Yüreğimizdeki cisminizi kaybettik ancak isminiz ve eserin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti sonsuza dek yaşayacaktır! Sayın Cumhurbaşkanımız Rauf Denktaş’a Allah’tan rahmet, Türk dünyasına baş sağlığı dilerim.
Yüreğimizdeki cisminizi kaybettik ancak isminiz ve eserin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti sonsuza dek yaşayacaktır! Sayın Cumhurbaşkanımız Rauf Denktaş’a Allah’tan rahmet, Türk dünyasına baş sağlığı dilerim.
Batının medeniyet anlayışını haçlı askerlerinin hareketleri ispatlıyor. Bir çok ülkeye ‘demokrasi’ götürdüğünü iddia eden Amerikalıların, İngilizlerin ve diğer avrupalıların pisliklerini götürdüğü apaçık görülmektedir. İngilizlerin, İrlandalıların, İspanyolların, Portekizlilerin ve diğer Avrupalıların Amerika kıtasını istilâ etmek ve bütünüyle sâhip olabilmek için 15 milyon civarında kızılderiliyi öldürmüşlerdir. Kızılderililerden geriye “numûnelik olsun” diye bir avuç insan bırakmışlardır. 1’inci Dünyâ Savaşı sırasında öldürülen asker-sivil insan sayısı Amerikada öldürüler Kızılderililer kadar olduğu araştrmacılar tarafından belirtilmektedir.
Işık alır güneşten, yıldızdan, aydan Zorla çıkarıldı adalet yaydan Çifte yedi art arda iki taydan Ağzı, burnu, çenesi kırıldı adaletin
Can ülkemiz sarsıldı işte böyle talanla Rekorlara geçtiler nice adi yalanla Tilkiyle, çakalla, kobra yılanla Her yanı kuşatıldı, sarıldı adaletin
Kimini hainliğe götürmekte iz her gün Pişkinliğin alasını görüyoruz biz her gün Çıkılmaz bir dağ oldu inişler ve düz her gün Küstü, Anası* bile darıldı adaletin
*Anası: Anayasa kastedilmiştir.
19 Mayıs 1919 Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başladığı gündür. I. Dünya Savaşı sonunda ülkemizin birçok yeri savaşı kazanan devletler tarafından işgal edilmişti. Yurdumuzu bu durumdan kurtarmak için Atatürk, 16 Mayıs 1919’da “Bandırma Vapuru” ile İstanbul’dan Samsun’a hareket etti. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a vardı ve burada Kurtuluş Savaşını başlattı. Üç yıl süren savaşlar sonunda ülkemiz yabancı güçlerden kurtarıldı. 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi. Atatürk’ün, Samsun’a varış tarihi olan 19 Mayıs günü Ata’nın isteği üzerine “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaktadır.
Atatürk bu bayramı Türk gençliğine armağan etmiştir. bu nedenle 20 haziran 1938 tarihli kanunla “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanan bu ulusal bayramın adı 12 Eylül Darbesin den sonra “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” olarak değiştirilmiştir.
Atatürk Türk gençliğini seviyor, onlara güveniyor ve Türkiye’nin geleceğini onların ellerine bırakmaya çekinmiyordu. Gençliğe bıraktığı bu önemli görevi söylevinde şöyle dile getiriyordu Atatürk: “Ey Türk Gençliği! Birinci ödevin; Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini sonsuzluğa değin korumak ve savunmaktır. Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel senin en değerli güven kaynağındır.”
Atatürk, “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur!” sözü ile başarılı olabilmenin bir koşulunun da sağlıklı olmak olduğunu, sağlıklı olmak için de spor yapmak gerektiğini vurgulamıştır.
Her yıl 19 Mayıs günü Gençlik ve Spor Bayramımız yurdun her yanında spor gösterileri ve törenlerle kutlanır.
19 Mayıs; 1981 yılından bu yana “Atatürk’ü Anma Günü” olarak da kutlanmaktadır. Bunun nedeni Atatürk’ün bir söyleşi sırasında: “Ben 19 Mayıs’ta doğdum” demiş olmasıdır. *Forumdaş.net
* “Türkler öyle bir millettir ki; Hayatta bir tane bile kalsa devlet kurup intikamını alır.” Adolf Hitler
* “Bir devleti yıkmanın yolu, ordusunu içinden ve dışından çökermekten geçer.” M.Ö. 6. Yüzyılda Çinli General Stratejist Sumn Tzu
* M.S. 16. Yüzyılda İtalyan Makyavel de Prens’ine şöyle der: “Rakibin şövalyelerini ya elde et ya da bertaraf et!..”
