Ara 31

TARİHTE BUGÜN

31 AralıkYılbaşı arifesi (miladi takvim); İskoçya‘da Hogmanay

1600 – Britanya Doğu Hindistan Şirketi, Kraliçe I. Elizabeth‘in emriyle kuruldu.

1862 – Amerikan İç Savaşı‘nda en büyük kayıplardan birinin verildiği Stones River Muharebesi başladı.

1909 – Manhattan ile Brooklyn‘i bağlayan ve modern asma köprülerin ilk örneği olan Manhattan Köprüsü trafiğe açıldı.

1963 – Rodezya ve Nyasaland Federasyonu dağıldı.

1992 – Çekoslovakya, barışçıl bir şekilde Çekya ve Slovakya olarak ikiye bölündü.

III. Callixtus (d. 1378)

Miguel de Unamuno (ö. 1936)

Anthony Hopkins (d. 1937)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ara 31

MEKKE’NİN FETHİ

Mekke’nin Fethi, 11 Ocak 630 yılında gerçekleşmiştir. Bu tarih Hicri takvimde Hicret’in 8. yılına, Ramazan ayının 10. Gününe denk gelir.

Bir süre önce Müslümanlarla Mekkeli Kureyşliler arasında Hudeybiye Antlaşması yapılmıştı. Mekkeli Kureyşlilerin müttefiki olan Beni Bekir kabilesi bu antlaşmaya aykırı biçimde, Müslümanların himayesindeki Huzaa kabilesine saldırdı.

MEKKE NASIL FETHEDİLDİ? Hz. Muhammed Mekke’ye haber göndererek, öldürülenlerin kan bedellerinin ödenmesini veya Beni Bekir kabilesiyle olan ittifakın sonlandırılmasını, aksi halde Hudeybiye Antlaşması’nın bozulmuş sayılacağını ve savaşa mecbur kalacaklarını bildirdi. Mekkeliler, teklifleri reddettiler ve harbe hazırlanacaklarını bildirdiler. Mekkeliler daha sonra fikir değiştirip Ebu Süfyan’ı Müslümanları bir barışa ikna etmesi için Medine’ye gönderdiler. Ancak görüşmelerden hiçbir netice alınamadı.

Hz. Muhammed, Hicret’in 8. yılı, Ramazan ayının 10. günü, 10 bin kişilik bir ordu ile Medine’den çıktı (1 Ocak 630). 20 Ramazan’da (11 Ocak 630) Hz. Muhammed ordusunu 4 kola ayırdı ve ordusuna şu emri verdi:

“Size karşı konulmadıkça, size saldırılmadıkça, hiç kimseyle çarpışmaya girmeyeceksiniz, hiç kimseyi öldürmeyeceksiniz.”

Hz. Muhammed hareket emri verdi ve Fetih Suresi’ni okuyarak Mekke’ye girdi. 3 kol herhangi bir direnişle karşılaşmazken Halid bin Velid’in komutasındaki 4. kol, İkrime bin Ebu Cehil önderliğindeki küçük bir saldırıyı geri püskürttü.

Hz. Muhammed, Mekke’ye girer girmez genel af ilan edildiğini bildirdi ve Ebu Süfyan’a bildirdiği şekilde, kimseye dokunulmayacağını ilan etti. Ardından içerisinde 360 put bulunan Kâbe’ye yöneldi. İsra Suresi’nin 81. ayetini okuyarak putları birer birer devirdi. Daha sonra da beraberindeki Müslümanlarla Kabe’yi tavaf etti.

