Baş eğmek, diz çökmek yakışmaz Türk’e, Adalete doyar girdiğim ülke, Atam, Mete Han’dan ta Atatürk’e, Türk’üm, ecdadımı candan sayarım! Türk olmaktan sonsuz şeref duyarım!
Türklerin en az bildiği şey, kendi tarihleridir. Yani Türk’lerin tarihi ve Türkiye Cumhuriyeti tarihidir. Yaşanan onca zorluklar, Türklere uygulanan sömürü ve soykırımlar, yeryüzünün en büyük katliamları, en acımasız vahşetleri, en büyük ihanetleri sanki hiç yaşanmamış gibidir. Aynı ihanetin bugünkü aktörleri de geçmişte neler olduğunu bilmelidirler ki, gelecekte başlarına nelerin geleceği bilsinler. Hem ibret alsınlar hem de ayaklarını denk alsınlar.
Bugün üç ihanet öyküsünü okuyacaksınız.
Kurtuluş Şavaşı sırasında bir “Ali Kemal” hikayesidir gider. Halk arasında “Artin Kemal” adıyla tanınan Ali Kemal, milli mücadele aleyhine ve işgal güçlerini destekleyen yazılarıyla tanınmış, ihanetin sembolü haline gelmiş bir gazetecidir. “Peyam-ı Sabah” adıyla çıkardığı gazetesinde, 25 Nisan 1920 tarihinde Atatürk için “İdam, idam, idam. Mustafa Kemal cezasını bulacak”, Kurtuluş Savaşı’nı yapan Türk Milleti için
“Bu mahluklar kadar başları ezilecek yılanlar tasavvur edilemez.
Düşmanlar onlardan bin kerre iyidir..” diye yazmıştır.
Yakalandıktan sonra sorgusunda “Ben Türk Milletinde bu kadar büyük yaşama gayreti ve mücadele ruhu olduğunu bilmiyordum. Bu bilgisizliğimden dolayı da mazur görülmeliyim, çünkü hayatımın büyük bölümü yurt dışında geçmiştir.” demiştir.
Sorgudan çıkarılırken kendisini tanıyan halk tarafından bir anda linç edilmiş, yanında bulunan ve onu korumak isteyen görevliler dahi yaralanmıştır. Ali Kemal’in İzmit’te linç edilmesinden sonra, İstanbul’da ne kadar işbirlikçi Mütareke basın mensubu varsa Amerikan elçiliklerine ve limanda bekleyen İngiliz gemilerine sığınmışlardır. Ne gariptir ki; oğlu Sn. Zeki Kuneralp, Madrid Büyükelçiği görevinde iken, karısı da Ermeniler tarafından öldürülmüştür.
Ama şimdi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti sayfalarında, önceleri “Basın Şehidi” şimdilerde ise “Öldürülen Gazeteciler Başlığı” altında, Ali Kemal’in adı, Hırant Dink ile birlikte, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı’nın isimleri ile yanyana geçmektedir.
Gelelim “ibretlik” ikinci olayımıza:
Dinsel bir sıfat taşıyan “Sait Molla” 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra, Protestan misyoneri papaz Frew ile birlikte “İngiliz Muhibleri -Sevenleri- Cemiyetini” kurmuştur. İngiliz Muhibleri Derneği’nin, İstanbul’un işgalinden sonraki ilk bildirisi, 21 Mart 1920’de Alemdar Gazetesinde “İngiliz dostlarımız biraz geç kaldılar, daha önce gelmeliydiler.” olmuştur.
Sait Molla, 4.11.1919’da papaz Frew’e yazdığı mektubunda; “Aziz üstadım Frew, Kürt Teali Cemiyeti’ndeki yakın dostlarımızla görüştüm. Kürt aşiretlerinin yaşadığı bölgede büyük bir ödeneğe ihtiyaç vardır. Aksi halde ayaklanmayı teşvik edemeyiz” diye yazmıştır. Kurtuluş Savaşı sonrası Yunanistan’a kaçan Molla Sait, hizmet ettiği yunanlılar tarafından hapise atılmış, ihanet ve sefalet içinde ömrünü tamamlamıştır.
Manisa Mutasarrıf’ı (Valisi) Hüsnüyadis’in hikayesi:
Hüsnü Bey ve sülalesi, Türk oldukları için Girit’ten kovulmuşlar, Manisa’ya yerleşmişler, Hüsnü Bey vali seçildiği Manisa’da üç yıl boyunca, Yunan işgal güçleriyle sarmaş-dolaş yaşayarak işbirlikçi olmuştur. Fahrettin Altay Paşa’nın süvarileri Manisa’ya yaklaşırken, Yunan askerleri bir günde Manisa’da 3500 kişiyi diri diri yakmış, 1500 kişiyi kurşunlayarak 5000 kişiyi öldürmüştür. Bu sırada Hüsnüyadis, Yunan işgal güçleri komutanı General Bagorçiye, Manisa’yı terketmemeleri için yalvarıyordu!
