May 03

3 Mayıs Nedir? 1

228534_10150171832970741_2406422_n
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
3 Mayıs Nedir?  “Türk Milliyetçilerinin Türklüklerini göğsünü gere gere haykırdığı gündür.K.Ş.”
1942 yılında ülkemizin başbakanı olan Şükrü Saraçoğlu, Türkçü bir yönetici olarak tanınmaktadır. Bu durumunu meclis konuşmalarında sık sık dile getirmektedir.
Başbakan Saraçoğlu 5 Ağustos 1942’de TBMM’de yaptığı konuşmada şunları söylüyordu:
‘Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız.
Lakin aynı dönemlerde devlet kadrolarına tescillenmiş solcular atanmaktadır. MEB’e getirilen Hasan Ali Yücel, “komünist” olduğunu çekinmeden söyleyen arkadaş gurubunu da bakanlığının kadrolarına ve üniversitelere atıyordu.
Türk milletinin kızıl dalgadan etkilenmesi ve yurtta komünizmin bir tehlike olarak yandaşlar toplaması, Nihal Atsız‘ı ve onun gibi düşünen bütün Türkçüleri komünizm karşısında bir şeyler yapma konusunda düşündürüyordu.
Bu dönemde yayımlanan “Bozkurt“, “Orhun” ve “Çınaraltı” gibi dergilerle Türkçü konularda yazılar yazan Atsız, komünizmin etkisinde kalan uyuşuk beyinlerce bir “tehdit” olarak algılanıyordu.
Eski komünistlerden İ. Hakkı Baltacıoğlu fikrinin yanlışlığını anlayıp özüne döndükten sonra Eminönü Halkevinde konferans verirken, salonu dolduran solcu gençler konferansı proveke ederler. Olaylar çıkarırlar.
Devletin her tarafına komünist kadroların yerleştirilmekte olduğu gören Nihal Atsız, devrin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na, iki “Açık Mektup” kaleme alır, Orhun Dergisi’nin 1 Mart 1944 ve 1 Nisan 1944 tarihli sayılarında başbakan ve devlet yetkililerini uyarmak için yayınlar.
Mektupta Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel‘in emriyle komünist yazılar içeren dergilerin okullara dağıtıldığını ve o sıralarda hapishanede yatan Nazım Hikmet‘e de gizli yollardan para gönderildiğini yazar.
Şikayet edilenlerin içinde -daha sonra Bulgaristan’a kaçarken öldürülen- Sabahattin Ali de vardır.
Türk Milletine yazılan açık mektup MEB başındaki Hasan Ali Yücel’i telaşlandırır. Rahmetli Atsız Hoca böylece, Devletin içine girerek, beynine hükmetmeye çalışan virüsleri ve amaçlarını Türk halkına ifşa eder. Kaygılarını ”… Üniversitede devlet parasıyla okuyan talebeler yanlış yoldalar. Demek ki koynumuzda yılan besliyoruz. Sinsi zehirli yılanlar, bekledikleri yerlerden yemleri geldiği zaman devleti arkadan vuracaklar. Kızıl sabahı Türkiye’ye getirmek isteyen yabancı ordulara ajanlık yapacaklar…” şeklinde açıkça dile getirir.
Devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile o günlerin Ulus gazetesi başyazarı Falih Rıfkı Atay’ın teşviki ile Sabahattin Ali tarafından Atsız mahkemeye verilir.
26 Nisan 1944’te Ankara’da başlayan ilk mahkemeye üniversite gençliği büyük ilgi gösterir, salon hınca hınç doldurulur. Bu yoğun kalabalık ve tezahürat karşısında Mahkeme heyetinin içeriye pencerelerden girebildiği söylenir.
Nihal Atsız Mahkeme Heyetine: ‘Sabahattin Ali’den sorulsun, hıyanetini ispat edelim mi? Buna razı mı? ‘ diye sorar. Sabahattin Ali ise buna cevap verememiştir. Duruşma, 3 Mayıs 1944 gününe ertelenir.
 
