Mar 03

KARGALAR ve BÜLBÜLLER

KARGALAR ve BÜLBÜLLER

Şair: “Cevr-i dehr ile olur bülbül gurâba hem-nişîn//Yine şekvâyı gurâb eyler, garabet bundandır.”                                                                         

Hayatın cilvesiyle bülbül kargaya musahip (arkadaş) olmak zorunda kalır. Lakin işin garibi, durumdan şikâyetçi olan yine karga olur.”

Bugünde aynı değil mi?

Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’i Mevlânâ’nın beyti yüzünden sorgulanışı:

Çün şitâda zâglar pür-cûş olur//Uzlet eyler bülbülân hâmûş olur.” (Kargalar kış mevsiminde coşar, bülbüllerse ortadan çekilip susarlar.)

Hz. Pîr’in bu beytinin, Ali Fuat Başgil’i nasıl sıkıntıya soktuğunu üstadın kendi ağzından dinleyelim:

Örfî idareye (sıkıyönetim) geldik. Sorgu hâkimi odası… Hâkim masada beni bekliyor.

-Oturunuz efendim. Evinizde arama yapılmış, bazı evrak ele geçirilmiş… Bunlar üzerinde sorgunuz yapılacaktır.

Hâkimin önünde iki yığın kitap, kâğıt, mektup…

-Evvela, şu kâğıt parçası üzerindeki eski harfli yazı sizin midir, ne yazıyor, okur musunuz?

-Benimdir efendim. “Gülistanı kargalar istilâ edince, bülbüller siner ve susar” yazıyor. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden meşhur bir beytin tercümesidir.

Ziyaretime gelen bir zattan yazmıştım. Bir yazımda kullanmak üzere masamın üzerine koymuştum.

-Yazıdaki kargalardan kastınız kimlerdir? Millî Birlik Komitesi üyeleri midir?

-Söz benim değil, arz ettim, Mevlânâ’nındır.

-Kâğıda sizin yazdığınıza ve bir yazınızda da kullanmak istediğinize göre, her halde bir kastınız var.

-Gülistan Türkiye’dir. Kargalar onu velveleye veren Bâbıâli’nin bazı soysuz yazarları, bülbüller de benim gibi milliyetçi ve memleketçilerdir.

(Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’in HATIRALARI, İst. 1990, s. 41-42)

 

Alıntı

 

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , | KARGALAR ve BÜLBÜLLER için yorumlar kapalı
Mar 02

İMPARATORİÇE, PRENSES, ATATÜRK!..

İMPARATORİÇE, PRENSES, ATATÜRK!..

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) Fethullah Gülen’den “hoşgörü” plaketi alan Müjdat Gezen’e “Yılın Atatürkçüsü” ödülü vermesi şaşkınlık yaratmışken, aynı ödülün Türk bilim insanları Uğur Şahin ve Özlem Türeci tarafından reddedildiğini yazınca yeni bir tartışma başladı…

ADD yönetimi, cemaatin hoşgörüsüne sığınan Müjdat Gezen’e niçin “Yılın Atatürkçüsü” ödülü verdikleri konusunda susmaya devam ederken, BioNTtech ortaklarından Şahin ve Türeci’nin aynı ödülü reddettiğini bu köşede duyurunca, herkes aynı soruyu sormaya başladı;

“İki Türk, adında Atatürk olan bir ödülü neden reddetti acaba?..”

ADD Genel Başkanı Hüsnü Bozkurt’un Menemen’deki toplantıda okuduğu BioNTech açıklamasına bakılırsa; şirket, “bu tür ödülleri sadece bilimsel kuruluşlar üzerinden kabul ediyoruz” şeklinde tuhaf bir gerekçe sunmuşsa, ortada büyük bir şaşkınlık ve çelişki var!..

Üstelik tek şaşkınlık da, Uğur Şahin ve Özlem Türeci’nin, farklı kuruluşlardan ödüller almalarına rağmen, adında “Atatürk” olan bir ödülü reddetmesi ve suskunlukları değil!..

İki bilim insanının, geçen yılın Ekim ayında Yunanistan’da aldıkları bir ödül var ki, ortadaki çelişkiyi büyütmesi açısından da çok düşündürücü!..

