Tem 14

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* Bal demekle ağız tatlanmaz. Türk Atasözü

*  Biz düşmanlarımızdan bile, öğrenebiliriz. Ovidius

* Milli eğitimde süratle yüksek bir seviyeye çıkacak olan bir milletin, hayat mücadelesinde maddi ve manevi bütün kudretlerinin artacağı muhakkaktır.” Atatürk

* “Eski Türkiye’nin son günü”   The Economist Dünyaca ünlü derginin 24 Haziran yorumu:  

* Az sözle çok şey anlatmak, zeki adamların özelliğidir. Boş insanlar da tam tersine, çok konuşup hiçbir şey söylemezler. La Rochefoucauld

* Sevmek, insanın kendi kendini aşmasıdır. Oscar Wilde.

* Kedi evine dönünce, fare deliğine kaçar. Prosper Merimee

* “Yenilmek bir ‘son’, yenmek de ‘mutlak zafer’ anlamına gelseydi, bugün gönlümüzde yaşattığımız Hz. Hüseyin değil, Yezid olurdu…”

* “Allah’a imandan sonra en faziletli amel, insanları sevmektir.” Hz.Muhammed  

* “Suriye’den alınan patates Esad rejiminden mi, PKK’dan mı yoksa IŞID Nusra bölgesinden mi temin edildi acaba?” Ümit Özdağ İYİ Parti İstanbul Milletvekili

 

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Tem 13

İYİ OLMAK…

İYİ OLMAK…

 

Biz iyi olmayı unutalı çok olmuştu. İyi olmayı, iyilik yapmayı, iyi söylemeyi, iyi konuşmayı, iyi davranmayı, iyi düşünmeyi, olaylara ve insanlara iyilikle yaklaşmayı unutmuş gitmiştik.

Unutturmuşlardı bize!

Kandil ışığında, kör karanlıklarda “iyi”yi aramamız ondan!

Biz bugüne kadar hep “iyi” denen o kavramı aradık aslında.

Ne kendimize karşı, ne birbirimize karşı iyi olamadık bugüne kadar.

Oysa iyi olmak bu kadar zor muydu?

Hoş görmek, anlayış göstermek, dinlemek, anlamak iyi olmanın şiarındandı.

“İyilik yap at denize, balık bilmezse Halik bilir” sözü sadece dillerde lazım olduğunda söylenen bir cümleye dönüşmüştü.

İyi olmak nedir?

İyilik yapmak nedir?

Kötünün karşısında iyinin yeri yurdu neresidir diye sorgulamadık bile.

Klikler, taraflar, bizden sizden diye taraf tutmalar, işin ehli kavramına riayet etmemeler, liyakat nedir, neye derler kavramını lügatlerden silenler sildirenler, bunca zamandır iyi oldular, sözüm ona sözde iyi ve iyilerden sayıldılar.

Ne zamana kadar mı?

Ahlat’a kadar !

Ahlat, Selçuklu döneminin Kubbet-ül İslam’ı. Ahlat, Kayı Boyu’nun Anadolu’da ilk yurt tuttuğu yer.

Umudun başlangıcı, gerçekleşecek hayallerin ilk adımı, hayalden hakikate geçişin nirengi noktası.

İyi demek ne demek diye art niyetli soranlara, kendince bu kavramı kısaltıp eline ayağına dolandıranlara, dudak bükenlere, burun kıvıranlara, verilecek esaslı bir cevaptı Ahlat!

Bu “iyi”, bize iyi geldi.

Anladık ki, gördük ki, tüm iyi yürekliler bir araya gelmişler.

Gönüllerini açmışlar iyi niyetleriyle.

İyi ki, iyilere rastlamış, iyi ki iyilere katılmış, iyi ki, iyilerden olmuşuz.

Espri yapıyorum diye, yarı şaka-yarı ciddi “yaşasın kötülük” diyenlerin, iyi kavramına ne kadar sığ, ne kadar yüzeyden baktığını ve yaklaştığını gördünüz değil mi?

İyi demek, kendini iyi hissetmek demek!

Uzunca bir süredir, hasret kaldığı hasret gittiği coşkuyu, heyecanı tekrar yaşamak demek. İyi olacak hastanın ayağına, hekimlerin en hası geldi demek.

