Eyl 13

Aslına Huuu… Nesline Huuu!…*

 

       

 

 

 

 

 

 

 

          Vakti zamanında bir hükümdar, vezirlerine şöyle bir emir vermiş.
          —Tebaamdan bana Hızır Aleyhisselam’ı bulup getirecek bir kul var mıdır? Araştırılsın!..
          O gün memleketin dört bir yanına tellâllar çıkartılmış. Ancak kimsenin bu işe cesaret ettiği yok! Fakat devletin elinin erişmediği uzaklarda bir yerde pek yoksul bir ihtiyar yaşarmış. Adamcağız uzun uzun düşündükten sonra “Eğer bazı şartlar öne sürer bu işe razı olursam ahir-i ömrümde birkaç zaman bolluk ve refah yüzü görürüm. Hükümdarın tebaası olarak bizi arayıp sorduğu mu var? Hem ola ki talih yaver gider,” deyip sarayın yolunu tutmuş.
          Hükümdar ihtiyara kırk gün süre tanıyıp her türlü isteğinin yerine getirilmesini ferman buyurmuş. İhtiyar o kırk günde ne kadar fakir fukara varsa doyurmuş, yardımda bulunmuş. Kırkıncı gün sarayın adamları kapıya dayanmışlar ve “Buyur efendi gidiyoruz!” demişler. Zavallı ihtiyar, sayılı günün çok çabuk geçtiğini bilerek emre rıza göstermiş. Yolda yanlarına bir fakir derviş takılmış.
          —Ben de sizinle geleyim ve sarayı bir kez olsun göreyim, demiş. İhtiyar ve sarayın adamları buna rıza gösterip huzura varmışlar.
          Hükümdar ihtiyara bakmış; ihtiyar hükümdara bakmış. Ortada ne Hızır var, ne mazeret. Adamcağız durumu anlatacakken hükümdar ateş püskürür vaziyette en büyük vezirine sormuş:
           —Efendi söyle bu densize ne ceza verelim?
           —Hünkârım, bu adamı kırk katırın kuyruğuna bağlayıp sürütelim.
           —Aslına huuu… Nesline huuu!… Diye bir ses duyulmuş ihtiyarın yanına takılıp gelen dervişten. Sultan sesinin çıkarmamış ve ortanca vezirine sormuş:
          —Söyle bre bu herife ne yapılım?
          —Bu herifi keşkek edip leşini köpeklere yedirelim.
          —Aslına huuu… Nesline huuu!… Demiş yine fakir derviş. Hükümdar ona sert sert bakmış. Sonra aynı suali küçük vezire sormuş.
          Küçük vezirin cevabı şöyle olmuş:
          —Yüce Sultanım. Bu zavallı ihtiyar zaten ömrünün sonuna yaklaşmış. Yoksulluk ve devletin ilgisizliği yüzünden bir yalana tevessül etmiş. Kaldı ki aldığı her kuruşu fakir fukaraya dağıtmış. Affetmek büyüklük alâmetidir. Büyüklüğünüzü gösterip bağışlayıveriniz.
          —Aslına huuu… Nesline huuu!… Demiş derviş yine Padişah öfkeyle sesin geldiği yana dönerek adeta kükremiş:
           —Bre sen kim olasın ve niçin hep aynı şeyi söyleyip durmaktasın? Padişah huzurunda edep böyle mi olur?
           Derviş hükümdarı saygıyla selamlamış ve söze başlamış.
           —Haşmetlû Hünkârım! Senin büyük vezirinin babası katırcı idi, onun için ihtiyarı katırlara sürütmek istedi. Ortanca vezirin babası keşkek dükkânı işletirdi. Etin artığını da köpeklere atardı.O da babasının yaptığını uygun gördü bu ihtiyara. Şu küçük vezirine gelince; O asil bir vezir ailesinden gelmektedir ve vicdanı bu ihtiyara devlet himayesiyle mücazat etmesini gerektiriyor. Babasından da öyle görmüştü zira. Hepsinin sözleri, asıllarını ve hangi nesilden olduklarını göstermektedir. Bende o sebepten “Aslına huuu… Nesline huuu!…” diyorum.
           Padişahın merakı artmış. Hayretler içinde, bu fakir dervişin bütün bunları nereden bildiğini merak ederek sormuş:
           —Peki, derviş sen kimsin?
—Ya sen, bu gün kimi bekliyordun Hünkârım?
Sonra da önce küçük veziri ardından da kendisini işaret ederek,
-İşte vezir, işte Hızır!…
Deyip ortadan kayboluvermiş.
          
