-Öyle ne bakıyorsun baba erenler demiş, hani her şey Allah’tandı.
-Tabii demiş Bektaşi, her şey Allah’tan da, ben hangi deyyusu aracı ettiğine bakıyorum.
-Öyle ne bakıyorsun baba erenler demiş, hani her şey Allah’tandı.
-Tabii demiş Bektaşi, her şey Allah’tan da, ben hangi deyyusu aracı ettiğine bakıyorum.
, Cemaziyülevvel, hicri takvimdeki aylardan beşincisinin ismidir. Bunu takip eden aya da Cemaziyülâhır denir. Bilindiği üzere Osmanlı Devletinde arşivciliğe büyük önem verilir ve devlete ait her belge titizlikle saklanırdı. Şimdiki gibi dosyalama sisteminin olmadığı devirlerde, devlet daireleri bu iş için çuvallar kullanır ve her aya ait biriken evrakı bir torbaya doldurarak saklarmış. Arşiv evrakı birbirine karışmasın ve arandığı zaman kolay bulunabilsin diye de torbanın üzerine iri yazı ile ait olduğu aylar yazılır, böylece mahzene indirilip tarihi sırasına göre konulur imiş. Yıllardan birinde cemaziyülevvele ait evrakın, sandık içine mühürlenip bir yere nakli gerekmiş. Henüz fakir bir mülazım olan arşiv memuru, istenilen evrakı sandığa boşalttıktan sonra boş torbayı alıp evine götürmüş. Bir müddet sonra da fakirlik belasıyla torbadan bir iç donu diktirip giymeye mecbur olmuş. Ne var ki torbanın üzerindeki halis bezir isi mürekkep, yıkamakla çıkmamış ve cemaziyülevvel yazısı tam da poposun da okunur vaziyette kala kalmış. Olacak bu ya; bir gün kalem (eskiden devlet dairelerine bu isim verilirdi) arkadaşları onu iç donuyla görüp cemaziyülevvel yazısını okuyunca fakir mülazımın sırrı ortaya dökülmüş; arkadaşları aralarında imalı imalı gülüşmeye başlamışlar. Gel zaman, git zaman; mülazım efendi çalışıp çabalamış, okumuş yazmış ve kısa sürede yükselmiş. Artık kadife astarlı samur kürkler, mücevher işlemeli kaftanlar giyer olmuş. Eski arkadaşları kendisine gıpta ile bakmaya ve hatta kıskanmaya başlamışlar. Onun yüceliğinden başarısından bahsedildiği bir günde arkadaşların biri; —Canım, demiş; şimdiki haline bakmayın, biz onun cemaziyülevvelini biliriz. İşte o günden sonra cemaziyülevvelini bilmek, birisinin mazideki bir ayıbından kinaye olarak kullanılmaya başlamıştır. * İskender Pala’nın “İki Dirhem Bir Çekirdek” adlı kitabından
* Dünyanın aklının %98’i Sultan 2. Abdülhamid’de, % 1’i bende, kalan %1’i diğer insanlardadır. Otto von Bismarc
* Alışkanlık halata benzer; her gün bir lifini örer ve sonunda onu koparamayacak hale getiririz. Horace Mann * Bir posta pulu gibi olun, hedefe varana kadar gayeye yapışın. Josh Billings
* Kriz kelimesi Çince yazılınca iki harften oluşur; biri tehlikeyi, diğeri fırsatı temsil eder. John F.Kennedy
*Lamartine atalarımız hakkında şunları yazar:
Yurtta ve cihanda barış gayemiz Hürriyet yolunda gaye tertemiz Eşi benzeri yok, cennet ülkemiz Durulan suları bulandırmayın Uyuyan bir devi uyandırmayın
Dünya, Atilla’ya, Fatih’e dardı Korkudan batının benzi sarardı Yavuz ve Kanuni sizi uyardı Durulan suları bulandırmayın Uyuyan bir devi uyandırmayın
