Ara 03

TARİHTE BUGÜN

3 AralıkDünya Engelliler Günü

1920 – Ankara Hükûmeti ile Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti arasında Gümrü Barış Antlaşması imzalandı.

1959 – Fazıl KüçükKıbrıs Cumhuriyeti cumhurbaşkanı yardımcısı oldu.

1973 – Pioneer 10Jüpiter‘in ilk yakın plan görüntülerini Dünya‘ya gönderdi.

1979 – Ayetullah Ruhullah Humeyniİran‘ın ilk dini lideri oldu.

1984 – Hindistan‘da bir fabrikadan 40 ton metil isosiyanat gazının sızması 18.000 kişinin ölümüne neden oldu.

Attila József (ö. 1937)

Ozzy Osbourne (d. 1948)

Katarina Witt (d. 1965)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ara 03

KİMLİK

Geçen yazımda insanların bir araya geldikleri her yerde, iş yerinden siyasi partiye, dernekten millete, yöneticilerin hedefi “biz” hissini yaratmaktır demiştim. Biz, mensubiyet şuurudur. “Biz”, kimliktir; Milan Kundera’nın dediği gibi, benliğimizin büzülüp kendi içine çökmesini önleyen şeydir.

Ölümün İnkârı (The Denial of Death) kitabında Ernest Becker, “İnsan ölümlüdür ve ölümlülüğünün farkında olan yegâne yaratıktır.” diyor. Dolayısıyla insanoğlunun en büyük problemi faniliğidir. İnsan bu önlenemez sondan kurtulmak için, tekrar ölümsüzlüğe kavuşmak için, başta din ve mistisizm olmak üzere çareler arar. Bunlardan biri de mensubiyettir. Kendi ölümlü olsa bile, mensup olduğu toplumun ölümsüz olduğunu hisseder. Bu hissi en kuvvetle veren toplum, millettir. Halkla millet arasındaki baş fark, halkın geçmişsiz ve geleceksizliği, buna karşılık milletin, güçlü bir zaman boyutuna sahipliğidir. Dolayısıyla millet hem bugün yaşayan halktır hem de anne-babalar, büyükanne ve büyükbabalar ve bütün atalardır; geleceğe baktığımızda da çocuklarımızdır, torunlarımız ve onların çocuklarıdır, bütün gelecek nesillerimizdir. İşte zaman içindeki bu akışa mensubiyet, insanın ölümlülüğüne sürülmüş bir merhemdir. Kesin tedavi olmasa bile… Edebiyatçı bugünkü dostları kadar gelecek nesiller için de yazar. Çalışan, üreten, hem ailesi ve dostları hem de gelecekteki akrabaları için üretir. Resimden, heykelden mimariye insanın yükselen bütün kültürü hem bugünkü toplumu içindir hem gelecek nesilleri içindir. Bütün bunları yaparken başladığı nokta da geçmişinin kültür mirasıdır.

Kimliği savunmak

Bu yüzden bazı kimselerin, “Dünyada rekabet olmasa ne olur, din ve milliyet olmasa ne olur, bütün insanlık kardeş kardeş bir büyük topluluk hâlinde yaşayamaz mıyız?” düşünceleri güzeldir ama sosyal psikoloji biliminin aydınlattığı gerçeklere terstir. Sakharov Hürriyet Ödülü sahibi Nathan Sharansky, Defending Identiy (Kimliği Savunmak) kitabına kozmopolitiliğe örnek olarak John Lennon’un “Imagine (Hayal Et)” şarkısını alıp şöyle söylüyor:

“Batı, kimliksizliğin en derinden bağlı olduğu kendi değerlerine yönelik tehdidinden habersiz görünüyor. John Lennon, böyle bir ütopyaya yazdığı Imagine adlı şarkısında, cennet ve cehennemin, dinin ve ulus-devletlerin olmadığı, ‘öldürülecek veya uğruna ölünecek hiçbir şeyin olmayacağı, insanların kardeşliği’nin hüküm sürdüğü bir dünya tasarlar. Ama gerçek kardeşlerin olmadığı, hiç kimsenin bir diğerine veya bir yaşam biçimine bağlı olmadığı bir kardeşlik, boş bir havadan başka bir şey değildir.”

Sharansky, o dünyada benim hiç gerçek kardeşim yok diyor.