*Bu sözün manası “Aslını da Allah’a havale ettim, neslini de! Demektir. Böyle bir temenni iyiler için dua; kötüler için ise bedduadır olmaktadır.
 

 

* İskender Pala’nın “İki Dirhem Bir Çekirdek” adlı kitabından
 
Posted in Yazılarım | Leave a comment
Eyl 12

“Şehitler Ölmez!”

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
         Kaydetmemiş tarih böyle kahraman
         Haine, kâfire vermez ki aman
         Şimşek olur, cihad olduğu zaman 
               Şehitten başkası o anda gülmez
              Hak Teâlâ diyor; “ŞEHİTLER ÖLMEZ!”
 
         Bir yanlışı görse, iter eliyle
         Gücü yetmez ise, söyler diliyle
         Fitneyi, fesadı siler yeliyle
               Şehitten başkası o anda gülmez
               Hak Teâlâ diyor; “ŞEHİTLER ÖLMEZ!”
 
         Allah için, vatan için kan verir
         Bir canı var, olsa, bin bir can verir
         İnandığı değerlere şan verir
               Şehitten başkası o anda gülmez
               Hak Teâlâ diyor; “ŞEHİTLER ÖLMEZ!”
 
         Akıl, idrak ile gönül tarayan
         Mevla’yı özünde bulur arayan
         Hakça, şehitliktir Hakk’a yarayan
               Şehitten başkası o anda gülmez
               Hak Teâlâ diyor; “ŞEHİTLER ÖLMEZ!”
 
         Korku yoktur, yiğit kahramanlarda
         Toprağa dökülen asil kanlarda
         Cennete uçarken ulvi canlarda
               Şehitten başkası o anda gülmez
               Hak Teâlâ diyor; “ŞEHİTLER ÖLMEZ!”
 
          30.10.2007
Posted in Şiirlerim | Leave a comment
Eyl 12

“Getirdikleri gibi götürürler”

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                                                                       
 
 
 
 
   Ülke genelindeki olumsuzluklar hepimizi sinirden, stresten kırıp geçirirken asıl sorumluların umursamaz davranışları insanı fazlasıyla incitmektedir. Bunca insanımızın öldürülmesine, güvenlik güçlerimizin şehit edilmesine daha ne kadar dayanabiliriz bilemiyorum. Fakat en kısa zamanda yetkililerin milleti bu sıkıntılardan kurtarmalarını sabırsızlıkla bekliyoruz.
Bu konuda Osman Paşa şunları söylüyor:
 
“Getirdikleri gibi götürürler”
 
“Bir hükümet ki kendisinin birinci dereceden sorumlu olduğu toprakların dörtte birinde güvenlik hak getire. Kırsalında, kentinde, ormanlarında, dağlarında, sınırlarında, karakollarında, yollarında güvenliği tesis edemiyor; gün oluyor on genç insan öldürülüyor… Komşu sınırları süzekten farksız. Eşkıyanın yurtdışı, yurtiçi yerleri tek tek belliyken aval aval bakıyor. Tırnağı yok kendi başını kaşımaya, başka ülkelerin güvenlik işlerine burnunu sokuyor. Eee yapmasın da görelim. Genel mülk sahibi isteyecek de kâhya ve ırgat yapmayacak öyle mi? Yapmazsa başına geleceği biliyor. Getirdikleri gibi götürürler adamı”. Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı Osman Pamukoğlu,
 
 
09.09.2011 Gazeteler
Posted in Gündem | Leave a comment
Eyl 11

Mehmetçik!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kanımız, canımız, gözümüz bizim
Bu vatan peteği, baldır Mehmetçik!
Gökte dalgalanır özümüz bizim
Üstünde Ay-Yıldız, aldır Mehmetçik!
 
