Eyl 27

ALDATILMA REKORU

ALDATILMA REKORU

 

Esad aldatmış!

AKP iktidarıyla Esad yönetimi arasındaki ilişkiler stratejik, jeopolitik ve kültürel körlüğün şaheseridir.

Öyle ki Erdoğan ve Esad ailesi ortak tatil yapıyorlardı. Birden kardeş Esad’dı, katil Esad oldu.

İki ülke arasındaki ilişkiler ortak bakanlar kurulu toplantısı yapmaktan neredeyse topyekûn savaşa savrulmuştur.

Sınırdaki mayınları sökmekten sınıra aşılmaz beton duvarlar dikmeye giden bir ilişkidir.

Bu kadar kısa süre içinde ifrattan tefrite bir sarkaç gibi savrulan ilişki, ülkeler tarihinde nadiren görülüyor.

AKP iktidarı bunu başarmıştır (!).

 

FETÖ aldatmış!

Mezardakileri bile kaldırarak 2010 referandumunda birlikte oy kullandırdılar.

FETÖ’yü yıllarca övdüler, sevdiler, korudular, büyüttüler, beslediler.

FETÖ istedi onlar için 17 üniversite açtılar. FETÖ istedi okulları için parsel parsel arazi tahsis ettiler. FETÖ arzu buyurdu çeşitli devlet başkanlarına FETÖ’yü refere ettiler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Açık konuşuyorum ben de şahsen pek çok görüşüne katılmasam da bunlara yardımcı oldum. Dedik ki bir ortak yanımız var. Uzun süre gerçek yüzlerini göremedik.”

İktidar yemedi FETÖ’ye yedirdi, içmedi FETÖ’ye içirdi.

İşte bu FETÖ, Pensilvanya’dan iktidara operasyon çekti.

Yetmedi 15 Temmuz’da devlete darbe yapmaya kalkıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan olanı biteni acı acı itiraf etti. “Her şeye rağmen bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya koyamamış olmanın üzüntüsü içindeyim. Bunun için hem Rabbimize, hem milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabbim de, milletim de bizi affetsin!”

PKK aldatmış!

“Çözüm süreci”nin en aktif aktörlerinden zamanın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç aynen şunları söylüyor. “Bizi aldatmış kabul edebilirler, biz kendimiz aldanmadık. Her şeyden haberimiz vardı… Halk da ‘Bunlar silâhlarıyla her gün köylerde, ama siz bunlara bir şey yapmıyorsunuz…’ Durum biraz böyleydi. Bunun tek sebebi vardı, tekrar terörün hortlamaması, siyasî görüşmelerin, müzakerelerin sonuca ulaşması. Meğer onlar alay ediyorlarmış.”

Silah bırakacağı iddia edilen PKK eskisinden de güçlü hale geldi.

Arınç’a göre ‘aldatılmışlar ama haklı gerekçeleri varmış ve iyi niyetlilermiş’.

Bu iyi niyet ve gerekçeler sonucunda PKK kentlerde mevzilendi, mahkemeler kurdu yargı yaptı, anıt dikti, vergi topladı, milislerini örgütledi ve hendek kazdı.

Binlerce Mehmetçik, güvenlik görevlisi bu yüzden şehit verildi.

Obama da aldatmış!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Obama maalesef PYD ve YPG konusunda bizleri aldatmıştır ama şu andaki yönetimin aynı durumda olacağına ihtimal vermiyorum” diyor.

İç ve dış ilişkilerde aldatılmaya, kandırılmaya ve yanıltılmaya çok müsait bir iktidarla Türkiye karşı karşıyadır.

Aldatıldığının farkına varmak da önemlidir ancak bütün bu itiraflara rağmen dönüp bir de “ne aldatan ne de aldanan oldum” demek işte bu yanlıştır.

Allah (CC) Türkiye’yi aldatanlardan korusun!

