Mar 10

ÜLKÜCÜLERİN HİKÂYESİ (3)

ÜLKÜCÜLERİN HİKÂYESİ (3)

11 Kasım 1980 günü televizyonlarda, akşam haberlerinde MHP ve ülkücüleri hedef alan ihtilal konseyinin arananlar listesini yayınladıklarını ve kendisinin de arandığını; Kadir eve geldiğinde boynuna sarılarak ağlayan eşinden öğrenmişti.
Üç beş parça eşyayı bir çantaya alel acele ile koyduktan sonra hamile eşini, 2 yaşındaki oğlunu Allah’a emanet ederek gecenin karanlığına daldığında Kadir yedi yıl sürecek uzun bir ayrılığa adım attığını bilmiyordu..
Ayrılırken eşine sadece “Ocağımızı tüttür, Allah’a emanet olun” diyebilmişti.
Kadir, MHP ve Yan Kuruluşlar davasının sanığı olarak her yerde aranıyordu artık. Resimleri aranan Marksistlerle beraber afiş yapılmış her yere asılmıştı.
Ankara’da kendisi gibi aranan bir ağabeyi ile aynı evde kalmaya başladı.
Gündüzleri evde bir ölü sessizliği ile kalıyorlar, ancak geceleri hareket edebiliyorlardı.
Aklı eşindeydi, yakında doğum vardı.
Haftada 1 gün Pazar akşamları saat sekizde mahalledeki bir ülküdaşlarının evinden telefonla eşiyle 3-4 dakika konuşabiliyordu. Çünkü her zaman sıkı olan arama ve yol kontrolü yapan asker –polis timleri sadece Pazar günü akşam sekiz dokuz arası yoktu. Dallas dizisini seyretmek için hepsi en yakın kahvelere koşuyordu.
“Ceyar’ı kim vurdu?”….
Telefon edeceği güne kadar her hafta Kadir!e sanki bir yıl gibi geliyordu. Acaba kız mı oğlan mı? Doğum oldu mu?
Bir gün kabus gibi bir rüya gördü. Rüyasında korkunç bir doğum olayı yaşanıyordu…Anne baygın, çığlıklar içindeydi: Ortalık kan revan…. Doktorlar anneyi mi yoksa bebeği mi kurtaralım diye aralarında konuşurken, Kadir duyulmayan, çıkmayan sesi ile; “Hayır, ikisini de kurtarın, Allah’ım ikisini de kurtar” diye rüyasında çığlık atmaya çalışıyordu. Sesini duyuramıyordu, eşinin elini tutamıyordu, hiçbir yardımı olamıyordu, hiçbir şey yapamıyordu…Allah’ına yalvarırken, rüyasında bir
adakta bulundu…Bir söz verdi…
– Allah’ım eğer eşim ve çocuğum kurtulursa, ilk duyduğum “kan anonsunda” ya yeni doğan bir bebeğe, ya da doğum yapan bir anneye kan vereceğim. Duyduğum ilk anonsa koşacağım. Ne olur kurtar onları….
Kadir, sıçrayarak kabus gibi bir rüyadan uyandığında her tarafını ter basmış, dudağı uçuklamış, tir tir titriyordu…
Abdest aldı, iki rekat namaz kıldı… Ve rüyasındaki adağını, sözünü ağlayarak tek sığınağı Allah’a Yaradanına tekrar yineledi.
Pazar gününe iki gün vardı.
Herkes Pazar günü saat akşam 8’i Ceyar’ı kimin vurduğunun merakı ile iple çekiyordu. Kadir ise telefonu….
Telefonun ahizesini kulağına alıp çevir sesini duyduğunda kalbinin atışlarının sesi kulaklarından duyuluyordu.
Konuştu…