Uğur Şahin, eşi ya da BioNTech, “ADD bir bilim kuruluşu değil” diye Atatürkçülük ödülünü reddettilerse, Yunanistan gezisinde kendilerine verilen “İmparatoriçe Theophano” ödülünün bilimle ne ilgisi olabilir acaba?..

 

Bizans tarihinde entrikalar!..

Yunanistan Cumhurbaşkanı Katerina Sakelaropulu, 13 Ekim 2021’de Selanik’te düzenlenen törenle, Uğur ve Türeci çiftine “İmparatoriçe Theophano Ödülü”nü verirken şöyle demişti;

“Bugün burada önemli bir kadın ve erkeği insanlığa yaptıkları önemli katkılardan ötürü ödüllendiriyoruz. İnançlarını, özverilerini, azimlerini ve güçlerini ödüllendiriyoruz.”

Peki; Türk bilim insanlarını “Theophano Vakfı” aracılığıyla Almanya’dan Yunanistan’a getirtecek kadar önemli olan “İmparatoriçe Theophano” kimdi acaba?..

Yunan tarihi kaynaklarında iki Theophano‘dan (Theofano) sözediliyor…

İlki 912 yılında ölen Bizans İmparatoru VI. Leon’un ilk karısı Theophano Martiniake…

Evliliği metres kavgalarıyla geçince kendini bir manastıra kapatan Theofano Martiniake 893 yılında ölmüş…

Diğer Theofano ise önce Bizans İmparatoriçesi II. Romanos’un, sonra II. Nikiforos’un karısı ve I. İoannis’in de sevgilisi!..

İşte bu Theofano, 10. yüzyıl Bizans tarihinde önemli bir rol oynamış… Bakınız çeşitli kaynaklar imparatoriçeyi nasıl anlatmış;

“Theophano’nun ilk adı Anastasia’dır… Craterus ismi verilen fakir bir taverna bekçisinin kızıdır. Velihat prens Romanos, ona aşık oldu ve yaklaşık 956 yılında onunla evlendi… Evlilikten sonra Theophano ismini almıştır. Kayınpederi İmparator VII. Konstantinos’u zehirlediğine dair dedikodular vardır…

Theophano çok kısa süre sonra, genç ve parlak general İoannis Çimiskes’in sevgilisi oldu. İkisi daha sonra Nikiforos’a karşı komploya giriştiler… 10 Aralık 969’u 11 Aralık’a bağlayan gece bir suikast düzenleyip Nikiforos’u öldürttüler… I. İoannis Çimiskes imparator oldu.”

Selanik’te diplomasi skandalı…

Uğur Şahin ve Özlem Türeci’nin, entrikalarıyla tarihte tartışmalı olan “İmparatoriçe Theophano” adı verilen bir ödülü aldığı törene Türkiye’nin Atina Büyükelçisi Burak Özügergin ile Selanik konsolosunun çağrılmaması ise bir diplomasi skandalı olarak tarihe geçmişti…

Şahin ve Türeci, törendeki bu skandala karşı bir tepki olsun diye mi, yoksa Türklerle hep gerginlik yaşayan Yunanistan’daki geziyi dengelemek için mi bilinmez ama, Atatürk‘ün Selanik’teki evini büyükelçi ile birlikte ziyaret ederek anı defterine şunları yazmışlardı;

“Atatürk, modern Avrupa’nın öncü liderlerinden biri olarak özgür düşünce ve bilimin insanlık için taşıdıkları temel değeri anladı. ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ şeklindeki bilge sözüne tamamen katılıyoruz.”

Uğur Şahin ve Özlem Türeci bu etkinlikten bir hafta sonra, İspanya’da Kral 6. Felipe’nin babasının yerine 2014’te tahta geçmesiyle veliaht olan büyük kızı Prenses Leonor’a atfen verilen (Joan Miro heykelciği, diploma, rozet ve 50 bin Euro’yu kapsayan) ‘Asturias Prensesi Ödülü’nü de aldılar…

 

Alıntı: Mehmet Faraç

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | İMPARATORİÇE, PRENSES, ATATÜRK!.. için yorumlar kapalı
Mar 01

ORTADOĞUNUN LANETİ; “HARESE”

ORTADOĞUNUN LANETİ; “HARESE” 

Hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir.

