May 13

Milliyetçilik Ülküsü (1)

images (1)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Milliyetçilik Ülküsü (1)
 
Milliyetçilik (Yurt kardeşliği) ilkesini iki ana başlıkta anlatmaya çalışalım:
1-Yurt,  2-İnsan topluluğunun kendisine tayin ettiği hedef; millet.
1.Yurt:
Bir millet olabilmenin ön şartı sınırları belirli bir toprak parçasında/yurtta hakimiyet kurmaktır. Kur’an pekçok ayetinde yurda önemle vurgu yapar. Kur’an’da oldukça fazla yer tutan Musa ile Firavun arasındaki mücadele Mısır yurdundaki hakimiyet mücadelesidir.
Bir çok peygamber mücadelelerini verirlerken yurtlarından ayrı düşümüştür. İbrahim, İshak ve Yakub’da bunlardandır. 
Güç ve basîret sahibi kullarımız İbrâhîm’i, İshâk’ı ve Ya’kub’u da hatırla! Şüphesiz Biz onları Yurt düşüncesi [vatan hasreti] saflığıyla saflaştırdık [arı- duru hâle getirdik]. Ve şüphesiz onlar, yanımızda seçilmiş en hayırlı kimselerdendir. (Sad, 45-47) 
İbrahim, kendi toplumuna karşı haniflik mücadelesi gerçekleştirmiş, daha sonra yaşadığı toprakları terk ederek mücadelesine başka topraklarda devam etmiştir. Bu ayrı kalış onda yurt hasretine neden olmuştur.
Bu ayette peygamberler nazarında yurdun önemi, değeri, yurt sevgisinin kuvveti anlatılmıştır. 
Hz.Muhammed, Mekke’de doğmuş ve büyümüştür. Peygamberlik görevini aldıktan sonra kendisine inanmayanlardan kendi yurdunda büyük eziyetler görmüş ve nihayetinde Medine’ye hicret/göç etmek zorunda kalmıştır. Hicretten sonra Bedir, Uhud ve Hendek savaşları yapılmış, bu savaşlar ile Mekkelilere belirgin bir üstünlük sağlanmıştır. Mekke’nin tekrar ele geçirilmesinden önce inen ayetlerle müslümanlar yurtlarını kurtarmaya ve yurtları için savaşmaya çağrılmıştır: 
Yeminlerini bozan, Elçi’yi yurdundan çıkarmaya azmeden ve üstelik ilk önce, size, kendileri başlayan bir toplumla savaşmaz mısınız? Yoksa onlara haşyet mi duyuyorsunuz? Artık, eğer mü’min iseniz, Allah, Kendisine haşyet duymaya daha layık olandır. (Tevbe, 13)
Aşağıdaki ayette inananların kendilerini yurtlarından çıkaran ve çıkarmak için yardımlaşan bozguncuları koruyucu, gözetici, yönetici yapmamaları ve onlarla yardımlaşmamaları istenmiştir. Yurttan çıkarılma ve bunun için yardımlaşma savaş sebebidir. 
Allah ancak, sizi, sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardımlaşan kimseleri velîleştirmenizi [koruyucu, gözetici, yönetici yapmanızı] yasaklar. Kim onları velîleştirirse, işte onlar, zâlimlerin ta kendileridir. (Mümtehine, 9) 
Yurdun, yurt sevgisinin, yurda bağlılığın önemini belirten ayetlerden de birkaç örnek verelim: 
Ve andolsun İsrâîloğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onları hoş nimetlerden rızklandırdık da kendilerine ilim gelene kadar ihtilâfa/ayrılığa düşmediler… (Yunus, 93) 
Onlar orada, “Hamd, bizden o üzüntüyü gideren ve bizi lütfundan, kendisinde bize yorgunluk gelmeyen, kendisinde bizim için usanç olmayan, durulacak bu yurda girdiren Allah’a özgüdür. Gerçekten Rabbimiz çok bağışlayıcı ve çok karşılık vericidir” derler. (Fatır, 34-35) 
Firavun’un kavminden ileri gelenler, “Muhakkak bu çok bilgili bir sihirbazdır. O, sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor” dediler… (Araf, 109-112) 
