Haz 24

BUGÜN SENİ AT ARADI

BUGÜN SENİ AT ARADI

Karı koca kahvaltı ederken kadın bir anda kocasının kafasına tavayla vurur.

-Deli misin be kadın, niye vurdun kafama?

-Çamaşır makinesine kirli pantolonunu atarken cebinden Birsen yazılı bir kağıt çıktı.

-Aşk olsun ya hayatım. Birsen geçen gün bahis oynadığımız atın adıydı. Sen ne sandın? İnanmıyorum sana.

-Tamam canım ya özür dilerim, acıdı mı?

Üç gün sonra akşam yemeğinde, kadın, bu sefer en büyük tava ile kocasının kafasına öyle vurur ki; adam baygınlık geçirir.Kafasına soğuk  su dolu üç sürahiyi boşaltır. Adam yarım saat sonra güçlükle kendine gelir:

-Bu kez niye vurdun?

-Bu gün seni Birsen adlı at aradı!…

 

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , | BUGÜN SENİ AT ARADI için yorumlar kapalı
Haz 23

ATATÜRK UYARIYOR

ATATÜRK UYARIYOR

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kastamonu’da halka hitabından:

– “Yenilenme adımlarımızı felce uğratmaya yeltenen beyinsizin, hükümlerini vermekte kendi yarım yamalak ilimlerine, çürük mantıklarına, yetersiz akıllarına dayandıklarını sanıyorum.

O zavallı kendini beğenmişler böyle yapacaklarına halkın sağduyusuna danışsalardı, ondan ilham ve bilgi alsalardı, kendilerini bugün gülünecek ve utanılacak durumda bırakan bu kadar iğrenç hatalara düşmezlerdi.

Fakat sağ duyunun, akıl, mantık ve kabiliyetin üstünde önem sahibi olduğunu taktir etmek yalancı bilginin işine gelmez.

Arkadaşlar!

Anlayışa hastalık bulaşmadıkça gerilemek veya durmak akla bile gelmez.

Yüz yıllardan beri harcanmış iğrenç çabalar zaman zaman milleti uykuya daldırmış olmakla beraber milletin anlayışını felce uğratmada asla başarılı olamamıştır.

Eğer anlayışta hastalık olsaydı, onu bugünkü hayatta canlandırmak hiçbir güç birliği ile olamazdı.

Gerçek inkılâpçılar onlardır ki, yükselme ve yenilenme inkılâbına yöneltmek istedikleri insanların ruh ve vicdanlarındaki gerçek eğilime ulaşmasını bilirler.

Bugün ilmin, fennin, bütün kapsamı ile medeniyetin ışığı karşısında filan veya falan şeyhin uyarmasıyla maddî ve manevi mutluluğu arayacak kadar ilkel insanların Türkiye medeni toplumunda varlığını asla kabul etmiyorum

Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol, medeniyet yoludur.

Efendiler, gösterdiğiniz kıymetli uyanış ve ufuk açıklığından çok duyguluyum. Bir beyitle cevap vereyim:

Ölmez bu vatan varsayalım ölse de bile,

Çekmez dünyanın bedeni bu kocaman tabutu…”

 “Medeniyetin gerektirdiğini yapmak insan olmak için yeterlidir” diyen büyük önder Atatürk hedefimizi de şöyle tanımlar;

– “Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız.

– Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız.

– Millî kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.”

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , | ATATÜRK UYARIYOR için yorumlar kapalı
Haz 22

USTANIN AZİZ HATIRASI ÖNÜNDE..

USTANIN AZİZ HATIRASI ÖNÜNDE..

