* Cellâdına âşık olanlar, onun ipiyle asılırlar
* Cellâdına âşık olanlar, onun ipiyle asılırlar
Her yanın bolluk, bereket senin
Sendedir mayası huzur, neşenin
Güneşe doymakta her mevsim tenin
Kışın, yaz gibisin sen Çukurova…
Meyvenin, sebzenin adı var sende
Adana, Mersin’in şadı var sende
Yaşanan hayatın tadı var sende
Aşta tuz gibisin sen Çukurova…
Bir yanın Toroslar bir yanın deniz
Bak şu rengimize bizde sendeniz
Meyvesiz, sebzesiz kalmaz bet-beniz
Kalpte haz gibisin sen Çukurova…
Ceyhan’ı, Seyhan’ı, Berdan, Göksu’yu
Herkesi kucaklar babacan huyu
Gönüllere sevgi saçar gün boyu
Eda, naz gibisin sen Çukurova…
Yetmiyorsun, dolup taştı her yanın
Sebze ambarısın sen bu dünyanın
Bayraktaki al kan, senin öz kanın
Bence az gibisin sen Çukurova…
Güneş sana nazlı, nazlı dolanır
Seninle değilse gönül bulanır
Seni görenlerin ağzı sulanır
Dalda muz gibisin sen Çukurova…
Portakal çiçeği kokarsın kışın
Başkadır her bahar çiçek takışın
İliğime işler yazın yakışın
Ergen kız gibisin sen Çukurova
03.12.2007
Ülkenin birinde ölümler çan çalarak halka duyurulmaktaymış… Çan bir kere çalınca avamdan, iki kere çalınca eşraftan, üç kere çalınca devlet yöneticilerinden birinin, dört kere çalınca da kralın öldüğü anlaşılırmış. Gelgelelim, bir gün adamın biri çanın başına geçmiş, başlamış çalmaya… Bir kere çalmış, herkes halktan kimin öldüğünü merak etmiş ve ardından ikinci, üçüncü, dördüncü kez…
Çanı çalan adam durmamış ve çanı peş peşe çaldırmaya devam etmiş. Herkes şaşkınlık içinde düşünmüş:
– “Acaba kim öldü, kraldan büyük kim var?”
Hukuk sisteminin kendine haksızlık ettiğini söyleyen adam, “Adalet öldü, adalet öldü” diye bağırmaya başlamış!
Yeniçağ Gazetesi yazarı Afşin SELİM’den
Günlük yaşayışımız içerisinde telaş ve çabalarımızı düşündüğümde üzerimize düşen görevleri yerine getirme konusunda zayıf kaldığımıza inanıyorum. Dünyanın hemen hemen bir çok bölgesinde zulüm hüküm sürmekteyken bunu dahi kınayamayan bizler acaba ne kadar doğruyuz, ne kadar dürüstüz ve ne kadar insanız… Lütfen kendinizi ölçünüz!
Bu günlerde medya da yer bulmasa da Doğu Türkista’nda zulüm sürmektedir. Buna dikkatinizi çekmek istiyorum. Zulme sessiz kalmak bir isanlık ayıbı ve utancıdır!…
Fatih ERBOZ’un Yazısından
Yüzölçümü: 1.828.418 km2
Nüfusu: 30 milyon
Başkenti: Urumçi
Türklerin çocuk sahibi olması bile yasak!..
Doğu Türkistan’ın yıllardır verdiği özgürlük mücadelesi her seferinde kanla bastırılıyor. ’Çin işkencesi’nin Türk kimliği üzerindeki tahribatı inanılmaz boyutlarda,Orta Asya’daki Türk vatanı Doğu Türkistan Çin zulmü altında inim inim inliyor.
İşkencelerin ölümlerin kol gezdiği bu topraklarda Türk kimliği yok edilmek isteniyor. Yıllardır süren özgürlük mücadelesi her seferinde kanla bastırılıyor. Türklerin yaşama hakkına bile saygı duymayan Pekin yönetiminin asimilasyon ve soykırımı politikaları dünyanın gözleri önünde tüm vahşetiyle devam ediyor. Doğu Türkistan’da son günlerde yaşanan vahşet dikkatleri tekrar bölgeye çekti. Her açıdan Türk tarihi için büyük öneme sahip bu ülkeyi derinlemesine inceledik ve ’Çin işkencesi’nin Türk kimliği üzerinde meydana getirdiği derin tahribatı, yaptığımız araştırmalar ve uzman görüşleriyle ortaya koyduk. Doğu Türkistan Vakfı Genel Başkanı Hamit Göktürk, Doğu Türkistan Devleti’nin ismi başta olmak üzere tüm haklarının gasp edildiğini söyledi.
