Haz 01

TÜRKİYE TEHDİT ALTINDA

TÜRKİYE TEHDİT ALTINDA

ABD’nin önemli siyaset bilimcisi Samuel Huntington: “Eğer Türkiye, Batılı ülke olma ısrarından vazgeçer, modernleşme ve demokrasinin bir İslam ülkesinde olduğunu göstermeye daha çok ağırlık verir ise, bütün dünyaya ve İslam’a büyük model olur.”(2) sözleriyle “Ilımlı İslam” modelinin Türkiye’ye uygun düştüğünü vurgulamıştı. Huntington’ın bu düşüncesi doğrultusunda kayda değer adımlar atıldı.

ABD Dışişleri eski Bakanı Condoleezza Rice, Ulusal Güvenlik Danışmanı iken 7 Ağustos 2003’te Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında, 23 ülkenin rejimi ile sınırlarının değişeceğini belirtmişti. Moritanya, Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Sudan, İsrail, Ürdün, Suudi Arabistan, Yemen, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Irak, Suriye, Lübnan, Türkiye, İran, Afganistan, Pakistan’ın oluşturduğu ülkeler, 17 milyon kilometrekarelik bir coğrafyayı kapsamaktaydı.(3) ABD’nin  Irak ve Suriye politikasına Türkiye’nin başlangıçta verdiği destek, bugüne uzanan yolculukta döşenen taşlardan bazıları. “Arap Baharı” denilen, gerçekte “Kanlı Sonbahar” olan fırtınada, yine ABD’yle iş birliği en fazla Türkiye’yi olumsuz etkiledi.

2015’te, Suudi Arabistan ve İsrail bir planda uzlaştılar. Bu planın birinci ayağında Türkiye, Suriye, Irak ve İran’da bir Kürt Devleti’nin kurulması; ikinci ayağında ise İran’da rejim değişikliği yapılmasıydı.(4) Bu planın Suriye ve Irak bölümü tamamlandı. Plana göre, sırada İran ve ardından Türkiye var. Bu hedefe hızla ilerlerken, PKK/PYD terör örgütü, bu kadar güce kısa sürede ulaşacağını hayal bile etmemişti.

 

Coğrafi konum açısından dev, jeopolitik yönden etkisiz

“Jeopolitik”, ülke coğrafyasını dünya politikasında kullanma sanatıdır. Ülkenin coğrafyası, jeopolitiğin değişmez unsurudur. Coğrafya ülkelerin geleceğini belirler. Türkiye, coğrafi konum itibariyle bir devdir. Dev olan coğrafi konumun dünya politikasında kullanılma sanatı, jeopolitik gücünüzü yansıtır. Türkiye’nin coğrafi gücünün jeopolitiğe yansıdığını söylemek oldukça güç.

İşte bu yüzden Türkiye, gelecek kuşakları da etkileyecek üç stratejik sorunla karşı karşıya kaldı. Atatürk’ten uzaklaştıkça, BEKA sorununun ivme kazanarak artacağı gerçeğiyle Türkiye’nin yüzleşmesi kaçınılmaz. Türkiye’nin yüz yüze kaldığı söz konusu üç stratejik sorunun, fırtına mı yoksa deprem mi etkisi yaratacağı önümüzde süreçte ortaya çıkacak.

İsmet Paşa (İnönü), “Savaşın başında yaptığınız hata, savaşın sonuna kadar peşinizi bırakmaz” demişti. Stratejinin temel kuralıdır bu.

Fevzi Paşa (Çakmak), “Elinde silahı olan, yüzü sana dönük düşman yenilmiş düşman değildir!” der. Bu da, savaşın taktik kuralı. Savaş tarihinin özetidir bu sözler. Savaş tarihi de insanlık tarihinin kendisidir…

Einstein: “Aynı şeyleri tekrar yaşayıp da sonuçlarına şaşmak aşırı saflık işaretidir.” demişti. Demişti, ama dinleyen olmadı…

 

Kaynaklar:

2) Fevzi Uslubaş, İmparatorlukların Bataklığı, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul, 2005.

(3) Metin Aydoğan, Türkiye Nereye Gidiyor, Umay Yayınları (6. Baskı), 2007.