İyi olacaksın Türkiye demek!  

Soruyorlar, “İyi” demek Kayı mı demek?

Elhak öyledir!

Cümlemizi de, bu dilek ve temenni söyletir.

Çünkü, öyle algıladık, öyle kabul ettik. Anadolu’nun, Türkiye’nin, Türk Milletini meydana getiren cümle insanımızın bir olmasını, birlik olmasını, birlikte olmasını, beraber olmasını canı yürekten istedik.

Hafızayı beşer nisyan ile maluldür demiş ya atalar. Bizim hafızalar bizi bize unutturma konusunda, beynimizin içinde cirit atıyor da, haberimiz yok.

Kayı’yı bilmediğimiz için Osmanlıyı kavrayamayız! Kınık’tan haberimiz olmadığı için Selçuklu’yu anlayamayız !

Dodurga’yı, Bayındır’ı, Avşar’ı, İğdir’i hayal meyal hatırlarken arada bağ kuramayız!

Beydili nedir, Alkaevli, Karaevli, Yazır nerededir bilen, duyan, alakadar olan kaldı mı?

Bunca yıldır, ne Bozok hatırımıza geldi, ne Üçok.

Ne zamana kadar mı?

Ahlat’a kadar!

Gönüller yorgundu, incinmişti, inzivaya çekilir gibi çekilmişti bir köşeye.

Kimini kenara almışlardı.

Kiminin adını kaydını silmişlerdi gönüllerini verdikleri gönül defterlerinden.

Kimini küstürmüşlerdi, küssün diye de, her şey yapılmıştı.

Velhasıl, yatağına kırgın nehirlere dönmüştü cümlemiz.

Ne zamana kadar mı?

Ahlat’a kadar…

Ey Ahlat!

Bana tarihimi anlat!

Bana beni, kendimi anlat!

Bana Kayı’yı, bana Süleyman Şah’ı,  bana Ertuğrul’u anlat.

Anlattı Ahlat!

Ağlattı Ahlat!

Gönülleri ucu ucuna bağladı, el ele gönül gönüle verdirip, iyi’yi gördük, iyi olduk, daha da iyi olacağız dedirtti  Ahlat!

Ahlat’tan Edirne’ye, Edirne’den Ahlat’a kadar cümle Anadolu coğrafyası, il il, ilçe ilçe, kasaba kasaba, köy köy, mahalle mahalle kalktı ayağa.

Gelin iyi olalım diyen sese… Türkiye iyi olacak diyen sese… İyiliklerde, güzelliklerde buluşalım diyen sese kulak verin.

Yeter ki, sen iyi ol Türkiyem!

 

 

 

Alıntı: Konyalı Erol Sunat’ın yazısı

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , | İYİ OLMAK… için yorumlar kapalı
Tem 12

ESİRİN OLDUM DİYE BU KADAR ZULÜM NİYE?

ESİRİN OLDUM DİYE BU KADAR ZULÜM NİYE?

 

Aşkın esaretinde yok sınır, yoktur eşik

Anladım ki kaderim kaderinle bitişik

Bedenim diri gibi ruhumsa delik deşik

Esirin oldum diye bu kadar zulüm niye?

 

Yüreğimin burcuna işledim aşktır adın

Beni aşk ateşinde kül etmek mi maksadın?

Gülmek, güldürmek varken bu işkence ne kadın?

Esirin oldum diye bu kadar zulüm niye?

 

Takıldı yüreğime aşk adlı ulvi zincir

Sensizlikten kan ağlar can özüm, ruhum incir

Rüyada olsun bir kez gel de beni sevindir

Esirin oldum diye bu kadar zulüm niye?

 

Yerlere serilmişim çiğnenen çul gibiyim

Kökünden sökülmüşüm kuruyan gül gibiyim

Bu aşkın ateşiyle yanmışım kül gibiyim

Esirin oldum diye bu kadar zulüm niye?

 

Olmadı şikâyetim canandan bir an bile

Tiryakinim ey güzel vazgeçmiyor can bile

Bu kadar eziyeti yapmaz derler han bile

Esirin oldum diye bu kadar zulüm niye?

