Hiç gizleme bir görelim falını Güneşten mi aldın yanak alını? Gönül kovanından aşkın balını Sindirecek sevdalarım var benim…
24.04.2009
Çeşitli Kaynaklarda Masonluk Aşağıdaki Şekillerde Tanımlarnmaktadır
• – “Masonluk batı avrupa’da ortaya çıkmış, 1717 yılında yayınlanan anderson anyasası ile bugünkü şeklini almıştır.”
• – “Masonluk bir takım özel işaretleri, amblemleri olan, localar halinde teşkilatlanmış, uluslar arası bir kuruluştur. Mason olmayanlara “harici” denir. Çalışmalara yabancılar katılamaz.”
• – “Masonlar aralarına herkesi almazlar. Zenginler, yükselme ihtimali olan bürokratlar, polis ve askerlerin üst kademelerinde bulunanlar, herkesce tanınmış sanatçılar tercih edilen kişilerdir.”
• – “Masonlar “sırlar” dedikleri felsefelerini bu yolu seçmişlere telkin ederken tedrici bir araştırma yolu takip ederler. Bunu da 33 dereceli bir sistem içinde yaparlar. Mason felsefesi, yahudi kabala inancından, hıristiyanlıktan, hermetizm’den, putperestlikten hatta bir ölçüde islamiyetten etkilenmiş esaslardan meydana gelir. Ama bu, dünyanın her tarafında mevcut olan masonların aynı düşündüğü anlamına gelmez. “
• – “Masonlukta, 1 ilâ 3. Dereceler, temel kuralların ve ideallerin öğretildiği derecelerdir. 4 ilâ 14. Derecelerde meşhur hiram efsanesi işlenir. Daha çok yahudi inançları hâkimdir. “
• – “15 ilâ 18. Dereceler bir ara mertebedir. Daha genel bilgiler saliklere verilir. 18 ila 30. Derecelerde ise “üst felsefe” işlenir. Bu devrede salik, bütün dini inançlarından arındırılmaya çalışılır. 31-33. Dereceler artık idari mertebelerdir. Bu seviyeye ulaşmış masonlar, cemiyet’in çeşitli kurullarında, yönetim kademelerinde görev alırlar.”
• – “1 ilâ 3. Dereceler, çırak-kalfa-usta dereceleridir. 4 ilâ 14. Derecelere “tekemmül” seviyesi denir. 15 ilâ 18. Dereceler, “şapitr” ; 19 ilâ 30. Dereceler de “areapaj” seviyeleridir. Türkiye’de genelde iskoç riti’ne bağlı localar vardır. “
Bir gün yolda yaya giden bir bektaşinin önüne bir atlı çıktı: – “Baba” dedi, “bir müşkülüm var. Beni aydınlatır mısın?” Bektaşi yanıt verdi: – Elimden gelen bir şeyse, hay hay oğlum. – Şunu öğrenmek istiyorum: Şu anda Allah ne yapıyor? Sualin münasebetsizliğine içerleyen derviş, hiç belli etmemiş: – Yanıt veririm ama bir şartla, sen o attan in, ben bineyim. – Neden? – Böyle yüksek bir suale yüksekten yanıt vermek gerekir de ondan! Adam attan inmiş, Bektaşi binmiş. Adam: – “Hadi” demiş “söyle bakalım. Allah şimdi ne yapiyor?” Bektaşi: – “Ne yapacak” demiş, “atı senin gibi bir budalanın elinden alıp, benim gibi bir akıllıya veriyor”. Ve çalakamçı uzaklaşmış.
*Hakan Balcı Rotterdam-HOLLANDA E MAİL.taxibuket@hotmail.com
Satrancın ilk kez MS. 570 yıllarında Hindistan’da oynandığını biliyoruz. Daha önce Çin’de de bu oyunun oynandığı rivayet ediliyor.