Yakın tarihimizin Eyüplü Halit, Sülün Osman, Selçuk Parsadan’la birlikte en renkli dört dolandırıcısından birisi olan Raki’yi geçenlerde kaybettik… Sonraki dolandırıcılara bakınca ‘aziz’ diyebileceğimiz hatırası önünde o yazımızla bir kere daha eğilelim bari:
Dolandırıcılığın, hırsızlığın ve yolsuzluğun da bir raconu, başkalarının saygı duyabileceği yanları olmalı…
Meselâ, yakın tarihimizin hatırı sayılı dolandırıcılarımızdan Raki (Güney Zobu), gece yarısı bankadan gerçek fiyatın yarı maliyetine döviz alma imkânı yakalasaydı, o kadar aşağılık işe asla girmezdi… Mesleğine saygı duyan bir dolandırıcı kendisinden utanır o işi yapmazdı…
Raki, zeki ve karakterli bir dolandırıcıydı… Mesleği o kadar ayağa düştü ki, yüzü kızardı ve çekildi buralardan… Sonra ekmeğini ‘damacana su’ satarak kazanmaya başladı…
Raki, döviz bulundurmanın suç olduğu dönemlerde elinde Dolar ve Mark olan zenginleri dolandırıyor, kurban olmuş zenginler savcılığa bile başvuramıyordu… Çünkü başvursalar kendi kendilerini ele vermiş olacaklardı…
Raki, garibanı, sıradan insanı dolandırmazdı… Ona göre dolandırdıkları ‘kunduzî’ idi ve yaptığı iş de ‘kunduzî havuzuna kova daldırmak’tan ibaretti… Kendi ifadesiyle işi ‘cemiyetin yüz karaları’nı, ‘şerefsiz müptezeller‘i tokatlamaktı…
Oysa kamu bankasının kasasını açanlar ve o açıktan içeri dalan hırsızlar, o bankada parası olsun veya olmasın milleti soydular… Onun için ‘yeni nesil hırsızlar’ın meslek ahlâkı, kuralı, raconu yoktu… Utanmasalar bankanın kasasının önüne damperli kamyon dayayacaklar ve paraları öyle götüreceklerdi…
Raki, kunduzî havuzuna kovayla dalıyordu, sonrakiler ise milletin malına açıktan dozerle gireceklerdi…
***
İçinde alın teri olmayan, zahmetsiz, beleş hırsızlıkları ve dolandırıcıları görünce eskileri arıyor insanın gözleri…
Sülün Osman’a “Devletin telefon şirketini sana verelim, sen de o devletin bankalarından asla geri ödemeyeceğin kredi kullan, malını mülkünü sat, kasanın içini istediğin gibi boşalt, günü geldiğinde de bas git… Seni araştıran da, denetleyen de, kovalayan da namerttir” teklifi götürülseydi ne yapardı acaba?
Herhalde “Kafa mı yapıyorsunuz?” diyerek gelenleri kovardı… Çünkü Haydarpaşa Tren Garı’nı İstanbul’a yeni inen saf köylüye satmak bile bundan daha fazla ciddiyet gerektiren bir işti…
Sonuçta dolandırıcı da olsa Sülün Osman’da doyma, cezaevinde “Alın teriyle yaşamak” adlı konferans verecek kadar mahcubiyet hissi vardı… Yani utanmazlığın, doymazlığın, gözü dönmüşlüğün bir sınırı söz konusuydu…
Sülün Osman’a “Gel bizim telefon şirketimizi sırtlan gibi götür” deselerdi, herhalde “Bu kadar da olmaz” diye cevap verirdi… Zaten üçüncü sınıf bir otel odasında öldüğünde, bırakın parayı, cebinde bir kimliği bile yoktu…
Oysa Lübnanlı Hariri Ailesi’ne kırmızı halıyla yol verenlerin kapılarında ve araba plakalarında kapı gibi kimlikleri oldu hep…
***
Vaktiyle bir Eyüplü Halit varmış… İstanbul’un işgal günlerindeki otorite boşluğunu kurnazca değerlendirmiş… Kiraladığı boş bir binaya ‘korsan karakol’ kurmuş ve komiser kılığına girip, karakola çektiklerini haraca kesmiş… Daha sonra yüze yakın kadını evlilik vaadiyle dolandırmak suçundan rekor kırmış, köprü ve saat satışlarını ilk başlatan ve Sultanahmet Cezaevi’ndeyken Mussolini’ye mektup yazıp kandırdığı rivayet olunan büyük usta oymuş!..
Eyüplü Halit’in sahte karakola çektikleri büyük oranda Yahudi, Ermeni ve Rumlardan oluşuyormuş… O daha çok gayrimüslimleri çarparken sonrakiler düzeni değiştirdi: Müslüman Müslümana!.. İşin bir tuhaf tarafı daha var… ‘Çarpan’ı anladık da ‘çarpılan’ Müslüman da pek şikayetçi değil!.. Hatta gururlu ve mutlu!..
Eh bu müşteri kitlesi dünyanın en namuslu adamını da yoldan çıkaracağına göre, namussuz ne yapsın? Onun için ‘zahmet’e, ‘zekâ’ya, ‘izah’a gerek yok… Dayarsın damperli kamyonu, ne varsa boşaltır gidersin!..
Kamyonun arkasına da yazdırırsın güzelce: “Paydaşlarım sağ olsun!..”

