Eyl
08
Kimin Malını Kime Verecekler.
Mustafa Kemal Paşa Erzurum’a giderken bir yolcu topluluğu ile karşılaşmıştı. Mustafa Kemal yaklaşarak hatırlarını sordu:
-Ağa böyle nereden geliyorsun?
-Rus gelirken muhacir olmuştum. Çukurova’da idim. Şimdi köyüme dönüyorum. Zaman kötü. Güvenlik yok.
Böyle iken kışa doğru buralara niçin geldiğini sorar Mustafa Kemal. ”Yoksa oralarda geçinemedin mi?” der.
-Hayır Paşa. Çukurova cennet gibi yer. Bize tarla da verdiler. Rahattık. Yalnız son günlerde bizim Erzurum’u Ermenilere vereceklermiş sözü çıktı. Geldim ki göreyim, kimin malını kime verecekler.
Bunun üzerine Mustafa Kemal yanındakilere dönüp:”Bu milletle neler yapılmaz?” dedi.
Eyl
07
O zaman biz ya kâfiriz ya münafık!
AKP’nin ulaştığı oy oranının beklentilerin altında kaldığı eleştirilerine “Peygamber efendimizi bile desteklemeyenler olmuştur. Bizi de yüzde 52 destekledi” dediğini Cumhuriyet’in manşetinden okuyunca anladık. “Bu kadar da olamaz” dedik ve AKP cenahından hatta bizzat Erdoğan’ın ağzından, “Biz hiç böyle bir şey söyler miyiz?” demesi için boşuna bekledik. Neredeye bir hafta geçti, tık yok.
Çünkü hedef doğrudan Türk Milleti.
Yani seçimlerde Erdoğan’a oy vermeyen herkes.
Malûm, Peygamberimiz(s.a.v.)’in “Mekke” ve “Medine” olmak üzere iki dönemi var.
Mekke döneminde Peygamberimizi desteklemeyenler Ebu Cehil ve hempaları. Erdoğan bizi şimdi Ebu Cehil ve onun yanında saf tutanlardan olarak mı görüyor?
Yani kendine oy vermeyenlere kâfir mi diyor?
Diyanet İşleri Başkanlığı AKP’nin diyaneti değil, milletin ve İslâm’ın diyaneti ise bu sözlere bir açıklık getirmeli.
Ve Erdoğan da bir Müslüman’a kâfir diyenin İslâm’daki durumu nedir, İmam Hatip Lisesi bilgilerine güvenmeden, fıkıh kitaplarına müracaat etmeli. Bu iş, danışmanlara ve havuz medyası yazarlarına bırakılamayacak kadar hayatî bir iştir çünkü.
Diyelim ki, “Biz kimseye kâfir demedik” şeklinde bir düzeltme yapıldı, bir özür beyan edildi, içten de tövbe yapıldı.
O zaman mesele Peygamberimizin “Medine dönemine” uzanıyor. Mekke’de bunalıp Medine’ye hicret edenlere Muhacir, onları bağrına basıp, malını mülkünü Muhacir din kardeşleri ile paylaşanlara da Ensar dendiğini Erdoğan çok iyi bilir.
Muhacir’in de Ensar’ın da tamamı Peygamberimizi destekleyenlerdir.
Yalnız bir istisna vardır.
Ensar’dan bazıları “destekliyormuş gibi” görünüp İslâm’ın, Resulullah’ın aleyhinde çalışıyordu.
İşte bunlar “münafık” lardı. İslâm’da münafıkın konumu kâfirden daha aşağıdır.
“Peygamber Efendimizi bile desteklemeyenler olmuştur” diyen Erdoğan’ın cümlesini ne taraftan şerh ederseniz ediniz karşımıza yukarıdaki sonuçlardan biri yahut her ikisi çıkacaktır. Bu beyan, tevil götürmeyen ve söyleyeni ahrette çok çetin sıkıntılara sokacak olan talihsiz bir ifadedir.
Kaynak: Hasan Demir http://www.yenicaggazetesi.com.tr/o-zaman-biz-ya-kafiriz-ya-munafik-31726yy.htm
Eyl
06
Yüreğinle Konuş
Yüreğinle konuş haydi ya da sus
Dağılsın kalmasın yüreklerde pus
Davran bitsin artık bu sinsi kâbus
Bütün meydanlarda er olmalısın..
Her insanın yıldızı var ayı var
Bu dünyada ömür denen sayı var
Bu evrende her canlının payı var
Habil’in safında çer (i) olmalısın..