Fukuyama ve kimlik

Yukarıda söylediğim gibi toplumların yöneticilerinin baş vazifesi, insanların o toplumun kimliğini takınmalarını sağlamak, mensubiyet duygusunu yaratmaktır. Tehlikeli olan insanların, mensup oldukları toplumun içinde alt toplumlar yaratması ve kendi toplumundaki başkalarını Dış-Grup olarak görmesidir. İşte bu tehlike çağımızın en ağırlıklı uluslararası politika yazarlarından Francis Fukuyama’ya Identity (Kimlik) kitabını yazdırdı.

Fukuyama, kimliğin, bütün milleti kapsaması gerektiğini söyler. Toplum, etnisitelere, din ve mezheplere veya cinsiyet eğilimlerine dayanan İç-Gruplara bölünmemelidir. Çünkü bu, beraberinde Dış-Gruplar yaratır ve toplumun bizden olmayan kesimlerine karşı düşmanlık getirir. Millî devletin de millî eğitimin de asıl görevi kapsayıcı millî kimliği güçlendirmektir.

Alıntı: İskender Öksüz

Posted in Gündem | KİMLİK için yorumlar kapalı
Ara 02

TARİHTE BUGÜN

2 Aralık:

1409 – Leipzig Üniversitesi kuruldu.

1804 – Napolyon BonapartPapa‘nın da katıldığı törende taç giydi ve Fransa İmparatoru oldu.

1918 – ErmenistanOsmanlı İmparatorluğu devletinden bağımsızlığını ilan etti.

1971 – Birleşik Arap EmirlikleriBirleşik Krallık‘tan bağımsızlığını kazandı.

1993 – Pablo EscobarMedellín‘de DEA ve Kolombiya güvenlik güçleri tarafından öldürüldü.

Marquis de Sade (ö. 1814)

Yahya Kemal Beyatlı (d. 1884)

Marty Feldman (ö. 1982)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ara 02

ASLANLARIN, ARILARIN VE CESARETİN ÜLKESİ ETİYOPYA

Etiyopya’nın sömürgeleşmeye karşı verdiği mücadele, dünya tarihinin en etkileyici hikâyelerinden biridir. Afrika kıtasında neredeyse tüm ülkeler Avrupalı güçler tarafından işgal edilirken, Etiyopya dimdik ayakta kaldı. Bu, sadece askeri cesaretin değil, aynı zamanda zeka, birlik ve inancın da zaferiydi.

19. yüzyılın sonlarına doğru, Avrupalı devletler Afrika’yı paylaşmakla meşguldü. Ancak Etiyopya, bu istilaya boyun eğmeyi reddetti. Ülkenin lideri II. Menelik halkını tek bir amaçta birleştirdi: özgürlüğü korumak. Ordusu modern silahlara sahip değildi ama stratejileri akıllıcaydı. Etiyopyalı askerler sadece savaş sanatında değil, doğayı kendi lehlerine kullanmakta da ustaydılar. Tarihi kaynaklara göre bazı birlikler, düşmanı şaşırtmak ve korkutmak için alışılmadık yöntemler geliştirdi. Savaşta filler, aslanlar ve hatta arılar gibi hayvanları kullandıkları anlatılır. Aslanlar, kralın gücünün sembolüydü ve düşman hatlarını dağıtmak için savaş alanına salınırdı. Arı ve eşekarılarıyla yapılan saldırılar, silah seslerinden bile daha büyük bir panik yaratırdı. Yabancı askerler, bu toprakların vahşi doğasına alışık olmadıkları için şaşkına dönerdi.

Fakat Etiyopya’nın başarısı sadece bu sıra dışı taktiklerle açıklanamaz. Halkın inancı, cesareti ve bağımsızlık tutkusu her şeyin önündeydi. 1896’da gerçekleşen Adwa Savaşı, bunun en parlak örneğidir. İtalyan ordusu modern tüfeklerle donanmıştı, ama Etiyopya halkı kendi topraklarını, kendi kalpleriyle savundu. Kadınlar yaralı askerleri tedavi etti, çiftçiler erzak sağladı, ruhban sınıfı dua etti. Bu bütünlük, işgalcilerin en büyük silahından bile güçlüydü. Ve sonuçta, Etiyopya galip geldi. Afrika tarihinde bu kadar net bir özgürlük zaferi çok azdır.