 

 

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , | USTANIN AZİZ HATIRASI ÖNÜNDE.. için yorumlar kapalı
Haz 21

SAĞLIKLI TÜRKİYE, SAĞLIKLI DÜNYA

SAĞLIKLI TÜRKİYE, SAĞLIKLI DÜNYA

 

Yeni Zelandalı araştırmacılar, Antarktika’da taze yağan karda ilk defa mikroplastik buldu.

Canterbury Üniversitesi’nden bilim insanları, karla birlikte yağan mikroplastiğin bir pirinç tanesinden biraz küçük olduğunu açıkladı.

Canterbury Üniversitesi doktora öğrencisi Alex Aves ve ekibi, Antarktika’nın 19 bölgesinden numune topladı ve her numunede mikroplastiklere rastladı.

Mikroplastiklerin, Antarktika’daki bilimsel araştırma merkezlerinin etrafında tespit edildiği bildirildi ama çöl tozları gibi uzaklardan rüzgârla taşınmış olabileceği üzerinde de duruluyor…

***

Bu haberden hemen sonra bütün dünyada servise konulan başka bir haberde “Avustralyalı bilim insanları, bir solucan türünün plastik endüstrisinde çokça kullanılan polistireni sindirebildiklerini keşfetti.” deniliyor…

Bugün ilaç sektöründe hemen her ilaçta ve bütün kozmetik ürünlerinde kullanılan “polietilen” zararsız sayılıyor ama acaba öyle mi?

Araştırmayı yürüten Dr. Chris Rinke ve ekibi, solucanların bağırsaklarındaki bakteriler tarafından salgılanan bir enzim sayesinde plastiği sindirebildiğini keşfetmiş.

Haber, “Enzim üzerine çalışmalarını ilerleteceklerini kaydeden bilim insanları, solucanların plastik atıkların geri dönüşümünde kilit rol oynayabileceği görüşünde.” diye bitiyor…

Yani plastik soluyanlar için solucan enziminden ilaç da üretilebilir…

Bu açıklamalar doğruysa, plastik yağmuruna sebep olan ülkeler, yakında solucan enzimi pazarı kurup milyarlarca dolarlık bir pazar oluşturabilir!

***

Almanya’da eczanelerin dışında, devlet izniyle mineral merkezleri açıldı. 1030 tuz madeni bulunan ülkede faydalı mineraller böyle değerlendiriliyor. Bu merkezlere gidenlere önce kan tahlili yapılıyor, sonra kanında eksik bulunan mineraller, uygun dozda, o kişiye veriliyor. Almanya, tuz madenlerini halk sağlığını korumak için kullanıyor.

Türkiye, tuz madenleri bir tarafa, dünyanın en zengin bitki örtüsüne sahip bir ülkedir. Böyle bir coğrafyada, “sağlık pazarı” oluşturmak niyetiyle otel gibi hastane inşa etmek, bir tercihtir… Yalnız, Türkiye’nin sadece arı ürünleri, her an plastik yutan insanları sağlıklı tutar. Doğal yapı bozulmadan, arı ürünleri yanında dağ kekiği çeşitlerinin, dağ çileklerinin yaban mersinlerinin, yayla çaylarının üretimi de yapılabilir ve dünyanın her köşesine gönderilebilir. İnsan sağlığı da “doğal ürünler pazarı” ile korunmuş olur. Tabii arı gibi çalışmak kaydıyla…

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | SAĞLIKLI TÜRKİYE, SAĞLIKLI DÜNYA için yorumlar kapalı
Haz 20

GÖZLERİM, ELLERİM, AYAKLARIM OL!

GÖZLERİM, ELLERİM, AYAKLARIM OL!

 

Türk’üm diyen yiğit zafere evsin

Kutsal değerlerle beslenen devsin

Yanardağlar gibi kızgın alevsin

Tarihte örneği yeterince bol!

Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!

 

Kara cahil kısrağını küstür gel

Baharlardan güzel hava estir gel

Gel, gönlümün zincirini kestir gel

Hürriyet, hürriyet, irademe dol!

Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!

 

Hain yurt edinmiş dini gövdemi

Milliyetle dolu tutun gündemi

Hainler azıya almadan gemi

Sen de düşün, çalış, gayret et, bol bol!

Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!

 

Akılsız, gövdemi sürüyemem ki,

Düşüncemi boşa kürüyemem ki,

Göremem, tutamam, yürüyemem ki,

Haydi, bir el uzat yahut ta bir kol!

Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!

 

Şöyle rahat nefes alamıyorum

Şaşırdım yolumu bulamıyorum

Hiç güzel hislere dalamıyorum

Edepsiz medyanın saçlarını yol!

Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!

 

Dillerde hep “eğerlerle, meğerler”

Tefeciye düşmüş millî değerler

Vatan kokusuyla dolsun ciğerler

Vatana sahip çık, ne demek sağ, sol!

Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!

 

Yeter artık deyip ayılmak için

Şu dünya yüzüne yayılmak için

Asırlar boyunca sayılmak için

Hemen bulmalısın hakiki bir yol!

Gözlerim, ellerim, ayaklarım ol!

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , | GÖZLERİM, ELLERİM, AYAKLARIM OL! için yorumlar kapalı
Haz 19

BU MİLLETİN ADI YOK MU?

BU MİLLETİN ADI YOK MU?

 

“BU MİLLET”

Cuma hutbesi yine bir ‘klasik’ şeklinde geçmişti… Ağustos ayı, Otlukbeli’nin, Çaldıran’ın, Mercidabık’ın, Mohaç’ın, Sakarya’nın, Büyük Taarruz’un ve Malazgirt’in yıldönümü ya, sağ olsunlar unutmamışlar, hutbede yer vermişler!..

Yalnız bir eksikle!.. Bu zaferler kimindir, o belli değil!.. Satır aralarında bir ‘millet’ten söz ediliyor ama hangi millettir, orası sır!.. Daha önce milletleri işaret zamirleriyle ‘bu, şu ve o’ milletler olarak ayırdığımız ve kendimizi de ‘bu millet’ten saydığımız için tahminde bulunabiliyoruz sadece!..

***

Muhtemelen hutbelerde geçen ‘bu millet’ veya ‘aziz millet’ biz oluyoruz!.. Ya da bu bizim hüsnü kuruntumuz!..

Hutbede geçen cümleyi aynen aktaralım: “Yegâne emeli, mabedinin göğsüne namahrem eli değdirmemek olan bu aziz millet, haysiyet ve onuruna hiçbir zaman halel getirmemiştir…”

Bu cümlede ‘aziz millet’ pozisyonundayız!.. Irkçılıkla karıştırılmasın diye söylemiyoruz, yoksa burada kastedilen biziz, sakın yanlış anlaşılmasın!.. Şifreler belli: Yegâne emel… Mabedinin göğsüne namahrem eli değdirmeyen… Haysiyet ve onuruna hiçbir zaman halel getirmeyen!..

Arif olan anlasın!.. Tanzanyalılar değil ya burada kastedilenler!.. Biziz biz, biz yani ‘bu milllet’!..

Hutbeden ikinci cümle: “Hakka tapan milletimizin birlik ve beraberliğine göz dikenler, rezil ve zelil olmaya mahkûmdur...”

Peki burada ifade edilen hangi millet? Tabii ki yine ‘bu millet’!..

“Aziz milletimiz, dün en ağır şartlara rağmen yedi düveli dize getirdiği gibi, bugün de feraseti ve Allah’ın inayetiyle hainlere geçit vermeyecektir…” Bu da hutbedeki üçüncü ‘millet‘li cümlemiz… Farkındaysanız yine ‘aziz millet’ pozisyonundayız!..

Devam ediyoruz hutbeye: “Milletimizin bekası uğruna, Allah’a olan sadakatimizi, teslimiyetimizi ve tevekkülümüzü pekiştirelim...”

“Tarih şahittir ki Cenab-ı Hak, dinini ve vatanını muhafaza etmeyi en ulvi görev bilen aziz milletimizi yardımsız bırakmayacaktır…”

“Ey bu toprakları asırlardır Müslüman yurdu kılan, bu milleti şehadet ve gazilikle defalarca onurlandıran, şüheda evladı eyleyen Rabbimiz!..”

***

Belli ki bunların gözünde ırkçılık, Türk’ün olduğu yerde başlıyor, Türk’ün bittiği yerde de bitiyor!.. Bir milleti ısrarla yok saymanın, onun adını zikretmekten büyük bir özenle kaçmanın bir başka ırkçılık türevi olduğu görülmüyor veya umursanmıyor…

‘Bu millet’ adına sahiplenmeye kalktıkları zaferlerin tamamı Türk’e aitken, o Türk’ün adı bunlara fazla ağır yük gibi geliyor!.. Öyle ya Malazgirt’te ‘bu millet’le ‘o millet’ çarpıştı, Alparslangiller Diyojengilleri yendiler ve Anadolu’nun pimapenden yapılmış kapılarını Müslümanlara açtılar!..