 

Sırada Trump ile Barzani mi var demiştim ki Barzani aldattı dediler (KŞ)

 

Alıntı: Özcan YENİÇERİ

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | ALDATILMA REKORU için yorumlar kapalı
Eyl 26

“Görünmez Holding”

“Görünmez Holding”

 

Görünmez Holding‘i anlatacağım bugün… AKP iktidarını var eden, yandaş, yanaşma ve küresel sermayeden oluşan menfaat birliğini… Oligarşinin de ötesine taşınan devlet görünümlü şirketleri, yasa tanımayanları, kendilerine özel yasa çıkartanları…

Türkiye Görünmez Holding’in kuşatması altında… Alt yapı projelerinden, özelleştirmelere, belediye ihalelerinden, “mega yatırımlara”, TMSF ve TOKİ üzerinden dönen milyar dolarlık ekonomiye kadar, bir orkestra ilişkisi içinde toplanan vergiler bu yapıya “iş bedeli” olarak ödeniyor…

Harun gibi gelenler, Karun gibi zenginleşiyor!

***

Adalet!.. En çok da başı kabak, ayağı çıplak memleket çocukları için…

Yarınları çalınan çocuklarımız…

Yolsuzluk ekonomisinin beslediği, palazlandırdığı tarikatların tuzağına düşen çocuklarımız… O tarikatlar ki; ihalelerde adlarına “bağış” zorunluluğu getirilen!

Görüntü olarak din simsarı kıyafetler içinde, milyon dolarlık evlerde oturan sözde cemaat liderleri… Kapalı kapılar ardında din istismarından ve iktidar iş birliğinden gelen cennet yeşili dolarlar!

Yolsuzluk ekonomisinden aktarılan paralarla yurt, ev, okul inşaatları…

Bu karanlık tezgahta “yeni Türkiye’nin” bekçiliği için beyinleri yıkanan memleketin yoksul, çaresiz, kimsesiz çocukları…

Devletin desteklediği din simsarı vakıflar ve dernekler ile duru beyinleri, tertemiz akılları bulanık sularla yıkanan çocuklar…

Adalet, en çok da sizin için!..

 

Alıntı: Tuncay MOLLAVEİSOĞLU

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , , | “Görünmez Holding” için yorumlar kapalı
Eyl 25

“AKP’nin asıl sorunu Türklükle”

“AKP’nin asıl sorunu Türklükle”

 

Anayasa değişikliği metnini yazdığını söyleyen Cumhurbaşkanlığı başdanışmanı Mehmet Uçum aynen şöyle dedi:

“Kürt politikası, Türkiye’nin yeni siyasal sistem ihtiyacı içerisinde bir yere sahiptir ve ‘yeni anayasal sistemin bir boyutudur. ‘Türkiye’ye özgü ‘başkanlık modeli’, üniter yapı içerisinde ‘adem-i merkeziyetçiliğin geliştirileceği’ bir esasa dayandığından ‘Kürtlerin yaşadığı bölgeler’ de dahil olmak üzere tüm Türkiye bakımından güçlü ‘yerel-bütünleştirici merkez yapısı’nı kurmak hedeftir.

Sonuç olarak Türkiye toplumunun, Kürt sorunu da içinde, tüm sorunlarının çözümüne ilişkin yeni siyasal perspektif; yerelden temellenerek merkeze yükselen başkanlık ve ‘yerelden merkeze kadar örülen meclisler sistemi’ ile halk-devlet ilişkisini yeniden yapılandıran ve halkın devlet üzerindeki etkisini artıran, böylelikle üniter yapıyı da güçlendiren bir içeriğe sahiptir. ‘Bu siyasal perspektif yeni Anayasa ile başlayacak bir hukuk reformu sürecini zorunlu kılıyor.’ Ancak bu reform süreci, ‘Türkiye milletinin inşa süreci’ni tamamlayıp güvence altına alabilir.

Yani ‘dışlayıcı ve baskıcı Türk milleti’nden ‘kapsayıcı ve özgürleştirici Türkiye milleti’ne geçiş sürecinde Kürt sorununun kalıcı çözümünün gerçekleşeceği bir siyasal realite söz konusudur.”

Neymiş? “Kürt sorunu”nu çözmek için “yerel meclisler” kuracaklarmış, “Türk Milleti” derseniz dışlayıcı oluyormuşsunuz, artık “Türkiye Milleti”ne geçilecekmiş.

Bütün bunlar ne demektir?

“AKP’nin asıl sorunu Türklükle” demektir!

“Kürtlerin yaşadığı bölgelerde özerk yapı kurulacak” demektir. 