Durmaz ki bu hayat su gibi akar
Kimine haz verir, kimini yakar
Sönmesin bu ışık sonsuza kadar
Gözlerde daima fer olmalısın..
Hak deyince akan sular durmalı
Hayat tükenmeyen tatla dolmalı
Kişi helalinden lokma bulmalı
Her dem alınlarda ter olmalısın..
Azmin, iradenin ümidi gibi
Kuran’ın o nurlu tevhidi gibi
Kâbe ve Nebevî mescidi gibi
Aranan özlenen yer olmalısın..
Kıyamette dağlar bile dürülür
Bir gün gelir büyük mizan kurulur
Cenneti Ala’ya hasret duyulur
Hak Teâlâ ile bir olmalısın..
07.11.2009
Posted in Şiirlerim
|
Tagged ay, azim, Bir, cennet, er, evren, fer, Hak Teala, hayat, haz, helal, irade, Kabe, kabus, Kur'an, mizan, Nebevi, ömür, sinsi, ter, Tevhid, yıldız, yürek
|
Eyl
05
Sevr Muahedesi (1)
İtilaf devletleri Osmanlı hükumetine kabul ettirmek istedikleri “Taksim ve Sulh” şartlarını Meclis-i Meb’usan’a teklif ettiler. Fakat meclis’in “Misak-ı Milli esaslar dahilince sulh yapılabilir” teklifi ile karşılaştılar. Osmanlı Devleti MilliHareketi bastırırmasını beklediler. O da olmayınca “Sevr Muahedesini” kabul ettirip , imzalattırmak ve sonra milli unsurları yok etmeyi planladılar.
22Nisan 1920’de Osmanlı Hükumeti Parise davet edildi. Ertesi gün 23 Nisan 1920’de Ankara’da kurulan T.B.M. M Hükumeti de bir bildiri neşrederek bir barışın T.B.M.Meclisinde kabul edilemiyeceğini, Türklerce kabul edilebilecek olan bir barışın, onun tek temsilcisi olan T.B.M.M. Hükumeti ile yapılmasın zorunlu ve gerekli olduğunu” ilan etti. Bu sesi önce önemseyen olmadı. Parise gelen Osmanlı Heyet-i Reisi Tevfik Paşa’ya sulh muahedesi şartlarını 11 Mayıs 1920’de bildirdiler. İtilaf devletlerince San Remo’da kararlaştırılan bu şartları Tevfik Bey inceledi. Teklif edilen barış şartları ile itilaf devletlerinin dillerine pelesenk ettikleri istiklal, hürriyet, eişitlik, mefhumları ile ve “müstakil bir devlet mefhumu ile bağdaştırılabilir, uygulanabilir” bulmadı. Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalandığını, bu parçaları ele geçirmek isteyen düşmanlar arasında ihtilaflar bulunduğunu gördü. Bir taraftan İstanbul’a Sadrazam’a, “Bize teklif edilen sulh, Devlet-i Aliye’nin bölünmesinden, parçalanmasından, Padişahın hukukunu imhadan başka bir şey değildir. Devletin var olabilmesi ancak, muahedenin tamamen iptali ile mümkündür.Bize teklif edilen muahedenin hazırlanış şekli, Osmanlı Devleti’ni, istiklalden mahrum bir müstemleke haline getirmektir.” Diye mektup yazarken, konferans delegasyonuna iletilmek üzere bir de muhtıra verdi. Muahedeyi imzalamadı.
(Devam edecek)
Kaynak: Türk Siyasi Tarihi / Tahsin Ünal
Eyl
04
*”Adalet evrenin ruhudur.” Ömer Hayyam
*”Aklın ve ilmin üç büyük düşmanı vardır: Kötülük, bilgisizlik ve tembellik”. Haeckel
*”Alışkanlıkların zincirleri, önce duyulmayacak kadar hafif, sonra kırılamayacak kadar güçlü olurlar.” Benjamın Dızraelı
*”Bir iş yapmak için neden yarını bekliyorsun. Bugün de dünün bir yarını değil midir. Ömer Hayyam
*”Bir ulusun büyüklüğü, nüfusun çokluğu ile değil, akıllı ve erdemli kişilerin sayısıyla ölçülür.” Victor Hugo
*”Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol.” Mevlana
*”Cibilliyetsize ilim öğretmek, eşkıyanın eline kılıç vermektir. Mevlana
*”Dehanın ilk ve en büyük şartı hakikati sevmektir.” Geothe
*”En büyük cezaevi, cahil bir insanın kafasının içidir.” Montaigne
*”Fenalıkların ilki ve en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır.” Eflatun
Posted in Atasözleri Vecizeler
|
Tagged adalet, Akıl, alışkanlık, allah, cahil, cennet, ceza, deha, erdem, eşkiya, evren, hak, ilim, insan, menfaat, ruh, samimiyet, secde, vaad, vecde, zincir
|
Eyl
03
“Kardeşim…”
Libya ile ilişkilerimizde Kaddafi gerçekten Türkiye ile dost ve kardeşti. Zira Kaddafi Kıbrıs çıkarmasında yakıt bulamadığımız uçaklarımız için yakıtı vermiş ve bu sayede de uçaklarımızı havalandırabilmiştik.