MEKKE’NİN FETHİ İLE İLGİLİ AYETLER * 110/1,2,3- Allah’ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O’ndan bağışlama dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edendir.
* 48/1- Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.1 1
* 48/10- Sana bîat edenler ancak Allah’a bîat etmiş olurlar.2 Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükâfat verecektir. 2
* 48/11- Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanları sana, “Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu; Allah’tan bizim için af dile” diyecekler. Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: “Allah sizin bir zarara uğramanızı dilerse, yahut bir yarar elde etmenizi dilerse, ona karşı kimin bir şeye gücü yeter? Hayır, Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”
* 48/12- (Ey münafıklar!) Siz aslında, Peygamberin ve inananların bir daha ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, sizin gönüllerinize güzel gösterildi de kötü zanda bulundunuz ve helaki hak eden bir kavim oldunuz.
* 48/13- Kim Allah’a ve Peygambere inanmazsa bilsin ki, şüphesiz biz, inkarcılar için alevli bir ateş hazırladık.
* 48/14- Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine ceza verir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
* 48/15- Savaştan geri bırakılanlar, siz ganimetleri almaya giderken, “Bırakın biz de sizinle gelelim” diyeceklerdir. Onlar Allah’ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: “Siz bizimle asla gelmeyeceksiniz. Allah önceden böyle buyurmuştur.” Onlar, “Bizi kıskanıyorsunuz” diyeceklerdir. Hayır, onlar pek az anlarlar.
* 48/16- Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanlarına de ki: “Siz, güçlü kuvvetli bir kavme karşı teslim oluncaya kadar savaşmaya çağrılacaksınız. Eğer itaat ederseniz Allah size güzel bir mükâfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönerseniz, Allah sizi elem dolu bir azaba uğratır.”
* 48/17- Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. (Bunlar savaşa katılmak zorunda değillerdir.) Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse, onu elem dolu bir azaba uğratır.
* 48/18,19- Şüphesiz Allah, ağaç altında sana bîat ederlerken inananlardan hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur, güven duygusu vermiş ve onlara yakın bir fetih3 ve elde edecekleri birçok ganimetler nasip etmiştir. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. 3
* 48/2,3- Ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin ve Allah sana, şanlı bir zaferle yardım etsin.
* 48/20- Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaad etmiştir. Şimdilik bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir. (Allah böyle yaptı) ki, bunlar mü’minler için bir delil olsun, sizi de doğru bir yola iletsin.
* 48/21- Henüz elde edemediğiniz, fakat Allah’ın, ilmiyle kuşattığı başka (kazançlar) da vardır. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.
* 48/22- İnkâr edenler sizinle savaşsalardı, arkalarını dönüp kaçarlar, sonra da ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilirlerdi.
* 48/23- Allah’ın ötedenberi işleyip duran kanunu (budur). Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
48/24- O, Mekke’nin göbeğinde, sizi onlara karşı üstün kıldıktan sonra, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çekendir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.
* 48/25- Onlar, inkâr edenler ve sizi Mescid-i Haram’ı ziyaretten ve (ibadet amacıyla) bekletilen kurbanlıkları yerlerine ulaşmaktan alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle, inanmış kadınları bilmeyerek ezmeniz ve böylece size bir eziyet gelecek olmasaydı, (Allah Mekke’ye girmenize izin verirdi). Allah, dilediğini rahmetine koymak için böyle yapmıştır. Eğer, inananlarla inkarcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, onlardan inkâr edenleri elem dolu bir azaba uğratırdık.
* 48/26- Hani inkar edenler kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah ise, Peygamberine ve inananlara huzur ve güvenini indirmiş ve onların takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) sözünü tutmalarını sağlamıştı. Zâten onlar buna lâyık ve ehil idiler. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir.
* 48/27- Andolsun, Allah, Peygamberinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, siz güven içinde başlarınızı kazıtmış veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bildi ve size bundan başka yakın bir fetih daha verdi.4 4
* 48/28- O, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir. (Allah) o hak dini bütün dinlere üstün kılmak için (böyle yaptı). Şahit olarak Allah yeter.
* 48/29- Muhammed, Allah’ın Resülüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde halinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah kendileri sebebiyle inkarcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükafat vaad etmiştir.
* 48/4- O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
* 48/5- Bütün bunlar Allah’ın; inanan erkek ve kadınları, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlere koyması, onların kötülüklerini örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir başarıdır.
* 48/6- Bir de Allah’ın, hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve Allah’a ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir. Kötülük girdabı onların başına olsun! Allah onlara gazap etmiş, onları lanetlemiş ve kendilerine cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir varış yeridir!
* 48/7- Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
* 48/8- (Ey Muhammed!) Şüphesiz biz seni bir şâhit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
* 48/9- Ey insanlar! Allah’a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam Allah’ı tespih edesiniz diye (Peygamber’i gönderdik.)
* 61/10- Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size?
* 61/11- Allah’a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.
* 61/12- (Bunu yapınız ki) Allah, günahlarınızı bağışlasın, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koysun. İşte bu büyük başarıdır.
* 61/13- Seveceğiniz başka bir kazanç daha var: Allah’tan bir yardım ve yakın bir fetih (Mekke’nin fethi). (Ey Muhammed!) Mü’minleri müjdele!