“Devleti, Türk devleti olmaktan çıkarmak istiyorlar” demektir!

***

Üstelik bu yolu yani rejim değişikliği yolunu açan Bahçeli olsa da yarın MHP yönetimi değişirse, o zaman iş birliği yapacakları aktörleri değiştireceklermiş.

Mehmet Uçum, bunu da şu sözlerle itiraf etti:

“Anayasa değişikliğiyle Türkiye’nin yeni anayasal sistem ihtiyacı tam olarak karşılanmıyor. Bu reform süreci devam etmek zorunda… Yeni Anayasa ihtiyacımız bu değişiklikten sonra çok daha güçlü hale gelecek. Sayın Bahçeli, ‘merdiven teorisi’ açıklaması yaptı, ‘Türkiye’nin hukuk ihtiyacını adım adım karşılayalım’ dedi. Bu bir iş birliği çağrısıdır. Bu iş birlikleri devam ettirilirse MHP ile birlikte yürünebilir. Gelecekte çok farklı siyasi aktörler de yeni anayasal sistem değişikliğinde rol alabilir.”

Kısacası diyor ki; “Bahçeli bize kalenin kapısını içerden açtı. Gerisini başka bir parti ile tamamlayabiliriz.”

 

 Alıntı: Arslan BULUT

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | “AKP’nin asıl sorunu Türklükle” için yorumlar kapalı
Eyl 24

Hintli iş adamı Tata Sons’un Başkanı Ratan Naval Tata’dan

     Hintli iş adamı yatırımcı, yardımsever ve Tata Sons’un başkanı Ratan Naval Tata’nın Londra’daki konuşmasından güzel satırlar…

  1. Çocuklarınızı zengin olmaları için eğitmeyin. Onları mutlu olmaları için eğitin. Böylece yetişkin olduklarında eşyaların fiyatını değil değerini bilirler.
  2. Yiyeceklerinizi ilaçlarınız gibi yiyin. Aksi durumda yiyeceğiniz olarak ilaçları yemek zorunda kalırsınız.
  3. Sizi seven hiçbir zaman terketmeyecektir çünkü bırakmak için 100 sebep de olsa tutmak için bir sebep bulacaktır.
  4. İnsanoğlu olmakla insan olmak arasında pek çok fark vardır. Çak azı bunu anlar.
  5. Doğduğunuzda sevilirsiniz. Öldüğünüzde sevileceksiniz. Arasını siz başarmalısınız…!
  6. Hızlı yürümek istiyorsanız yalnız yürüyün. Fakat uzun yürümek istiyorsanız beraber yürüyün…
  7. Dünyadaki altı en iyi doktor Güneşışığı, Dinlenme, Egzersiz, Diyet, Kendine Güvenme ve Arkadaşlar… Hayatın her aşamasında devam ettirein ve sağlıklı hayatın keyfini yaşayın
  8. Aya bakarsanız;  Tanrının güzelliğini görürsünüz… Güneşe bakarsanız; Tanrının gücünü görürsünüz ve Aynaya bakarsanız; Tanrının en iyi yarattığını görürsünüz… Bu yüzden kendinize inanın…
  9. Bizler turistiz ve Tanrı bizim bütün Yol Rezervasyonlarımızı ve Varış Yerlerimizi önceden belirlemiş seyahat acentamız…Bu yüzden Ona güvenin ve HAYAT denilen yolculuğun keyfini yaşayın…
Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , | Hintli iş adamı Tata Sons’un Başkanı Ratan Naval Tata’dan için yorumlar kapalı
Eyl 23

200 yıl öncesi ve meşruiyet

200 yıl öncesi ve meşruiyet

Referandum gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuşuyor: “Bugün Türkiye 200 yıllık kadim bir tartışma konusu olan yönetim sistemi konusunda tarihi bir karar vermiştir. Bu karar sıradan bir olay değildir. Çok ciddi bir yönetim sistemi üzerindeki değişim, dönüşüm kararının verildiği gündür bugün.” 200 yıl geriye gidecek olursak 1817’yi, tahtta genç Sultan II. Mahmut’u görüyoruz. Osmanlı’nın ilk defa faizli dış borç aldığı; savaşların, isyanların ve iç kargaşanın yaşandığı, devletin ve kamu düzeninin temelden sarsıldığı buhranlı yıllar…

Devleti toparlamak üzere III. Selim döneminde başlatılan “düzenleme” ve “reformlar” sürdürülüyor. Osmanlı Türk Devletini çöküşten kurtarmak için ilk somut adım sayılan, 3 Kasım 1839 Tanzimat Fermanı ilân ediliyor. Bundan tam 163 yıl sonra da, yine “değişim” ve “dönüşüm” projesiyle, 3 Kasım 2002’de Erdoğan tek başına iktidar oluyor.