AKP döneminde Erdoğan, Kaddafi’ ye“Kardeşim” dedi ama daha sonra Libya’nın karıştırılmasıyla birlikte ABD’nin müdahale etmesi gündeme gelince o “kardeşi” maalesef vurmak için BM ordusuna İzmir’de karargah kurduruldu.
İran Cumhurbaşkanı Ahmed-i Necad da “kardeş” ilan edilmişti. Fakat bu kardeşliğinde İranla ilişkilerimizn bozulmasına sebep olduğu görüldü.
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Esad\’a “kardeşim” diye hitap ediyordu. Fakat Suriye\’de başlayan gösteriler, iki ülke arasında soğuk rüzgarların esmeye başlamasına neden oldu ve bu durum bugünkü halini aldı. Esad “Esed oldu, soykırımcı oldu, katil dendi. Bu günler de yeniden, BOP gerği kardeş olma ihtimali de görülmeye başlandı.
21 Ağustos 2014, Perşembe günü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, önceki gece Köşk’te düzenlenen veda resepsiyonunda önemli açıklamalarda bulundu. Kırgın olduklarını söyleyen Hayrünnisa Gül, son dönemde eşine yapılan saygısızlıkları hatırlattıktan sonra, “Bu süreçte yaşadıklarımızı başörtümün tartışıldığı günlerde, 28 Şubat döneminde bile görmedik.” diye konuştu.
Hayrünnisa Hanım’ın ağzından şu ifadeleri aktardı: “Hayrünnisa Gül, veda için sıraya giren gazeteciler arasındaki Yeni Şafak Gazetesi Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi’ye ‘Sizinle tokalaşmak istemiyorum, size çok kırgınım.’ dedi. Hayrünnisa Hanım daha sonra gazeteci çemberinden dışarı çıkmak için hamle yaptığında karşısına ATV Ankara Temsilcisi Mehmet Akarca çıktı. Hayrünnisa Hanım ona da, “Hep akıl veriyordunuz. Şimdi de bir akıl verin. Bakıyorum fotoğrafta herkesle birliktesiniz.” tepkisini gösterdi. Bayan Gül daha sonra o gruptan koparak eşini beklemeye başladı. Ama aile dostları ve AK Parti milletvekili Nursuna Memecan, Sever ve benim bulunduğum daha küçük bir grupla sohbetinde tepkisinin fevri değil derin olduğu görülüyordu. Aslında o anda yazılmamak üzere sohbet çerçevesinde geçen ve bir kısmını bazı meslektaşların da duyup 20 Ağustos gazetelerinde yer verdiği sözlerinin tamamını, daha sonra yazma izni aldığım için aktarıyorum: “Bizi çok üzdüler. Şimdi fotoğrafta yer almak için yarışıyorlar. İnsan kendisine zor hâkim oluyor. Bizi hiçbir şey görmüyor, bilmiyor, farkında değiliz mi sanıyorlar? Her şeyin farkındayız. Abdullah Bey kibarlığından bir şey söylemiyor. Kendisine çok yanlışlıklar, çok saygısızlıklar yapıldı. Bizi en çok üzen de özellikle son yılımızda bizim camiadan, dindar Müslüman camiadan yapılan saldırılar oldu. Neler yazılıyor, söyleniyor, insan inanamıyor. Ben her şeyi biliyorum. Şimdi ben de susuyorum ama fazla susmayacağım; asıl intifadayı (ayaklanma) ben başlatacağım.”
10 Ağustos’ta 12. Cumhurbaşkanı seçilen ve 28 Ağustos’ta görevi Abdullah Gül’den devralacak olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan AK Parti MYK toplantısı sonrasında Erdoğan, “Genel başkan ve Başbakan Dışişleri Bakanı kardeşim Ahmet Davutoğlu’dur” açıklaması yaptı.