Bir oğlu olmuştu. Biricik eşi zor bir doğum yapmış, hastanede idi. Durumu iyi idi. Merak etmemesini söyleyen babası Allah hiçbirimizin acısını göstermesin rahat ol derken, “Adını Alperen koyduk.” dedi.
Kadir bir şükür namazı daha kıldıktan sonra radyonun başına oturdu…Artık onun kulağı radyonun Dr. Sami Ulus Çocuk Hastanesi’nden yapılacak kendi kan grubu anonsundaydı.
Bir gün, iki gün derken onuncu gün anonsu duydu. Gündüz öğlen saat 12 idi. Yeni doğan bir bebeğe acil kan lazımdı..
Kaçak kaldığı, saklandığı evde giyindi.Hastaneye gitmeye karar verdi. Evdeki arkadaşları:
– Durum kritik, her yerde arama var, kimliğin yok, resimlerin duvarda, Hastanede polis kimlik sorabilir, Gel vazgeç, Adağını serbest olduğun günlerde yerine getirirsin,mazeretin var….dedilerse de o sadece kabus gibi gördüğü rüyayı ve verdiği sözü düşünüyordu…
Dr. Sami Ulus Çocuk Hastanesinin önüne geldiğinde ön kapıdan değil mutfak girişinden girdi. Kan verme bölümüne geldiğinde telaş ve heyecanla bekleyen bir genç ve bir yaşlı teyzenin beklediğini gördü.
Kan merkezinin önünde, her geçene yaşlı teyze kolundan tutup soruyordu:
– Evladım, radyodan mı geldin?
– Bizim kanı vermeye mi geldin?
– Torunum ölmek üzere…
Kadir yaşlı teyzeye yanaştı.
– Teyze sizin kan grubu neydi?
– Ben bilmem oğul. Oğlan söylesin..
Yanındaki genç:
– Abi 0 Rh Negatif.
– Tamam ben o kan için geldim. Bebek için değil mi? diye Kadir sorunca yaşlı teyze ağlar halde:
– He oğul he..
Diyebildi.
Kadir gerekli olan kanın tümünü vermek istediğini söyledi.
Gerekli kanın tümünü verdikten sonra on dakika kadar istirahat ettirildi.. Şekerli limonatayı içti. Kalkmak üzereyken içeri yaşlı teyze girdi.
– Oğlum Allah ne muradın varsa versin.Seni kazadan beladan korusun. Nasıl bir hayır yaptın bilemezsin.
– Teyzeciğim önemi yok.
– Ah oğul, bilmezsin ki bu bebenin, bu bebenin… diye kekelerken yanındaki genç oğlan yaşlı annesinin kolundan tutarak çekti.
– Hadi anne gidiyoruz. Abi sağol.
Kadir ne olduğunu, yaşlı teyzenin ne söylemek istediğini anlayamamıştı.
O sırada yaşlı teyze,
“Dur oğul, ben diyeceğim. O da kimin çocuğuna kan verdiğini bilsin.” dedi ve Kadir’e döndü:
“Bak oğlum, bu çocuğun babası cezaevinde Mamak’ta. Türkeş’le beraber hapiste… Benim oğlum ülkücü. Adını telefonunu ver, inşallah çıkacaklar,seni bulsun.
Seyyar arabada gömlek satar. Sana bir gömlek getirir. Tanışırsın yiğittir benim oğlum….
Kadir yaşlı teyzeye sarıldığında kulağına fısıldadı…
– Teyze oğluna müjdeyi ver. Bebeğine bir ülküdaşın kan verdi de. Onun damarlarında bir ülkücü ağabeyin kanı var de…
– Hadi Allah’ısmarladık.
Kadir hastanenin merdivenlerinden koşarak inerken sadece:
– Bu sürprizin için teşekkürler Allah’ım diyebildi.