Bu zaferin yankısı sadece Afrika’da değil, tüm dünyada hissedildi. Adwa, sömürgeciliğe direnen halklar için bir umut sembolü oldu. Bugün bile Etiyopya bayrağındaki renkler yeşil, sarı ve kırmızı Afrika birliğinin ve özgürlüğün simgesi olarak kabul edilir.

Etiyopya’nın hikayesi bize şunu hatırlatır: gerçek güç, sadece ordularda ya da silahlarda değildir. Güç, inancın, cesaretin ve kendi topraklarına olan sevginin birleşiminde yatar. Bu ülke, imkânsız gibi görünen bir direnişi gerçeğe dönüştürerek tarihe adını altın harflerle yazdırdı. Ve bugün hala, özgürlüğün en saf halini temsil eder…

Kaynak: Hazal Merisana

Posted in Hikayeler | ASLANLARIN, ARILARIN VE CESARETİN ÜLKESİ ETİYOPYA için yorumlar kapalı
Ara 01

TARİHTE BUGÜN

1 AralıkDünya AIDS Günü

1640 – Portekizİspanya‘dan bağımsızlığını ilan etti.

1918 – İzlanda, egemen bir devlet oldu.

1943 – StalinRoosevelt ve Churchill‘ın katıldığı Tahran Konferansı sona erdi.

1973 – Papua Yeni Gine kendi kendini yönetme hakkını ilan etti.

1999 – Birleşik Arap Emirlikleri‘nde 321 metre yükseklikle dünyanın en yüksek oteli olan Burc el-Arab hizmete açıldı.

Marie Tussaud (d. 1761)

Dario Moreno (ö. 1968)

John Coughlin (d. 1985)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ara 01

PAPA’NIN İZNİK GÖREVİ!

Katolik dünyasının ruhani lideri Papa 14. Leo, göreve geldikten sonraki ilk yurtdışı ziyaretini, Türkiye’ye yapıyor. İznik Stadyumu’na helikopterle gelmesi beklenen Papa, İznik Su Altı Bazilikasında ayin yönetecek.

İznik, Anadolu’da Türklerin ilk başkentidir. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, İznik’i 1075 tarihinde fethetmiştir. Birinci Haçlı Seferi’nde 600 bin kişilik Haçlı Ordusu, 1097 Mayıs ayında İznik’i geri almıştır. Orhan Bey zamanında, 1331’de İznik yeniden fethedilmiştir.

Birinci İznik Konsili ise MS 325 yılında İmparator I. Konstantin tarafından toplanmıştır. İznik Konsili’nin ana konusu İsa’nın gerçek Tanrı olup olmadığıydı…

***

Türk Ortodoks Patrikhanesi sözcüsü Selçuk Erenerol, İznik’te 1700 yıl sonra konsil toplama girişime tepki göstermiş ve şöyle demişti:

“Fener Rum Kilisesi’nin, İznik Konsili’nin 1700. yıl dönümünü gerekçe göstererek İznik’te gerçekleştirmek istediği ekümenik nitelikli siyasi etkinliği kabul etmiyoruz. Bu tür organizasyonlar, dini tarih üzerinden siyasi bir mesaj verme çabasıdır. 1925 yılında aynı etkinlik yapılmak istenmiş, ancak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün duruşu net olarak anlaşılınca geri çekilmişlerdir. Bugün de bizler aynı kararlılıkla bu girişime karşıyız. Mesele, bu tarihi olayın bir bahane olarak kullanılması ve Fener Rum Kilisesi’nin siyasi pozisyon elde etme çabasıdır. Bu etkinliğe göz yumanlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerini ve milli iradenin hassasiyetini yok saymaktadır.”

***

Papa Franciscus da 2024’ün Eylül ayında, Fener Rum Patrikhanesi’ni ve Ayasofya’yı ziyaret etmişti. Papa Franciscus ve Patrik Bartholomeos, birlikte Aya Yorgi Kilisesi’ndeki ayini izledikten sonra birbirlerini yanaklarından öperek, kucaklaşmıştı. Bartholomeos, Papa Franciscus’u takkesinden öpmüştü.

Vatikan Basın Sözcüsü Rahip Federico Lombardi, “Papa’nın Ayasofya’yı ziyareti, bir müze ziyaretinden ibaret değildi, buradaki derin tarihin yoğunluğuyla ilgili bir deneyimdi” demişti

Bartholomeos ve Franciscus’un ortak bildirisinde ise “Hristiyanların olmadığı bir Orta Doğu’ya razı olamayız” ifadesi kullanılmış ve “Başta Katolik ve Ortodokslar olmak üzere bütün Hristiyanların birliğine yönelik gayretleri yoğunlaştırma yönündeki kararlılık” vurgulanmıştı.