Mehmetçik tarihte altından yaprak
Vatandır kanıyla sulanan toprak
Yüce bir göreve tâbi olarak
Yalnız bir Allah’a(cc) kuldur Mehmetçik!
 
Peygamber dilinden övgüyle gelen
Haksızlığın çelik zırhını delen
İnsanları Hak’tan emanet bilen
Ve şefkatle saran koldur Mehmetçik!
 
Gerçek kahramanlık karakter onda
Cesaret, merhamet doğuştan kanda
Devlerin açtığı sunî tufanda
Dünyayı kurtaran saldır Mehmetçik!
 
Şehitlik verilmiş arşın katında
Bütün âlem Mehmetçiğin farkında
Dünya denen ihtiyarın sırtında
Yünden ve ipekten şaldır Mehmetçik!
 
Karınca ezilse gönlü üzülen
Nurdan bir ışıktır kalbe süzülen
Zalimin zulmünden sinen, ezilen
Mazlumun tuttuğu daldır Mehmetçik!
 
Çakallar yok olur duyunca sesi
Vatan, millet, bayrak tek sermayesi
Gaziliktir, şehitliktir gayesi
Cennette en güzel güldür Mehmetçik!
 
Kanımız, canımız, gözümüz bizim
Bu vatan peteği baldır Mehmetçik!
Gökte dalgalanır özümüz bizim
Üstünde Ay-Yıldız, aldır Mehmetçik!
20.01.1994

 

 

Posted in Şiirlerim | Leave a comment
Eyl 11

Cengiz Han (Temuçin)

 

Tarihte bir karıncanın koskoca Moğol İmparatoru Cengiz Han’a (Temuçin) müthiş bir ders verdiği bilinmektedir.
Temuçun’in ordusu, bir savaşta, güçlü bir düşman saldırısı karşısında dağılır, bozguna uğrar. O arada Temuçin da kaçarak terkedilmiş bir ahıra saklanır.
Orada umudunu yitirmiş, bitik bir halde gizlenirken, bir karıncanın mısır veya buğdağ tanesini dik bir duvarın diğer yanına taşımak üzere hamaratça çalışmasını ibretle seyreder.
Mısır veya buğday tanesi karıncadan büyüktür. Karınca taneyi duvarın üstünden aşırmaya çalışır. Bu çalışmayı  tam altmış dokuz kere tekrarlar. Ve altmış dokuz kez geriye düşer. Temuçin karıncanın bu azmini bir bir sayar.
Başarma azminden hiç şaşmayan karınca, yetmişinci denemesinde başarır ve taneyi duvarın öteki tarafına aşırır.

Karıncadan dersini alan Temuçin, o an nara atarak ayağa kalkar. Ordusunu tekrar toparlar. Düşmanın üstüne gider, onları yener ve sonra Cengiz Han adını alır.

Posted in Hikayeler | Leave a comment
Eyl 08

Rübailer

Yüce Dağlar Dumansız Olmaz

İnsan bu tasasız ve gamsız olmaz
Yaşanan bir ömür amansız olmaz
Gördük şahit olduk mütemadiyen
Yüce dağların başı dumansız olmaz
10.08.1994
 
 

 

 

 

Adalet Kaf Dağında

Kanun, tüzük, yönerge
Ağızlarda lafta imiş
Ciltlenmiş hep altın kaplı
Dizi, dizi rafta imiş
 
Hayallere dalamadım
Hayattan tat alamadım
Çok aradım bulamadım
Adalet taaa.. Kaf da imiş
06.09.1994
Posted in Şiirlerim | Leave a comment
Eyl 08

Hırsız!