(4) Naim Babüroğlu, Bir Devletin Çöküşü, Asi Kitap, İstanbul, 2016.

 

 

Alıntı. Naim Babüroğlu

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , | TÜRKİYE TEHDİT ALTINDA için yorumlar kapalı
May 31

F VİTAMİNİ

F VİTAMİNİ

Neden hepsi birbirinden bu kadar farklı benim arkadaşlarımın, neden bazıları uçta?

Biri arkadaşımsa diğeriyle nasıl anlaşabiliyorum? Neden kimse anlayamıyor?

Galiba onların hepsi içimdeki çok farklı “ben” leri gün ışığına çıkarıyor da ondan.

-Biriyle uslu, kibar oluyorum.

-Diğeriyle şakalar yapıyorum.

-Biriyle oturup ciddi ciddi konuşuyorum.

-Diğeriyle saçma sapan şeylere kıkırdıyorum.

-Biriyle oturup çay içiyorum.

-Birinin derdini dinleyip öğüt veriyorum.

-Diğerinin bana verdiği öğütleri dinliyorum.

Hepsi bir bulmacanın parçaları sanki tamamlayınca ortaya bir hazine çıkıyor. Arkadaş hazinesi!

Beni bazen benden daha iyi anlayan, iyi günümde, kötü günümde beni yalnız bırakmayan arkadaşlarım…

Hepsi farklı günlerde aldığım rengârenk “anti-depresan”larım sanki.

Arkadaşlar sağlık için de faydalıymış (ruh hastası olanlar hariç).

Şaka değil! F vitamini deniyor arkadaşlar için.

 

(F “Friends”den geliyor.)

F vitaminin sağlığımıza faydaları say say bitmiyormuş…

Yapılan araştırmalara göre güçlü sosyal iletişim içerisinde olanlarda depresyona girme ve ölümcül krizlerin oluşma riski azalıyormuş.

Düzenli F vitamini kullanmak sizi gerçek yaşınızdan 30 yaş daha genç hale getirebiliyormuş.

Dostluğun sıcaklığı stresi azaltıyor, gergin olduğunuz zamanlarda bile kan damarlarınızda pıhtılaşma ve kalp krizi geçirme riskiniz yüzde 50 azalıyormuş.

 

Yaşasın! Bilmeden yıllardır ne çok vitamin depolamışım vücudumda.

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , | F VİTAMİNİ için yorumlar kapalı
May 30

“TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR”

“TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR”

 

Televizyonlarda veya basında görüp okuduğum ‘Kürt seçmen, Kürt oyları, Kürtler’ gibi etnik vurgulu sözleri sadece gazetecilerden değil, milletvekillerinden de duyup okuyorum. Siz de aynı kaynaklardan şahit oluyorsunuz.

Yukarıda dokunduğumuz ifadeleri kullananlara birçok kez yazdım. Söz gelimi CHP’den Özgür Özel‘e, ‘Türk’üyle, Kürt’üyle, Alevisiyle, Sünnisiyle, 83 milyon halkımız’ gibi sözlerinden dolayı; Veli Ağbaba‘ya Şırnak’ta görüştüğü vatandaşlarımıza, ‘Biz Kürt’üz deyin, terörist değiliz deyin’, rahmetli Kamer Genç‘in mezarı başında konuşma yaparken, ‘Kamer Genç Dersim’di’ gibi sözlerinden dolayı; yine CHP milletvekili Turan Aydoğan‘a, ‘Kürt bölgesi’ ifadesinden dolayı; Sayın Kemal Kılıçdaroğlu‘na yukarıda belirttiğim ifadeler gibi sözlerinden dolayı yazdım. Cevap veren olmadı.