Rivayete göre devlerin çölde yemeyi çok sevdiği bir diken vardır. Harese dikeni de denilen çöl dikeni bitkisi. Develer bu dikenden bir kez yediği zaman, ağzı kanayıp tuzlu kanın tadı hoşuna gittikçe daha çok yemesine ve sonunda da kan kaybından ölmesine yol açar.Peki, Harese dikeni nedir? Çöl dikeni neye denir, özellikleri nelerdir?

 

Develerin oldukça dayanıklı olduğu ve susuz bir şekilde günlerce, kilometreleri bulan yolculuklar yapılabildiği bilinmektedir.

Ancak develer bu dikenleri çok sevdiklerinden dolayı gördükleri yerde kopararak çiğnemeye başlarlar.

Bu dikenler ise oldukça sert ve keskin olduklarından dolayı devenin ağzında ciddi yaralanmalara yol açar.

Yaradan gelen kan, devenin hörgücünden gelen tuz ile birleşir ve bu karşmaşık tat develerin oldukça hoşuna gitmektedir.

Bu yüzden deve dikenleri yemekten asla vazgeçmez ve yedikçe de dikenler nedeniyle daha ciddi şekilde yaralanıp kanaması artar. Sonunda deve kan kaybından ölür ya da ağzında bulunan kanın fazlalığından dolayı kendi kanında boğulur.,

“Harese”, kendi kanını içen, içtikçe daha da keyif alan ancak ölüp bittiğinin farkında olmayan Orta Doğu’nun laneti olarak aktarılır.

 

Harese “harasa” kelimesi Arapça “ha-rı-sad” ile “hırs” kökeninden gelmektedir. İhtiras, muhteris kelimeleri de aynı kökten türemiştir.

Kâmûs-ı Türkî’de Osmanlıca / Arapça “hırs” kelimesinin anlamı: Tama’, açgözlülük, şiddetli arzu, şiddet ve inhimâkle (aşırı düşkünlük, kapılmak) bir şeyin üzerine düşme: “Hırsını yenemedi / Hırsla paraladı

 

 

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , | ORTADOĞUNUN LANETİ; “HARESE” için yorumlar kapalı
Şub 28

KAZAKİSTAN’DA STRATEJİK BİLEK GÜREŞİ

KAZAKİSTAN’DA STRATEJİK BİLEK GÜREŞİ

Önce Kazakistan şimdi Ukrayna.

Amerika’da Kazakistan’a bakışı: Brezizenski, 90’lı yılların sonuna doğru “Avrasya Satranç Tahtası” adlı eserinde şu tespitleri yapmıştı: “Dünya nüfusunun yaklaşık %75’i Avrasya’da yaşamaktadır ve hem ekonomik girişimler hem de yeraltı zenginlikleri bakımından dünyanın fiziksel zenginliklerinin de çoğu oradadır. Avrasya dünya GSMH’sının %60’ına ve bilinen enerji kaynaklarının dörtte üçüne sahiptir.”

Amerika’nın siyasi ve ekonomik meydan okuyucularının Avrasyalı olduğuna da dikkat çekerek geleceğin Avrasya’da olduğu oyunların orada oynanacağını tespitinde bulunur.

Kazakistan ise Avrasya’nın jeopolitik, petropolitik ve stratejik yönden merkezidir. Avrasya’nın en büyük iki gücü olan Rusya ile Çin’in ortasında olup tam anlamıyla bir cazibe merkezidir.

Rusya’nın Kazakistan stratejisi: Rusya ise Kazakistan’ı arka bahçesi olarak görüyor. Başkan Putin’in, Kazakistan için Hiçbir zaman bir devlet olmamıştır” dediği biliniyor. Kazakistan’ın SSCB toprağı olduğunu ve esasen Rus halkının Kazaklara cömert bir hediyesi olduğunu iddia etmişti.

Rus yetkililer her fırsattan istifade ederek “Kazak nüfusunun yüzde 19’unun Rus olduğuna” dikkat çekiyorlardı. Kazakistan’ın Kiril alfabesini bırakarak, Latin alfabesine geçmesi de eleştirdikleri konuların başında geliyordu.