Posted in Yazılarım | MEKKE’NİN FETHİ için yorumlar kapalı
Ara 30

SİYASETEKİ KESKİN MANEVRALAR…

İktidar bloğunun siyasetteki keskin manevralarına, onun eksenindeki havuz medya ayak uydurmakta zorlanıyor. A Haber, Erdoğan’ın yıllar önce ‘sayın’ dediği, Bahçeli’nin şu günlerde sıkça teşekkür ettiği Öcalan ile ilgili ekrana ‘sayın’ alt yazısı verince ortalık karıştı!

Rüzgâr öyle çetin ki yelkenler ona ayak uyduramıyor… Eski gemicilerin bu tabiri, iktidarın ekranlardaki amiral gemisi olan A Haber’in bugün yaşadığı sıkıntıyı çok iyi anlatıyor. Nasıl mı?

İktidara yakınlığıyla bilinen A Haber, yayımladığı bir haberde terör örgütü PKK’nin lideri Abdullah Öcalan için “Sayın Abdullah Öcalan” ifadesini kullandı.

Posted in Gündem | SİYASETEKİ KESKİN MANEVRALAR… için yorumlar kapalı
Ara 29

ALLAH AŞK VERSİN

ALLAH AŞK VERSİN

* * *

Bu gönül aklıma meydan okuyor
İstiyor ki her vakitte gül dersin
Nefis; nazar, benlik, fitne sokuyor
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Görünmüyor iyi, kötü gözüme
Uymuyor aklımın hiçbir sözüme
Köle, tutsak olmuş arsız özüme
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Velakin aşk ise gönülde konu
Yaşarım her vakit, her anda onu
Dilerim meçhule gitmesin sonu
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Delice tavrını önlemem lazım
Kapkara sevdayı mimlemem lazım
Bu hoyrat gönlümü gemlemem lazım
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Kınamayın beni sevgili dostlar
Nice aşk yüzünden yüzüldü postlar
Tükenmez düşmanlık, tükenmez kastlar
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Aşkın şarabından içmeyen bilmez
Titrer yürekleri ihmale gelmez
Görünüşe kanma, zalim hiç gülmez
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Aşk ki; bu Allah’ın sonsuz hikmeti
Engin gönüllere eşsiz rahmeti
Her gönül çekemez böyle zahmeti
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Bir başka yaşıyor aşk ile gönül
Kendinden geçiyor meşk ile gönül
Istırap çekiyor zevk ile gönül
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Kenan Şahbaz Eğitimci, Devlet Halk Şairi, Araştırmacı, Yazar

Posted in Şiirlerim | ALLAH AŞK VERSİN için yorumlar kapalı
Ara 11

TARİHTE BUGÜN

11 Aralık:

1931 – Westminster Yasası yürürlüğe girdi.

1946 – Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) kuruldu.

1994 – Birinci Çeçen SavaşıRusya, tek yanlı olarak bağımsızlığını ilan eden Çeçenistan‘a girdi.

1997 – Kyoto Protokolü imzalandı.

2004 – İstanbul Modern Sanat Müzesi açıldı.