Kaynak: http://nedir.antoloji.com/3-mayis/
 
Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Mayıs Nedir? 1 için yorumlar kapalı
May 02

Şeyh Edebali’nin Osman Beye Nasihati…

seyhedebali1cd3
 
 
 
 
 
      seyh_edebali
 
 
Şeyh Edebali’nin Osman beye nasihati…
 
“- Ey Oğul!
Beysin, bundan sonra öfke bize; uysallık sana… Güceniklik bize; gönül alma sana… Suçlamak bize; katlanmak sana… Acizlik yanılgı bize; hoş görmek sana… Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana… Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana…
– Ey Oğul!
Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana…
– Ey Oğul!
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı.. Allah (c.c.) yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hakk yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’d edilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.
Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir.
Milletin kendi irfanı içinde yasasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır. En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir.
– Ey Oğul! Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştürdüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar, yaşatamadılar.
İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkamaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar, laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir. Akacak kan boş yere akmamalı. Ona yol ve yön lazım.. Zîra kan, toprak sulamak için akmaz. Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur.
Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı… Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli.
– Ey Oğul! Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat, bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az. Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekin zamanını bilen çitfçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da… Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi da’vanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez.
Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Osman, geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın.”
 
Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , | Şeyh Edebali’nin Osman Beye Nasihati… için yorumlar kapalı
May 01

DOĞU TÜRKİSTANLI RABİA KADİR 1

images (1)

 

 

 

 

 

 

 

DOĞU TÜRKİSTANLI RABİA KADİR 1

Seni lider yapacağız                                                                                                                                                                         Rabia Kadir’le röportajımın bu bölümünde Rabia hanım neden hapiste kaldığını, nelerle karşılaştığını ve ABD’nin kendisine yardım sürecini anlatıyor. Yorumsuz paylaşıyorum:

“Doğu Türkistan’da protesto yürüyüşü sebebiyle 5 Şubat 1997’de kanlı olaylar yaşandı. Ben o zaman Çin’de parlamento üyesiydim, oraya gittim ve üzerime düşeni yapmaya çalıştım. Onlarca kişi idam edildi, binlerce kişi tutuklandı, yüzlerce kişi donarak öldü. Benim de parlamento üyesi olarak bu olayları inceleme hakkım vardı. Kanunlar çerçevesinde bazı görüntü ve dokümanlar topladım. Ve bunları Pekin’de merkezi hükümete göstermek ve çözüm bulmaları istiyordum. Ancak beni gözaltına aldılar. Fakat hapse atmayıp elimdeki bütün belgeleri topladılar. Sonra Urumçi’ye gönderdiler. Buna rağmen tekrar Pekin’e gittim. Olanları, gördüklerimi ulaşabildiğim herkese anlattım. Çin’e bu duruma müdahale etmeleri talebinde bulundum. Susarsam ve durumu ifşa etmezsem seni lider yapacağız (özerk bölge için) dediler. Onların görüşlerini dünyaya yaymanın akılcı olacağını ileri sürdüler. O zaman ben merkezi hükümetten tüm ümidimi kaybettim.”                                                                             

Hapisten çıkış                                                                                                                                                                                    “İşte o zaman kararım daha da netleşti. Halkımın davasını uluslararası arenada savunmalı ve dünyaya anlatmalıydım. Ve tekrar bölgeye giderek belge toplamaya çalıştım. Öldürülen insanların listesini oluşturmaya çalıştım. Öncelikle Çin’e gelecek olan yabancı heyetlere bu belgeleri vermeyi planladım. O günlerde ABD’den Çin’e senato heyetinin geleceğini duydum. Onların yanında giderken Çin polisi tarafından tutuklandım. Bana, sen artık bu zindandan kurtulmazsın, ölün çıkar dediler. Benimle ilgili ümitler tükenmişti. Çin ve Amerika arasında ne oldu, ne görüşüldü nasıl bir pazarlık geçti bunu da bilmem mümkün değildi. 2 senedir hücredeydim. İşte o zaman Amerika’nın liderliğinde bir uluslararası kampanya yürütüldüğünü duydum. Benim Çin’deki pozisyonum yüksekti. İyi bir nüfuzum vardı. Çin, hele ki o zamanlarda halkın üzerinde etki sahibi kişileri asla çıkarmazdı. Geçmişte benim gibi toplumda benzer pozisyonumdaki insanlardan tutuklananların çoğu bu akıbete uğradı. Onlar bizim öncülerimizdi. Ben hayattayken salıverilen ilk Uygur kökenli siyasi mahkûmdum.” 