Yazınızda bir gazeteciden söz ediyorsunuz. Televizyonda takip ettiğim gazetecilerin büyük çoğunluğu etnik ifade kullanmaktan sakınmıyorlar, rahatsızlık duymuyorlar. Bu sözleri söylerken özellikle yüz ifadelerine dikkat ediyorum. Herhangi bir rahatsızlıkları yok. 12 Nisan 2022 tarihinde KRT televizyonunda Sayın Ebru Birçak‘ın Gün İzi programında Birgün Gazetesi Yayın Koordinatörü Yaşar Aydın konuşması sırasında ‘Türkiye insanı, 86 milyon Türkiyeli’ gibi ifadeler kullandı. Bu ifadeler karşısında derin üzüntü duymamak mümkün değil. Öyle ki bütün partiler, aklınıza geldiğini tahmin ettiğim parti de dâhil etnik ifade kullanıyor. ‘Kürt seçmen’ gibi sözler artık sıradanlaştı. Türk basını yerine ‘Türkiye basını’, ‘Türk adaleti’ yerine ‘Türkiye adaleti’ gibi ifadeler yaygınlaştı. Bu ifadelerin yaygınlaşmasına sebep olan etken ise 20 yıldır meydanlarda etnik grup sayan/sayanlardır. Bu konuda en duyarlı olması gereken ve kendisini Türkiye’nin kurucu partisi olarak tanıtan CHP, yukarıda örneklerini verdiğim gibi etnik ifadelerle birlikte ‘Türk’ yerine ‘Türkiye’ demeyi tercih ediyor.

Bu konuda yazmış olduğum uyarı yazılarına sadece Doğu Perinçek cevap verdi. Sayın Perinçek‘in de (yanılmıyorsam Ulusal Kanal‘da idi) bir konuşmasında ‘Kürt oyları, Kürt seçmen’ gibi sözlerine rastlamış ve bu ifadelerin isabetli olmadığını kendisine yazmıştım. Sayın Perinçek‘in, ‘Haklısınız, bazen bu sözler ağzımızdan çıkıyor. Bizi takip edin ve yanlışlıklarımızı bize yazın’ mealinde cevap verdiğini hatırlıyorum. Daha sonraki konuşmalarında, takip edebildiğim kadarıyla etnik ifadeler kullandığını görmedim.

Basın yayın araçlarında kamuoyunun önüne çıkan gazeteci, politikacı, bilim adamı vb. kişilerin böyle önemli konularda özenli ifadeler kullanmaları gerekir.

Gazeteci olarak siz üzerinize düşen vazifeyi yapıyorsunuz. Ben de bir yurttaş olarak kaygılarımı dile getirmeye çalışıyorum.

Hayırlı sahurlar dileğiyle saygılar sunarım. Y.G.”

PKK ile mücadeleyi “Kürt-Türk savaşı” diye adlandıranlar da çıkmıştır. Hele biri Saray’ın gözdesi. El üstünde tutuluyor. Malûm hanım: H. Kaplan“‘Türk-Kürt savaşı’ dediğiniz hadisede ise ‘şehit’ yoktur. Anlaması çok mu zor hakikaten?” tiviti insanın kanını donduruyor.

Oyuna gelmeyelim, PKK’nın ekmeğine yağ sürmeyelim.

 

Alıntı: Arslan Tekin

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | “TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR” için yorumlar kapalı
May 29

“Ya ben İstanbul’u alacağım, ya İstanbul beni!”

“Ya ben İstanbul’u alacağım, ya İstanbul beni!” Fatih Sultan Mehmet

Defalarca kuşatıldı fakat surlar geçilemedi. Atalarının hayalini 2. Mehmet gerçekleştirdi. İstanbul, adanmış bir mücadeleyle işte böyle fethedildi… Konstantinopolis’in hemen yanı başında kurulan Osmanlı, sınırlarını batıya doğru genişletmeye başladı. Fetih yolunda ilk adımlar Orhan Gazi döneminde atıldı.

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Fahameddin Başar, o dönemi şöyle anlattı:

“Orhan Bey zamanında Bursa fethedilmiş, arkasından İznik ele geçirilmiş, sonra Sakarya havzasından İzmit’e kadar ilerlenmiş ve hatta Aydos Kalesi ve Üsküdar’a kadar ulaşılmıştı. Artık bütün İzmit Körfezi, Kocaeli Yarımadası Osmanlı hâkimiyeti altına alınmıştı.”

Aydos Kalesi, tarihçilere göre İstanbul’un fethinin başladığı yerdi. İstanbul ile Anadolu’yu birbirine bağlayan bu savunma kalesi, Osmanlı’nın kente doğru hareketlerinde kilit rol oynadı. Üsküdar, Pendik ve Boğaz’a akınlar buradan düzenlendi.