Hunlardan bu güne kalmadınız mı? Selçukluya Haçlı salmadınız mı? Osmanlı’dan hiç ders almadınız mı? Durulan suları bulandırmayın Uyuyan bir devi uyandırmayın
Bu, altın sayfalı tarih benimdir Atatürk… Atilla… Fatih… Benimdir İstikbal benimdir, fetih benimdir! Durulan suları bulandırmayın Uyuyan bir devi uyandırmayın
Helaldir vatana, millete serim Tam bağımsız olmak için seferim Türküm Atatürk’e ait neferim Durulan suları bulandırmayın Uyuyan bir devi uyandırmayın
Aklınız yok ise kızdırırsınız Hileler, ajanlar sızdırırsınız Türk’e tekrar destan yazdırırsınız Durulan suları bulandırmayın Uyuyan bir devi uyandırmayın
Haçlılar, almayın azıya gemi O, Vatikan hiç göremez gündemi Dedelerin iyi bilir dedemi Durulan suları bulandırmayın Uyuyan bir devi uyandırmayın
12.03.2007
*“Üç türlü yalan var… Ağırlık sırasıyla yalan, kuyruklu yalan ve istatistikî yalan” Prof. Dr. Ömer Celal Sarç
* “… hristiyan teb’amız şöyle dursun devletimiz; Türk, Arnavut, Kürt, Arap gibi çeşitli kavimlerden teşekkül ettiği halde, vatanın müdafaası ve islâmiyetin muhâfazası, şurada on iki milyondan fazla tahmîn edemediğimiz Türkçe konuşan ahâlimizin hamîyyetli omuzlarına yüklendi” Mehmet Ârif Bey
* “Türk Milleti söylemez söylenir” Abdülhak Hâmid Tarhan
*”Türk’e hayat hakkı tanımak bir cinayettir. Dünyada bir Türk kalsa hemen devlet kurar.” Churchill * İzvornik Kalesi’ni isteyen Sırp prense “İstediğiniz yerin her karış toprağı, efrad-ı milletin kanı ile alınmıştır. Onu size ihsan etmeye bende hak ve salahiyat yoktur” diyordu. Abdülhamid-1879 *Başarı azmin ödülüdür. (Yekta Güngör Özden) *“Polis, bir asker kadar disiplinli, bir anne kadar şefkatli ve bir hukuk adamı kadar hukukçu” olmalıdır.
“Ben azınlığa dahilim”
Önce Osmanlı Meclisi Mebusanı’ndan bir fıkra: Hararetli müzakereler oluyor… Mebuslardan biri galeyana gelmiş. Kürsüden “Bu meclis azalarının çoğu budaladır” demiş… Ortalık karışmış; bütün mebuslar feveran halinde… Yalnız tek kişi aldırış etmeden oturuyor… Biri “Yahu, adam bize budala dedi, senin kılın kıpırdamıyor” demiş… Adam gene fütursuzca “Ben azınlığa dahilim” diye cevap vermiş..
Banu Avar uyarıyor: “19 Aralıkta Los Angeles federal mahkemesinde Türkiye aleyhine açılmış iki dava görülecek!
Geçen yıl ‘1915’de Ermeni mülklerine el konduğu’ iddiasıyla açılan bu iki davada, Türkiye’den toprak ve tazminat talep ediliyor.
Los Angeles federal mahkemesinde Kasapyan, ‘Madem’özür’de diliyorsunuz, artık topraklarımızı geri verin!’ diyecek! Talep ettikleri topraklar ise Adana İncirlik civarı! Amerikan üssünün kapladığı alanın tamamı!
İkinci dava, TC Merkez Bankası ve TC Ziraat Bankası aleyhine açılmıştı. O da 19 Aralık’ta yeniden görüşülecek.
6 Aralık 2011’de, Amerika’da Harut Sassounian imzasıyla bir makale yayınlandı…
Sassounian, ‘Mahkeme, Ermeni taleplerini haklı bulursa, Türk bankalarının Amerika’daki varlıklarından, bu tazminat miktarına el koyabilir ve bu parayı mülkü gasp edilmiş Ermeni ailelere verebilir’ diyor.