***

Orhan Dündar’ın “Kıyamet’in Türkleri” eserinde, şöyle deniliyor:

“Papa 3. İnnocentius, tıpkı şimdiki Papa gibi Hıristiyan birliğini sağlamak istiyordu. İstanbul’u Haçlı ordularına işgal ettirmesinin sebebi buydu.

İstanbul, 13 Nisan 1204’te düştü. Haçlılar, 1099’da Kudüs’ü ele geçirdiklerinde gösterdikleri vahşeti burada da tekrarladılar. Auguste Bailly, Doğu Romalı Vakanüvis Nikitas Akominatos’dan alıntılar yaparak Haçlıların Ayasofya’da nasıl derin tarih yöntemleri uyguladığını şöyle anlatır: ‘Gezginci zevk ve günah dükkanı bir genel kadın, patrik kürsüsüne oturdu; orada açık saçık bir şarkı söyledi ve kilisenin içinde dans etti. Vahşi bir azgınlıkla, bütün kadınlara, en masum genç kızlara, kendilerini Tanrı’ya adamış rahibelere tecavüz ediyorlardı. Bütün şehir umutsuzluk, gözyaşı, feryat ve iniltiden başka bir şey değildi.’

1261 yılında 8. Mihail Palaiologos, kurduğu ‘Türk Ordusu’ ile İstanbul’u Haçlılar’dan geri aldı. 8. Mihail Palaiologos, taht mücadelesi sırasında Konya Sultanı II. Keykavus’a sığınmış ve destek görmüştü.”

Haçlı Seferleri, 1095-1270 arasında Vatikan’ın planlaması ve kışkırtması üzerine Avrupalı Katolik Hıristiyanların, Müslümanların elinde bulunan ve “kutsal topraklar” denilen Anadolu ve Orta Doğu topraklarını işgal girişimiydi. 1187 yılında Selahaddin Eyyubi, Kudüs’ü Haçlılardan geri aldı. 13. yüzyılın sonlarında Haçlıların Orta Doğu’daki varlığı sona erdi.

***

Geçen yıl iki mezhep önderinin buluşmasından “Hristiyanların olmadığı bir Orta Doğu’ya razı olamayız” mesajı çıktığına göre, İznik Konsili’nin asıl hedefi, Anadolu ve Orta Doğu topraklarına geri dönmektir.

Alıntı

Posted in Gündem | PAPA’NIN İZNİK GÖREVİ! için yorumlar kapalı
Kas 30

TARİHTE BUGÜN

30 Kasım:

1853 – Kırım Savaşı‘nın önemli çarpışmalarından biri olan Sinop Baskını gerçekleşti.

1961 – Birleşmiş Milletler‘in genel sekreterliğine Birmanyalı eğitimci U Thant seçildi.

1966 – BarbadosBirleşik Krallık‘tan bağımsızlığını ilan etti.

1967 – Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti kuruldu.

1982 – Michael Jackson‘ın Thriller albümü yayımlandı. Albüm, daha sonra dünyanın en çok satan albümü olarak Guinness Dünya Rekorları‘na girdi.

Oscar Wilde (ö. 1900)

Mark Twain (d. 1835)

Béla Kun (ö. 1939)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Kas 30

KIBRIS ADETA ŞU AN BİR ÇEMBER İÇİNE ALINIYOR.

Avrupa Birliği, Yunanistan, Kıbrıs Rum tarafı ve İsrail medyası, seçim sonrası attıkları manşetlerine Kuzey Kıbrıs için çok farklı planları olduğu artık çok daha şeffaf biçimde ifade ediyorlar.

Sonuçlardan son derece memnun olup gerçek dışı “Türk halkı federasyon istiyor” ve “Ada’nın birleşmesi artık kaçınılmaz, müzakereler hemen başlayacaktır” yönünde birçok haber servis edildi.

Kuşkusuz ki, Kıbrıs adası tekrar tarihi bir dönüm noktasındadır.

Kıbrıs Türkleri, haklı olarak Ada’da varlıklarını ve topraklarını korumak zorundayken, Rum tarafı, arkasına Amerika, İsrail, İngiltere ve Avrupa Birliğini de alarak son derece küstahça adanın 9,251km² toprağının tamamen sahibi gibi davranıyor.