Orhan Gazi’den tahtı devralan I. Murat da İstanbul’un batısını abluka altına aldı,
Edirne ve çevresini fethetti. İstanbul’a ilk kuşatma I. Bayezid tarafından yapıldı.
Ancak kenti iki kere kuşatan Yıldırım Bayezid başarılı olamadı.

Başar, “Yıldırım Beyazıt’ın oğlu Musa Çelebi, 1411 yılında İstanbul’u bir kez daha kuşatmış, sonrasında Sultan Fatih’in babası II. Murat 1422 yılında tahta çıkar çıkmaz İstanbul’u kuşatmıştı ama o kuşatmalardan da netice alınamamıştı” dedi.

Kuşatmalar başarılı olmasa da Bizans bu süreçte çok güç kaybetti. Çevresindeki tüm topraklar Osmanlı tarafından fethedildi. Bizans İmparatorluğu’nun elinde yalnızca başkenti Konstantinopolis kaldı.

Sultan II. Mehmet, tahta çıktığında Bizans, sur içinden ibaretti. Kuzeyinde küçük bir alanda Cenevizliler, geriye kalan tüm noktalarda ise Osmanlı vardı.

II. Mehmet, Bizans’ın bu halini de gözeterek yaklaşık bir yıl süren hazırlıklara başladı. Güçlü toplar döktürdü, Rumeli Hisarı’nı inşa ettirdi. Diğer yandan sorun yaratacak devletlerle diplomatik ilişkileri geliştirdi.

II. Mehmet İstanbul kuşatmasına hazırlanırken Karamanoğulları ile bir barış antlaşması yaptı. Çünkü Karamanoğulları Bizans’la ve Venediklilerle, batılılarla da irtibat halindeydi. Onlarla iş birliği de yapabiliyordu. Keza aynı şekilde Macarlarla babası II. Murat zamanında yapılan antlaşmayı, barışı yenilemişti. Venedik ve Cenevizlilerle de barış yapılmıştı.

Osmanlı Ordusu, hazırlıkların ardından 6 Nisan 1453’te harekete geçti. Denizde, karada ve hatta lağımcıların açtığı yeraltı tünellerinde mücadeleler günlerce devam etti.

53. Günün sonunda nihayet surlar yıkıldı, kutlu şehrin kapısı açıldı. Takvimler 29 Mayıs 1453’ü gösterirken II. Mehmet, ordusuyla Topkapı’dan İstanbul’a girdi. İstanbul’un fethi sıradan bir zafer olmadı. Orta Çağ kapandı, Yeni Çağ açıldı.

Büyük fethin mimarı, o günden sonra tarih kitaplarında “Fatih Sultan Mehmet” olarak anıldı.

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | “Ya ben İstanbul’u alacağım, ya İstanbul beni!” için yorumlar kapalı
May 28

ABDULLAH ZİYA KOZANOĞLU

ABDULLAH ZİYA KOZANOĞLU

“Ne pis konuşuyorsun! Türküm de be adam ne korkuyorsun? Türküm diye bağır!”

Bugün günlerden Türk milliyetçisi Abdullah Ziya Kozanoğlu 16 Ocak

Beşiktaş’ın uzun süre başkanlığını yaptı

 

ESERLERİ SAYISIZ FİLMLERE KONU OLMUŞTUR

Abdullah Ziya Kozanoğlu, tarihi romanlarıyla cumhuriyetimizin ilk yıllarında, Türk insanının kendisine güvenmesini, atalarıyla övünmesini, kendisinde iş başaracak gücü bulmasını sağlamaya çalışmıştır.

Romanı, genç nesillere tarih şuuru aşılamak için kullanmıştır

Türk okuru onun romanlarında kahramanla ve olayla bütünleşir,

Zaman zaman uçsuz bucaksız ovalarda at sürer, engin denizlere açılır, kıl çadırlarda yatar.

Abdullah Ziya Kozanoğlu, romanlarını tarihten seçtiği kişiler ve onların çevresindeki olaylar üzerine kurmuştur.