İnsanların yerleştikleri, çalıştıkları, ailelerini kurdukları, huzur ve barış içinde yaşadıkları topraklar onların yurtlarıdır. Hangi soydan, hangi ırktan gelirlerse gelsinler, aynı yurtta yaşayanlar yurt kardeşidir. Yurduna ihanet eden, yurt kardeşlerine ihanet etmiş demektir.
2-İnsan topluluğunun kendisine tayin ettiği hedef; millet[2] :
600’lü yıllarda Arap yarımadasında herhangi bir devlet ya da devlet benzeri bir organizasyon yoktu. Mekke’de de düzen kabilelerin soy bağına dayalı dayanışması ile sağlanıyordu ve Mekke’nin en büyük iki kabilesi Kureyş ve Kinane kabileri idi. Kur’an, soy bağına dayalı bu kabile anlayışının yerine tüm soyları içine alacak bir ümmet/millet anlayışını ortaya koydu. 
Şimdi Kur’an’ın toplumları anlatırken kullandığı “ümmet” kavramını ve bu kavramın toplumlara hangi gözle baktığını inceleyelim: 
Ümmet (ya da immet) sözcüğünün ilk anlamı “yol” demektir. Ancak bu “yol” karada, denizde, havada gidilen hakiki manada yol değil, amaçlanmış, hedef olarak belirlenmiş mecazi anlamda yoldur. 
Ümmet sözcüğünün terim olarak anlamı ise, “kendi iradeleriyle veya bir zorunluluk neticesinde aynı zamanda aynı yerde bulunan; iyi ya da kötü aynı inanca sahip olan; aynı amacı gütme neticesinde bir arada yaşayan insan topluluğu” demektir.[4] 
Ümmet kelimesinin dilimize de yerleşmiş karşılığı millettir. 
Aksine, onlar: “Şüphesiz biz babalarımızı bu ümmet üzerinde bulduk,biz de onların izleri üzerinde doğruya erdirilmiş kimseleriz” dediler. 
Ve işte böyle Biz, senden önce de hangi kente bir uyarıcı göndermişsek, mutlaka oranın şımarık varlıklı kimseleri: “Şüphesiz biz babalarımızı bir ümmet [önderli toplum] üzerinde bulduk. Biz de kesinlikle onların izlerine uyanlarız” demişlerdi. (Zuhruf, 22-23) 
Bu ayetlerden ümmet kelimesinin “yol” anlamında kullanıldığı çok açık şekilde anlaşılmaktadır. Uyarıcının Allah’ın yoluna çağırmasına karşı,“oranın şımarık varlıklı kimseleri: “Şüphesiz biz babalarımızı bir ümmet [önderli toplum] üzerinde bulduk. Biz de kesinlikle onların izlerine uyanlarız”diyerek, atalarının izinlerini benimseyip bu yolda gittiklerini “ümmet” kelimesi ile anlatmaktalar. Şimdi de ümmet-birey ilişkisini anlatan aşağıdaki ayetlere bakalım: 
Onlar, gelip geçen bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinedir, sizin kazandıklarınız da kendinizedir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu olmazsınız. (Bakara 134) 
Ve içinizden hayra çağıran, ma‘rûfu emreden [iyiliği emreden], münkerden men eden [kötülükten alıkoyan] bir ümmet bulunsun. Ve işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. (Ali İmran, 104) 
“Onlar, gelip geçen bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinedir, sizin kazandıklarınız da kendinizedir” ve “iyiliği emreden kötülükten alkoyan ümmet kurtuluşa ermiştir” cümleleri her ümmetin/milletin kendisine tayin ettiği yolun, bireyleri etkilediği, toplumun genel kabullerinin bireyleri yönlendirdiği, istisnalar hariç bozguncu bir ümmetin bireylerinin büyük oranda bozguncu oldukları, düzeltici bir ümmetin bireylerinin de büyük oranda düzeltici oldukları anlaşılmaktadır. 
 