200 yıl öncesinde de, sonrasında da devletimiz zor durumdadır. Çözüm için ileri sürülen bu iki döneme ait değişim ve dönüşümün mahiyetine bakalım:

3 Kasım 2002-16 Nisan 2017 dönemi: Türkiye Cumhuriyetini “dönüştürmek” için Haçlı Batı ve bazı siyasi mihraklarla her alanda ve özellikle tarihte eşine rastlanmayan nitelikte iş birliği yapılmıştır. Buna göre referandum dönemine kadar nasıl bir değişim ve dönüşüm yaşadığımızı biliyoruz. Türk Milletini etnik (köken-ırk) parçalara ayırıp, bunlara göre devleti bölüşmek üzere, PKK ile yapılan mutabakatları gördük. Türk Milleti, bir yandan AB’ye uyum (!) adına çıkarılan birçok yasa, idarî ve fiili düzenlemelerle; öbür yandan can alan, kan döken vahşi bölücü terör saldırıları sonucunda devlet ve kamu düzeninin nasıl tahrip edildiğinin şahididir. Gelinen noktada içeriden ve dışarıdan nasıl kuşatıldığımız da açıktır. Ekonomimiz iflas durumundadır. 2002’de toplam borcumuz 201 milyar dolar iken 2016’da 733 milyar dolara çıkmıştır. Ahlaki bozulmanın, sosyal doku çözülmesinin, korku toplumu oluşmasının, Referandum ile egemenliğimizin, bağımsız ve tarafsız yargının, aynı zamanda parti başkanı olan tek adama teslim edildiği dikkate alındığında, Türk Milletini nelerin beklediğini tahmin güç olmasa gerektir.

3 Kasım 1839 Tanzimat Fermanı dönemi: Medeniyetimizin yarışı kaybettiği gerçeği karşısında, gelişmiş ülke modellerinden yararlanma yolu seçilmiştir. Japonya vb. gibi. Bu bakımdan: 1) Tüm vatandaşların can, mal ve namus güvenliğinin sağlanması,

2) Açık yargılama ve yargısız idama son verilmesi,

3) Vergide adaletin sağlanması,

4) Erkeklere dört yıl mecburi askerliğin getirilmesi,

5) Rüşvetin ortadan kaldırılması,

6) Herkesin mal ve mülkünün sahibi olması, bunu miras olarak bırakabilmesi. (Müsaderenin kaldırılması),

7) Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa isyanına karşı Avrupa’nın desteğinin alınması

8 ) Avrupa’nın Osmanlı iç işlerine karışmasının önlenmesi,

9) Fransız İhtilali’nin olumsuz etkisinin azaltılması,

10) Gayrimüslimlerin devlete bağlanması.

 

İki dönemin farkı; biri Türk devletini ayrıştırıp tasfiyeye, öbürü onarıp diriltmeye çalışmak değil midir?

 

Alıntı: Sadi SOMUNCUOĞLU

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | 200 yıl öncesi ve meşruiyet için yorumlar kapalı
Eyl 22

İNSAN!

İNSAN!