Jacques Charles (d. 1746)

Nihal Atsız (ö. 1975)

Javier Saviola (d. 1981)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ara 11

APTALLIK TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ SONUCU OLUŞUR diyen BONHOEFFER’in,

APTALLIK TEORİSİNİ OKUTALIM.

31 Temmuz 1932’de seçimler yapıldı.

Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi, yüzde 34 oy alarak, 608 üyeli Alman meclisinde, 230 milletvekiline sahip oldu.

☆Adolf Hitler, 30 0cak 1933 tarihinde Şansölye olarak atandı.

☆Aradan bir yıl bile geçmedi.

12 Kasım 1933’de erken seçimler yapıldı.

Yüzde doksan bir oy alan Hitler, 661 milletvekilinin tamamını aldı.

☆Artık Tek Adam; yani diktatör olmuştu.

Bu yazımda Alman bilim insanlarını, Alman teknolojisini, Alman Üniversitelerini yazmayacağım.

Leibniz, Kant, Hegel, Marx, Nietzsche, Goethe gibi dünya düşün tarihinin en önemli Alman düşünürlerini sıralamayacağım.

Almanya’nın o dönemde ulaştığı yüksek gelişmişlik seviyesini anlatmayacağım.

İlkokuldan başlamak üzere Alman eğitim sisteminin ne kadar mükemmel olduğundan bahsetmeyeceğim.

Alman ailelerinin, daha bebeklikten başlayarak iyi eğittiği çocukları; eğitimli Alman toplumunu dile getirmeyeceğim.

HİTLER İŞTE BÖYLE DONANIMLI, EĞİTİMLİ BİR HALKI, İKİ YILA VARMADAN KÖLESİ HALİNE GETİRDİ.

☆Çadır maymununa döndürdü!

☆Bilimin, sanatın, teknolojinin, kültürün merkezi kabul edilen Almanya’nın sahibi oldu. Nasıl oluyordu da cahil ve ruh hastası bir adam, böyle eğitimli bir halkı peşinden sürükleyebiliyordu?

☆Bilim insanlarına, akademisyenlere, subaylara; her bakımdan yetişmiş insanlara hükmedebiliyordu?

Almanya tarihinin en karanlık döneminden geçiyordu…

Masum insanların dükkanları taşlanıyor, kadınlar ve çocuklar sokak ortasında zalimce aşağılanıyordu.

Gazeteciler dövülüyordu.

Siyasi cinayetler işleniyordu.

Hitleri eleştirenler tutuklanıyordu.

Muhalif her çıkış cezalandırılıyordu.

Yargı Hitler’in sopası olmuştu.

Berlin’de artık hakimler yoktu; Berlin’de artık hakim koltuğuna oturtulmuş soytarılar bulunuyordu.

Tek adam rejiminin namussuz savcıları, şerefsiz hakimleri vardı.

Ordu rejimin ordusu, polis rejimin polisi olmuştu.

Nazi milisler sokaklara devriye geziyorlardı.

Genç bir papaz olan Dietrich Bonhoeffer zulme karşı çıktı; itiraz etti.

Bu sebeple hemen hapse atıldı.

Ağır işkencelerden geçirildi.

Hapisteyken bu konu üzerine uzun uzun düşündü.

Sayısız filozof, şair, fikir ve bilim adamı çıkaran bu toplum, böyle bir kültür; nasıl olmuştu da organize kötülüğün, zalimliğin, korkaklığın, cehaletin ve suçun merkezi haline gelmişti?

Sonunda Bonhoeffer işin içerisinden çıkabildi.

“Sorunun kökeninde kötülük değil, ” APTALLIK” yatıyor! ” dedi.

Ona göre:

Kötülükle mücadele etmeniz mümkündü, kötülükle bir şekilde başa çıkabilirdiniz.

☆Fakat organize olmuş ahmaklar sürüsüne karşı yapabileceğiniz hiçbir şey yoktu!.☆

Ne anlatacağınız gerçekler ne ortaya koyacağınız kanıtlar, onlara etki etmiyordu.