 (Devam edecek)
Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , , , , , , | Milliyetçilik Ülküsü (1) için yorumlar kapalı
May 12

ATAM NERDESİN?

atam
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ATAM NERDESİN?
 
Şanlı kahraman Türk’ün altından beratı var
Nerdesin, tarihteki Mete Han’ım nerdesin?
Türk’e kefen biçmeye niyet etmiş batı var
Nerdesin, tarihteki Bilge Han’ım nerdesin?
 
Özünü, kimliğini atanları gördün mü?
Türk’üm deyip de Türk’e çatanları gördün mü?
Şeref ve namusunu satanları gördün mü?
Nerdesin, tarihteki Alparslan’ım nerdesin?
 
Gazap küheylanımız gazaya nazır şimdi
Adaletin lavları yakmaya hazır şimdi
Tozlanan istiklâlin tozunu kazır şimdi
Nerdesin, tarihteki o,Yavuz’um nerdesin?
 
Sensiz olan bir dünya yıkılırdı, göçerdi
Senin engin hoşgörün adaleti seçerdi
Avrupa, fermanınla hazır ola geçerdi
Nerdesin, tarihteki Süleyman’ım nerdesin?
 
Bir varlık sebebidir insanın cesareti
Aklı olan bir insan ister mi esareti?
Göster tarihindeki o müthiş mahareti
Nerdesin, tarihteki Han Fatih’im nerdesin?
 
Orta Asya değil mi Türk’ün ezeli yurdu?
Tanrı dağı, Altaylar seni konuştururdu
Kızılelma ülküsü kanın tutuştururdu
Nerdesin, tarihteki asil ülküm, nerdesin…?
 
En yoğun karanlıklar aydınlığa gebedir
Bu oyunu bozmanın işareti sobe’dir
Senin, mescidin dünya, kıblen ise Kâbe’dir
Nerdesin, tarihteki yiğit Türk’üm, nerdesin…?
 
Batı, batı denilen o kokuşmuş bir, leşti
Yedi düvel azmini kırmak için birleşti
Türk milleti seninle bu cihanda hürleşti
Nerdesin, tarihteki Atatürk’üm nerdesin…?
 
25.03.2009
Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , | ATAM NERDESİN? için yorumlar kapalı
May 11

Türk-islam Tarihinde Osmanlı’nın Yeri ve Önemi

osmanliarmasi
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Türk-islam Tarihinde Osmanlı’nın Yeri ve Önemi
 
Türk ve İslâm tarihinin en muhteşem devri Osmanlı Devletinin eseridir. Onlar millî ve İslâmî mefkurelerinin dâhiyane terkibi, siyasî istikrar ve içtimaî adaletleri sayesinde üç kıt’anın ortasında ve Akdeniz havzasında beşer tarihinde“Nizâm-ı âlem” dâvasının en kudretli temsilcileri olmuşlardı.
 
Eski Türk hâkanlarının meclis müesseseleri gibi, Selçuklu ve Osmanlı sultanları da devlet meselelerini daima müzakere eden bir “Dîvân teşkilâtına”sahipti. Devletin veziri, ilim ve ordu, idare adamları burada toplanırdı ve mühim meseleler içinde “Padişahım bu iş gayrı işe benzemez, ferman buyurun Dîvân’da müşâvere olunsun” gibi ihtar ve ikazlar çok dikkate şayandır. Bu devlet nizamı içinde padişahların bile, askerler gibi Mîrî toprak üzerindeki Has’ların gelirine dayanan mâişetleri onları (sultanları) bile temsil ettikleri devlet ve cemiyetin bir yüksek memuru hâline getirmişti.
 
Hattâ Fâtih bir konuşmasında: “Bu zahmet din yolunadır, ahirette Allah huzuruna varınca inayet ola. Zira elimizde İslâm kılıcı var. Eğer bu zahmeti ihtiyar etmezsek bize gazi demek yalan olur” cevabını verir. Buda Fâtih’in İslâm ve cihân hâkimiyeti dâvasında ve büyük bir irade ve kudrete sahip olduğunu gösterir.
 