O, tarihin tozlu sayfaları arasından Türk insanının ihtiyacı olan kahraman tipini çıkarıp, okuyucuların önüne koymayı başarmıştır.

Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun yaşadığı dönem çok milletli bir yapıdan, tek millete dayanan üniter bir devlet yapısına geçildiği bir dönemdir.

Bu dönemin artık yurttaş olmuş insanına bir milletin bireyi olma bilincini aşılayacak, tek bir hedefe doğru yürümesini sağlayacak eserler lazımdır.

Abdullah Ziya, bunu romanlarıyla yapmaya çalışmıştır.

Yazar, eserleriyle yaşadığı dönemdeki milli düşünce akımının temsilciliğini üstlenmiştir.

1925 yılında Resimli Mecmua’da tefrika edilen “Kızıl Tuğ” adlı romanı,

1927’de kitap olarak yayımlandı.

Türk edebiyatının ilk tarihsel serüven romanı kabul edilen bu eserin devamı

1959’da çizgi roman olarak Suat Yalaz’ın çizimleri ile yayımlanmıştır.

Yazı yaşamına tarihi serüven romanları ile devam etti.

Eserlerinin çizgi romana ve sinemaya uyarlanması için uygun altyapıyı hazırlamakla uğraştı.

Pek çok uyarlamayı kendisi yaptı;

Bu yüzden Türkiye’deki ilk ciddi çizgi roman yazarlarından birisi kabul edilir

Tarihi serüven romanı ve piyes türündeki popüler eserleri ile tanınmış, Türkçü, milliyetçi bir yazardır.

Romandan sonra çizgi roman ve sinema kahramanı olarak ilgi gören Malkoçoğlu, Gültekin, Seyit Ali Reis kurgu-karakterlerin yaratıcısıdır.

1942-1950 arasında Beşiktaş Jimnastik Kulübü başkanlığını yapmış bir spor adamıdır.

Abdullah Ziya Kozanoğlu Eserleri (Bazıları)

Romanları

1927 Kızıltuğ

1929 Seyyid Battal

1929 Boğaç Han (Tahsin Demiray ile)

1929 Kaniıoğlu Kanturalı

1929 Boz Aygırlı

1929 Kara Çoban

1930 Küçük Korsan

1935 Kurtlar

1935 Küçük Kahraman

1936 Gültekin, Orhun Barkı Kahramanı

1936 Küçük Uçman (Tahsin Demiray ile)

1938 Kuduzlar Kraliçesi (Tahsin Demiray ile)

1938 Kuş Adamın Maceraları (Tahsin Demiray ile)

1942 Atlı Han

1943 Kozanoğlu

1943 Lâle Devrinde Patronalılar Saltanatı

1943 Malkoçoğlu

1944 Savcı Bey

1945 Kolsuz Kahraman

1946 Battal Gazi

1948 Türk Korsanları

1951 Şeydi Ali Reis

1952 Dağlar Delisi

1952 Fâtih Feneri

1957 Sencivanoğlu

1961 Hilâl ve Salip

1962 Algaya’nm Ölümü

1962 Altın Saçlı Kız

1962 Cengiz Han’ın Hazineleri

1962 Hülâgû’nun Gözdesi

1962 Kız Kulesi Kahramanı

1962 Tibet Canavarı

1963 Ağahan’m Yüzüğü

1963 Altın Hançer

1963 Boz kurt’un İntikamı

1963 Kızıl Kadırga

1964 Arena Kraliçesi

1964 Sarı Benizli Adam

1965 Kubilay Han’ın Gelini

 

Kaynak Necdet Kumbar

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , | ABDULLAH ZİYA KOZANOĞLU için yorumlar kapalı
May 27

SIĞINMACILAR

SIĞINMACILAR

 

Türkiye, Türk ve Türk vatandaşlığı kimliğini esas alan “ulus devlet” olarak kurulmuştur. Ülkemizin böylesine kritik bir coğrafyada varlığını sürdürebilmesi, bu ulus kimliğinin korunmasına bağlıdır. Kimliğimizin “İslam toplumu (ümmet) ve/veya karma kimliklere dönüştürülmesi halinde, ülkemizin bölünmesi/parçalara ayrılması kaçınılmazdır.