Yukarıdaki “kardeşlik” ilişkilerini hatırlayınca bu “kardeşlik” ilişkisinin nasıl sonuçlanacağını merak ediyorsunuzdur diye düşünüyorum.
Kaynak: http://www.internethaber.com/
Posted in Yazılarım
|
Tagged abd, akp, Davutoğlu, erdoğan, Esad, gül, intifada, Kaddafi, kardeşim, Kıbrıs, Libya, Memecan, Necad, Selvi, suriye
|
Eyl
02
Özlü Sözler
* Akıl yaşta değil baştadır. Doğru bir söz fakat aklı da başa yaş getirir. C. SAHABETTİN
* Akıllı adam hem kitapları, hem de doğrudan doğruya hayatı okur. LIN YUTANG
* Aşılmasına imkan olmayan hiçbir duvar yoktur. ÇEHOV
* Beşikten mezara kadar bilim öğrenin. HZ. MUHAMMED
* Bilgili olduğumuz oranda özgür oluruz. SOKRATES
* Bilimsiz şiir, temelsiz duvara benzer. FUZULI
* Bir düşünce bir ateşten daha çok ileriyi ısıtabilir. LONG FELLOW
* Bir insanda kibir, hırs ve şehvet söz söylerken soğan kokar. MEVLANA)
Posted in Atasözleri Vecizeler
|
Tagged Akıl, ateş, baş, beşik, bilgi, bilim, doğru, düşünce, hırs, ilim, kibir, kitap, mezar, özgür, şehvet, söz, yaş
|
Eyl
02
Hırsız!
Köyün birine hırsız dadanmış. Hırsız özellikle ayakkabılara meraklıymış. Cemaat camiye girip namaza durunca bulduğu ayakkabıları torbasına doldurup kayboluyormuş.
Sonunda köylü pusuya yatmış, hırsızı, torbası elinde kıskıvrak yakalamış. Köy heyeti toplanmış. Hırsıza ne ceza vereceklerini tartışmışlar. Birisi bir öneri getirmiş.
-En iyisi imam yapıp önümüze geçirmek. Böylece gözümüzün önünde olur, hırsızlık yapamaz…
Köylünün aklı bu işe yatmış, adamı imam yapmışlar…
Aradan yıllar geçmiş. Gurbete çıkan bir köylü dönüşte hırsız imamın neler yaptığını, hırsızlığın bitip bitmediğini sormuş.
Demişler ki:
-Herif imamlığa devam ediyor, hırsızlık yapmıyor…
-Demek sorun çözümlendi?
-Yok canım… Birkaç adam tuttu. Hırsızlığı onlara yaptırıyor. Kendisi de “Hırsızlık günahtır, sakın çalmayın” diye vaaz veriyor…
Posted in Fıkralar
|
Tagged ayakkabı, cami, cemaat, ceza, hırsız, imam, kasa, köylü, para sayma makinesi, pusu, torba
|
Eyl
02
Daha Güzel Hizmetin Var Mı?
Seçimde verdiğin sözleri yuttun
Koltuğa oturup halkı unuttun
Halkın cebindeki parayı tuttun
Bundan daha güzel hizmetin var mı?
Herkes gibi bu ülkeyi bilen sen
İnsanlar ağlıyor, oysa gülen sen
Vatandaşı parça, parça bölen, sen
Bundan daha güzel hizmetin var mı?
Hizmet diye halkın cebinde gözün
Nasıl kızarmıyor şaşarım yüzün?
Her yanı kapladı ülkede hüzün
Bundan daha güzel hizmetin var mı?
Sen bütün makamı arpalık sandın
Çevrende son model yağcıya kandın
Görünce milyarı hemen sulandın
Bundan daha güzel hizmetin var mı?
Sen yolcusun ama bu halk hancıdır
Sana göre herkes bir yalancıdır
Sende huzursuzluk bitmez sancıdır
Bundan daha güzel hizmetin var mı?
Halk ile aranda ipler incelir
Yunusça sevgiyle bu iş düzelir
Sendeki hırçınlık “kompleksten” gelir
Bundan daha güzel hizmetin var mı?
Posted in Şiirlerim
|
Tagged arpalık, güzel, halk, hizmet, hırçınlık, hüzün, kibir, koltuk, kompleks, makam, milyar, seçim, vatandaş, yağcı, Yunus, yüzün
|
Eyl
01
Güneydoğu’ya Doğu Timor projesi!