Avrupa Birliği Konsey Başkanlığı, 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren 6 aylığına Kıbrıs Rum tarafı Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides tarafından yönetilecektir.

Tartışmasız, Christodoulides Başkanlık döneminin en önemli konusu, Kuzey Kıbrıs’ın varlığı, Türkiye’nin de Ada’da bulunmasının meşruiyeti ve garantörlüğünü tartışır hale getirmek olacaktır.

Kıbrıs adeta şu an bir çember içine alınıyor.

Bir yandan Gazze’yi yönetmek için getirilecek olan eski İngiliz Başbakanı ve savaş suçlusu Tony Blair adanın tam karşıda konumlanırken,

Diğer yandan Dipkarpaz’ın tam karşısında, Suriye’de kravatlı cihatçılar, Alevileri katledip, kıyılara HTŞ’sı konumlandırıyor.

Arada kalan Lübnan ise 18 yıl bekletilen Lübnan-Rum deniz yetki alanlarını onaylayarak artık bölgede dev Amerikan, İngiliz, İtalyan, Fransız ve İsrail şirketlerin yararlanacağını bir sahaya dönüşüyor.

Tabii ki de Avrupa Birliği bu projenin gerçekleşmesi için çok ciddi gayretler içinde.

Avrupa Birliğinin 1 Temmuz 2025 tarihli Kıbrıs Türklerinin Finansal kalkınması için yapılan çalışmalar raporunda, 2006 ile 2024 yıllar arasında, Kuzey Kıbrıs’a 726,949,162.93 Euro yardımda bulunduğunu belirtiyor.

Bu finansal desteklerin amacı ise Ada’da bulunan Türkler ve Rumlar arasında ekonomik entegrasyon üzerinden siyasal birleşmeyi sağlamak olduğunu da özellikle belirtiyor.

Raporun en çarpıcı bölümü ise 2006-2024 yıllar arasında Kayıp İnsanlar komisyonuna 41.1milyon Euro ödenek ayırmış olmasıdır.

Avrupa Birliği, özellikle 1974 sonrası Kuzey Kıbrıs Türk topraklarında kayıp olan 2002 kişinin bulunmasına çok önem veriyor.

Şu ana kadar 1057 kişinin kalıntıları bulundu ve bu kalıntılar, Amerika’ya gönderildikten sonra Bode laboratuvarında 700 Rum, 200 Türk insanın DNA sonuçlarına göre kimlikleri tespit edildi.

Dosyalar gizlik ilkesi nedeniyle şimdilik kamuoyuna açık değil.

Ancak, Avrupa Birliğin, kalıntıların bulunması için ayırdığı bu önemli bütçe, bize gösteriyor ki, yarın olası bir görüşme sürecinde Ada’daki kalıntıların bulunduğu yerler, Rumlar tarafından hak talep etmek için de kullanılacaktır.

Bu endişemi teyit edecek ilk girişim de geçen hafta

Avrupa Parlamento Üyesi ve aşırı sağ DİSİ Milletvekili Michalis Hadjipantela’nın 1974 Harekatı sırasında kaybolan ve hayatını kaybeden Kıbrıslı Rumlar için Avrupa Parlamentosu binalarının birine anıt yapılması için vermiş önergenin kabul edilmesinden görüyoruz.

Konuyla ilgili Kayıp Şahıslar Komitesi Kıbrıs Türk Üyesi Sayın Hakkı Müftüzade’nin Türk Ajansı Kıbrıs’a (TAK) vermiş olduğu demeçten çok açıkça anlaşılıyor ki ilerleyen süreçte Türklerin, Ada’daki varlıklarını başta Avrupa Birliği tarafından tamamen yok sayılacaktır.

O yüzden Sayın Erhürman çok kritik bir dönemde Cumhurbaşkanlığı görevini üstlendi.

İlk sınavını Kıbrıs Türk Cumhuriyetine ve Türk halkına karşı yapılması kararlaştırılan bu olağanüstü saygısız ve tahrik edici anıtın yapılmasını engelleyebilirse geçecektir.

Alıntı: İlay Aksoy

Posted in Gündem | KIBRIS ADETA ŞU AN BİR ÇEMBER İÇİNE ALINIYOR. için yorumlar kapalı
Kas 29

TARİHTE BUGÜN

29 Kasım:

1114 – Maraş depreminde 40 bin kişi öldü.