Bugün masa başında ahkam keserek davaya ihanet edenlere özellikle ithaf olunur….

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , | ÜLKÜCÜLERİN HİKÂYESİ (3) için yorumlar kapalı
Mar 09

İlteriş Kağan, Bilge Tunyukuk’un Çin üzerine akınları

         İlteriş Kağan, Bilge Tunyukuk’un Çin üzerine akınları

 

          682 yılında Türkleri bağımsızlığa kavuşturan İlteriş Kağan ile Bilge Tunyukuk hemen Çin üzerine akınlar yapmaya başlarlar. 682’de 1, 683’te 5, 684’te 1, 686’da 2, 687’de 2 akın. Hemen hepsinde orduyu sevk eden komutanlar İlteriş ve Tunyukuk’tur. Sadece 684 ve 686 akınlarında İlteriş tek başına ordulara komutanlık etmiştir.

          Çin tarihinde sadece bir kadın hükümdar vardır: İmparatoriçe Wu Ze-tien. Kısaca Wu diyelim. Bin bir türlü entrikayla İmparator Gao-zong’a eş olmuş, 683’te imparator ölünce fiilen idareyi ele almış, 690’da da resmen imparatoriçe olmuştu. Zalim ve gasıp bir hükümdardı. Çin’i demir yumrukla idare ediyordu. Türk akınlarına karşı görevlendirdiği komutanlar arka arkaya bozguna uğruyordu.

          İlteriş ile Tunyukuk yılın bir gününde Pekin yakınlarında görünürken bir başka gün Sarıırmak’ı geçerek Ordos’a giriyor, orada bulunan eyaletleri yağmalıyordu. İmparatoriçe Wu iyice bunalmıştı. Türk akınlarını püskürtsün diye görevlendirdiği komutanlardan biri 13.000 askerle Türk atlılarını takip ederek onları tamamen yok etme hevesine kapıldı. Fakat ağır bir yenilgiye uğradı. İmparatoriçe küplere bindi. Bir yandan sarayının taht odasında hırsla dolaşıyor, bir yandan da öfkeyle söyleniyordu: Bu-zu-lu, bu-zu-lu!..*

          *1958’de Almanya’da yayımlanan eserinde (Türkçesi: Ersel Kayaoğlu – Deniz Banoğlu, Çin Kaynaklarına Göre Doğu Türkleri, 2006, İstanbul, Selenge Yayınları) Liu Mau-Tsai, bu-zu-lu kelimesini “mutluluğunu tadamadan ölsün” diye açıklıyor. Gülnar Kara ve Cahide Baysal ile birlikte Eski Tang tarihini yayımlayan (Çin Kaynaklarında Türkler – Eski T’ang Tarihi, 2006, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları) İsenbike Togan ise kelimeyi “bahtına erişememe” olarak açıklıyor ve “Bahtsız ol!” diye çeviriyor. Bu kargış (lanetleme) kelimesini belki de Türkçe kargış kalıbında “bahtı batasıca” diye çevirmek daha uygundur.

          Bilindiği gibi İlteriş Kağan’ın tam adı İlteriş Kutlug’dur. Kutlug kelimesi de “bahtlı, talihli” anlamına gelir. Çinlilerin kutlug kelimesini telaffuz etmelerine imkân yoktu. Çünkü dillerinde n ve ng ünsüzleri dışında bir ünsüzle hece kapanmazdı. Başka bir deyişle bütün Çince kelimelerin bütün heceleri açık idi. Bu sebeple kutlug kelimesini de ancak ku-tu-lu şeklinde söyleyebiliyorlardı.

          İsenbike Togan Ku-tu-lu ile bu-zu-lu arasındaki kafiyeye dikkat çekmişti. Fakat kafiye dışında bir şey daha vardı: Kutlug kelimesinin manasına telmih. Kutlug’un Türkçede “bahtlı” anlamına geldiğini tekrarlayalım. Yani öfkesinden küplere binmiş İmparatoriçe Wu, “ne bahtlısı, bahtsız, bahtsız!” demek istiyordu.

 

Ahmet B. ERCİLASUN

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , | İlteriş Kağan, Bilge Tunyukuk’un Çin üzerine akınları için yorumlar kapalı
Mar 08

TÜRK KADINLARININ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN

TÜRK KADINLARININ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN

FEDAKARLIĞIN, ŞEFKATİN,SEVGİNİN, MERHAMETİN, AYNI ZAMANDA CESARETİN, AZMİN VE KAHRAMANLIĞIN TİMSALİ, VATAN SAVUNMASINDA BİR KARA FATMA, BİR ADİLE ÇAVUŞ, BİR NENE HATUN, BİR ŞERİFE BACI, KARBOĞAZI KAHRAMANI BİR KILAVUZ HATİCE VE DAHA PEK ÇOK KAHRAMANLARIMIZDAN OLAN KADINLARIMIZIN KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN

“Türkiye Cumhuriyetinin kurucu babası büyük önder Mustafa Kemal Atatürk‘ün kadınlar hakkındaki görüşleri ve kararlarını hatırlayarak bugünü kutlamaktan daha güzel ne olabilir ki?

Atatürk‘ün 1923’te söylediği, “Kadınlarımız hatta erkeklerden daha çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgin olmaya mecburdurlar!” sözüne hayran olmamak mümkün mü?

Kadınların seçme ve milletvekili seçilme hakları ise 5 Aralık 1934’te Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile tanındı ve tüm dünyaya örnek oldu.