Kimliğin ifadesi yasak
Doğu Türkistan’ın Türk dünyasının doğudaki kalesi olduğunu kaydeden Göktürk, bölgenin stratejik açıdan çok önemli bir konuma sahip olduğuna dikkat çekti. Çin ve müttefiklerinin varlıklarını istemediğini kaydeden Göktürk, Doğu Türkistan Türklerinin varlığının Orta Asya ve Anadolu Türkleri için de bir güvence olduğunu kaydetti. Türk milliyetçiliğinin bu bölgede yeniden etkinlik kazanmaması için Çin’nin elinden geldiğini yaptığını anlatan Göktürk, “Vatandaşlarımızın elinden anlamsız bahanelerle pasaportları alınıyor, aynı zamanda mallarına el konuluyor” diye konuştu. Çin tarafından işgal edilen Doğu Türkistan’da yaşayan Türklerin kendi kimliklerini ifade etmelerinin yasak olduğuna dikkat çeken Göktürk, insan hakları ihlallerinin soykırım boyutunda olduğunu söyledi.
Hamilelere işkence
“Doğu Türkistan topraklarını işgal eden Çin, Türk toplumunun her türlü davranışına sınırlama getiriyor” diyen Göktürk, şunları belirtti: “Türklerin doğum yapmasını bile yasaklıyorlar. 20 bin kişilik bir bölgede yüzde 1 oranında doğum yapılacak denilerek sınırlama getiriliyor. Bu sınırlamalar konusunda itiraz olduğu zaman da şiddet uygulanıyor. Dolayısıyla 20 bin kişilik bir kentte ancak 200 çocuk ya da bebek bulabiliyorsunuz. Doğu Türkistan’da bunun gibi daha bir çok anlamsız yasaklar ile de karşı karşıya kalmanız mümkün” Doğum kontrolü adı altında soykırımı yapıldığına vurgu yapan Göktürk, “Hamile Türk kadınlar yumruklanarak şiddete maruz kalıyor. Bölgede gerçekleştirilen uygulamaları tarif etmek mümkün değil. Bunun adına ne denir bilemiyorum. Doğu Türkistan’daki Türkler Çin yönetimi altında hiçbir şekilde huzurlu ve mutlu yaşamıyor”
Erkekleri köle yapalım, kadınları…
DoĞu Türkistan’da bir milyon kadar askerini silah altında tutan Çin, Doğu Türkistan’da Müslümanların attığı her adımı kontrol etmekte. Yollarda kurulmuş olan askeri denetim noktalarında tüm araçlar tek tek durdurulup içleri aranırken erkekler hakarete uğrayıp tartaklanmakta, Türk kadınlar ise tacize uğramakta. Zehirlenmiş zihniyet
Buradaki zulüm zaman zaman Batı basınının bile dikkatini çekti. Urumçi Üniversitesi’nin duvarında hala asılı olan 2 Ekim 1988 tarihli The Independent gazetesi, Çin’in bakışını şöyle aktarıyor: “Türk erkeklerini sonsuza kadar kölemiz yapalım, kadınlarını da asırlar boyunca fahişemiz.” Gazete, bu düşünceyi ise şu şekilde değerlendiriyor: “Katıksız ırkçı düşünce ile zehirlenmiş bir zihniyetin göstergesi.” Japonya Mainichi Daily News gazetesi ise 2000 tarihli sayısında şunları yazıyor: “Doğu Türkistan’da bir kişi sadece boş bir şüphe üzerine yıllar boyunca tutuklu kalabiliyor. Türkler asılsız suçlamalarla idam edilmekte, zaman zaman da toplu olarak katledilmekteler. Kadınlara zorla kürtaj yapılmakta, birden fazla çocuğa sahip olanların çocukları ellerinden alınmakta.”