Daha sonra kaçtığı Yunanistan’da bir kilisenin terkedilmiş bir köşesine atılan mezarının başına “haçı kırık” bir mezartaşı dikilerek üzerine “Palio Turko- Serseri Türk” yazılarak tarihin çöplüğüne atılmıştır.
Bu hainlerin ruhlarını, ihanet beslemektedir. Ekmeğini yedikleri ülkeye de, adına ihanet ettikleri ülkeye de yaranamamış, kaçınılmaz ve ortak sonlarından kurtulamamışlardır. Bunların “şimdiki numuneleri” de aynı sondan kurtulamayacaklardır.
Ey! Artin Kemal’ler, Sait Molla’lar, Hüsnüyadis’ler… İbret alın ve ayağınızı denk alın…
Not: Yazıda geçen bilgilerin çoğu, A. Nedim Çakmak’ın “İşgal Günlerindeki İşbirlikçiler” kitabından alınmıştır.
İçişleri Eski Bakanı ve Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan’ın sosyal medya X hesabından yaptığı uyarılar trolleri harekete geçirmiştir. Tantan’ın dünkü haberinin altına çok seviyesiz yorumlar yapılmış, trollerin iğrenç yorumları silinmiş ve hesaplar engellenmiştir. İşte İçişleri Eski Bakanı ve Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan’ın bugünkü X mesajı: “Türkiye’yi tutsak etmek isteyen karanlık masanın ayakları tek tek dökülmektedir. Bu masanın deşifre edilmesi, halk tarafından bilinmesi gerekmektedir. Türkiye’ye karşı bölücü faaliyetleri yürüten yabancı istihbarat örgütleri ne yazık ki kullanışlı aparatlar bulmakta zorluk çekmemektedir. Bölücü terör örgütü elebaşı da bunlardan biridir. Karanlık masanın diğer unsurları Türk kimlikli görünen ama Türk kimliği zedelemek isteyen siyasetçilerdir. Karanlık masanın bir diğer unsuru da devletin içine sızmış veya tehdit, şantaj gibi yollarla iradesi ipotek altına alınmış kamu görevlileridir. Ancak bu karanlık masa yolun sonuna gelmiş, masa kardeşliği Türk milletinin iradesine karşı galip gelememiştir. Halk gerçekleri görmekte, karanlık güçlerin emellerinin farkındadır ve asla bu hain emellere geçit vermeyecektir. Türkiye karanlık masa kardeşliğini Türk milletinin gücü ile yenmiş, büyük bir oyunu bertaraf etmiştir. Bundan sonra yapılması gereken Türk kimlikli siyaseti merkeze almak ve hâkim kılmaktır. Bu yurt bizim sahip çıkacağız!”
Kaynak: Ülkü Pınarı 18 Aralık 2025
Posted inGündem|“TÜRKİYE’Yİ TUTSAK ETMEK İSTEYEN KARANLIK MASANIN AYAKLARI” DEŞİFRE OLMUŞTUR İÇİŞLERİ ESKİ BAKANI SADETTİN TANTAN için yorumlar kapalı
Sn. Ömer Faruk Eminağaoğlu ‘ndann çok önemli bir çağrı … Türk Milleti’nin bir bireyi olarak lütfen kayıtsız kalmayın! YURTSEVERLERE ÇAĞRI 4 Ocak 2026 tarihinde, Diyarbakır’da “Öcalan’a özgürlük” adıyla, amacıyla, içeriğiyle yapılacak olan açık hava toplantısı YASAKLANMALIDIR. BU KONUDA; Diyarbakır Valiliği’ne, İçişleri Bakanlığı’na, Cumhurbaşkanlığı’na, TBMM Dilekçe Komisyonu’na yapılacak başvurular konusundaki örnek dilekçeler paylaşılmıştır. Başvurular CİMER yoluyla yapılabilir. Konu tarihi bir önemdedir! *** GEREKÇE: 1- Halen terör örgütü olan PKK’yı, yıllardır ve halen cezaevinden yöneten, böylece bu konuda ikinci bir suçu işlemekte olan terörist başı Öcalan için, özgürlük amaçlı yoplantı yapmak demek, terör örgütünü ve Öcalan’ı meşru göstermek demektir. 2- Terör örgütü propagandası yapmak, suç ve suçluyu övmek, halkı kin ve düşmanlığa tahrik, yasalara uymamaya tahrik, suç için anlaşma vb suçlarını işlemek demektir. 3- Anayasa’nın 34, 2911 sayılı Yasa’nın 17-19, 5442 sayılı Yasa’nın 11. maddesi uyarınca, kamu düzenini bozan, yine suç işlemek için açık ve yakın tehlike oluşturan toplantılarla, yine suçun işlenmesini önlemek amacıyla bu nitelikteki toplantıların yasaklanması zorunludur. Böyle toplantılara izin verilemez. 