“Dünya Kadınlar Günü” ise dikkatinizi çekerim tam 43 yıl sonra 1977’de Birleşmiş Milletler’de kabul edildi.

Atatürk 1930’da, Türkiye Cumhuriyeti’nde kadınların siyasi haklarını kazanması için gerekli yasaların çıkarılması talimatını verir. Meclis’te çıkarılan bir dizi yasa ile önce Belediye seçimlerine katılma, sonra köylerde muhtar olma ve ihtiyar meclislerine seçilme hakkı tanındı kadınlarımıza.

5 Aralık 1934’te ise Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile dünyada ilk kez kadınlara seçme ve milletvekili seçilme hakkı tanındı” (Orhan Uğuroğlu)

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , , , | TÜRK KADINLARININ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN için yorumlar kapalı
Mar 07

Barzani’nin soyu sopu Türk düşmanı!

Barzani’nin soyu sopu Türk düşmanı!

Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki kargaşadan da yararlanarak sözüm ona “bağımsız bir Kürt devleti” kurmayı hayal eden Mesud Barzani’nin aslında en fazla Türkiye’nin başına “sorun” olduğu öteden beri “endişe” doğuruyor.

Zira Barzani, azılı Türk düşmanı olan sülalesinin, özellikle babası Molla Mustafa Barzani’nin izini sürüyor.

Barzani sülalesinin, Osmanlı İmparatorluğu’na bir asır önce başlayan ihanetlerini aslında bir bir hatırlatmak icap ediyor;

Dede Sait Barzani Osmanlı İmparatorluğu’na karşı en çok ayaklanan yerel aşiret reisiydi.

Sait Barzani’nin oğlu şeyh Muhammet Barzani’nin 1903’te ölümünden sonra yerine oğlu 2. Abdülselam geçiyor ve dağlara kaçıyordu. 1909 yılında iktidara gelen İttihat ve Terakki yönetiminin çıkardığı afla hapisten kurtuluyordu.

Ne var ki, 1912’lerde Abdülselam Barzani yeniden isyan hareketlerine girişiyordu.

1913’te çıkartılan tutuklama emri üzerine tekrar dağlara kaçıyordu.

Kaçak yaşadığı yıllarda İran’daki Kürt liderleri ve Rus generalleri ile görüşmeler yaparak Osmanlıyı arkadan vurmak için halkı kışkırtıp, isyanlar çıkarıyordu. 14 Aralık 1914’te Musul’da yakalanıyor ve sorgulanıp üç arkadaşı ile birlikte idam ediliyordu.

Daha sonraları aşiretler arası çatışmalar, kaçakçılık, yol kesmeler, adam kaçırmalar gibi her türlü “kötü” olayların baş aktörü Molla Mustafa Barzani oluyor, zaman zaman uzun süre ortadan kayboluşu, Moskova’da olduğuna dair bilgiler, hastalık haberleri ile noktalanıyordu.

Aradan kısa bir zaman geçtikten sonra, Molla Mustafa’nın ABD’de “tedavi” olduğunu öğrenenler pek şaşmıyordu. Çünkü Molla Barzani, kılıktan kılığa giriyor, menfaatten menfaate koşuyor, kucaktan kucağa oturuyordu.

Genelkurmay’ın arşivlerinde Molla Mustafa Barzani’nin Rusların desteğiyle Ermeni çetelerini Türklere karşı kışkırttığı bile yer alıyor.

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATASE) arşivlerinde, Molla Mustafa Barzani’nin, sözde Ermeni soykırımının yaşandığı söylendiği tarihlerde, Ermenilerle birlikte Türklere saldırırken Barzani Aşireti’nden önemli destek aldığı belirtiliyor.

Mustafa Barzani’nin Türklere yaptığı ihanetlerin ortaya çıkmasının ardından İran’a kaçtığı unutulmuyor.

Barzani aşiretiyle ilgili “iğrenç” gerçekler Rusya Devlet Arşivi’nde de saklanıyor. Baba Barzani’nin diğer Kürt aşiretlerini de katlettiği söyleniyor.