  • Ülkemize sığınmacı akınının ve çoğalmasının 4 başat nedeni vardır:

– AKP iktidarının “Yeni Osmanlı” düşüyle ABD’nin BOP trenine binerek Suriye’deki iç savaşa dahil olması sonucu oluşan göç akını.

– Afganistan’dan çekilen ABD’nin bu ülkede kullandığı Asyalı (Afgan, Pakistanlı, Bangladeşli) silahlı grupların ülkemizde yerleşmelerinin kararlaştırılmış olması. (Gelenlerin genç olmaları ve elini kolunu sallayarak sınırlardan geçebiliyor olmaları bunun kanıtıdır.)

– Mevcut iktidar tarafından sığınmacılar için “Açık Kapı” ve “Keyfi Yerleşme/Dolaşma”  politikalarının uygulanıyor olması. (Buna politikasızlık da denebilir.)

– Dibe vuran ekonomimize can suyu sağlayabilmek amacıyla,  sığınmacıların ABD ve AB ülkelerine geçişlerine engel olma karşılığında bu ülkelerden nakit döviz desteği sağlanması.

– Sığınmacılara olur olmaz vatandaşlık verilerek, önümüzdeki seçimlerde AKP’nin yüksek oy kaybının telafi beklentisi.

  • Ülkelerine geri gönderilmez iseler, yüksek doğum oranları dikkate alındığında, 20-25 yıl içerisinde sığınmacıların ve -yanı sıra- kökten (radikal) Kürtçülerin toplam oranı nüfusumuzun en az % 35’ine ulaşmış olabileceği hesaplanmaktadır. Kimliğimizin “İslam toplumu (ümmet)ve/veya karma kimliklere dönüştürülmesi halinde, artık bir “ulus devlet”den söz etmek olanaksızdır ve eninde sonunda bölünmek kaçınılmaz olur.  (BOP’daki Türkiye’ye yönelik beklentisi bu doğrultuda olan ABD’nin ülkemize sığınmacı akının kurgulayıcısı olduğu unutulmamalıdır.)
  • Afganistan’da askeri görevlerde kullanılan Asyalı sığınmacılar ile, Suriye’de çatışmalarda kullanılan köktendinci İslami silahlı gruplara dâhil sığınmacılar yüzünden, ülkemiz gelecekte -Güney Amerika ülkeleri gibi- artık bir terör ve mafya ülkesi olarak anılacaktır.
  • Ümmetçi yaklaşımı nedeniyle ve her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmaya kendini mahkûm eden AKP’nin tavrını anlamak olanaklı. Ancak yıllarca kendini ‘milliyetçiliğin kalesi’olarak öne süren (lanse eden) MHP’nin gümbür gümbür gümbürdemesi gerekirken, utangaç sözlerle, kıyıdan köşeden, dostlar alışverişte görsün gibisinden itirazda bulunmasını anlayabilmek olanaksızdır.

Türkiye’nin ulus devlet ve çağdaş devlet (laik, sosyal, demokratik, hukuk devleti) olarak “ilelebet payidar kalmasını” iliklerine kadar özümseyebilmiş herkesin, demokratik itiraz haklarını kullanması ve çevresindeki cahilleri, uyurgezerleri, aymazları, nemelazımcıları bilinçlendirmesi, gelecek kuşaklarımıza (çocuklarımıza, torunlarımıza) boynumuzun borcumuzdur. Aksi takdirde, Türkiye Cumhuriyeti‘ni kuran ve bize emanet eden atalarımızı gurur, minnet ve şükranla anmamızın tersine, gelecek kuşakların lanetleri ile anılırız.

 

 

Alıntı: Yavuz Selam Demirağ

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , , | SIĞINMACILAR için yorumlar kapalı
May 26

AK DEMEKLE AK OLUNMAZ

AK DEMEKLE AK OLUNMAZ

 

Akı karayı Hak bilir,

Ak demekle ak olunmaz

Hakk deyince can irkilir,

Zannetmeyin hak alınmaz

 

Günü gelsin Nemrut’un da,

Sinek kaçar kulağına

Aldırır bir hak balyozunu,

Vur der, vur der ulağına

 

Kararmayan suratlardan,

Kararıyor Kâbe bir bak

Allah’ı, Kuran’ı, dini;

Kullandırmaz o yüce Hakk!