Karahanlı, Selçuklu, Osmanlı ve daha başka Türk hânedanları hatta Beylikler hep 2500 yıllık Oğuz Han veya Alp Er Tunga’ya mensup bulunmakla iftihar ediyorlardı. Nitekim büyük bir fâtih olmasına rağmen Timur, bir türlü“Han” veya“Sultan” unvanını alamamış ve“Emîr” olarak kalmıştı. Bu sebeble Müslüman Türkler “Âl-î Osman’ı” hem oğuz Han soyuna mensup bulunmakla ve hem de İslâmiyete ve Türklüğe büyük hizmetler yaparak şan ve şeref kazandırmakla mukaddes saymışlardı.
Nitekim tanınmış araştırıcı Bernard Lewis’in şu tesbiti de, bu düşüncemizi teyid etmektedir:
“Kuruluşundan düşüşüne kadar Osmanlı İmparatorluğu, İslâm gücünün ve inancının ilerlemesine veya savunmasına adanmış bir devlet idi. Osmanlılar altı yüzyıl, ilkönce, esas itibarile başarılı olarak Avrupa’nın geniş bir kısmında İslâm hâkimiyetini kurma çabasıyla, daha sonra da Batının amansız karşı saldırısını durdurmak veya geciktirmek için uzun süreli artçı harekâtıyla, hemen hemen devamlı olarak Hristiyan Batı ile savaş hâlinde idiler.
Osmanlı vakayinâmelerinde imparatorluğun toprakları“Memalik-i İslâm”, hükümdarları “İslam padişahı”, orduları “Âsâkir-i İslam” dinî başkanı “Şeyhülislâm”olarak adlandırılırdı; onun halkı kendini her şeyden önce Müslüman sayardı. Daha önce gördüğümüz gibi, Osmanlı Türkleri kendilerini İslâmlık ile özdeş görmüşler, diğer her hangi bir İslâm milletinden çok daha büyük ölçüde hüviyetlerini İslâmlık içinde eritmişlerdi.“Türk” kelimesi Türkiye’de hemen hemen kullanılmaz iken, Batıda Müslüman’ın eşanlamı hâline gelmesi ve Müslüman olmuş bir batılıya,“Türk olmuş”denirdi.”
 
Prof. Abdulkadir Donuk
Kaynak: http://tarihgazetesi.net/index.php/turk-tarihi/908-tuerk-islam-tarihinde-osmanl-n-n-yeri-ve-oenemi
 
Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , | Türk-islam Tarihinde Osmanlı’nın Yeri ve Önemi için yorumlar kapalı
May 10

TÜRK, İNSANLIK TARİHİNİN BAŞLANGICIDIR !..

bilgekagan1

  sw TÜRK, İNSANLIK TARİHİNİN BAŞLANGICIDIR !..
 
“Ben Türk Bilge Kağan..
Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına kadar,
Batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar,
Hep milletler bana bağlıdır.
Bunca milleti hep düzene soktum, ilerlettim.
Doğuya ordu sevk ettim. Bunca yerlere gittim.
Tanrı (Tengri) yardım ettiği için milletime; gözle görülmeyen, kulakla işitilmeyen yerler kazandırdım.
Tanrı buyruğu olduğu için, Devletli olduğum için size Kağan oldum.
Tanrı yardım ettiği için dört yöndeki milleti derleyip topladım.
Ey Türk Milleti.. Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, ilini, töreni kim bozabilir?..
Ey Türk Milleti, titre ve kendine dön !..”
 
Kaynak:Yolların Sonu Video Grubu
 
Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , , , , | TÜRK, İNSANLIK TARİHİNİN BAŞLANGICIDIR !.. için yorumlar kapalı
May 09