Molla Barzani, kanlı ve uzun ayaklanmadan sonra Sovyetler Birliği’nin desteğiyle İran topraklarında kurulan, Mehabat Kürt Cumhuriyeti lideri yapılmıştı. Ne garip tesadüftür ki, oğul Mesud bu “kukla” cumhuriyetin Irak ve İran tarafından yıkıldığı 16 Ağustos 1946’da doğmuştu. İhanetin bedelini ödemeye başlayan Barzani, Sovyetler Birliği’ne “sığınarak” canını yine kurtarıyordu. Sürgündeki Molla Barzani 1958’de Irak’a dönüyordu. İlk kez gördüğü oğlu Mesud 12 yaşına basıyordu.

Molla Barzani 3 yıl sonra Irak yönetimine karşı yine ayaklanıyordu, Molla Mustafa Barzani kendisinin yerine küçük oğlu İdris Barzani’yi seçiyordu.

Açıkçası Mesud Barzani’ye pek güvenmiyordu. Molla Barzani 1975’te bu kez yerleştiği ABD’de 4 yıl sonra kanserden ölünce, yerine daha önceden planladığı gibi İdris Barzani geçiyordu. Ancak, İdris Barzani de babası gibi kanserden can verirken Mesud Barzani, hem aşiretin hem de Kürt Demokrat Partisi’nin lideri oluyordu.

 “Halef” seçmediği için babasına bile kinlenen Mesud Barzani, kısa zamanda tıynetini, Molla Mustafa Barzani’nin fotoğraf, heykel ve büstlerini hiçbir yere koydurmayarak gösteriyordu. Hatta, Duhok’taki heykelini dikildiği yerden kaldırtıyordu.

Gerçekten, Mesud Barzani’nin, bir ayağı Irak’ta, diğer ayağı Türkiye’de, üçüncü ayağı Suriye’de ve dördüncü ayağı da İran’da “Truva Atı” konumunda olduğu da bir türlü fark edilemiyor.

İşte, ABD ve İsrail’in desteklediği böylesine tehlikeli bir Barzani’ye dikkat gerekiyor!

 

Kenan AKIN

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | Barzani’nin soyu sopu Türk düşmanı! için yorumlar kapalı
Mar 06

Atatürk’ten kadınlar için altın sözler

Atatürk’ten kadınlar için altın sözler

* “Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer bir organı işlemezse o sosyal toplum felçlidir.”

* “Bir toplum, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi, kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurdur.”

* “Kadınlar içtimai hayatta erkeklerle birlikte yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır.” 

* “Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye, eski devirlerdeki gibi basit değildir. Gerekli özellikleri taşıyan evlat yetiştirmek, pek çok özelliği şahıslarında taşımalarına bağlıdır. Bu sebeple kadınlarımız, hatta erkeklerden daha çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgin olmaya mecburdurlar!”

* “Milletimiz güçlü bir millet olmaya azmetmiştir. Bunun gereklerinden biri de kadınlarımızın her konuda yükselmelerini sağlamaktır. Bundan dolayı kadınlarımız ilim ve fen sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğretim basamaklarından geçeceklerdir.” 

* “İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?”

* “Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan, biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım.”

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , | Atatürk’ten kadınlar için altın sözler için yorumlar kapalı
Mar 05

Dünya Kredi Derecelendirme Kuruluşları Türkiye’ye Düşman mı?

Dünya Kredi Derecelendirme Kuruluşları Türkiye’ye Düşman mı?

 

Dünyada 3 önemli derecelendirme kuruluşu var. Moody’s, Standart and Poors ve Fitch. Moody’s ve S&P daha önce Türkiye’yi yatırım yapılabilir ülke konumundan çıkarttı.

Bu iki kurum negatif görüş bildirirken Fitch ne için olumlu görüş bildirsin ki? Sonuçta kriterler aynıydı. Yine de heyecanla beklendi.

Kredi derecelendirme kuruluşlarının not düşürmek için dikkate aldıkları kriterler neler ve bizde var mı bir bakalım:

Türkiye’de siyasi belirsizlik var mı? Var ve her geçen gün daha da artıyor. Referandum sonucuna göre erken seçim iddialar var.

Türkiye’de terör var mı? Var! Ve halen devam ediyor. Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un açıklaması var. Türkiye’de terör azabilir diyen bizzat başbakan yardımcısı.

Türkiye resmen savaşta mı? Evet! Bugün Türk askeri Suriye topraklarında savaşıyor.