Rivayet olunur ki bunu bulan Brahman rahibi Şah’a bir ders vermek istemiş. ”Sen ne kadar önemli bir insan olursan ol, adamların, vezirlerin, askerlerin olmadan hiçbir işe yaramazsın” demek istemiş. Şah bu durumdan memnun görünmüş, ”Peki, oyunu ve dersini beğendim. Dile benden ne dilersen” demiş. Rahip bu olay üzerine Şah’ın alması gereken dersi hala almadığını düşünerek ”Bir miktar buğday istiyorum” demiş.
”Sana bulduğum bu oyunun birinci karesi için bir buğday istiyorum. İkinci karesi için iki buğday istiyorum. Üçüncü karesi için dört buğday istiyorum. Böylece her karede, bir önceki karede aldığımın iki misli buğday istiyorum. Sadece bu kadarcık buğday istiyorum” demiş.
Şah, kendisi gibi yüce ve kudretli bir şahtan isteye isteye üç beş tane buğday isteyen bu rahibin, küstahlığa varan alçakgönüllülüğüne sinirlenmiş ve ona bir ders vermek istemiş. ”Hesaplayın. Hak ettiğinden bir tane fazla buğday vermeyin” demiş.
İnce hesap;
Hesaplamaya ilk kareler kolay gitmiş.
1. Kareye bir buğday,
2. Kareye iki buğday,
3. Kareye dört buğday… Ancak
10. Kareye gelindiğinde 1023 buğday vermeleri gerekiyor. Bu yaklaşık bir avuç buğdaya karşılık gelir; hesabın hep böyle gideceğini, hep rahibe böyle üç beş buğday vereceklerini zannediyorlardı.
Zaten 15. Kare yalnızca 1.5 kilo buğday vereceklerdi.
25. Kareye gelince 1.5 ton olduğunu görmüşler ama fazla heyecanlanmamışlar. Oysa;
31. Kareye gelince, bu işin şakası olmadığını anlamaya başlamışlar. Çünkü vermeleri gereken buğday
31. Karede 92 tonmuş.
49. Kareye geldikleri zaman 24 milyon ton buğday vermeleri gerekiyor. Bu ise Türkiye’nin bir yıllık buğday üretiminden fazla.
54. Kareye geldiklerinde ise 771 milyon ton buğday vermeleri gerekiyor. Bu da dünyamızın bugünkü ölçülere göre bir buçuk yıllık buğday üretimi.
”Madem başladık hesaplara devam edelim” deyip bitirmişler.
64. kare de tamamlandığında bugünkü ölçülerde dünyanın 1500 yıllık buğday üretimini rahibe vermeleri gerektiği ortaya çıkmış.
Bu upuzun ifadelerle anlattığımız sayının matematik dilindeki ifadesiyle anlatımı şöyledir;
1+2+22+23+24+…+264 = 265 – 1 = 18 446 744 073 709 551 615
2003’te havadan bomba yağdırarak harabeye çevirdiği Irak’ı işgal eden ABD 9 yıl sonra geride yoksulluk, kan ve gözyaşı bırakarak askerlerini çekti.
Sözde özgürlük için geldiler – 1 milyon Müslümanı katlettiler – Esir kadınların ırzına geçtiler – Sünni’yi Şii’ye düşman ettiler – Koca bir ülkeyi üçe böldüler – Kukla Kürdistan’ı kurdular – Petrol kuyularına el koydular
2 milyon Iraklı göç etti Saddam yönetiminin elinde kimyasal silah bulunduğu yalanıyla 20 Mart 2003’te Irak topraklarına gönderilen ABD askerleri, 1 milyonu aşkın Iraklı’yı katletti, milyonlarcasını da sakat bıraktı. İşgalde tutsak edilen binlerce Iraklı kadına tecavüz edildi. 2 milyondan fazla Iraklı ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Kimyasal silah yalanı İŞgalİn ardından Saddam Hüseyin devrildi fakat bahane olarak gösterilen kimyasal silahlar bir türlü bulunamadı! Ülke fiilen, Kürt Irak, Sünni Irak ve Şii Irak şeklinde üçe bölündü. Irak’ın kuzeyinde kukla Kürdistan’ı kurduran ABD, Büyük Ortadoğu Projesi için bölgede stratejik konumunu kuvvetlendirmiş oldu. Ekonomik işgale devam IraklIlara sözde özgürlük yerine 9 yılda sadece dehşeti yaşatan ABD, elde etmek istediklerine kavuştuktan sonra askeri işgali bitirip çekildi. Tabii ki, siyasi ve ekonomik işgalin devamını sağlayarak… Dün Bağdat’ta düzenlenen törende sembolik olarak ABD bayrağı indirilerek Irak bayrağı göndere çekildi.