Kaynak: http://www.yenicaggazetesi.com.tr/seni-lider-yapacagiz-30346yy.htm

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , , , | DOĞU TÜRKİSTANLI RABİA KADİR 1 için yorumlar kapalı
May 01

Kaç çocuğumuz yakılarak öldürülünce uyanacağız?

10252165_10202838325934272_3367670988540561257_n
10298920_10202838327374308_2397413110091636504_n
 
Kaç çocuğumuz yakılarak öldürülünce uyanacağız?
 
Gizem 6 yaşında bir kız çocuğu. Evinin kapısından kaçırıldı. Sonra cesedi bulundu. Katil akrabası idi. Nedeni ablası ile evlenmek istemiş fakat Gizem’in ailesi razı olmayınca aileden intikam almak için Gizem’i kaçırdı. Küçük kızın ağzını bant ile bağladı. Ve bıçakladı. Gizem ölmedi. Üzerine benzin döktü ve yaktı. Gizem canlı canlı yakılarak öldürüldü. Eşine az rastlanacak türden bir vahşet. Bu alçakça cinayeti planlar iken katil yakalanmamayı umuyordu. Ancak yakalansa bile idam edilmeyeceğini. Biliyordu ki nasıl olsa bir şekilde çıkarılacak olan bir af ile 10-15 sene sonra hapishaneden çıkacak ve hayatına kaldığı yerden devam edecekti. Çünkü Türkiye’de idam cezası yok.
Geçtiğimiz Nisan ayında Kars’ta, 9 yaşındaki Mert Aydın adında bir çocuk hem de tanıdığı 23 yaşındaki Aykut Balk tarafından önce tecavüz edildi sonra kafasına taşla vuruldu, ölmeyince boğularak öldürüldü. Polis 4 gün süren bir çalışmadan sonra zanlıyı yakaladı. Zanlı suçunu itiraf etti. Şu anda hapiste olan Aykut Balk intihar girişiminde bulundu.
Bir başka haberi hatırlayalım. 8 Eylül 2013 tarihli Hürriyet gazetesi: Mersin’de babası ile yaşayan 9 yaşındaki Nazar Yıldız’ı babası ayrı yaşadığı annesi Serap A.’ya 10 gün birlikte kalması için teslim etmiş. Serap A. A. adlı bir adam ile yaşıyormuş. A. A. 9 yaşındaki Nazar Yıldız’ı günlerce ” uyumadığı ve kendisini dinlemediği “ gerekçesi ile demir çubuk ve makarna süzgeci ile dövmüş. Nazar Yıldız yoğun bakımda 13 gün yaşam savaşı vermiş. Ve sonunda bu mücadeleyi kaybederek ölmüş. 13 gün doktorların kurtarmak için verdiği bütün mücadeleye rağmen o kadar ağır işkence görmüş ki kurtarılamamış.
2 yaşında bir kızı olan anne bana “kızıma bir şey olur ise dünyayı yakarım ancak idam cezasına karşıyım” demiş. Benim çocuğuma dokunmayan yılan bin yaşasın demek değil mi bu? Senin çocuğuna Allah korusun bir şey olunca dünyayı yıkıyorsun, başkasının çocuğuna bir şey olunca katili koruyorsun. Adalet mi bu?
Bu çağrıya şimdi ve tekrar destek verenlerin
bilgi@21yyte.org mailto:bilgi@21yyte.org e-posta adresine isim ve adreslerini bildirmelerini rica ederim. Bu isim ve adresler, bu makale ile birlikte 30 Mayıs 2014’te TBMM Başkanlığına yollanacaktır.
Haydi çocuklarımız için bir şey yapalım. Bir çocuğu bir katilin elinden kurtarabiliriz. Çünkü çocuk katilleri korkak olur.
 