Türkiye’nin en önemli döviz kaynağı turizm son 20 yılın dibine vurdu mu? Evet. 2017 için turizmin iyimser olması için neden var mı? Hayır! Başbakan yardımcısının bile terör azabilir uyarısından sonra hangi turist Türkiye’ye gelir tatil yapar? Bırakın 2017 hatta 2018 yılına yönelik bile toparlanma beklentimiz yok.

Türkiye’de enflasyon rakamları çift hanelere dayandı mı? Evet! Her ne kadar sizin istatistik enstitünüz sık sık hesaplama yöntemini değiştirse bile ülkede enflasyon çift rakamlara dayandı.

Türkiye’de faizler yükseldi mi? Her ne kadar Cumhurbaşkanı’na yükseldiğini göstermemek için kırk takla atsanız da bankalar artık daha yüksek fiyata borç buluyor.

Türkiye’de işsizlik rakamları yüzde 12’ye genç nüfusta yüzde 25’e dayandı mı? Evet?

Bu ülkede büyüme rakamları yüzde 7’lerden 3’lere geriledi mi? Evet!

Yüzlerce hatta binlerce işyeri kapandı mı? İflas eden şirket sayısında artış var mı? Evet!

Bir tane olumlu bir gösterge var mı söyleyin hep birlikte hem Fitch’e hem Moody’s ve hem de S&P’a küfür edelim.  Kararlarının siyasi olduğunu söyleyelim.

 

Remzi ÖZDEMİR

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , | Dünya Kredi Derecelendirme Kuruluşları Türkiye’ye Düşman mı? için yorumlar kapalı
Mar 04

Hayırda Hayır vardır!

Hayırda Hayır vardır!

 

Türk Cumhuriyetini tıpkı kurduğun gibi

 Ey necip Türk milleti başını eğme kaldır

“Beka sorunu var” der yüksek mevkidekiler

 İnsan için mertlikte, hayırda hayır vardır!

 

 Aslında bütün millet aşsız, ekmeksiz açız

 Tarihimize bakın insanlığa bir tacız

 Üç yüz akıl yetmemiş “tek adama” muhtacız

 Her Türk bilir erlikte, hayırda hayır vardır!

 

 Aklına, vicdanına, irfanına bir danış

 Felakete götürür seni bir cahil kanış

 Makam, mevki, çıkara fayda vermez aldanış

 Dirilikte, dirlikte hayırda hayır vardır!

 

 Sizlerden akılsız mı Cumhuriyeti kuran

 Her türlü kötülükten kurtarıldı din, Kur’an 

Türk’ün Kızıl Elması hedefte kutlu Turan

Ancak milli birlikte hayırda hayır vardır!

 

Türk ülkesinde Türk’ün adını anmadılar

Filistin Mısır kadar Türk’e hiç yanmadılar

Bir kez akıllarını Türklüğe banmadılar

Bilesin yiğitlikte hayırda hayır vardır!

 

Unutmadık Oslo’yu, unutmadık Habur’u

Bizim akıllarımız vekillerden de duru

Çalınacak muhakkak Hakk’ın uyaran suru

Hain bil ki; şerlikte, hayırda hayır vardır!

 

Hayır, düşün hayır söyle hayır yap

Hayır, istiyorsan bir Allah’a tap

Hayır, karışmasın saman ile sap

Kurtuluşun Türklükte, hayırda hayır vardır!

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , , , | Hayırda Hayır vardır! için yorumlar kapalı
Mar 03

ÜLKÜCÜLERİN HİKÂYESİ (2)

ÜLKÜCÜLERİN HİKÂYESİ (2)