 

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , | ESİRİN OLDUM DİYE BU KADAR ZULÜM NİYE? için yorumlar kapalı
Tem 11

Bu acıya kim dindirecek?

Bu acıya kim dindirecek?

 

Ah Eylül! Ah Leyla!

Kayıp çocukları duyar okurduk. Sayıları hakkında bir fikriniz var mı? Yeni öğrendim. Rakamlar korkunç:

TÜİK adlî istatistiklere göre;

2008 yılında 4 bin 517,

2009 yılında 5 bin 81,

2010 yılında ise 8 bin 81,

2011 yılında 10 bin 67,

2012 yılında 12 bin 474,

2013 yılında 16 bin 218,

2014 yılında 18 bin 696,

2015 yılında 17 bin 706,

2016 yılında ise 11 bin 691.

Nerede bu çocuklar?

Kaçı hayatta?

Nasıl bulunacaklar?

Ailelerin çabası boşuna…

Televizyon programları da yetmez.

Devlet iz sürmelidir.

Kötülüğün bir başka türü: Doğu Anadolu’da bir şehrimizin hastanesinin başhekimi hanım:

“(Bu şehirde üniversitede) Yaşları 18-22 arasında değişen ve maddî durumu iyi olmayan öğrencileri baskı, tehdit ve parayla kandırarak fuhşa zorladıklarını duyunca içim acıdı.” diyor.

Bu acıya kim dindirecek?

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | Bu acıya kim dindirecek? için yorumlar kapalı
Tem 10

ÇEKMELER ÜSTÜNE

ÇEKMELER ÜSTÜNE

Tarikat mensupları arada rastlaşır ya! Her biri övünür durur. Mevlevi anlatır; “Biz bir oturuşta bin kelimei tevhid çekeriz”. Nakşi ise “Biz bir oturuşta bin Lafza-i Celal çekeriz”. Kadiri aşağı kalmaz “Biz bir oturuşta, on bin Yâ Hayy ya kayyum çekeriz”. Bektaşi bir sağa bir sola bakar. Sonra lafa dalar:

“Biz ayakta iken bir şişe çekeriz de, oturunca haddini hesabını ancak Tanrı bilir.”

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , | ÇEKMELER ÜSTÜNE için yorumlar kapalı
Tem 09

“Türkiye vakti” bitti şimdi “ZAM VAKTİ!”

“Türkiye vakti” bitti şimdi “ZAM VAKTİ!”

Seçimin üzerinden sadece bir hafta geçti.

Seçimlerde “Türkiye vakti” diyen yeri göğü inleten, uçan, havada çift burgu, üç parende, beş takla atan, fezaya çıkan, düşman çatlatan yandaş medya ve kalemşörleri ekonomimiz için “zam vakti” olduğunu söyleyemediler fakat “güncelleme vakti” olduğunu gülümseyerek izah ettiler.

Kredi kartı faizlerine zam…

Avrasya tüneli geçiş ücretlerine zam..

Sigaraya zam…

Doğal gaza zam…

Akaryakıta zam…

Soğanı, patatesi söylemeye gerek var mı?

“Türkiye vakti” bitti şimdi “ZAM  VAKTİ!”

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | “Türkiye vakti” bitti şimdi “ZAM VAKTİ!” için yorumlar kapalı
Tem 08

DELİ DUMRUL

DELİ DUMRUL

Dede Korkut boylarının en ilgi çekici olanlarından biri Duha Koca oğlu Deli Dumrul boyudur. Hani kuru çayın üzerine köprü kurup geçenden 33, geçmeyenden döve döve 40 akça alan ve Azrail ile dövüşmeye kalkan kahramanımızın destani hikâyesi. Bu yazıda, vaktiyle Millî Folklor dergisinde çıkmış bulunan “Deli Dumrul ile Kazakların Korkut Ata’sı Arasında Bir Mukayese” adlı makalemden söz etmeyeceğim; Deli Dumrul’un farklı bir adından söz edeceğim.