1995 yılında Genelkurmay Başkanlığı, “Politik-Askeri Durum Değerlendirmesi” başlıklı bir belge hazırlamıştı. Belgede, terör örgütünün “Dört aşamalı hedef stratejisi”, özetle şöyle ifade ediliyordu:
“-Bölücü terör örgütü, ilk aşamada, kültürel ve sosyal bazı hakların temin edilmesini,
-İkinci aşamada, özerk veya federasyon tipi bir yönetim sisteminin oluşturulmasını,
-Üçüncü aşamada, ülkemiz topraklarında sözde Kuzey Kürdistan devletinin kurulmasını,
-Son aşamada ise bağımsız ve birleşik sözde Büyük Kürdistan devletinin oluşturulmasını hedeflemiştir.”
*** Raporun son bölümünde çözüm gösteriliyordu:
“Dağlardaki tehdit devam ettiği sürece devletimizce verilecek her taviz, yeni bir talebi doğuracak ve bu durum, örgütün ülkemizden toprak koparmak olan nihai hedefi gerçekleşinceye kadar aşama aşama devam edecektir.
Bu sebeple, devletimizin üniter yapısının muhafazası için tek vatan, tek lisan ve tek bayrak ile Atatürk milliyetçiliğine bağlı laik ve demokratik düzen ilkelerinden asla fedakârlık edilmemesi esastır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin;
-Yasama, Yürütme ve Yargı organlarının tüm unsurlarıyla, diğer milli güç unsurlarını harekete geçirecek kurum ve kuruluşlarıyla ve hepsinden önemlisi ülkenin batısında, doğusunda ve Avrupa’da yaşayan topyekûn Türk halkıyla tam bir uyum ve topyekûn mücadele anlayışı içinde;
-Doğru olarak teşhis edilmesi ve süratle terörün ortadan kaldırılması gerektiğine dair fikir ve inançta birleşmelerinin ve tüm gayretlerinin bu yöne kanalize edilerek mücadeleye daha aktif şekilde katılımlarının sağlanması şarttır.”
ABD ve AB’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ne yapmak istediği, 2002 yılında Doğu Timor’daki tutumlarından belliydi.
Nisan 1999’da BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Endonezya ile Doğu Timor’a verilecek özerklik planında anlaştıklarını açıkladı. 30 Ağustos 1999’da yapılan referandumda Doğu Timor halkı yüzde 78.5 oranında “bağımsızlık” dedi…
ABD yönetimi ise Endonezya hükümetinin Doğu Timor’daki şiddeti durdurmaması durumunda Uluslararası Barış Gücü’nü kabul etmesi gerektiğini açıkladı. Ve Endonezya Silahlı Kuvvetler Komutanı General Wiranto, “Uluslararası Barış Gücü’nün Doğu Timor’a yerleştirilmesi”ni kabul etti. Eylül 1999’da “Doğu Timor’daki mevcut durum, uluslararası barış ve güvenlik açısından tehdit oluşturmaktadır” açıklamasını yapan BM Güvenlik Konseyi, Çok Uluslu Barış Gücü’nü Doğu Timor’a
yerleştirdi.
Doğu Timor’un bağımsızlığı tanındı.
***
PKK ise Özgür Politika gazetesinde, Cemil Bayık’ın ağzından sevinç çığlıkları atıyordu:
“Günümüz dünyasında demokrasi zafer kazanmıştır ve bu durum bize büyük güven ve cesaret veriyor. Güçlü esen demokrasi rüzgârı dünyanın her köşesinde etkisini gösteriyor. Şimdi bütün ulusal sorunlara artık barış ve siyasal çözümle çare bulunuyor. Filistin, İrlanda, Kosova ve Doğu Timor gibi ülkelerde yaşanan gelişmeler de bunu doğruluyor.”
İşte bugün, terörist heykeli diktirerek açılımı teşvik eden AKP’nin uyguladığı proje, hemen hemen Doğu Timor projesi ile aynıdır. Zaten projenin mimarları, CIA danışmanları David Phillips, Henry Barkey ve Vamık Volkan’dır.
Kaynak: Arslan Bulut http://www.yenicaggazetesi.com.tr/guneydoguya-dogu-timor-projesi-31738yy.htm
Posted in Gündem
|
Tagged ab, abd, anadolu, Annan, askeri, avrupa, Barış Gücü, BM, bölücü, Doğu Timor, Endonezya, federasyon, Genelkurmay, Güneydoğu, politik, türk, türkiye, yargı, yasam, yürütme
|