Sonra ’Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de aynı taleple gidilmesiyle daha çok yol kat edilebileceği’ni belirtiyor..
‘Avrupa Konseyi üyesi olan Türkiye, AİHM’in kararlarını uygulamak zorunda kalacaktır!’ diyor..
O arada Sarkozy de ne tesadüf, 19 Aralık tarihini zikrediyor.. ASALA avukatı Patrick Deveciyan’ın mimarı olduğu ‘Ermeni Soykırımını İnkâr Yasası’ yeniden pişirilip Türkiye’nin önüne konuyor!”
Yarın Amerika, Türkiye’nin en zayıf anında resmen İncirlik üssünün kendi vatandaşına ait olduğunu ileri sürebilir.. Demek ki topraklarınızda yabancı asker barındırmayacaksınız!
***
Emekli Büyükelçi Onur Öymen “Fransa’daki tasarı yasalaşırsa arkasından Avrupa Birliğinin aynı konudaki 28 Kasım 2010 tarihli kararının diğer bütün AB ülkelerince uygulanması beklenebilir. Fransız parlamentosundaki tasarı engellenmezse bunun Fransa’nın menfaatlerine de zarar vereceğini gösterecek bir tavır sergilememiz gerekiyor. İktidarıyla, muhalefetiyle siyasetçilerimizin bu konuda kayıtsız kalmaları büyük hata olacaktır” diyor.
AKP hükümet ise Paris’e bir TBMM heyeti gönderme kararı aldı. Yine Türkiye, Fransa meclisinin, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddedilmesini suç sayan yasa teklifini kabul etmesi halinde Paris Büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu’nu Ankara’ya geri çekecek..
***
Fakat bu arada, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi, “Ermeni Soykırımı”nın tanınmasını öngören 252 sayılı karar tasarısını kabul etti. Komitede yapılan oylamada tasarı, 22 oya karşı 23 oyla geçti.
Komite başkanı Yahudi kökenli demokrat Howard Berman, oturumun başında yaptığı açıklamada, “Artık Ermeni soykırımını tanımanın zamanı geldi” dedi.
Sözde Ermeni soykırımı iddialarının tartışılmasına bile ceza getirmeye hazırlanan Fransa’ya karşı harekete geçen TOBB ve TÜSİAD ise ortak açıklama yaptı ve Türkiye-Fransa ilişkilerinin tüm boyutları ile etkileneceğini belirterek, Fransa’yı ve Fransız siyasetçilerini yanlıştan dönmeye davet etti. Peki ama ABD’ye neden en küçük bir tepki yok?
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise 1912 yılından bu güne çeşitli mevzuat değişiklikleri sebebiyle tüzel kişiliği olmayan, içinde sinagoglar da dahil 22 taşınmazın vakıf statüsüne kavuşturulduğunu bildirerek, “Yüz yıllardır birlikte yaşadığımız ve artık birbirimizin bir parçası haline geldiğimiz azınlıklarımızın taleplerini karşılamak görevimizdir” dedi!
***
Aslında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve kurucularını, “Dersim” de katliam, hatta soykırım yapmakla suçlamak ile Osmanlı’nın İttihat Terakki Hükümeti’ni Ermeni soykırımı yapmakla suçlamak arasında özde bir fark yoktur.
Fakat birinci suçlamayı Türkiye’nin Başbakanı yaptığı için, Ermeni soykırımı iddiasında bulunanlara da güç kazandırmış oluyor..
Şimdi böyle bir durumda, AKP hükümetinin, Ermeni soykırımı kararlarına veya toprak ve tazminat taleplerine karşı ciddi bir tavır göstermesi beklenebilir mi? Veya böyle bir tavır gösterseler bile inandırıcı olabilir mi?