Mantıklı gerekçeler sunduğunuzda önce reddediyorlardı.

Reddedemeyecek hale geldiklerinde; en yaşamsal, en insani, en ahlaki, en bilimsel gerçekleri önemsizleştiriyorlardı.

Herhangi basit ve anlaşılır bir konuda bile ortak noktada buluşabilmeniz mümkün olmuyordu.

☆Aptal insanlar hallerinden memnundular!

Saldırıya hazır haldeydiler.

Saldırıya geçtiklerinde kötü insanlardan çok daha tehlikeli oluyorlardı.

Acımasız ve vicdansızdılar.

Bonhoeffer aptallıkla mücadele edebilmek için önce onun doğasını anlamaya çalıştı.

Vardığı sonuç şuydu:

Aptallık bir zekâ problemi değildi.

☆APTALLIK BİR AHLAKİ PROBLEMDİ!

Entelektüel birikimleri, iyi eğitimleri olduğu halde insanlar aptal olabiliyorlardı.

Aptallığın doğuştan gelen bir zekâ yetersizliği olduğu ileri sürülebilirdi.

Ama bu görüş kitleleri kısa zamanda etkileyen toplumsal aptallığı açıklayamıyordu.

İnsanlar belli koşullar altında aptallaşıyorlardı.

Başkalarının kendilerini aptallaştırmasına izin veriyorlardı.

Buradan yola çıkarak, aptallığın psikolojik değil, sosyolojik bir sorun olduğu sonucuna vardı.

İnsanların ahlâkî ve entelektüel birikimleri bir anda yok olmuyordu. Diktatör gücünü arttırdıkça, insanlar o gücün büyüsüne kapılıyorlar, bağımsız düşünme yetilerini kaybediyorlardı.

Karşı koymak yerine aptallaşarak sürüde koyun olmayı yeğliyorlardı.

Aptallık onlar için konfor alanı oluşturuyordu.

Gözlerine sokulan gerçekleri inatla reddediyorlardı.

Onlarla konuştuğunuzda bir insanla değil, sloganlarla konuşmaya ayarlanmış bir robotla karşı karşıya olduğunuz hissine kapılıyordunuz.

Büyülenmiş gibiydiler.

Onları bu ağır şizofreni uykusundan çıkarmanın tek yolu bağımsız ve özgür olmalarını sağlamaktı.

Tek adamın yönettiği Almanya’da bu nasıl mümkün olabilirdi?

Almanlar ancak İkinci Dünya Savaşı sonrası bağımsız ve özgür olabildiler.

Aptallıktan kurtulabildiler.

Bedelini ağır ödediler.

Yirmi iki milyon Alman öldü, Almanya harabeye döndü.

Conrad Adenaur’un şu sözleri tarihe geçti:

“☆☆☆Umarım bir daha İsa bile gelse tüm yetkiyi tek kişiye verecek kadar aptal olmayız!” demişti.

Hitler dönemi deneyimini yaşamış Şansölye Adenaur doğru söylüyordu.

Bir toplum tüm yetkileri tek kişiye verecek kadar aptal olmamalıydı…

Bonhoeffer’in bu düşünceleri Naziler için kabul edilemezdi.

9 Nisan 1945 günü sabaha karşı, Bonhoeffer’i bir toplama kampının darağacına asarak öldürdüler.

Bonhoeffer, Aptallığın Teorisini yazmıştı.

Şimdi bana bu yazıyı neden kaleme aldığımı, niçin paylaşım gereği duyduğumu umarım sormazsınız.

Alıntı: Kazım M

Posted in Gündem | APTALLIK TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ SONUCU OLUŞUR diyen BONHOEFFER’in, için yorumlar kapalı
Ara 10

TARİHTE BUGÜN

10 Aralıkİnsan Hakları Günü

1898 – İspanya-Amerika Savaşı‘nı sona erdiren Paris Antlaşması imzalandı.