 

İnsan var dağı, deryayı aşar

İnsan var kinle, zulümle yaşar

İnsan var yal ile kemiğe koşar

İnsan var her mahluka benzeyen insan!…

 

İnsan var yönetilmez, güdülür

İnsan var her canlıdan eser görülür

İnsan var yaşarken zaten ölüdür

İnsan var her mahluka benzeyen insan!…

 

İnsan var yüce dağlar kadar mağrur ve dik

İnsan var perişan, mağdur, ürkek ve ezik

İnsan var şeref, haysiyet, kişilik yitik

İnsan var her mahluka benzeyen insan!…

 

İnsan var seviyesiz, çukur mu çukur

İnsan var ömür tezgâhında fitneyi dokur

İnsan var sevgiyi kaynatır fokur fokur

İnsan var her mahluka benzeyen insan!…

 

İnsan var onurla, şerefle, namusla yaşar

İnsan var vatan millet için cepheye koşar

İnsan var sevgiyle, saygıyla, vefayla coşar

İnsan var her mahluka benzeyen insan!…

 

İnsan var en şerefli yaratık ve en güzel

İnsan var varlığı her şeye bedel

İnsan var sürekli aranır özel

İnsan var her mahluka benzeyen insan!…

 

Kenan ŞAHBAZ

 

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , , , , | İNSAN! için yorumlar kapalı
Eyl 21

100 Milyonluk (aslında 300 milyonluk) soydaşı göremeyen Türkiye

100 Milyonluk(aslında 300 milyonluk) soydaşı göremeyen Türkiye

 

Yıl 1987, Sovyetler henüz yıkılmadı…

Türkiye Sovyetlerle ilgili ‘haberleri’ Brüksel üzerinden alıyordu. Brüksel bir NATO üssü idi. Bir başka deyişle, Türk kamuoyuna ancak NATO-ABD ‘süzgecinden’ geçmiş haberler ulaşabiliyordu. (Bir iliştiri: Söz konusu NATO-Türkiye olunca, NATO’yu masum göremiyorduk. Çünkü 1960’larda NATO toplantısında görevli bir subayımız, Sovyetler sonrasında Türkiye aleyhine uygulanacak önemli bir ‘plân’ı tesadüfen öğrenmişti.)

Evet, Türkiye bir NATO müttefikiydi; yani bir tehdit karşısında korunacak ülkeydi. Ne var ki ilk Irak Savaşı başlarında, Saddam füzelerinden Türkiye’yi korumak içinPatroit-Hava Savunma Sistemi‘nin Türkiye’de konuşlanmasına nasıl ‘ayak sürüdükleri’ ve bu konudaki nice saygısızlıkları, belleklerimizde tazeliğini koruyor.

Doğrusu NATO, Türkiye’ye karşı hiç de masum değil…

Fakat NATO, masum olmayabilirdi; ama Türkiye nasıl oluyor da, 100 milyon soydaşı olan –Sovyetlerden– ‘haberleri’ sadece Brüksel üzerinden alabiliyordu? Oysa Sovyetlerin Türkiye’de yerleşik televizyonları, haber alma üniteleri vardı. Ne var ki, Türkiye’nin Sovyetlerde böyle bir kurumu yoktu! Bu, gerçekten Türkiye için akıl almaz bir durumdu!

Değerli okuyucum; işte bu konular, birisini 1987 yılına kadar iyice rahatsız etmeye başlar. Rahatsız olan kişi ne politikacıdır, ne de askerdir; devlet kurumunda çalışan bir gazetecidir. O kişinin geceleri gözlerine uyku girmez olur.

Ve artık dayanamaz; Türkiye’nin ihmal edilen bu derdini Millî Güvenlik Kurulu Toplumla İlişkiler Dairesi Başkanı (Emekli) Tümgeneral Hilmi ŞENGÜN Paşa’ya açıklar!

Emekli Paşa, o kişiyi TRT‘de yaptığı önemli yayınlarından dolayı tanımakta ve o kişiye çok güvenmektedir. O kişi de Paşa’yı tanımaktadır: Emekli Paşa, dikkatli, uyanık ve ülkesi için yaşayan askerlerimizden birisidir. (İliştiri: O Paşa Kıbrıs Barış Harekâtı’nı hazırlayan bir kahramandır!)  -ulu Tanrı uçmağında ağırlasın- o kişiyi dinleyen sakin kişilikli Paşa, oturduğu koltuktan birden ayağa kalkar. Kendisine, vatanı için yalvaran gözlerle bakan o kişiye:

“Senin bu isteğin hepimizin dileğidir. Askerlik şerefim üzerine yemin ederim ki, elimden gelen her şeyi, bugün derhal yapacağım” der.