* “Hakikati bulan, başkaları farklı düşünüyorlar diye, onu haykırmaktan çekiniyorsa, hem budala, hem de alçaktır.” Daniel De Foe
*“Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim. Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim. Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim. Benim için geldiklerinde, sesini çıkartacak kimse kalmamıştı”. Martin Niemöller
*Cellâdına âşık olanlar, onun ipiyle asılırlar
Korku çok çabuk çığırından çıkabilen bir duygu. Uzmanların verdiği bilgiye göre bilinen 400 korku türü bulunuyor. Bunların en yaygın olanları kapalı yerde kalma korkusu (klostorofobi) ve açık yerde kalma korkusu (agorafobi). Ayrıca çiçekten saç teline kadar birçok nesneye karşı duyulan korkular da söz konusu.
Stres,panik ve korku gibi ruhsal durumlar bedensel sıkıntılara da dönüşebiliyor. Örneğin stres, yüksek tansiyon ve kalp hastalıkları açısından önemli bir risk faktörü oluşturuyor. Hatta son araştırmalar stresin, beyindeki dengeyi bozarak depresyona yol açabildiğini de gösteriyor.
Korkuyla yaşanmaz
Ancak, endişemiz büyük…
Uzmanlar bunlara dikkat etmemizi öneriyorlar. -Ortada var olan problemi kabul edin. Çaresiz durmayıp çözüm için çaba harcayın. -Sıkıntınızın kayna-ğına inip, çözümler üretmeye çalışın. -Kesinlikle yalnız başınıza endişelenmeyin. Kaygılarınızı çevrenizle paylaşın. -Sıkıntılarınızla ilgili veriler toplayın. Bilgi noksanlığı endişeyi arttırır. -Sürekli suçlayarak, küserek, ağlayarak, felaket tellallığı yaparak sorunun çözü-lemeyeceğini bilin. -Geçmişe takılıp kalmayın, ne yaptığınızı değil, neler yapabileceğinizi düşünün. Unutmayalım ki, endişe yarının kederini yok etmez.
Şu anda yaşanan korkular nasıl giderilebilir. Korkuları giderecek olanların korkularımızı artırdığına şahit oluyoruz. Geç kalınmadan uzman bir psikiyatri gerekiyor…
Düğüm attılar üstüne düğümün Farkına varmadılar öldüğümün Bir daha halini sordum köyümün Dediler ki; “ruhuna el Fatiha!”
Buna çok üzüldüm , çok kafa yordum Böyle perişanlık beklemiyordum Bir ara çiftçinin işini sordum Dediler ki; “ruhuna el Fatiha!”
Kahroldum, esnafa ümit bağladım Şok oldum, şaşırdım, gönül dağladım “Esnaf öldü” sözü duydum ağladım Dediler ki; “ruhuna el Fatiha!”
Hiç kalmamış halkta dayanacak can Herkes kan ağlıyor içten içe kan İşçi, memur geldi aklıma o an Dediler ki; “ruhuna el Fatiha!”
Duyunca bunları bittim, tükendim Bu vatana kan ve can veren bendim “La havle” çekerek siniri yendim Dediler ki; “hepsine el Fatiha!”