1901 – İlk Nobel ödülleri verildi.

1902 – Mısır’da Nil nehri üzerinde inşa edilen Asvan Barajı hizmete girdi.

1936 – VIII. Edwardtahttan çekilme belgesini imzaladı.

1963 – Zanzibar Sultanlığı, Birleşik Krallık‘tan bağımsızlığını kazandı.

İbn Rüşd (ö. 1198)

Emily Dickinson (d. 1830)

Augusto Pinochet (ö. 2006)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ara 10

İNSAN HAKLARI

“İnsan hakları” ile demokrasi, demokrasi ile adil yönetim, adil yönetim ile siyasi otoritenin topluma verdiği değer arasında gerçek bir ilişki vardır.

Çünkü, “İnsan hakları, her bir bireyin doğuştan sahip olduğu, evrensel ve dokunulmaz haklardır.” Dolayısı ile bu haklar, insanın onurunu korumayı ve insanca bir yaşam sürmesini sağlamayı amaç edinir. Temel insan hakları kısaca şöyledir:

Yaşama Hakkı: Her bireyin yaşamını sürdürme hakkı vardır.

Düşünce ve İfade Özgürlüğü Hakkı: İnsanlar düşüncelerini özgürce ifade edebilir.

Din ve Vicdan Özgürlüğü Hakkı: Herkes istediği dine inanma ve inançlarını yaşama hakkına sahiptir.

Adil Yargılanma Hakkı: Her birey eşit şekilde adil bir yargılama sürecine tabi tutulmalıdır.

Özel Hayatın Gizliliği Hakkı: Kişilerin özel hayatına müdahale edilemez.

Eğitim Hakkı: Herkesin eğitim alma hakkı vardır.

Seçme ve Seçilme Hakkı: Bireyler demokratik süreçlere katılabilir.

Bu haklar, uluslararası belgelerle güvence altına alınmıştır.

Herhangi bir siyasal iktidar, insan haklarına ulaştığı ölçüde kaliteli bir yönetim sunarak, demokrasinin en temel işlevlerini yerine getirmiş olur.

Posted in Gündem | İNSAN HAKLARI için yorumlar kapalı
Ara 09

TARİHTE BUGÜN

9 Aralık:

1905 – Moskova Ayaklanması‘nda silahlı sokak çatışmaları başladı.

1917 – I. Dünya SavaşıKudüs, General Edmund Allenby tarafından ele geçirildi.

1948 – Soykırım SözleşmesiBirleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edildi.

1961 – TanzanyaBirleşik Krallık‘tan bağımsızlığını kazandı.

1965 – Nikolay PodgorniSovyetler Birliği Devlet Başkanı oldu.

Pyotr Alekseyeviç Kropotkin (d. 1842)

Natsume Sōseki (ö. 1916)

Felicity Huffman (d. 1962)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ara 09

“BİR MİLYON KİŞİYİ ASKERE ALIRIM…” Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz

Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz’un ön görüleri:

Yavuz, bugün İsrail tehdidinden bahseden iktidarın, uyguladığı politikayla Suriye’yi İsrail etkisine açtığını, İran’a yönelik saldırının da bu sayede mümkün olduğunu hatırlattı ve “Şimdi dönüp ‘Türkiye’yi çerçevelemeye çalışıyorlar’ diyorlar ve çözüm olarak da ‘Terörsüz Türkiye’yi yani PKK ile federasyon kurmayı öne sürüyorlar ve iç cepheyi tahkim etmekten söz ediyorlar. Benim isyanım buna” dedi…

Yavuz’un söylediklerini kaydetmedim ama hafıza kayıtlarıma göre şöyle dedi:

-Emperyalistler, Irak’ı işgal ederek çökerttikten sonra Suriye’de İran’ın vekil güçlerini veya müttefiklerini hedef aldı. Gazze’nin yerle bir edilmesi, Lübnan’da Hizbullah’ın iyice zayıflatılması ve Suriye’den çekilmek zorunda bırakılması, bunun sonucunda Suriye yönetiminin düşmesi ve meydanın İsrail’e açılması kimin sayesinde gerçekleşti? Türkiye’yi yönetenler sayesinde değil mi? Şimdi bu durum Türkiye’nin güvenliğine de tehdit oluşturuyorsa ki oluşturuyor; buna sebep olanların İsrail tehdidinden veya emperyalizmden bahsetmeye ve halktan yeniden siyasi destek istemeye hakkı var mıdır?