ABD ve Avrupa, Türkiye’yi kendi yöneticileri vasıtasıyla köşeye sıkıştırdıklarını biliyor da Türk halkının en az yarısı, hâlâ durumun farkında değil..
*Arslan BULUT Yeniçağ
Ülkesini her zaman ölümüne koruyan Mehmetçikte o coşkun cesareti gördüm ben!
Her halinden bellidir o gücü, o heybeti Zalimleri korkutan azameti gördüm ben!
Her canlıyı ayırmadan candan, yürekten Mazlumlara dost olan merhameti gördüm ben!
Ta yıllar öncesinden bu günü gösteren o, Atatürk’ün hitabında kehaneti gördüm ben!
Teslim olmuş, büsbütün ruhen hem de bedenen Şehitlerde, gazilerde kerameti gördüm ben!
Görmeyen, umursamayan siyasiler yüzünden Şehirlerde, köylerde sefaleti gördüm ben!
İnsanları kandırıp aydın geçinenlerle Satılmış beyinlerde cehaleti gördüm ben!
Yalnız Hakkâri’de, Şemdinli’de, Şırnak’ta değil Ankara’nın göbeğinde ihaneti gördüm ben!
02.12.2007
Meclis’te Milli Savunma Bakanlığı bütçesi görüşülürken BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı Korgeneral Ümit Dündar ve müsteşar yardımcısı 3 tuğgenerale dönerek fırça atıyor:
“Bize bu sıralardan ters bakılmış. Haddinizi bileceksiniz, bize ters bakmayacaksınız. Halkın emrinde olacaksınız” diyor… Sonra milletvekillerine dönüyor:
“Anadolu’da ’kızı başıboş bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya gider’ diye bir söz vardır. Siz de generalleri başıboş bıraktınız ya Balyoz’da ya da Ergenekon’da halkın iradesiyle seçilmişleri devirmeye kalktılar” diyor.
PKK teröristlerinin Meclis’teki temsilcileri, oraya bilgi vermeye gelen generallere karşı zafer kazanmış terörist edasıyla dalga geçiyor. Onları aşağılıyor. Generallerini kuşkulu kanıtlarla hapse tıkıp terör örgütünün lideri Öcalan’la görüşme masasına oturan iktidarın yarattığı iklimi terör örgütü temsilcileri böyle kullanıyor.
Asker vesayetine son verme adı altında TSK’ yı işte bu düzeye çektiler…
Başka söze gerek var mı? (K.Ş)
*Melih Aşık / Milliyet
2003’te havadan bomba yağdırarak harabeye çevirdiği Irak’ı işgal eden ABD 9 yıl sonra geride yoksulluk, kan ve gözyaşı bırakarak askerlerini çekti.
Sözde özgürlük için geldiler
– 1 milyon Müslümanı katlettiler
– Esir kadınların ırzına geçtiler
– Sünni’yi Şii’ye düşman ettiler
– Koca bir ülkeyi üçe böldüler
– Kukla Kürdistan’ı kurdular
– Petrol kuyularına el koydular
2 milyon Iraklı göç etti
Saddam yönetiminin elinde kimyasal silah bulunduğu yalanıyla 20 Mart 2003’te Irak topraklarına gönderilen ABD askerleri, 1 milyonu aşkın Iraklı’yı katletti, milyonlarcasını da sakat bıraktı. İşgalde tutsak edilen binlerce Iraklı kadına tecavüz edildi. 2 milyondan fazla Iraklı ülkesini terk etmek zorunda kaldı.
Kimyasal silah yalanı
İŞgalİn ardından Saddam Hüseyin devrildi fakat bahane olarak gösterilen kimyasal silahlar bir türlü bulunamadı! Ülke fiilen, Kürt Irak, Sünni Irak ve Şii Irak şeklinde üçe bölündü. Irak’ın kuzeyinde kukla Kürdistan’ı kurduran ABD, Büyük Ortadoğu Projesi için bölgede stratejik konumunu kuvvetlendirmiş oldu.