DOĞU TÜRKİSTANLI RABİA KADİR-2

images (1)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
DOĞU TÜRKİSTANLI RABİA KADİR 2
Çocukların gönderilişi “Benim eşim de bu mücadele sebebiyle daha önce 9 sene hapiste yatmıştı. Ancak daha sonra yine yazdığı 5-6 makalede Çin’e ağır eleştiriler getiriyordu. Bu sebeple eşimin tutuklanacağı bilgisi bana ulaştı. Biz de İngiltere ve Amerika’ya seyahate gideceğiz diye başvuruda bulunduk. Vize istedik. Bize vize verdiler. Döndükten sonra eşimin tutuklanacağı bilgisi kesinleşince kendisi siyasi iltica talebinde bulundu. Ama ben geri dönmek zorundaydım. 5 çocuğum oradaydı. Benim de hayatım tehlike altındaydı. Döndüm ve 5 çocuğumu 18 gün içerisinde seyahat gerekçesiyle Amerika’ya gönderdim. Ben onları yolcu ettikten 3 saat sonra tutuklamak için polis evimize geldi. O gün çocuklarımı kurtardığım için çok sevindim.”
Washington’a geliş “Çinliler bile o zaman sordular bana; Senin Amerika ve uluslararası örgütlerle ne işin var dediler. Hiçbir şey bilmediğimi onlara da söyledim. 6 sene hapis yattıktan sonra Çinli yetkililer Amerika’ya mı gitmek yoksa orada mı kalmak istediğimi sordular. Tabii ki önce Doğu Türkistan’da kalırım dedim. Orada benim mülküm, ticaretim vardı. Amerika’ya gitsem parasız pulsuz oralarda ne yapacağım diye de düşündüm. Üstelik 5 çocuğumu göndermeme rağmen diğer 5 çocuğum hâlâ Doğu Türkistan’daydı. Onları da bırakamazdım. En önemlisi halkıma da yardım etmem gerekiyordu. Ama Çinliler, sen burada kalamazsın dediler. Hatta, senin ölmen lazımdı dediler. Ve sonuç olarak beni serbest bırakacaklarını ancak Amerika’ya gitmek zorunda olduğumu söylediler. Eğer gitmezsem 18 ay daha hapiste yatmam gerektiğini ifade ettiler. Fakat biliyordum ki gitmeme kararımı bildirdikten sonra beni hapiste yaşatmayacaklardı. Daha önce birkaç kez kurtulmuştum bundan. Bütün bu ihtimalleri düşündüğümde, mücadelemi sürdürmem için öncelikle hayatta kalmam lazımdı. Eşim de oradaydı. Ve beni ertesi gün sivil bir araca koydular. Havalimanına götürdüler, uçakta bir tek ben vardım. Pekin’e getirdiler. ABD Elçiliğinden gelen kişilere teslim ettiler ve böylelikle Washington’a geldim. Kurtulmam için nasıl faaliyetler ve kampanyalar yürütüldüğünü buraya geldikten sonra eşimden öğrendim. Bu aşamadan sonra Amerika’da, Batı dünyasında Doğu Türkistan davasını anlatmak için kolları sıvadım.”
Kaynak: http://www.yenicaggazetesi.com.tr/seni-lider-yapacagiz-30346yy.htm
 
Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , , , , | DOĞU TÜRKİSTANLI RABİA KADİR-2 için yorumlar kapalı
May 08

Dünyada En Büyük Komutanlar Kimlerdir?

indir
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Dünyada En Büyük Komutanlar Kimlerdir?
 
* Filistin’deki Müslümanlar düşünüyorlar “Bu gidişat nereye varacak böyle…” falan diye. “Tarihten ders alabilir miyiz?” diye kendi aralarında konuşurlarken diyorlar ki; “Dünyada en büyük komutanlar kimlerdir?” Bir tanesi diyor ki, “Napolyon Moskova’ya yürüdüğü zaman bir tane Rus komutan vardı; bu adam Napolyon Rusya’ya geldiğinde adım adım geri çekildi ama bir türlü çarpışmaya girmedi. Adım adım çekildi, kışa kadar idare etti, soğuk geldi Napolyon soğuğa dayanamadı geri gitti. Orada bir kişinin bile burnu kanamadı”.
“İkinci büyük komutan kim olabilir?” demişler. Onu da Ruslardan bulmuşlar.
“O da, Alman Hitler geldiği zaman yine adım adım geri çekildi, Almanlar adım adım geldi, adım adım geri çekildi. Kış bastırdı araçları çalışmadı, Hitler de başaramadı geri döndü.”
“Üçüncüsü kimdi?” diyorlar. Birisi oradan atılıyor “Nasır” diyor. “Nasıl Nasır?” diye soruyorlar.
Cevap veriyor;
“Filistinliler adım adım ilerledi Nasır adım adım geri çekildi. Şimdi Nasır karın yağmasını, ortamın don olmasını bekliyor!..”
 