Zulüm bitti! Bütün dünyayı kandırarak Irak’a girdiler… Her tarafı yakıp yıktılar… Petrolü de ele geçirdiler.. Ülkeyi üçe böldüler… Şimdi de defolup gittiler… 8 yıl önce, “Saddam, kitle imha silahlarına sahip” yalanıyla Irak’ı işgal eden ABD öncülüğündeki İngiltere ve koalisyon güçleri, Nisan 2003’te Irak’ı işgal etti. İşgal ile birlikte, büyük zulüm de başlamış oldu. İşgalin ardından ilk iş olarak İngiltere ile birlikte ülke petrolüne el koyan ABD, yine İngiltere ile birlikte birçok skandala imza attı. ABD, Sünni direnişçilerle savaşırken, güneyde İngiltere ise radikal Şii din adamı El Sadr’ın ordusuyla mücadeleye başladı. Saddam Hüseyin’in devrilmesini, Irak’ta asayişin çöktüğü, mezhep çatışmalarının tırmandığı kanın oluk oluk aktığı bir dönem izledi. Yıllar geçtikçe, direniş daha da inatçı ve güçlü bir hal alıyor, akan kan bir türlü durmuyordu. ABD askerlerinin işkence, tecavüz ve cinayetlerinin yer aldığı bir dizi skandal patlak vermesi, olan biteni izlemekle yetinen dünyayı şoke etti. Bir operasyonda Saddam’ın oğullarıyla küçük torunları öldürüldü. Saddam yakalandı. Göstermelik bir mahkemenin ardından asılarak idam edildi. ABD, Sünni direnişe katılan aşiretlerin liderlerini parayla satın aldı. Güneyde ise askeri baskı altında kalan El Sadr İran’a kaçmak zorunda kaldı. Böylece Irak direnişi kırılmış oldu. Şu anda sadece El Kaide’nin Irak kolu eylem yapıyor. Üçe bölünen ülkede hâlâ neredeyse her gün bombalı saldırılar yapılıyor.
İşte bilanço 1 milyon Müslümanı katlettiler ABD işgali altında 8 yıl inleyen Irak, ağır bir bedel ödedi. Londra merkezli Opinion Research Business (ORB) ve IIACSS’nin ortak araştırmasına göre, Irak’ta işgalin başından beri 1 milyondan fazla insan canından oldu. Bu verilere göre, savaşta Iraklı ailelerin beşte biri en az bir üyesini şiddete kurban verdi. Ülkedeki en yüksek ölüm oranları da hane halklarının yüzde 40’ından fazlasının bir üyesini kaybettiği başkent Bağdat’ta. Irak İnsan Hakları Bakanlığı yetkililerinden Arakan Cemel, başkent Bağdat’ta düzenlediği basın toplantısında, 2003’ten bu yana en az 14 bin 25 kişinin kaybolduğunu belirtti. Savaşın başından bu yana Irak’ta 4500 Amerikan askeri hayatını kaybetti, 32 bin asker yaralandı. ABD’ye bu savaş 800 milyar dolardan fazla paraya mal oldu. Ülke, kuzeyde Kürtler orta kesimde Sünniler ve güneyde Şiiler olmak üzere fiilen üçe bölündü. Petrol, başta ABD ve İngiltere olmak üzere Batılı ülkeler arasında paylaştırıldı. Zengin petrol yataklarına sahip olan Kürt yönetimi, petrol konusunda daha çok söz sahibi olmak istedi. Ülke ekonomik açıdan tam anlamıyla çöktü.
*Yeniçağ Gazetesi