– Türk Milleti, diğer milletlere benzemez. Türkiye emperyalistlere karşı savaşarak kurulmuş bir ülkedir. Dolayısıyla belki gazeteciler, akademisyenler, “Sıra bizde, kuşatıldık” diye tehdide dikkat çekmek isteyebilir ama devletin içinde tedbir alma makamında olanlar bu tür sözler söylememelidir. Çünkü bu tür yaklaşımlar, halkı umutsuzluğa sürüklemektedir…

-Biz ülke olarak yakın tarihte de Kıbrıs’ta emperyal saldırıya karşı direndik bedel ödedik. Irak işgali sırasında direndik, bedel ödedik. Egemenliği ve bağımsızlığı korumanın bedeli vardır. Türk Milleti’nin ruhunu öldürmek isteyenler, şimdilerde paralı veya sanal askerliği bile savunur oldu. Aksine ben yetkili olsam, bugün 1 milyon kişiyi askere alırım ve büyük çoğunluğunu ülke kalkınması için mesela tarımda seferberlik için değerlendiririm. ABD, 1929 ekonomik buhranını bu yöntemlerle atlatmıştır. Amerikan askerleri tarımda çalışmıştır. Hem işsizlik azaltılmış hem de ülke ekonomisi ayağa kaldırılmıştır…

-ABD, Irak, Suriye ve şimdi İran’a yaptığı gibi Türkiye’yi doğrudan karşısına alamaz. Türkiye gibi bir ülkenin karşı kampa geçmesine yol açamazlar. Bu sebeple Türkiye’ye, içerden yönetenler eliyle daha yumuşak operasyonlar yapıyorlar! Ergenekon ile Balyoz ile açılımlarla yapıyorlar. 15 Temmuz darbe girişimini yapanları, orduya kim yerleştirdi? Ülkeyi yönetenler değil mi? Yani asıl tehdit, içerden geliyor. Bizim asıl sorunumuz bu! Yoksa bütün dünya bir araya gelse, iç cephesi kuvvetli bir Türkiye’ye hiçbir şey yapamaz. Elbette planlar yaparlar ama o planlara karşı bizim de planlarımız vardır. Fakat yazık ki uzun süredir Türkiye’yi yönetenler, söylemde emperyal politikalara veya saldırılara karşı esip gürlüyor ama uygulamada ABD ne derse onu yapıyor. İşte Suriye’yi teslim ettiler ve orada bir PKK devletinin kurulmasına sebep oldular. Şimdi Batılılar dönüp, “Biz de size 50 yıldır bunu söylüyorduk…” demez mi? Türkiye bunu yaparsa, bütün tezlerini inkâr etmiş olur…

-Türkiye’nin, Atatürk’ün dediği gibi iç cepheyi tahkim etmeye ve milli siyaset uygulamaya ihtiyacı vardır. Atatürk’e göre asıl olan iç cephedir. Atatürk, “Milletimizin, güçlü, mutlu ve istikrarlı yaşayabilmesi için, devletin bütünüyle millî bir siyaset izlemesi, bu siyasetin iç teşkilâtımıza tam olarak uyması ve ona dayanması gerekir.” demiştir.

-Şimdi yapılanlar milli siyaset değildir, iç cepheyi tahkim etmeye dönük de değildir…

Alıntı: Arslan Bulut

Posted in Gündem | “BİR MİLYON KİŞİYİ ASKERE ALIRIM…” Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz için yorumlar kapalı