Kaynak: http://www.yenicaggazetesi.com.tr/napolyon-neden-kaybetti-30348yy.htm
 
Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , , , , | Dünyada En Büyük Komutanlar Kimlerdir? için yorumlar kapalı
May 07

ATEŞ ÇEMBERİNDE TÜRKİYE!…

103562_ates_1
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Türkiye içinde ve çevresinde ilişkilerin günden güne çıkmaza doğru sürüklendiği şu anda Rusya Putin ile tekrar eski gücüne kavuşmak için genişleme peşindedir. Rusya Sırbistan’dan kopan Kosova’nın rövanşını Kırım ile almak istiyor. Bugün Putin’in yaptığı teklifleri dün Lenin yapmış ve sonuç hüsran olmuştu. Batı Brezenski’nin dediği gibi “Avrasya Satranç Tahtası”nda ilerlemek istiyor. Batı, soruna kendi iktisadi çıkarları açısından bakıyor.
Kırım’da tehlikeli senaryolar oynanıyor. Katil Sırp çeteleri Kırım’a götürülüyor. Kırım Tatar Türkleri arasındaki marjinal gruplar ve özellikle İslâmcı diye dolaşan maceracılar, silahlı çatışma için tahrik edilerek Ruslara askeri müdahale ortamı yaratılıyor.
Kıbrıs’ta rahmetli Rauf Denktaş ne ise, Kırım’da da Mustafa Cemil Kırımoğlu odur. Gerek Sayın Kırımoğlu’na ve gerek Kırım Tatar Meclisi’nin kararlarına uyulmalıdır.
“Aslında küresel güçlerin çatışmasının Pasifik Bölgesi’nde ve Doğu Akdeniz’de olacağı tahmin ediliyordu.
Fakat İkinci Dünya Savaşı’nın sona erdiği (Yalta Konferansı) Kırım’da küresel savaşın çanları çalıyor.
Şimdi en kritik ülke ise Türkiye.
Siyasi ve askeri varlığı Batı’ya, ekonomisi ise Rusya ve İran’a bağımlı olan ülkemiz için çok zor bir sürece girdik.
Ne Rusya Kırım’dan geri adım atabilir, ne de ABD ve AB, Ukrayna’dan.
Karadeniz’deki gerilim Doğu Akdeniz’deki gerilimi de tetikleyebilir.”
Bu arada, coğrafyamızda yeni bir Çar’ın doğmakta olduğu da hissediliyor.
“Yeni Çar Putin” , sözde hür dünyanın bütün uyarılarına ve tehditlerine rağmen, “Şah’ı mat” etmek istiyor.
Gerçi, satrançta kimin önce mat olacağı önceleri pek anlaşılamıyorsa da, Putin piyonları bir bir deviriyor.
İnsanın en çok gücüne giden de, gezegenimizde ve bölgemizde bunca oyunlar tezgâhlanırken, “sıfır” ufuklu bir hariciye nazırının, sık sık buğulanan gözlüklerinin camlarını bile “usulca” silecek pozisyon ve mekân bulamayışı oluyor.
Ukrayna ve Kırım’daki sorun Rusya ve ABD’nin birbiri aleyhine genişleme ve rövanş alma mücadelesidir. Sorun; Ukrayna’nın toprak bütünlüğü kadar Kırım Tatar Türklüğünün demokrasi, insan hakları ve yaşama mücadelesidir. Ukrayna, Kırım’dan vazgeçmiş ise milletlerarası hukuk işletilmelidir.
 