KULLANDIRMAZ O YÜCE HAKK!

 

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , | AK DEMEKLE AK OLUNMAZ için yorumlar kapalı
May 25

“TEHCİR VE İSTİLA”

“TEHCİR VE İSTİLA”

Türkiye, Büyük Orta Doğu Projesi çerçevesinde gerçekten istila ediliyor… Türk vatanının ve Türk Milleti’nin birliğine kast ediliyor. Soruşturulması gereken asıl suç budur.

***

Suriyelilerin Türkiye’ye sürülmesinin en önemli sebebi, Suriye’nin kuzeyinde ABD güdümlü bir terör devleti kurmaktır. Siyasi iktidar ise ABD’nin Suriye’de iç savaş çıkarmasını desteklemiştir! “Özgür Suriye Ordusu” denilen silahlı güçleri eğiten, donatan yani silah ve maaş veren Türkiye’deki siyasi iktidardır.

TÜRK Ceza Kanunu’nun 306’ncı maddesine göre “Türkiye Devletini savaş tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak şekilde, yetkisiz olarak yabancı bir devlete karşı asker toplayan veya diğer hasmane hareketlerde bulunan kimseye beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası verilir. Fiil sonucu savaş meydana gelirse faile müebbet hapis cezası verilir.”

İktidar, Meclis’ten Suriye aleyhine asker toplamak, ordu kurmak için yetki almış mıdır? Hayır. Tezkere, bu yetkiyi vermiyor! Tabi, suçun soruşturulması için Adalet Bakanı’nın izni gerekiyor. Kanun koyucu, suçun iktidar tarafından işlenebileceğini hiç düşünmemiş…

Fiil sonucu, siyasi iktidar ülkeyi savaşa sürüklemiştir. Türk Ordusu, Suriye’dedir! Fakat ABD, asıl tehdidin olduğu PYD/PKK bölgesine Türk Ordusu’nu sokmuyor!

PYD/PKK, terör estirerek Suriye’nin kuzeyinde yaşayan insanları, Türkiye’ye tehcir etti değil mi? Diğerlerini de elbette Suriye rejimi ve Rus ordusu tehcir etti…

Osmanlı Devleti de ordusu savaştayken, işgal ordularına katılan veya içerde terör estiren Ermenileri Suriye’ye sürmedi mi? Suriye de aynısını yapıyor işte…

***

Sorun sadece Suriyelilerin Türkiye’ye proje dâhilinde tehcir edilmesi değil. Yine Amerikan baskısı ile Afganistan’dan genç erkekler de getiriliyor… Dünya basınında Orta Doğu ve Afrika’dan 80 milyon insanın kuzeye doğru göçeceği, bunların 30 milyonunun Türkiye’de kalacağına dair haberler çıkıyor?

Türkiye’nin milli devlet yapısını çökertme girişimi demek olan bu istilaya karşı ne tedbir aldılar? Hangi girişimde bulundular?

Hiçbir tedbirleri yok! Üstelik hâlâ “biz herkese ensar olacağız” diyorlar. Ülkenin nüfus yapısını değiştirerek; muhaciri vatandaş, asker ve memur yaparak devleti teslim ediyorlar! Sonra da tehdide dikkat çekene, kendi suçlarını unutturmak için suç uyduruyorlar. Bu, böyle gitmez… Bir yerden mutlaka patlak verir…

Şunu özellikle belirtmekte yarar var. Haşa, yeni bir Peygamber mi geldi de ‘Ensar ve Muhacir’ olmak ifadesi kullanılıyor. O, Hz. Muhammed’in Peygamber olarak bildirildiği 1442 yıl önceydi. Milletin aklıyla alay etmeyin. (K.Ş.)