Ve çok geçmeden TRT’nin ve Anadolu Ajansı’nın büroları Moskova’ya açılır!

Bu bürolar çok daha önceleri açılsaydı, Sovyetler’in yıkılışına hazırlıksız yakalanmazdık. Biz bu yıkılışa hazırlıksızdık; ama ABD hazırlıklıydı!

Değerli okuyucum;  dünyanın en netameli coğrafyasında yaşıyoruz.

 

Alıntı:  Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

Posted in Gündem | Tagged , , , , | 100 Milyonluk (aslında 300 milyonluk) soydaşı göremeyen Türkiye için yorumlar kapalı
Eyl 20

Bütün Gün Ne Yaptın?

Bütün Gün Ne Yaptın?

Adam akşam iş çıkışı eve geldiğinde evin bahçesinin karmakarışık olduğunu görmüş.
Üç çocuk da bahçede çamurlar içinde oynuyormuş.

Boş yemek kutuları ve içecekler etrafa saçılmış.

Karısının arabası garaj kapısının önünde, bir kapısı açık ve yamuk halde park eder durumdaymış.

Evin içine girdiğinde durum daha vahim haldeymiş.

Girişteki halının bir kenarı kıvrılmış, havaya kalkmış ve abajur sehpanın üzerine devrilmiş.

Salondaki televizyonun sesi sonuna kadar açık halde çizgi film kanalındaymış, televizyonun üzerine bırakılan yarısı içilmiş meyve suyu ha döküldü ha dökülecek vaziyetteymiş.

Oturma odasında yerler, oyuncaklar ve çocuk elbiseleriyle kaplıymış.

Mutfağa girdiğinde lavabonun sabah kahvaltısı bulaşıklarıyla dolu olduğunu görmüş.

Ayrıca kırılmış bir bardağın parçaları masanın altında duruyormuş.

Üst rafa yöneldiğinde merdivenlerdeki elbiseleri fark etmiş.

Telaşla karısının başına kötü bir şey gelmiş olabileceğini ya da hastalandığını düşünerek hızla koşmaya başlamış.

Misafir odasına girdiğinde karısını uzanmış halde kitap okurken bulmuş.

Karısı kocasını görünce okuduğu kitaptan başını kaldırmış, hafifçe gülümsemiş ve gününün nasıl geçtiğini sormuş.

Adam cevaplamış: “Her zaman ki gibi!”

Ardından şaşkınlıkla sormuş: ”Ne oldu bugün böyle?”

Karısı tekrar gülümseyerek;
-“Sen her gün eve geldiğinde bütün gün ne yaptın ki demez miydin.”
-”Evet.”

-“Güzel… Bugün, her gün yaptıklarımı yapmadım sadece o kadar…”

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , | Bütün Gün Ne Yaptın? için yorumlar kapalı
Eyl 19

“Benim savaşım bitmedi. Şimdi cehaletle savaşım başlıyor.” Mustafa Kemal ATATÜRK

 “Benim savaşım bitmedi. Şimdi cehaletle savaşım başlıyor.” Mustafa Kemal ATATÜRK

Dünyada 750 Milyon okuma yazma bilmeyen insan var 

UNESCO’nun açıkladığı verilere göre dünya üzerinde 750 milyon yetişkin hâlâ okuma-yazma bilmiyor. Bunların üçte ikisi ise kadın!

Okuma yazma bilmemenin kadınlar üzerinde toplumsal açıdan pek çok olumsuz etkisi bulunuyor. Elbette ki bu sorunla bağlantılı olarak sonraki öğretim kademelerinde ve iş hayatında da kadınlar daha az yer alabiliyor.

Raporda son 50 yılda okuryazarlık oranlarının özellikle gençler arasında arttığı belirtiliyor. Türkiye hakkında yer alan bilgi ise, 7 milyon kişinin okuma-yazma bilmediği. Okuma-yazma bilmeyenlerin çoğunluğunu Türkiye’de de kız çocukları ve kadınlar oluşturuyor.

TÜİK Mart 2017 verilerine göre ise, Türkiye’de, 25 ve üzeri yaşta olup okuma-yazma bilmeyen toplam nüfus oranı %5,4 iken; bu oran erkeklerde %1,8 kadınlarda ise %9’dur. Yani okuma-yazma bilmeyen kadın nüfus oranı erkeklerin 5 katı!