Ayşe Filiz Avşar bir Fransızlıktan daha bahsediyor. Paris Metrosu’nda bir Türk hamile bir Fransız kadına yer vermek için ayağa kalkıyor. Fransız hemen oturmuyor, Türk’e şu soruyu soruyor:
“- Bana niye yer veriyorsunuz?” Türk cevap veriyor: “- Ben bir Türküm. Bizim ülkemizde yaşlı insanlara ve hamile kadınlara yer verilir… İşte Fransız kadının cevabı: “- Siz, SİZ’de değil, BİZ’desiniz. Oturmuyorum! * Hasan DEMİR Yeniçağ
Eski zamanların birinde bir otlakta öküz sürüsü yaşarmış.Yaşarmış yaşamalarına ama civardaki aslanlar bir türlü rahat bırakmazlarmış onları. Hemen her gün saldırırlarmış bu sürüye. Öküz dediğin öyle yabana atılır bir hayvan değil ki, bir araya toplandılar mı kolayca defetmesini bilirlermiş o koca aslanları. Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı. “Herhalde bize bu otlağı terk etmek düşüyor” demiş aslanlardan birisi. “Evet” diye tasdik etmiş diğerleri. “Nereye gideriz” diye düşünürlerken “Bir dakika” diye bir ses duymuşlar gerilerden. Herkes dönüp bakmış sesin geldiği tarafa. Sürünün en çelimsiz, ama kurnaz mı kurnaz bir ferdi olan topal aslanmış söze atılan. “Hayır” demiş, “Hiçbir yere gitmiyoruz. Siz bana bırakın, ben hallederim bu işi.” İnanmamış kimse ona ama “Haydi bir şans verelim ne çıkar” diye düşünmüşler. Topal aslan elinde beyaz bayrak gitmiş öküzlerin yanına. Öküzlerin lideri olan boz öküz sormuş ne istediğini. Topal aslan “Saygıdeğer öküz efendiler” diye başlamış lafa: “Bugün buraya sizden özür dilemek için geldik. Evet size defalarca saldırdık, ama niye biliyor musunuz? Hep o sizin aranızdaki sarı öküz yüzünden… Onun rengi gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Onu gördük mü ne kadar barışsever olduğumuzu unutup size saldırıyoruz. Bunların hepsi sarı öküzün suçu. Verin onu bize, siz kurtulun biz de barış içinde yaşayalım!” Boz öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş. Hepsi de sıcak bakmışlar bu teklife. Bir tek yaşlı benekli öküz “Olmaz” demiş ama kimseye dinletememiş sözünü. Zavallı sarı öküz teslim edilmiş aslanlara. Diğerleri üzülmüşler üzülmesine ama elden ne gelir ki! Bütün sürünün selameti için bir öküz. Gerekliymiş bu. Gerçekten de günlerce sürüye saldıran olmamış. Huzur içinde geçer olmuş günleri. Ama aslan milleti bu, ne kadar sabreder ki? Hele öküz etinin tadını aldıktan sonra.”Acıktık !” demişler Topal aslan boz öküzün yanına giderek “Selam !” diye girmiş söze: “Gördünüz ya biz aslanlar ne denli uysal milletiz. Yalnız buraya bunu söylemek için gelmedim. Büyük bir problemimiz var!..” “Nedir?” demiş boz öküz merakla. “Şu sizin uzun kuyruklu öküz” demiş topal aslan ve devam etmiş: “Öyle uzun bir kuyruğu var ki nereden baksak görünüyor. O kuyruğu salladıkça bizim de aklımız başımızdan gidiyor. Gözümüz dönüyor, sürüye saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Gelin verin onu bize bu mevzuyu burada kapatalım. Eskisi gibi barış ve huzur içinde iki taraf da hayatını sürdürsün.” Boz öküz yine istişare yapmış sürünün ulularıyla. Yine sadece benekli öküz olmuş karşı çıkan. Hepsi de “Verelim gitsin” demişler… İstişare daha da kısa sürmüş bu defa. Dışlamışlar uzun kuyruğu sürüden. Saatler sürmüş zavallının çırpınışları ama sonunda o da yenik düşmüş aslanlara. Tekrar tekrar yinelenmiş bu olanlar. Her geçen gün daha da semirmiş aslanlar, alabildiğince güçlenmişler. Öküzlerse her geçen gün daha da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler. Aslanlar küstahlaştıkça küstahlaşıyorlarmış. Artık bir sebep bile söyleme gereği duymuyorlarmış. “Verin bize şu öküzü sonra karışmayız” derlermiş sadece. Zavallı öküzlerin “Hayır” diyebilecek güçleri kalmamış. Hepsi birer birer can veriyorlarmış aslanların pençesinde. Boz öküz de aralarında olmak üzere birkaçı kalmış en sona. “Ne oldu bize, ne zaman kaybettik bu harbi aslanlara karşı, oysa ne kadar da güçlüydük?” diye sormuş biri boz öküze. “Biz” demiş boz öküz, gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek, “Sarı Öküz’ü verdiğimiz gün kaybettik bu kavgayı!.”