 

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | “TEHCİR VE İSTİLA” için yorumlar kapalı
May 24

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Kişinin susması, her zaman söyleneni onayladığı anlamına gelmez. Bazen canı, aptallarla tartışmak istemiyordur.” Albert Einstein

* “Bir kimsenin Tanrı dediği şey Tanrı değildir; Tanrı’dan söz etmeyen kimse Tanrı’dan söz eden kimseden daha doğrudur. “ Mester Eckhart

* “Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada güneş batıyor demektir. Eflatun

* “Türkleri yenemedik” Churchill.

* “Türkleri öldürebilirsiniz lakin onları yenemezsiniz” Napolyon.

* “Yanlış bilgi, felaketin kaynağıdır” Kazım Karabekir Paşa

* “Yargılanan kişi, adil yargılanmadığını düşünüyor ise, adil yargılanma hakkı ihlal edilmiş demektir.” AİHM

*”Adaletsizliğin en büyüğü, adil olmayıp adil gibi görünmektir” Platon

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
May 23

“TÜRKİYE’Yİ TÜRKSÜZLEŞTİRMENİN BASİT DENKLEMİ”

“TÜRKİYE’Yİ TÜRKSÜZLEŞTİRMENİN BASİT DENKLEMİ”

“Ruslar, Kırım limanlarını 1777 yılında işgal ettiklerinde Kırım halkı kitleler halinde Osmanlı ülkesine göç etmek zorunda kaldı. Ruslar bu tarihlerde nüfusu 500 bin olan Kırım’a 75 bin kişilik bir Rus göçmen kitlesi getirip yerleştirdi.

Kırım’daki kolonileştirme (Ruslaştırma) programı ağır gidince General Potemkin, dışarıdan da yabancı nüfus getirtmeye başladı. 1784-1787 tarihleri arasından Avrupa’dan gelen kolonistler, özellikle Alman köylüler, bu yerlere iskân edildi. Kırımlılara da Orenburg vilayetine (Bugünkü Rusya’nın Volga Bölgesine) göç etmeleri teklif edildi. Bu, Kırım’ı Türklerden temizlemek demekti.

Yıllar ilerledikçe Kırım’da yabancı unsurlar, Türklerin azınlığa düşmesine sebep oldu. Binlerce yıllık Türk yurdu olan Kırım, Stalin tarafından 18 Mayıs 1944 sürgünü sonucu, topyekûn Türksüzleştirildi… Kruşçev döneminden günümüze kadar çok az sayıda Kırım Türkü sürgün yerlerinden öz vatanları Kırım’a dönebildi.

Bugün 85 milyon nüfuslu Türkiye’ye önce ‘geçici sığınmacı’ diye alınan daha sonra ‘kalıcı iskân ve vatandaşlık’ verilen ve verilmekte devam eden Orta Doğu, Afrika, Afganistan vd. kültürel farklılığı çeşitli halkların nüfusu her geçen gün artırılmaktadır. Para ile Türk vatandaşlığı satılmaktadır.

Geçmişte Kırım üzerine oynanan oyun, şimdi Türkiye nüfusuna oranlandığında Türkiye’nin dönüşüm ve değişimine yol açması için yerleştirilen yabancı nüfus, 12.350.000’e karşılık gelmektedir.

Türkiye’nin bugünkü nüfusu 85 milyondur. 85.000.000 x 75.000: 500.000 = 12.350.000 rakamına ulaşılır. (Yani Türkiye’nin Türksüzleştirilmesi operasyonu için Kırım modeline göre başlangıç olarak 12 milyon 350 bin yabancı gerekiyor!)

Böylece  yabancı iskânı ve vatandaşlık satışı ile başlatılan operasyonla, Kırım’ın ve  diğer Türk yurtlarının başına gelenler benzer bir şekilde Türkiye’ye de yaşatılmak istenecektir. Bugün nasıl Kırım hakkında Kırım Türkleri değil Ukrayna ve Rusya tartışıyorsa, önümüzdeki elli yılda, Türkiye üzerine Türkler değil İngiltere, ABD, Rusya, İsrail, Fransa, Almanya, Çin vd. emperyalistler söz sahibi olsun istenmektedir.”

Alıntı: Hilmi Özden

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | “TÜRKİYE’Yİ TÜRKSÜZLEŞTİRMENİN BASİT DENKLEMİ” için yorumlar kapalı