Ülkemizde nüfusun büyük çoğunluğunun il ve ilçe merkezlerinde yoğunlaşmış olması, okuma-yazma bilmemeyi kırsal değil kentsel bir sorun olarak karşımıza çıkarmaktadır. Nitekim okuma-yazma bilmeyenlerin yarısı İstanbul, Şanlıurfa, Diyarbakır, Ankara, Adana, Bursa, Gaziantep,Van, Mardin, İzmir, Kahramanmaraş, Konya, Ordu ve Malatya illerinde yaşıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı 2015 Yılı “15 Yaş ve Üzeri Türkiye Okumaz-Yazmazlık Haritası” na göre ülkemizde okuma-yazma bilmeyenlerin %12,03’ü (310 bin 790 kişi) İstanbul’da yaşıyor. Ankara‘da 105 bin 614, İzmir‘de ise 65 bin 573 kişi okuma yazma bilmiyor.

Okuma yazma bilmenin çağdaşlaşmanın bir gerekliliği olduğunu bilen Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyeti kurduğunda “Benim savaşım bitmedi. Şimdi cehaletle savaşım başlıyor.” diyerek, okuma-yazma oranının yükseltilmesi için çeşitli faaliyetlerde bulunmuştu.

Evet, son 50 yılda “okuyabilenlerin” oranı artmış olabilir fakat “okuyanların” oranı özellikle ülkemiz için hayli düşüktür. TÜİK verilerine göre, günde ortalama 6 saatini TV izlemeye, 3 saatini internete vakit geçirmeye ayıran Türk insanı, kitap okumaya yalnızca 1 dakika ayırıyor. Yani “yılda” sadece 6 saat!

Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin 2016 verilerine göre ise, kitap, ihtiyaç listemizde 235. sırada yer alıyor. Türkiye, okuma alışkanlığında da dünyada 86. sırada!

Alıntı:  Fatma Çelik

 

Bir savaştan dönüşte Hz. Muhammed, “Asıl büyük cihad şimdi başlıyor,” demiş. “Nasıl olur efendim?” diyenlere şöyle cevap vermiştir: “Asıl cihad, insanın nefsiyle olan mücadelesidir.” Hz.Muhammed (S.A.V)   (K.Ş)

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | “Benim savaşım bitmedi. Şimdi cehaletle savaşım başlıyor.” Mustafa Kemal ATATÜRK için yorumlar kapalı
Eyl 18

Ahmed Rüstem Bey

Ahmed Rüstem Bey

Ahmed Rüstem Bey (Alfred Bielinski) Polonya asıllı, Osmanlı’nın son zamanlarında Büyükelçilik yapmış gerçek bir Türk kahramanı! Ahmed Rüstem Bey, Washington Büyükelçiliği sırasında Amerikan kamuoyunda Türkiye aleyhine takınılan tutum karşısında, Amerikan politikalarına yönelik ağır eleştirilerde bulunarak, Türkiye’yi savunmuş, ancak bu tutumu yüzünden Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Woodrow Wilson tarafından “İstenmeyen Adam” ilân edilmiş, Osmanlı döneminin sıra dışı bir diplomatıdır. ABD‘de Büyükelçi iken Beyaz Saray ziyaretinde, yerde serili ay yıldızlı halıyı görünce sinirlenen Ahmed Rüstem Bey: “Bu yere serdiğiniz ve çiğnenmesini istediğiniz halı, benim ülkemin onurudur. Üzerinde dini inancımızın, hem de bayrağımızın ay yıldızı var. Onun yeri ayakların altı değil, ellerin erişemeyeceği yükseklerdedir. Bu halı buradan kaldırılana kadar sarayınıza adım atmam mümkün olmayacaktır.” demiştir.

Kişi hangi ırktan hangi milletten olursa olsun, kendisini Türk milletinin bir evlâdı olarak gören, bu vatanın koruyucusu herkes, kardeşimizdir; başımızın tacıdır… İşte, Polonya asıllı Alfred Bielinski adındaki Ahmed Rüstem Bey de bunlardan birisidir

 

Alıntı: Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , | Ahmed Rüstem Bey için yorumlar kapalı