Kaynak:http://www.yenicaggazetesi.com.tr/kac-cocugumuz-yakilarak-oldurulunce-uyanacagiz-30625yy.htm (6 fotoğraf)
Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , , | Kaç çocuğumuz yakılarak öldürülünce uyanacağız? için yorumlar kapalı
Nis 30

Ağlama Duvarı

248780-3-4-d5c38
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Kudüs’te görevlendirilen bir gazeteci, Ağlama Duvarı’nın önünden her geçişinde, yaşlı bir Musevi’nin orada öyle durup dua ettiğini fark etmiş. Bir hafta, iki hafta… Sonunda adamla bir röportaj yapmaya karar vermiş. İzin alıp açmış teybini, sormuş adama:
 
– Kendinizi biraz anlatır mısınız?
 
– Adım David, Polonya Yahudisiyim. Yaşım 68. Smalla’da bir kumaş dükkânım var. Evliyim. İki çocuğum Tel Aviv’de bir çiçek serasında çalışıyor…
 
– Sizi her gün burada, Ağlama Duvarı’nın önünde, dua ederken görüyorum.
 
– Evet, her sabah dükkânı açmadan buraya gelirim. Dünya barışı ve insanların kardeşliği için dua ederim. Öğle tatilinde bu sefer insanların mutluluğu, acıların sona ermesi için Yaradan’a yalvarırım. Akşam da, eve dönerken, bu kez dürüst ve iyi insanların esenliği için dua ederim. Cumartesi günümü de burada, yine dua ederek geçiririm.
 
– Ne güzel! Kaç senedir bunu sürdürüyorsunuz ?
 
– İsrail’e göçtüğümden beri, yani 40 yılı geçti.
 
Gazeteci çok etkilenmiş, heyecanla sormuş:
 
– 40 yıldır her gün dua ediyorsunuz. 40 yıldır yılmadınız. Bugün nasıl bir duygu içindesiniz, neler hissediyorsunuz?
 
Uzun uzun iç geçirmiş yaşlı Musevi, sonra da bezgin bir sesle cevap vermiş:
 
“Vallahi artık bilemiyorum” demiş, “İçimde, sanki duvara konuşuyormuşum gibi bir his var…”
 
Kaynak:http://www.fikrasi.com/aglama-duvari-6294.htm
Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , , , , | Ağlama Duvarı için yorumlar kapalı
Nis 29

Bunun adı, Alçaklıktır! Hainliktir!

 290320140143416649766 

 

 

 

 

 

 

Bunun adı, alçaklıktır! Hainliktir!

Ülkede olanlara karşı duyarlı aydınlarımızdan birisi olan Sayın Yılmaz Dağdeviren 1970’li yıllarda TRT’de Televizyon Dairesi Başkanlığı’nı başarıyla yürüten bir şahsiyettir. 80’ini aşkın yaşına karşın -pek çok konuda olduğu gibi- Türk adının örselenmesine de tepki göstermektedir. Bu konuda gönderdiği iletinin bir bölümünde şöyle diyor:

“1,5 milyon Ermeni’yi kesmiştir” derken, Türk var.

“Kürtlere asimilasyon uygulamıştır” derken, Türk var.

“Rumların mallarını gasp etmiştir” derken, Türk var.

“6-7 Eylül olayları”nda, Türk var.

“Toprak ve tazminat taleplerinde” Türk var.

“Özerklik kılıfı altında ’bağımsızlık’isterken” Türk var.

“Bartholomeos için Ekümenik Patriklik isterken” Türk var…

Velhasıl, “isterken” Türk var,

“Hakkı teslim ederken” Türk diye bir şey yok!

Bunun adı, olsa olsa, alçaklıktır! Aslında bunun adı ’alçaklıktan’da öte hainliktir!

Kaynak:http://www.yenicaggazetesi.com.tr/vahideddin-gibi-30398yy.htmhainliktir!

