alması gerekiyordu.
Eşeklerden oluşan bir ticaret kervanının bu yola gidip, dönmesi 3 ay alıyor, malların satılması ve yeni mal alımı için gerekli süre eklendiğinde zaman daha da artıyordu.

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , | Anadolu’nun tarihi gerçekleri… 1 için yorumlar kapalı
Tem 15

En hain manifesto

En hain manifesto

 

“Akıllı düşman, aptal dosttan yeğdir sözünü, içerdiği tehlikeli genellemeye rağmen ciddiye alırım. Özellikle de bu sözün çağrıştırdığı en acıklı benzetmelerden birini öpüp başıma koyarım: Akıllı hain, aptal milliyetçiden yeğdir!

Diyeceksiniz ki o kadar da değil; hadi akıllı düşmanı aptal dosta tercih edelim ama hain kişi hiçbir zaman aptal milliyetçiden yeğ olamaz!

İzninizle hemen kanıtlayayım ki olur: Bir milliyetçi ancak aptalın aptalı ise hainliği ayağa düşürür! Hainlik ayağa düşünce de basitleşir, basitleştikçe de meşrulaşır, en azından doğallaşır. Hainliğin doğal bir davranış haline gelmesi ise en çok aptal olmayan milliyetçinin yüreğini yakmalıdır.

Onun içindir ki aptal milliyetçilerin en aptalı, ağzından tükürük savurur gibi sorumsuzca ve iğrenç şekilde ‘hain’ damgası üretir ve olur olmaz zamanda önüne geleni ihanetle ve iş birlikçilikle suçlar!

Böyle bir milliyetçi, eğer maskeli bir hakiki hain, su katılmamış bir dahili veya harici casus değilse, o zaman, başka bir ihtimal yok; milliyetçilerin en geri zekâlısıdır!

Bu öylesine korkunç bir aptallıktır ki, toplumda sahiden bolca hain bulunsa bile, akıllı bir milliyetçi bunu yaymaya çalışarak insanların böyle bir zanna kapılmasını kolaylaştırmaz.

Bir milliyetçide kuş kadar beyin varsa, kendi camiasında bolca hain bulunduğu izlenimi vermekten sadece utanmakla kalmaz, bunun hesabını da kendi kendisinden sorar: Ben hem buranın sadakat timsaliyim, hem de camiaya sayısız hainin doluştuğunu söylüyorum, ahmak mıyım, neyim yahu? Bana sormazlar mı, ‘Madem onca hain var, sen ne güne duruyordun da camiaya sızdılar?’ diye…

Üstelik bir tekinin bile ihanetini belgeleyebilmiş değilim… Hasılı zerre kadar zekavet ve haysiyet sahibi olan her milliyetçi, kendi camiasındaki hainlik iddiaları karşısında önce kendi kendisini hesaba çeker! ‘Ben sadığım ama filancalar hain’ şeklinde zan ve söylem ancak milliyetçilerin en ahmaklarına yakışır.

Eğer camiada yoğun bir sızma varsa akıllı milliyetçi bunun bilincinde olur, mücadelesini geliştirir… Fakat onun hiç yapamayacağı şey bunu yaymaktır.

Ötede beride şunun bunun casus veya hain olduğunu söyleyerek kendi insanının kalbini bozan, fitneyi dallandıran milliyetçi kadar azılı millet düşmanı yoktur. Bir topluluk içinde yusyuvarlak ve kahpece ifadelerle, ‘Burada birtakım hainler var’ derseniz, herkesi zan altında bırakır, kendi has tarlanıza fitne tohumu ekersiniz. Ayrıca bu yol, içeriden başkalarının da size hain damgası vurmasını meşrulaştırır!

Önüne geleni hain ilan edebilen geri zekâlı milliyetçi, aslında ‘Benim camiam bir alçak sürüsüdür’ demiş olur. Ne hazindir ki, günümüzün birçok milliyetçisi, hakiki vatan hainlerine sadece ‘Kahrol düşman, ay ne kadar da zalimsin’ demekle yetinmekte, buna karşılık çeşitli kademelerde başkanlık ve hatta milletvekilliği yapmış ülküdaşlarına sözlü ve fiili saldırıda bulunabilmektedir.

Tarih boyunca kaydedilmiş ve kaydedilebilecek en aptal ve en alçak milliyetçi, ‘Ben milliyetçiyim’ diyen herhangi bir kişiyi somut mesnet olmadan hain ve iş birlikçi diye itham edendir.

Aklın ve namusun emri şudur: Eğer milliyetçiler içinde hakiki bir hain aranacaksa, o da kendi insanına hain diyebilmekten sırtlanca bir zevk duyan kişidir. Hainin en aşağılık olanı, ha bire hain üretendir. Hainin en kuduzu, kendisini eleştirenleri hain ilan eden ve ettirendir. Hainin en katıksızı, suçladığı kişiler arasında gerçekten hainler bulunsa bile, bunu uluorta dillendirerek kendi camiasını kahpe sürüsü gibi gösterendir.

 

 Alıntı:  Ömer Lütfi Mete

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , | En hain manifesto için yorumlar kapalı