Al sana ırkçılıktan arınmış tarih bilgisi!.. Bozdur bozdur hutbe hazırla!..

Önümüzün bayram olduğunu ve Diyanet’in Türk’ü yine yok sayıp saymayacağını takip ettiğimizi ifade ederken yine o soruyla bitirelim yazıyı:

“Sonra da ırkçılıkla mücadele öyle mi? Sahi Türkiye’de kimler ırkçılık yapıyor ve hangi ırkla  mücadele ediliyor? ‘Dil’ de bile kendisine yer bulamayan kavmin, ‘o kalp’lerdeki yeri neresidir acaba?”

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | BU MİLLETİN ADI YOK MU? için yorumlar kapalı
Haz 18

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Cahillerin demokrasisi, tiranlığa dönüşür.” Platon

* “Unutma, düşmanın akıllısı dost gibi görünür.” Halil Gerçek

* “Bütün ümidim, gençliktedir.” Mustafa Kemal Atatürk

* “İnsanlara, acımak gerek. Herkes dertli, herkesin hayatı zor.” Maksim Gorki

* “Hangi ümide sarılsam elimde kalıyor, neyi sevsem ölüyor.” Reşat Nuri Güntekin                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                * “Siz, yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz. Biz ise, ortadan kaldırılmış yoksulluk”. Victor Hugo

* “Rum okullarının amacı, Türk düşmanlığını aşılamaktır.” Papa Eftim

* “Hangi işi yapıyorsanız, o işin en iyisi olmaya çalışın. O işi, en iyi bilenlerle işbirliği yapın.” Sakıp Sabancı

* “Unutulmasın ki; Türkiye, hem Türk Dünyası’nın. Hem de, İslam âleminin ümit ışığıdır. Bu ışığın sönmesi, İslam âleminin ve Türk Dünyası’nın

karanlığa gömülmesi demektir.” Cahar Dudayev

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Haz 17

GÖLGE ORDU.

GÖLGE ORDU.

Ersin Eroğlu ve Caner Taşpınar’ın, bir dönem (2016’dan 2020’ye kadar) Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Güvenlik ve Dış Politika Kurulu üyesi olarak da görev yapan Adnan Tanrıverdi’nin SADAT’ının “sır perdesini aralama” iddiasıyla yayınladığı kitap, ilk çıktığında hayli sükse yaptı. Gelin görün ki, Ukrayna’da yaşananlar paralelinde, belki de en çok konuşulması gereken dönemde bir anda gündemden rafa kaldırıldı.

* * *

Manidar tercih.

Zira, SADAT’ın kitapta da ayrıntılarıyla yer alan, “Başkenti İstanbul, resmî dili Arapça olan ve kendine ait para birimi, anayasası bulunan ASRİKA; İslam Birliği Konfederasyonu” hedefi, Tanrıverdi’nin “laiklik”le ilgili düşünceleri yahut “Mehdi gelecek. Ortamı buna göre hazırlamalıyız” sözleri zaten daha önce medyada defalarca yer almış, üzerinde konuşulmuş, tartışılmış başlıklardı. Ancak, Ürdün, Sudan, Kamerun, Kenya gibi ülkelerdeki eğitim kamp/üs/faaliyetlerinin fotoğrafları ilk defa bu kitapta yayınlandı.

* * *

Bu kampların misyonuna, yatıp kalkıp Ukrayna’ya yapılan “yabancı savaşçı” davetinin muhtemel sonuçlarını, üstelik de derin bir kaygıyla konuştuğumuz günlerde mercek tutmayacaksak ne zaman tutacağız?

Türkiye’nin “paralı asker statüsünde şirketlere ihtiyacı olduğunu” savunan Tanrıverdi’nin, “TSK, belli dost ülkelere eğitim desteği veriyor. Bu şirketler sayesinde asli görevini aksatmayacak, bu ihtiyacı karşılayacak. Türkiye’nin köklü bir askerî geleneği var. Emeklilerden, yeni terhis olan askerlerden istihdam ederek dost ülkelere hizmet verebilir. Böyle olursa dış politikanın enstrümanı olarak kullanılacak avantaj oluyor” sözlerinin alt metnini, bugün anlamaya çalışmayacaksak ne zaman çalışacağız?