1864 – Amerika Birleşik Devletleri‘nde Sand Creek Katliamı gerçekleşti.

1899 – FC Barcelona kulübü kuruldu.

1944 – Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti kuruldu.

1945 – Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti kuruldu.

Christian Andreas Doppler (d. 1803)

Abdullah Cevdet (ö. 1932)

Ryan Giggs (d. 1973)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Kas 29

TÜRKİYE’DE TÜRK SORUNU VAR, “KÜRT SORUNU” YOK,

Yüzyıl öncesini düşünmelidir akıl. Hele ki; devlet yönetimi gibi yüksek sorumluluğu varsa kişinin… Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı ile birlikte sınırları içerisinde bulunan bütün etnik ırklar ayrılmış devlet kurmuşlardır. Sadece Türkler Osmanlı bakiyesi toprakları korumak uğruna çöllerde şehit olmuşlar, her yerde adeta soykırıma uğramışlardır. Çünkü Osmanlı yönetiminde Türkler görevlendirilmemiştir. Osmanlı’da Türk, “Edrakı bi idrak” (idraksiz Türk) olarak ifade edilmekteydi. 

Evet, yüzyıl önce Anadolu’da bir Ermeni devleti kurmak isteyen batılı devletler (ABD, İngiltere, Fransız vb.) Anadolu’ yu kan gölüne çevirdiler. Türkler kanı, canı pahasına Atatürk’ün önderliğinde kahramanca direnerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ ini kurdu.

Birinci Dünya Savaşında “hasta adam, tükendi, bitti, silahları yok, aç sefil bıraktık” dedikleri ve Orta Asya’ya sürmek istedikleri Türklerin bu zaferini asla kabul edemediler.

Atatürk’ün “Misakı Millî” olarak işaret ettiği Musul, Kerkük konusu gündeme geldiğinde sahte şeyhlerle, aşiret ağalarını kullanarak Türkiye’de ayaklanmalar çıkaran emperyalistler Türkmenlerin yaşadığı bu yerleri Türkiye’nin elinden aldılar.

Meşhur “Hizmet Hareketi” dedikleri siyasal İslamcı paralel yapı dinci anlayış yüzünden devleti ele geçirmek isteyen FETÖ kalkışmasını yaşadık. Hoca Efendimiz diye öven siyasiler müthiş bir dönüş yaparak hepsi de masumluk maskesini takınıverdiler… Türkiye Cumhuriyeti’nin kozmik odasına girilerek bütün gizli devlet projeleri ifşa edildi. Şerefli Türk ordusunun Genel Kurmay Başkanı terör örgütü lideri iddiasıyla tutuklandı. Generallerinin pek çoğu tutuklandı. Şanlı Türk tarihinin efsane destanı “ERGENEKON” adı kullanılarak “FETÖ” kumpasları ile TSK’nin subay kadrosu tasfiye edildi.

Gelelim bugüne. Bugün Atatürk’ün övgü ile ifade ettiği “NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!” yazısı her yerden kaldırıldı. Cumhuriyetin ilk yıllarından beri okutulan “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” ifadesini içine sindiremeyenler eliyle ANDIMIZ yasaklandı. Hatta Anayasa’dan Türk’ün çıkarılması bile konuşulur tartışılır duruma geldi. Ayrıca okul kitaplarından Atatürk ve millî konular tamamen çıkartıldı. Arif Nihat Asya’nın “BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR” şiiri yasaklandı.

Ben Türk’üm diyen bir kişinin Güney Doğu Anadolu bölgesine giderek yerleşmesi, bir işle meşgul olması mümkün değildir? Kürt sorunu var diyen dönmeler Türk’ü orada barındırmazlar.  Ama ben Kürt’üm diyenlerin hepsi de Türkiye’nin her yerinde her türlü haktan yararlanmaktadırlar. Bütün şehirlerde çalışmaktalar. Hatta milletvekili, Cumhurbaşkanı, Vali, Kaymakam, doktor, mühendis, öğretmen vb. olabilmekteler.

TÜRKİYE’DE TÜRK SORUNU VAR, “KÜRT SORUNU” YOK.

Posted in Gündem | TÜRKİYE’DE TÜRK SORUNU VAR, “KÜRT SORUNU” YOK, için yorumlar kapalı