4- AKSİ DURUM; PKK örgütünü halen yöneten terörist başına destek veren eylemlere, merkezi yönetimin sessiz kalması demek, böyle eylem yapılan bölgelerde yetki ve görev kullanmaması, merkezi yönetimin fiilen bölgede ikinci plana düşmesi veya adeta bölgeden çekilmesi demektir. 5- Zamanla eylemler anılan bölgede diğer illere de yayılacaktır. O eylemlere de müdahale edilemeyecek, edildiğinde kolluk kuvvetleri ve halk ile eylemciler arasında çatışma ortamı doğacak çatışmalar yaşanacaktır. 6- EYLEMLERE İZİN VERİLMESİ DEMEK, devletin terör örgütü ve kurucusu/yöneticisi karşısında (eylemlerin yayıldığı tüm alanlarda) geri adım atması, ülke topraklarının bir bölümünde zor kullanamaz ve kamu gücünü kullanamaz hale gelmesi demektir! 7- Ülkenin kuzeyinde, güneyinde, batısında, iç bölgelerinde yapılamayacak, yapılmaya yeltenilmesi durumu çatışmaya yol açacak, ülkenin doğu ve güneydoğusunda da her yerde yapılacak ortam bulunmayan böyle bir toplantı için Diyarbakır’ın seçilmesi, özel anlam taşımaktadır. 8- TBMM’deki komisyon yoluyla atılamayan adımlar için, ŞİMDİ halk meydanlara çekilmektedir. 9- Teröristbaşı Öcalan ülkede kimsenin temsilcisi değildir, ülkedeki Kürtlerin asla temsilcisi değildir ve olamaz da. Bu halkımızın bir kesimine çok ağır bir hakaret ve aşağılama demektir. Teröristbaşı Öcalan, terör örgütünün temsilcisidir. 10- Terör örgütü temsilcisi yani yöneticisinin özgürlüğü için yapılacak eylemlere hukuk devletlerinde KAYITSIZ KALINAMAZ, BÖYLE TOPLANTILAR YAPILAMAZ!
Yeni bir takvim yılının başladığı ve takvimin yıl sayısının bir arttığı zaman. Pek çok kültürde bu olay bir şekilde kutlanmaktadır. Günümüzde en çok kullanılan takvim olan Miladi takvimin yeni yılı 1 Ocak’a (Yılbaşı) denk gelmektedir. Birçok ülke 1 Ocak’ı resmî tatil olarak belirlemiştir.
NOEL NEDİR?
Noel dediğimiz gün ise İsa Mesih’in doğumunu ve yeryüzüne gelişini anıp kutladığımız gündür. Genellikle batı kiliselerinde 24 Aralık, doğu kiliselerinde ise 6 Ocak’ta kutlanır. Bu farkın sebebi eski dönemlerde kullanılan takvim farkından ileri gelir ve İsa’nın doğum gününün yılın hangi günü, ne zaman kutlanacağı konusu bir yana, önemli olan İsa’nın doğumunun anlamıdır. Kutsal Kitap’a baktığımızda Tanrı’nın dört önemli mesaj verdiğini görüyoruz.
Öncelikle doğan kişi bir Kurtarıcıdır, sıradan bir insan değildir. “Meryem bir oğul doğuracak. Adını İsa koyacaksın. Çünkü halkını günahlarından O kurtaracak.” İsa Mesih çarmıh üzerindeki ölümüyle günahları üzerine alan kurban kuzusudur. (Matta 1:21). Ve bu kurtarıcı dünyasal güçlere değil; ruhsal güçlere, özellikle de günah ve ölüme karşı bir zafer kazanacaktır.
İkinci mesaj ise, ‘Tanrı Aramızda’dır. Evet, Tanrı her yerdedir ama aynı zamanda Tanrı İsa Mesih aracılığıyla insan bedeni almış ve aramızda yaşamıştır. Yeşaya Peygamber işte bunu şu sözlerle bildirdi: “Bütün bunlar, Rab’bin peygamber aracılığıyla bildirdiği şu söz yerine gelsin diye oldu: ‘İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İmmanuel koyacaklar.’ İmmanuel, Tanrı bizimle demektir” (Matta 1:22-23). Tanrı’nın aramızda olması aynı zamanda Tanrı’nın karakteri ile ilgili çok önemli bilgiler içermektedir. Tanrı insanla ilgilenir ve Tanrı alçakgönüllü bir Tanrıdır. İnsanlar arasına gelip hayvanların yemek yediği bir yeri kendine beşik yapabilir. Bu asla O’nun yüceliğine zarar vermez, aksine sandığımızdan ne kadar yüce olduğunu kanıtlar.
Posted inYazılarım|YENİ YIL VE NOEL için yorumlar kapalı