Yıl 1979  aylardan Eylül. Bursa’da Taner Kalkancı ülküdaşımız pusuya düşürülür….Sekiz kurşun yarası alır… Hastaneye yetiştirilir…Ameliyata alınır…Ameliyat uzun sürer…Kan yetmez..Acil kana ihtiyaç vardır..İkinci, üçüncü ameliyat gerekmektedir…Gün geceye dönmüştür…
Çevre illere telefon edilir…
İzmir Ocak Başkanı Mehmet Ali Metin, Bursa’dan Himmet Ağabeyin acil kan yetiştirin imdadına 17 ünite kan hazırlar.
Elde taka bir Murat 124…Başka araç yoktur. Bir ağabeylerinin Renault arabasını isterler. Araba geldiğinde çeyrek depo benzin vardır.
Yetmiş beş liraya dolan depoyu tam doldurabilmeleri için elli yedi liraya ihtiyaç vardır. Ocakta bulunan sekiz on arkadaş ceplerini boşaltır, otuz sekiz lira toplarlar. On dokuz liraya ihtiyaç kalır.
Tam bu sırada başkanın odasına Turan İbrim ağabeyleri girer. Eczacı olan Turan Ağabeyleri:
– Hayırdır çocuklar, bu ne telaş?
– Abi, Bursa’ya kan yetiştirmemiz lazım, arabayı bulduk, benzin parasını denkleştiremedik.On dokuz liraya ihtiyaç var.
– Hadi şanslısınız, bizim eczane bugün nöbetçi,arayalım bakalım kasada kaç lira var?
Gültepe’deki eczane aranır…Kalfaya Turan ağabeyleri sorar:
– Kasada kaç lira var?
– 27 lira abi.
– Hemen çırakla ocağa gönder..
– Peki abi.
Para gelir. Turan ağabeyleri cebindeki 20 lirayı da ekler.
– Yolda lazım olur.Allah yolunuzu açık etsin, haydi yola koyulun bakalım…
Sabaha karşı saat 03.30’da hastaneye yetişirler. Hastanede toplanan kan 117 üniteyi bulur.
Ama bu kanlar Taner’e nasip olmaz. 03.05’te ülküdaşları ruhunu teslim etmiş, ülkücü şehitler arasında yerini almıştır.
Ramazan ile Yasin bitkin, yorgun ve üzgün, Öğle namazında Ulu Camii’nden cenazesi kaldırılacak olan Taner ülküdaşlarına son görevlerini yapmak için izin almak üzere İzmir Ocak Başkanı Mehmet Ali Metin’i ararlar.
– Başkanım, yetiştik yetiştik ama maalesef… Taner 03.05’te ruhunu teslim etmiş..Müsaade edersen cenazesini kaldırdıktan sonra yola çıkmak istiyoruz.
Telefonun diğer ucunda Başkanları titrek bir sesle,
– Allah rahmet eylesin. Bursalı ülküdaşlarımız şehidimizin cenazesine yeter. Siz buraya öğlen namazına yetişin, Turan İbrim Ağabeyi eczanesinde kurşunladılar…Şehit oldu…

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , , | ÜLKÜCÜLERİN HİKÂYESİ (2) için yorumlar kapalı
Mar 02

“Köyün namusunu kurtarmak için oyları düzelttik.’’

“Köyün namusunu kurtarmak için oyları düzelttik.’’

Ayrıdamlı Pala, gerçek adı ile Mustafa Altınok köyün muhtarıdır.
Muhtar dediysek öyle yaşlı başlı da değildir ha. Belki de Yozgat’ın en genç muhtarıdır. Kendisine çok yakışan pala bıyıkları sayesinde; ‘’ Pala’’ lakabı ile tanınır. Civanmert, hanedan, nüktedan bir kişidir.
O gün 1982 anayasası için referandum yapılıyor. Elbette bizim tüm Yozgatlılar olduğu gibi, Ayrıdamlılar da toptan ‘’ eveti’’ çekiyorlar anayasaya.
Akıllı adamlar, biraz da el mecburlar. Öyle bir referandum ki lehte propagandası serbest, alyhte konuşulması yasaktır.
Hani bir zamanların şeflik döneminin; ‘’

– Açık oy gizli tasnif’’ garabetinin bir küçük uygulaması gibi bir şey.
Tabi arada, demokratik haklarını kullanmak isteyen ‘’ sivri zekalılar’’ da çıkmıyor değil. Sekiz on Ayrıdam’lı ‘’ hayır ‘’ oyu vermişler.
Bizim Pala muhtar. Şimdi bu iki yüz üç yüz oyun içinde, sekiz on ‘’ hayır ‘’ oyunu hazmedemiyor. Öyle ya, hakime ne diyecek. Ola ki işe karakol kumandanı karışır.
Referandumdan sonra köylüyü evlerine gönderir. Sandık memuru ve ihtiyar heyetiyle birlikte işi halleder. ‘’ hayır ‘’ oylarını ‘’ evet ‘’ ile değiştirerek, Ayrıdam’ın namusunu (?) kurtarır.