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | Bunun adı, Alçaklıktır! Hainliktir! için yorumlar kapalı
Nis 28

Ayrık Otu ile Çınar Hikayesi

388499_552266494818852_2122911191_n
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Alabildiğine gür yemyeşil çimenlerin, renk renk menekşelerin, papatyaların, gelinciklerin yaşadığı bir Çayır vardır. 
Bir gün bu Çayır’a ne idüğü belirsiz bir ot gelir. Masum ve mazlum bir eda ile “Sayın Çayır hazretleri” der. “Yersiz yurtsuz kaldım. Kıyıcığınızda köşeciğinizde, hiç işe yaramayan verimsiz bir parçanızda yerleşmeme müsaade eder misiniz?” 
Çayır önce şaşırır. Bu davetsiz misafiri hiç tanımıyordur. “Adın nedir?” diye sorar, “Sana kim derler?” Öteki, biraz daha ezilip büzülür, merhamet dilenen bir sesle: “Bana, ayrık otu, derler. Kimseye zararım dokunmaz. Herkese iyilik ederim.” der. Çayır: “Pekiyi. Yalnız, bizim çocuklara bir danışayım. Kabul ederlerse, sana da bir köşe veririz. Bizim burada demokrasi vardır. Hiç kimse tek başına karar veremez. Herkesin fikri alınır.” diyerek, çayırda yaşayan bütün bitkileri toplar. Kısaca meseleyi anlatır. Diz boyu çimenler, mor menekşeler kıpkırmızı gelincikler, sarı papatyalar, yeni bir arkadaşa kavuşacaklarını düşünerek çok sevinirler. Oy birliği ile, “Ayrık otu”na münasip bir yer verilmesi tezini savunurlar. O çayırda, ulu bir Çınar vardır. Çok yaşamış, çok gün görmüştür. Söz alır:
“İşinize karışmak gibi olmasın ama, bence hata ediyorsunuz. Siz, ayrık otunu tanımazsınız. Görünüşüne aldanmayın. Son derece zararlı bir bitkidir. Aranıza girerse huzurunuzu bozar, kökünüzü kurutur, yaşama hakkınızı elinizden alır. İyiliğiniz için söylüyorum. Bana göre hava hoş. Ben kuvvetliyim. Bana hiçbir şey yapamaz.” 
Çınar’ın öğütlerine aldırış eden olmaz… “İhtiyar, amma da saçmalıyor ha! Bu zavallı kime kötülük edebilir ki!” derler. Böylece, karar verilir. Ayrık otu, çayırın verimsiz bir köşesine yerleştirilir.
 
Sonra, zaman geçer… Ayrık otu, tabiatının icabını yapmağa başlar. Kendisine ayrılan saha ile yetinmez. Her tarafa kök salar. Toprağını gittikçe genişletir, herkese kafa tutar, yavaş yavaş herkesi yerinden eder. Çayır’ın huzuru kaçar. O eski ahenk, dostça ve beraberce yaşanılan günler şimdi bir hayâl olmuştur. Çimenler, artık diz boyu değildir. Menekşeler, o şahane morluklarını kaybetmiş kirli bir renge bürünmüşlerdir. Gelincikler, muradına ermeden soluveren gelinlere benzemiştir. Papatyaların sarısı artık eskisi gibi tatlı görünmez, bir “ölüm sarılığı” nı hatırlatmaktadır.
 
Vaziyetin gittikçe kötüleştiğini görünce, çayırdakiler meseleyi bir kere daha müzakere ederler. Herkes, başlangıçtaki fikrinin hatalı olduğunu, ayrık otunu kabul etmemeleri gerektiğini söyler. Yazık ki, iş işten geçmiştir. Ne yapılabileceklerini düşündüler. Neticede, “Çayır Ana”ya gidip “Ayrık otu”nu şikayet etmeye karar verirler. Çayır, çocuklarının haline çok üzülür, âdeta yüreği parçalanır. Hemen, “Ayrık otu”nu bulur. Hiddetle: “Sana verdiğimiz köşede durmamış, her tarafı istila etmeye başlamışsın. Çocukların huzuru kalmamış. Sana acıdıkları için aralarına almışlardır. Hepsini pişman ettin. Ya bu huyundan vazgeç, köşeciğine çekil, ya da geldiğin yere git.” der.
 
Ayrık otu, arsız arsız sırıtır. Kendine güvenen bir ifade ile: “Yerimden memnunum… Halimden asla şikâyetçi değilim. Rahatsızlığım da yok. Eğer rahatsız olanlar varsa, çekilip gitmekte serbesttirler. Beyhude yorulmayın. Elinizden bir şey gelmez. Köklerimi öyle derinlere saldım ki, artık söküp atamazsınız!” cevabını verir. 
 