   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Köyün birine hırsız dadanmış. Hırsız özellikle ayakkabılara meraklıymış. Cemaat camiye girip namaza durunca bulduğu ayakkabıları torbasına doldurup kayboluyormuş.
Sonunda köylü pusuya yatmış, hırsızı, torbası elinde kıskıvrak yakalamış. Köy heyeti toplanmış. Hırsıza ne ceza vereceklerini tartışmışlar. Birisi bir öneri getirmiş.
-En iyisi imam yapıp önümüze geçirmek. Böylece gözümüzün önünde olur, hırsızlık yapamaz…
Köylünün aklı bu işe yatmış, adamı imam yapmışlar…
Aradan yıllar geçmiş. Gurbete çıkan bir köylü dönüşte hırsız imamın neler yaptığını, hırsızlığın bitip bitmediğini sormuş. Demişler ki:
-Herif imamlığa devam ediyor, hırsızlık yapmıyor…
-Demek sorun çözümlendi?
-Yok canım… Birkaç adam tuttu. Hırsızlığı onlara yaptırıyor. Kendisi de “Hırsızlık günahtır, sakın çalmayın” diye vaaz veriyor…

Posted in Fıkralar | Leave a comment
Eyl 07

Altın Güzelliğini Soldurma

 

 

 

 

 

 

 

 

Her an sabırlı ol köpürme, taşma
Bir anlık hevesle yanılıp şaşma
Sen, sen ol, sakın ha haddini aşma
Yaprağını, dalını yoldurma güzel!
Altın güzelliğini soldurma güzel!
 
Fitneyi kalbinden çıkar at sana
Mutluluğu sevgi ile tat sana
Güzelliğe, sevgileri kat sana
Yaprağını, dalını yoldurma güzel!
Altın güzelliğini soldurma güzel!
 
Çıkar şu gönlünden sahte ilahı
Dürüstlük her çağın altın silahı
Çekemem diyorsan ah ile vah-ı
Yaprağını, dalını yoldurma güzel!
Altın güzelliğini soldurma güzel!
 
Edepsizlik kokmuş, sası değil mi?
Kin, tüm gönüllerin pası değil mi?
Ahlâk, güzelliğin hası değil mi?
Yaprağını, dalını yoldurma güzel!
Altın güzelliğini soldurma güzel!
 
28.02.2007
Posted in Şiirlerim | Leave a comment
Eyl 07

Ahmed Rüstem Bey

ABD’deyken Beyaz Saray ziyaretinde, yerde serili ay yıldızlı halıyı görünce sinirlenen Ahmet Rüstem Bey, “Bu yere serdiğiniz ve çiğnenmesini istediğiniz halı, benim ülkemin onurudur. Üzerinde dini inancımızın, hem de bayrağımızın ay yıldızı var. Onun yeri ayakların altı değil, ellerin erişemeyeceği yükseklerdedir. Bu halı buradan kaldırılmadıkça sarayınıza adım atmam mümkün olmayacaktır” demiştir.
 
ATATÜRK’Ü DÜELLOYA ÇAĞIRIR
Bir gün yemek sırasında, yemeğin ortasında sigarasını erken yaktığı için Atatürk tarafından uyarılan Ahmed Rüstem Bey masadan kalkar. Arkasından Atatürk’ü düelloya çağırır. Araya dostların girmesiyle yatıştırılırlar. Ancak Ahmed Bey sadece masayı değil, TBMM ve Türkiye’yi terk eder.
Posted in Hikayeler | Leave a comment
Eyl 05

Eşek, Yine Eşek, Adam Olmadı!

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
En lüks mağazadan kıyafet aldım
Adam olsun diye kurslara saldım
Boş yere aldanıp hülyaya daldım
Eşek, yine eşek, adam olmadı
 
Eşekçe davranır hırpalanırdı
Ünlü kişilerden çoğu tanırdı
Tam ümitlendiğim anda anırdı
Eşek, yine eşek, adam olmadı
 
Ahırdan çıkardım, saraya kattım
Yularını alıp kravat taktım
Tereyağı, süt ve bal ile baktım
Eşek, yine eşek, adam olmadı
 
Modern cihazlarla eğittim onu
Döktürdüm üstüne her tür losyonu
Neye varacak ki sıpanın sonu
Eşek, yine eşek, adam olmadı
 
12.03.1991
Posted in Şiirlerim | Leave a comment