Deli Dumrul’un adı, Yazıcıoğlu’nun Topkapı Sarayı’nda bulunan nüshasındaki bir parçada başka şekilde geçer. Bu parçayı ilk defa 1934 yılında Rıdvan Nafiz (Edgüer) Türk Tarih, Arkeologya ve Etnografya Dergisi‘nin II. cildinde yayımlamıştır.

Aynı parça daha sonra Orhan Şaik Gökyay’ın 1938’de yayımladığı Dede Korkut kitabında şöyle yer alır:

“Selim oğlı Karamanı sevüb Tangrı yaradan ulu sultan budağı altun köpri yapan Azrail’le savaş kılan salkum salkum don geyen, sakar atın oynadan Tokuş Koca oğlı Tuğrul Sultan.” (s. 123).

Deli Dumrul’un adını Tokuş Koca oğlu Tuğrul Sultan olarak veren bu küçük ibare Muharrem Ergin’in 1958’de yayımlanan Dede Korkut Kitabı I adlı eserinin 37. sayfasında da vardır.

Orhan Şaik Gökyay, 1973’te yayımladığı Dedem Korkudun Kitabı‘na üç sayfalık Topkapı yazmasının fotokopisini de koymuştur. İbare fotokopinin 3. sayfasının ilk iki satırında bulunmaktadır.

Biz son araştırmalardan biri olarak Bahaeddin Ögel’in Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten-1988‘de bulunan “Dede Korkut Kitabı’nın Eski ve Yazılı Kaynakları Hakkında (Topkapı Sarayındaki Oğuz Destanı Parçaları ile Karşılaştırma)” adlı makalesinde yer alan kaydı da yazalım:

“Selim oğlu Karaman’ı sevüp Tanrı yaradan! Ulu Sultan budağı! Altın köprü yapan! Azrayil’le savaş kılan! Salkum salkum don giyen! Sakar atın oynadan! Tokuş Koca oğulu Tuğrul Sultan!”  Bahaeddin Ögel, “Delü Dumrul’un adını Tuğrul diye düzeltmiş bulunuyoruz.” (s. 125) diyerek bu farklı isme dikkat çekmiştir.

Alıntı

Posted in Hikayeler | Tagged , , , | DELİ DUMRUL için yorumlar kapalı
Tem 07

Ekonomide üç sektör

       Ekonomide üç sektör

  1. İnşaat sektöründe Güven endeksi geçen senenin haziran ayına göre bu sene aynı ayda yüzde 13.1 gibi keskin bir gerileme olduğu görülüyor. Yine aynı sektörde siparişler de  geçen seneye göre yüzde 10.7 oranında gerilemiş. Satış fiyatlarında da düşme bekleniyor. İnşaat sektörü kısa dönemde ekonomide canlanma sağlayabiliyor. Bu nedenle siyasi iktidar hep bu sektörü kullandı. İnşaat sektöründe durgunluk, ekonomide de  durgunluğa gidişi hızlandırıyor.
  2. Perakende ticaret sektöründe satışlar olmadığı için mal stoku seviyesinde artış olmuş. Stok yapmak maliyetlidir. Üretici mecbur kalmazsa stoklarını artırmak istemez. Stoklar arttığına göre, üretici ya kur artışına karşı bir önlem almıştır veya talep olmadığı için mecbur kalmıştır. Toplam talebin düşmesi ikinci çeyrek büyümenin de düşeceğini gösteriyor.

İnşaat sektöründe devlet politikasının değişmesi gerekir. Devletin işlevi yalnızca sosyal konutlarla sınırlı kalmalı. Bunun içinde TOKİ’ için yasal değişiklik yapılmalıdır. TOKİ’nin imtiyazları kaldırılmalı, sosyal konut dışında satılacak kamu arazileri ihale ile satılmalıdır.

  1. Hizmet sektörü içinde; ulaştırma – taşımacılık, turizm – konaklama – yeme içme, serbest meslekler, bilişim sektörleri ve banka dışı finans sektörü yer alıyor

Hizmetler sektöründe güven endeksi de inşaat sektöründe olduğu gibi,  geçen yıla göre yüzde 13.5 oranında geriledi. Geçen sene Haziran ayında endeks değeri güven sınırının üstünde iken bu sene altına düştü.