Kaynak: 1-http://www.yenicaggazetesi.com.tr/kirimdaki-oyun-30200yy.htm
2-http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yeni-car-putin-mi-30204yy.htm
 
Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , , | ATEŞ ÇEMBERİNDE TÜRKİYE!… için yorumlar kapalı
May 06

HZ. Hüseyin’in Türk Milletine Duası

Kerbela
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
HZ. Hüseyin’in Türk Milletine Duası
Bundan 1331 sene evvel; iktidar hırsı yüzünden gözünü görmez, kulağını duymaz olan kalbi katranlaşmış Yezid, başlarında Peygamberin(SAV) Torunu Hz.Hüseyin’in bulunduğu topluluğu, bir yudum suya hasret bırakarak şehit etmiştir.
Elim Kerbela olayının vuku bulduğu 680 yılında, yeni yurtlar arama (Kızılelma) derdiyle Türkistan sahasından çıkarak Arap Yarımadasına inen ve İslam’la yeni yeni tanışan Türk Akıncıları, Arapların savaşacağı haberini alırlar ve muhkem bir mevkiden hadiseyi takip ederler. Binlerce kişilik ordusuyla Yezid, 70 kişilik Hz.Hüseyin ve kandaşlarını çepeçevre sarmıştır.
Türk Atlıları anlarlar ki; güçlüyle-zayıf, çoklukla-azlık, zalimle-mazlum karşı karşıyadır. Bir tarafta koskoca Emevi Ordusu diğer tarafta Peygamber torunu ve musayipleri, yol arkadaşları. Taraf olma gereği hissedeler ve saflarını belirlerler. Ne asabiyete ne mensubiyete bakarlar taraf olurken. Güç dengesine bakarlar ve Türk Olmanın gereğidir deyip, mazlumdan yana saf tutarlar.
Takvimler Muharrem ayının 9’unu gösterirken yedi Türk Akıncısı bu bela meydanından Hz.Hüseyin’i almak üzere binerler atlarına. Hz.Hüseyin susuzluktan tükenmek üzeredir Türk Yiğitlerini karşısında gördüğünde. “Sizi Azerbaycan’a götürelim” teklifini tereddütsöz reddeder. Çünkü bu yola dönmemek üzere çıkmıştır ve şahadeti kovalayacaktır.
Ancak gelen yiğitlerden bir isteği olur Peygamber Torununun. “Oğlum Zeynel Abidin” der “çok hasta, alın götürün onu buradan, size emanettir.”
Yedi Türk akıncısı yanlarına Zeynel Abidin’i de alarak yıldırım gibi yol alırlar Emevi Ordusunun barikatını yararak. Hz.Peygamberin sevgili torunu, Allah’ın Aslan’ı Âlimler Şahı Hz.Ali’nin oğlu Hz.Hüseyin ellerini Arş-ı A’la’ya kaldırır ve “Yarabbi bu yedi yiğide, yedi devlet nasip eyle.”
Zaten bu olaydan sonraki gün Hz.Hüseyin ve yol arkadaşları şehit edilerek Rahmet-i Rahman’a kavuşmuşlardır.
Bu yiğitler, Türkistan sahasında gözleri gibi baktıkları Zeynel Abidin’i, kargaşa ortamının durulduğundan emin oldukları ve emanete halel gelmeyeceğini anladıklarında Mekke’ye geri götürmüşlerdir.
Bugün Türkistan sahasından Balkanlara uzanan coğrafyada hür ve bağımsız yedi Türk Devleti mevcuttur. İşte bu yedi devletin yedi bayrağı, Hz.Hüseyin’in duasının kabulünün delili olarak semalarda dalgalanmaktadır.
Kaynak: http://www.gazete32.com.tr/editorun-sectikleri/hz-huseyinin-turk-milletine-duasi-h21102.html
 
Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , , , , , , | HZ. Hüseyin’in Türk Milletine Duası için yorumlar kapalı
May 05

3 Mayıs Nedir? (2)

turkculuk-gunu-3-mayis
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
3 Mayıs 1944’te Tutuklananlar.
3 Mayıs olayları, II. Dünya Savaşı’nın seyri ile alakalıdır ve dönemin hükümetinin Almanlara karşı üstünlük kuran Ruslara Türkçüleri feda ederek bir siyasi rüşvet vermesi olayıdır.
3 Mayıs tarihli gösterilerin ve 19 Mayıs Nutku’nun ardından toplanan milliyetçilerin davası, İstanbul 1 numaralı Örfi İdare mahkemesinde görüşülmeye başlanmıştır. Davada toplam 23 sanık yargılanmıştır.
 