Ayrıdam’dan Sorgun’a, Sorgundan Yozgat’a, Yozgat’tan Angara’ya giden referandum sonucuna göre, vatansever tüm Ayrıdamlılar, 1982 anayasasına yüzde yüz ‘’ evvet’’ demişlerdir.
Referandum sonuçlarını teslim alan hakim pek memnun.
Pala’ya gülümseyerek sorar:
‘’ – Senin köyün maşallahı var Pala. Anladığım kadarıyla Ayrıdamlılar çok bilinçli; fakat hiç mi yaşlı yok, hiç mi okuryazarlığı olmayan yok. Hiç mi yanlışlık olmadı da yüzde yüz evet oyu çıktı’’
Pala kendine özgü cevabı verir:
‘’ – Sekiz on yanlışlık oldu efendim. Sandık açıldıktan sonra, köyümüzün namusunu kurtarmak için kendi elimizle düzelttik.’’
Hakim şaşırır. İşte karşısındaki Pala bıyıklı muhtar, seçimde yolsuzluk yaptığını ağzıyla itiraf etmektedir.
Kızgınlıkla sorar:

‘’ – Efendim efendim ne yaptınız?’’
Pala kırdığı potu anlar ve hemen çark eder:
‘’ – Hakkınız var hakim beyim, bizim köy Pariz gibidir.’’
Hakim ısrar eder:
‘’ – Yok yok, az evvel dediğini söyle?’’
Pala hiç duymaz:
‘’ – Olur mu hakim beyimn, bizim köyün demokrasiyasına kim söz edebilir.’’
Hakim bağırar:
‘’ – Yahu şu oy meselesini nasıl düzelttiğini anlat.’’
Pala o taraklara bir daha basar mı:
‘’ – Haklısınız hakim beyim .Biz de aynen Evran Paşamız gibi düşünüyoruz.?’’
Onları dinlemekte olan savcı, Pala’yı tanıyor.
Hakimin onu konuşturamayacağını anlar:
‘’ – Boşuna yorulma hakim bey. Lafı palanın ağzından motorla çekseniz bile geçti, artık konuşturamazsınız.’’

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , , , , , | “Köyün namusunu kurtarmak için oyları düzelttik.’’ için yorumlar kapalı
Mar 01

“Aktrollerin övdüğü insanı MHP’den ihraç ederim”

            “Aktrollerin övdüğü insanı MHP’den ihraç ederim”

             7 Haziran sonrası Bahçeli muhalifi bazı MHP’liler için AKP’nin Aktrol diye nitelenen unsurlarının övücü ve takdir edici sözlerine karşı Bahçeli çok açık bir biçimde şunları söyler: “Aktrollerin övdüğü insanı, ben MHP’den ihraç ederim”.

MHP’nin temsil ettiği Türk Milliyetçiliğini “ayakları altına” alan, MHP zihniyetini “kafatasçı” olarak suçlayan Erdoğan Anayasa değişikliğine destek veren Bahçeli ve ekibi için şunları söylüyor: “MHP’nin gerçeği görmesi sayesinde yeni sisteme uygun değişikliklerin yapılabilme yolu açılmıştır. Ben milletim adına MHP liderine ve ekibine özellikle teşekkür ediyorum”.

MHP’yi siyaset sahnesinden silmeye azmetmişlerin Devlet Bahçeli’yi takdir, alkış ve teşvik etmelerinin bir nedeni olsa gerek.

Görüldüğü gibi gelinen aşamada AKP’nin aktrolleriyle birlikte ne kadar yeminli MHP karşıtı varsa Devlet Bahçeli’yi öve öve yere göğe sığdıramıyor.

Ne dersiniz bugün de AKP’nin aktrollerinin övdüğü bütün MHP’liler MHP’den ihraç edilsin mi?

“Yüce Divan’a göndereceğiz” derken gerçekte ‘yüce makama çıkartacağız’ diyormuş. ‘Cumhurbaşkanı’nı anayasal sınırlar içine çekeceğiz’ derken aslında ‘anayasayı Cumhurbaşkanı’nın davranışlarına uygun hale getireceğim’ demek istiyormuş. Birileri birilerini yanlış anlamış!

Sonuç: Aslına dönüşemeyen her hareket eninde sonunda zıddına dönüşür.

 

Özcan YENİÇERİ

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , | “Aktrollerin övdüğü insanı MHP’den ihraç ederim” için yorumlar kapalı