* * *

Tam da ABD’nin, Rusya’ya karşı savaşsınlar diye Ukrayna’ya IŞİD ve El Nusra’cıları yollayacağı iddiaları tartışırken, adının “El Nusra’ya silah yollama” iddialarına da karışmışlığı bulunan SADAT’ın yurt dışında verdiği “gayrinizami harp eğitimleri”ni konuşmak zihin açıcı olabilirdi; ironik şekilde, “Gölge Ordu” kitabı, Amerikan ve Rus “gölge orduları”nın gölgesinde kaldı.

 

 

Alıntı: Selcan Taşçı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | GÖLGE ORDU. için yorumlar kapalı
Haz 16

EŞEK

EŞEK

Saray koruyucuları, deh demişler, çüş demişler, eşeğe bir türlü anlatamayınca padişaha varıp,

– Eşek kulunuz gelmiş, huzura çıkmak ister! Demişler. Eşeği buyuran padişah,

– Ne dilersin ey eşek kulum?.. Deyince, eşek de dileğini bildirmiş.

Padişah, canı burnuna gelip kükremiş;

– İnek eti, derisi ile gübresiyle bu memlekete, bu millete hizmet etti.

Katır dersen savaşta, barışta yük taşıdı, bu vatana hizmet etti. A eşek, ya sen ne iş gördün ki, bir de kalkmış eşekliğine bakmadan nişan istersin?..

Utanmadan bir de karşıma gelmişsin, söyle ne halt ettin?

O zaman eşek keyfinden sırıtarak,

– Aman padişahım efendim, demiş.

Size en büyük hizmeti eşek kullarınız yapmıştır.

Eğer benim gibi binlerce eşek kulun olmasaydı, sen hiç taht üzerinde oturabilir, saltanat sürebilir miydin?

Dua et biz eşek kullarına.

Bizim gibi eşekler sayesinde, sen de böyle saltanat sürüyorsun…

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , | EŞEK için yorumlar kapalı
Haz 15

BU HALE NASIL GELDİK?

BU HALE NASIL GELDİK?

Son dönemlerin hayatımızı altüst eden kayırmacılık görüntülerini, sosyologlarımız, sosyal psikologlarımız henüz incelemedi. Oysa çok sayıda araştırmaya zemin oluşturan bir sosyal değişmenin eşiğinde değil içindeyiz.

Halk, “Biz bilmeyiz yukardakiler bilir” fikrinin getirdiği güvenle yaşar. Oyuyla hükumet değiştirmenin hazzını da yaşar. Gücünün farkında olması, her şeye karışabileceği manasına gelmez. Kendi hayatına titizlenir ve o çerçevede bakar. Böyle bir bencilliğin dar alanındadır. Her devirde değişmeyen budur. Halk arasında şimdi yaşanan ise çok farklı ve üzerinde ısrarla duracağımız tehlikeler barındıran bir gelişmedir.

Bu tehlikeli değişmenin ilk işaretlerini yıllar önce görmüştüm. Sanırım 2008 yılıydı. Bir bayram ziyaretinde Yahyalı’da bir mahalle bakkalı bana “Askerler, Doğu’da bizim çocuklarımızı pisi pisine öldürtüyorlarmış.” dedi. Ağır hakaretler etti. Halk, hükûmeti, kurumları her zaman eleştirirdi. Fakat ordu başkaydı. Hoşuna gitmeyenleri pes perdeden söyler ve ateşe dokunmuş gibi geri çekilirdi. Yanlıştan dönülme ümidini dua kıvamında dile getirir, “Aman ,Allah ordusuz bırakmasın, güçlerini artırsın!” derdi. Ne olursa olsun böyle bir çıkışta bulunması imkânsızdı. “Ben imkân olsa çocuğumu askere göndermem!” diyecek bir kimse toplumda yer bulamazdı. Şimdi bağıra çağıra söylenebiliyordu. Bu değişme nasıl olmuştu? Bakkala kim, nasıl bu fikri kabul ettirmişti?

Sorular kadar cevapları da açık. Dini kendine tutamak eden cemaatlerin, siyasi hareketlerin düşmanın devamlı vurduğu kaleye hücum ettiğini görüyoruz. Bir gedik açmayı başardıkları söylenebilir. İstediklerini başaramasalar da bozdular. 15 Temmuz kalkışmasına kadar varan gelişmelerin altında din üzerinden yaratılan bu ruh çözülmesi var. Buna biz imkân ve fırsat verdik.

 

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | BU HALE NASIL GELDİK? için yorumlar kapalı