Özet olarak, bu üç sektörde mevcut trend büyümenin düşeceğini ve işsizliğin artacağını gösteriyor.

 

Alıntı Yeniçağ

Posted in Gündem | Tagged , , , , | Ekonomide üç sektör için yorumlar kapalı
Tem 06

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

*  En zayıf olduğunuz an bütün herkes tarafından desteklenir gibi göründüğünüz andır. Aslında hiç kimse desteklememektedir sizi; size verilen evet sadece bir bekleyişi dile getirmektedir ve o evetin ardında daima fırtınalı bir gün yatar.  Otto von Bismarck     

* Para arttıkça, tasası da artar. Horatius  

* “Nart -Anka Kuşu- yutacağı kemiği önce inceler bu benden çıkar mı, diye hesap eder”.

* “Avrupa’yı nasıl buldunuz” sorusuna “Dinleri işimiz gibi, işleri dinimiz gibi.” Cevabını verir M.Akif Ersoy

* Fazla sevildiği için hiç kimse şikâyet etmemiştir. Tolstoy                                                                                                                    

* Gerçekten büyük olmayan “büyük adamlar” etraflarını küçük adamlarla doldururlar. Wilhelm Reich

* “Çalışarak, alın teriyle helâlinden rızkını kazanan, Allah’ın sevgili kuludur” buyurur. (El-kâsibü habîbu’llâh) Hz.Muhammed

* İnsana göre davranma, “insan gibi davran. Eddi Anter.

* En gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır. M. Kemal ATATÜRK

* Bir sorunu oluşturan zihniyet, onu çözemez. Einstein

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Tem 05

PKK’yla çözüm süreci suçunu ben işlemedim

PKK’yla çözüm süreci suçunu ben işlemedim!

PKK’yı muhatap alarak terör örgütüne devlet muamelesi yaptılar, devleti ise terör örgütü seviyesine düşüren çözüm sürecini başlatmadım

Oslo’da devleti ayağa düşürmedim

Habur’da yargıyı rezil etmedim

Dolmabahçe’de eli kanlı terör elebaşısından akıl almadım.

Askerin elini kolunu tutup PKK’nın kentlerde hendek eşmesine, haraç toplamasına, çadır mahkemeleri kurmasına ben sebep olmadım.

Ne kadar aklı tartışılan adam varsa onları “Akil Adam” sanıp toplumun üstüne ben salmadım.

Barzani’yle Diyarbakır’da “Megri… Megri” şarkıları ben söylemedim.

Sorun çözmek için yola çıkıp sorunun parçası haline ben gelmedim.

Aynı şeyi uluslararası ilişkilerde de ben hem yaşayıp hem de yaşatmadım

Ben Kıbrıs’a kırk yıllık çözülmeyen sorun olarak bakmadım. “Çözümsüzlük çözüm değildir” diyerek Annan Planı’nı ben kabul etmedim

Ermenistan’la “yüz yıllık tarihi sorun tarih oldu” diyerek Zürih Protokollerini ben imzaladım

“Emevi Camii’nde namaz kılmak” iddiasıyla yola çıkarar, Süleyman Şah Türbesini sırtlanarak ben ben taşıdım.

Suriye’den de üç buçuk milyon göçmeni ben kabul etmedim.

BOP’a eş başkanı ve Zarrab’a ben yoldaş olmadım.

Tepesinde tepelendikleri cumhuriyeti kuranları “iki ayyaş” olarak ben ilan etmedim.

Ben AKP ile Türk olmaktan kurtulduğumu, Cumhuriyeti “90 yıllık reklam arası”, Abdülhamit Han ile Tayyip Bey arasını ise “duraklama dönemi” olarak ilan etmedim. “Milliyetçiliği ayaklarımızın altına alıyoruz” dediler.

Aldılar, sattılar bu arada köprü ile yol da yaptılar. Şimdi de kıraathane ile millet bahçesi yapacaklar. Orada halk kek yiyip mutluluktan yuvarlanırken kendileri de milletin sarayında “Eyy Millet!” dediler. Utanmadan oy istediler!

 

Alıntı

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , , , | PKK’yla çözüm süreci suçunu ben işlemedim için yorumlar kapalı