İstanbul Tophane Askeri Hapishane’sinde bulunan asker sanıklar;
1-Hasan Ferit Cansever, Dr. yüzbaşı
2-Fethi Tevetoğlu, Dr. üsteğmen
3-Alparslan Türkeş, Piyade üsteğmen
4-Nurullah Barıman, Piyade teğmen
5-Zeki Özgür(Sofuoğlu) , Topçu asteğmen
6-Fazıl Hisarcıklı, Ulaştırma asteğmen
 
Aynı cezaevinde bulunan sivil sanıklar;
7-Nihal Atsız, Edebiyat Öğretmeni
8-Hüseyin Namık Orkun, Tarih Öğretmeni
9-Nejdet Sancar, Balıkesir Lisesi Edebiyat Öğretmeni
10-Saim Bayrak, Temyiz Mahkemesi Evrak Memuru
11-İsmet Rasin Tümtürk, İstanbul Belediyesi Murakıbı
12-Cihat Savaşfer, Y. Mühendis Mektebi Öğrencisi
13-Muzaffer Eriş, Y. Mühendis Mektebi Öğrencisi
14-Fehiman Altan, Y. Mühendis Mektebi Öğrencisi
15-Yusuf Kadıgil, Lise Öğrencisi
16-Cebbar Şenel, Adana Adliyesi’nde Hakim Adayı
 
Sansaryan Han’da bulunan Emniyet Müdürlüğü hücrelerinde bulunan sivil sanıklar;
17-Zeki Velidi Togan, Türk Tarihi Profesörü
18-Orhan Şaik Gökyay, Ankara Konservatuarı Direktörü
19-Hikmet Tanyu, İçişleri Bakanlığında Memur
20-Reha Oğuz Türkkan, İ.ü. Doktora Öğrencisi
21-Hamza Sadi Özbek, Aydın Maliye Tahsilat Şefi
22-Cemal Oğuz Öcal, Gazi Eğitim Enstitüsü Öğrencisi
23-Said Bilgiç, Ankara Adliyesi’nde Hakim Adayı
 
Aynı davadan sanık olarak Mehmet Külahlıoğlu ve Osman Yüksel Serdengeçti de bir süre tutuklu kalmışlardır..
 
Kaynak: http://nedir.antoloji.com/3-mayis/
 
Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Mayıs Nedir? (2) için yorumlar kapalı
May 04

TÜRK OLMAKTAN ŞEREF DUYARIM!

turkluk_by_dmrmrt
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
TÜRK OLMAKTAN ŞEREF DUYARIM!
 
Yaratıldığımda Türk konmuş adım
Mete Han, Alparslan, Fatih… Üstadım
Güçlü bir devlete nasıl susadım
Türk’üm, hakikate Hakka uyarım!
Türk olmaktan sonsuz şeref duyarım!
 
Türk bembeyaz lekesiz kara benzer
Cana hayat veren sulara benzer
O cennet denilen diyara benzer
Türk’üm, ben bu ada canım koyarım!
Türk olmaktan sonsuz şeref duyarım!
 
Türk, dünyayı koruyan bir zar gibi…
Vatan, millet, bayrak Türk’te yar gibi…
Türklüğüme haset eden var gibi…
Türk’üm. on bin yıldır Türk’tür ayarım!
Türk olmaktan sonsuz şeref duyarım!
 
Baş eğmek diz çökmek yakışmaz Türk’e
Adalete doyar girdiğim ülke
Atam Mete Han’dan ta Atatürk’e!
Türk’üm, ecdadımı candan sayarım!
Türk olmaktan sonsuz şeref duyarım!
 
28.05.1994 
Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , | TÜRK OLMAKTAN ŞEREF DUYARIM! için yorumlar kapalı