Bu hikâye, böylece biter. Sözünü kimseye dinletemeyen o Ulu Çınar’a gelince: Çayır sâkinlerinin haline o kadar üzülmüş, kaybolan saadetlerinin arkasından öylesine ağlamış ki, “Ben demedim mi?” bile diyememiş!..
 
Kaynak: https://www.facebook.com/notes/t%C3%BCrk-polisi/galip-erdem-ayr%C4%B1k-otu-ile-%C3%A7%C4%B1nar-l%C3%BCtfen-okuyunuz/552266091485559
Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , | Ayrık Otu ile Çınar Hikayesi için yorumlar kapalı
Nis 27

Güneydoğudaki Ermeniler

270420131625560427337
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Güneydoğudaki Ermeniler
Almanya’da Türklerin düzenlediği bir toplantıda Prof. Dr. Hasan Köni, “Ermeni meselesi” başlıklı bir konuşma yapmış ve şöyle demişti:
“Tehcir sırasında, yerinden olmamak için ‘convert’olan yani Müslümanlığa dönen Ermeniler var. Sayıları 300-400 bin kişi. Ayrıca dönmüş Museviler ve dönmüş Rumlar da var. Bunları maalesef Türkiye Cumhuriyeti, kendi vatandaşlarını rahatsız etmemek için açıklamıyor. Belki de devletin içinde de yüksek rütbeye gelmiş Ermeni kökenli dönmüş insanlarımız var.”
Gerçek buysa, Türkiye’nin 52 milyon seçmeninin, oy verirken kimi seçtiğini veya bir dini gruba girerken kimin peşinden gittiğini bilmesi gerekmez mi?
Bu sütunda yayınladığımız “y.canca” imzalı bir mektupta, “Hrant Dink, bir Ermenistan gezisinde oradaki muhataplarına ‘Siz 1.5 milyon Ermeni’nin katledildiğinden bahsediyorsunuz. Oysa aynı dönemde yaklaşık 500 bin Ermeni, din değiştirip Türk olmuştu. Bunları neden dikkate almıyorsunuz?’ diye sordu. Muhatabı da ‘Bu konunun gündeme gelmesi, davamıza zarar verir’ dedi. Dink, bu konuda araştırmalar yapıyordu… Acaba kim veya kimler kendini hangi kimlikle saklı tutuyordu? Özellikle de din adamı kimliği ile!
Bana göre yukarıda açıklanan dönme Ermenilerle ilgili çalışmaları, Dink’i ölüme götürdü. Türk kimliği ile Türkiye için her türlü kötülüğü yapanlar ortaya çıkacaktı; bu yüzden Dink’in öldürülmesine karar verdiler” deniliyordu.
***
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geleceğini düşünenler, gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesini bütün boyutları ile aydınlatırsa, devlet içindeki asıl çeteyi ortaya çıkaracak, Türk Milleti’ne karşı ters operasyon yapan bir çeteyi deşifre etmiş olacaktır.
 
Kaynak: http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ermenice-hizmet-kime-verilecek-29984yy.htm
 
Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , , , , , | Güneydoğudaki Ermeniler için yorumlar kapalı
Nis 26

RÜŞVET!

fft64_mf1866631
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
RÜŞVET!
 
Açmadığım, açamadığım
Kapı yoktur Dünyada
Âlimin elinde kalem
Askerin silahında kurşun oldum
Nice diktatörlere aman dedirttim
Beni dinlemeyenlere
Kanun, tüzük, kararname… Kemirttim
Benden çekinmeyen
Amir-memur, işçi-işveren… Var mı hiç?
Durağım, yerim-yurdum yok benim
Kimliğim uluslararası
En dürüst insanın beyninde
Ateş böceği gibiyim
İş görmek, gördürmek için
Amansızca seğirttim
Doğrunun kellesini kopardım
Dürüstlüğün kanına girdim
Ahlâkı ipte sallandırdım
Haklıyı sürgün ettim
Mao mu?
Lenin mi?
Stalin mi?
Hitler mi?
Bush mu?
Yeltsin mi?
Obama mı?
Dize gelmedi benim karşımda
Çağın atomu, lazeri
Yok, edebildi mi beni?
Ben, RÜŞVET!
 
Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | RÜŞVET! için yorumlar kapalı
Nis 25

Drau Katliamı’nı Biliyor musunuz? (28 Mayıs 1945)

image0012
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Kuzey Kafkasya halklarının İkinci Dünya Savaşı sırasında maruz kaldığı katliamlar Rusya toprakları ile sınırlı kalmamış, Avrupa’ya kadar uzanmıştı. 1944 yılının sonlarına doğru Rus saldırılarından kurtulmak için Avrupa ülkelerine kaçan çoğunluğu kadın, çocuk ve ihtiyarlardan oluşan çok sayıda Kuzey Kafkasyalı, önce İtalya’nın kuzeyindeki Paluzza bölgesinde bulunan İtalyan dağ köylerine yerleştirildiler. Savaşın bitmesinden birkaç gün önce de Avusturya’ya, Carinhia’nın Ober Drauburg bölgesine sürülerek, burada Drau nehri vadisine yerleştirildiler. 11 Şubat 1945’te Yalta Konferansı’nda Rusya, Amerika ve İngiltere tarafından alınan bir karar ile İngiliz işgal bölgesine dahil edilen bu vadideki insanların Rusya’ya iade edilmesine karar verildi. Mülteciler en azından Türkiye’ye gitmeleri için izin verilmesini istediler; ancak bu talepleri reddedildi. Londra’dan gelen 28 Mayıs 1945 tarihli karar, “Mülteciler, Sovyet otoritelerine teslim edilecektir.” şeklindeydi. Kararın uygulanması için, İngiliz tankları, bu insanları Dellah bölgesine sürdüler. Burada “yurtlarına dönmeleri gerektiği ve bunun için kendilerine yardımcı olunacağı” resmen tebliğ edildi.
 
28 Mayıs – 1 Haziran tarihleri arasında yaklaşık 8,000 Kuzey Kafkasyalı silahlardan arındırılarak Ruslara teslim edildi. Teslim edilenler sınırın sadece 200 metre ilerisinde kurşuna dizilerek öldürüldüler. Çok az sayıda Kafkasyalı, Rus askerlerinin elinden kurtularak diğer ülkelere geçebildi. Geriye kadın ve çocukların cesetleri ve Kuzey Kafkasyalıların bir vadiyi dolduran eşyaları kaldı.
 
Teslim olmanın ölüm ya da Stalin’in acımasız kamplarında mahkumiyet anlamına geldiğini bilen bazıları Ruslara teslim olmaktansa kucağındaki çocuğuyla nehre atlamayı tercih etti. Bu korkunç dramın şahitlerinden çiftçi Martin Nagale gördüklerini şöyle anlatıyordu: “…Çok korkunçtu. Kadınlar teslim edilmemeleri için yalvarırken, her yeri gözyaşları ile yıkıyorlardı. Bu yalvarmaların faydasız olduğunu gören birçoğu da çocukları ile kendilerini Drau nehrine attılar.” Bir başka şahit Mrs. Maria Tiffling, faciada gördüklerini şöyle ifade ediyordu: “Bir ailenin bütün fertleri ile Drau sularında kayboluşunu unutamam. Anne bir yavrusunu sırtına bindirmişti. Diğer ikincisinin de ellerini tutuyordu. Üçüncü ve en küçük çocuk da babasının kollarında idi. Hepsi de kendilerini asi Drau’nun sularına korkunç çığlıklarla attılar.” Dünya tarihinin az bilinen bu katliamından sonra Avusturya’nın güneyinde Spittal Drau kasabasında 24 Ekim 1960 yılında Batı Avrupa Müslümanları Birliği tarafından küçük ama anlamlı bir anıt dikildi. Anıtın kitabesine şunlar yazılmıştı: “Burada 28 Mayıs 1945’te 7,000 Şimali Kafkasyalı, kadın ve çocukları ile birlikte Sovyet makamlarına teslim edildiler. Ve İslamiyet’e olan sadakatleri ile Kafkasya’nın istiklali ideallerine kurban gittiler.”
 
Kaynak: http://cecenistan.ihh.org.tr/varolus/surgunlerdiyari/draukatliami.html
 
Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , , , , , , , | Drau Katliamı’nı Biliyor musunuz? (28 Mayıs 1945) için yorumlar kapalı