Ekonomik işgale devam
IraklIlara sözde özgürlük yerine 9 yılda sadece dehşeti yaşatan ABD, elde etmek istediklerine kavuştuktan sonra askeri işgali bitirip çekildi. Tabii ki, siyasi ve ekonomik işgalin devamını sağlayarak… Dün Bağdat’ta düzenlenen törende sembolik olarak ABD bayrağı indirilerek Irak bayrağı göndere çekildi.
Zulüm bitti!
Bütün dünyayı kandırarak Irak’a girdiler… Her tarafı yakıp yıktılar… Petrolü de ele geçirdiler.. Ülkeyi üçe böldüler… Şimdi de defolup gittiler…
8 yıl önce, “Saddam, kitle imha silahlarına sahip” yalanıyla Irak’ı işgal eden ABD öncülüğündeki İngiltere ve koalisyon güçleri, Nisan 2003’te Irak’ı işgal etti. İşgal ile birlikte, büyük zulüm de başlamış oldu. İşgalin ardından ilk iş olarak İngiltere ile birlikte ülke petrolüne el koyan ABD, yine İngiltere ile birlikte birçok skandala imza attı. ABD, Sünni direnişçilerle savaşırken, güneyde İngiltere ise radikal Şii din adamı El Sadr’ın ordusuyla mücadeleye başladı. Saddam Hüseyin’in devrilmesini, Irak’ta asayişin çöktüğü, mezhep çatışmalarının tırmandığı kanın oluk oluk aktığı bir dönem izledi. Yıllar geçtikçe, direniş daha da inatçı ve güçlü bir hal alıyor, akan kan bir türlü durmuyordu. ABD askerlerinin işkence, tecavüz ve cinayetlerinin yer aldığı bir dizi skandal patlak vermesi, olan biteni izlemekle yetinen dünyayı şoke etti. Bir operasyonda Saddam’ın oğullarıyla küçük torunları öldürüldü. Saddam yakalandı. Göstermelik bir mahkemenin ardından asılarak idam edildi. ABD, Sünni direnişe katılan aşiretlerin liderlerini parayla satın aldı. Güneyde ise askeri baskı altında kalan El Sadr İran’a kaçmak zorunda kaldı. Böylece Irak direnişi kırılmış oldu. Şu anda sadece El Kaide’nin Irak kolu eylem yapıyor. Üçe bölünen ülkede hâlâ neredeyse her gün bombalı saldırılar yapılıyor.
İşte bilanço
1 milyon Müslümanı katlettiler
ABD işgali altında 8 yıl inleyen Irak, ağır bir bedel ödedi. Londra merkezli Opinion Research Business (ORB) ve IIACSS’nin ortak araştırmasına göre, Irak’ta işgalin başından beri 1 milyondan fazla insan canından oldu. Bu verilere göre, savaşta Iraklı ailelerin beşte biri en az bir üyesini şiddete kurban verdi. Ülkedeki en yüksek ölüm oranları da hane halklarının yüzde 40’ından fazlasının bir üyesini kaybettiği başkent Bağdat’ta. Irak İnsan Hakları Bakanlığı yetkililerinden Arakan Cemel, başkent Bağdat’ta düzenlediği basın toplantısında, 2003’ten bu yana en az 14 bin 25 kişinin kaybolduğunu belirtti. Savaşın başından bu yana Irak’ta 4500 Amerikan askeri hayatını kaybetti, 32 bin asker yaralandı. ABD’ye bu savaş 800 milyar dolardan fazla paraya mal oldu. Ülke, kuzeyde Kürtler orta kesimde Sünniler ve güneyde Şiiler olmak üzere fiilen üçe bölündü. Petrol, başta ABD ve İngiltere olmak üzere Batılı ülkeler arasında paylaştırıldı. Zengin petrol yataklarına sahip olan Kürt yönetimi, petrol konusunda daha çok söz sahibi olmak istedi. Ülke ekonomik açıdan tam anlamıyla çöktü.
*Yeniçağ Gazetesi