Çin’nin Kazakistan siyaseti: Resmî Çin basını da zaman zaman Kazakistan topraklarının tarihsel olarak Çin’e ait olduğunu öne süren makaleler yayımlıyor.

7 Eylül 2013 tarihinde Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, dünyayı adeta bir örümcek ağı gibi saracak “Bir Kuşak Bir Yol” projesini ilk defa Kazakistan’da gündeme getirmişti.

1991’den günümüze Kazakistan’a 19 milyar dolar yatırım yapan Çin, Kazakistan’ı bu projesinin dünyaya açılan kapısı görmektedir Kazakistan Çin’in Orta Asya’daki en büyük ekonomi ve ticaret ortağıdır. Çin bankaları, Çin şirketleri Kazakistan’ı ahtapot gibi sarmıştır.

Rusya/Çin/ABD arasında Avrasya etkinliği için Kazakistan üzerinden bilek güreşi yapılmaktadır.

Türk Devletleri Teşkilatı: Kazakistan yöneticileri ülkeleri üzerindeki stratejik hesapları çok iyi bilmekte bu nedenle ellerinden geldiği kadar küresel güçler arasında bir denge stratejisi izlemektedir.

Türkiye’nin Orta Asya ve Kafkasya’nın 5 eski Sovyetler Birliği ülkesini bir araya getirerek kurulmasında öncülük ettiği “Türk Devletleri Teşkilatı” bölge üzerinde hesapları olan ülkeleri rahatsız etmişti.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev, Mart 2021’de yaptığı Türk Devletleri Teşkilatı Zirve konuşmasında “Hedefimiz Türk dünyasını 21. yüzyılın en önemli ekonomik, kültürel ve insani topluluklardan biri yapmaktır” demişti.

Fransız Le Monde Gazetesi “Kazakistan güçlü Rus ve Çinli komşularının etkisine karşı koymak için Ankara’yla giderek yakınlaşmayı tercih ediyor.” diye yazdı. Gazete Kazakistan’daki olayların, bu ülkenin Türkiye ile her anlamda ilerleme kaydettiği bir dönemde yaşanmasının Türkiye’nin önünü kesmeye yönelik olduğunu iddia etti.

Bu yabana atılacak bir analiz değildir. Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Kazakistan’daki provokasyonları “Kazakistan’ın Latin alfabesine geçmesi ve Türk milliyetçiliğini sistematik olarak desteklemesi sonucu ortaya çıkan bu vakalar, dar görüşlü milliyetçiliği geliştirmeyi ve Rusya’yla iş birliğini itibarsızlaştırmayı amaçlayan dış desteğin sonucu” olarak nitelendirmesi yaşananları özetliyor.

 

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | KAZAKİSTAN’DA STRATEJİK BİLEK GÜREŞİ için yorumlar kapalı
Şub 27

HOCALI SOYKIRIMI

HOCALI SOYKIRIMI
UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ! RUHLARI ŞAD MEKANLARI CENNET OLSUN
Ermeni katillerin 1991’in sonlarına doğru ablukaya aldığı Dağlık Karabağ’ın Hocalı bölgesi, 936 kilometrekarelik alana sahip, 2 bin 605 ailenin, toplam 7 bin kişinin yaşadığı bir kasabaydı. Aralık 1991’de Karabağ’ın başkenti olarak kabul edilen Hankendi şehrini ele geçiren Ermenilerin bir sonraki hedefi Hocalı oldu. Bölgenin etrafındaki bütün köy ve yolları kapatan Ermeniler, kasabanın diğer illerle kara yolu bağlantısını kesti.
Hocalı’nın diğer bölgelerle tek bağlantısı olan hava ulaşımı ise, 28 Ocak 1992’de Şuşa Ağdam seferini yapan helikopterin Ermeniler tarafından düşürülmesiyle ortadan kalktı.
Bu olayda çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 44 sivil hayatını kaybetti. 1992 yılının başlarından itibaren Hocalı’nın savunması sadece hafif silahlara sahip yerel savunma güçleri ve az sayıdaki milli ordu askerinden ibaret kaldı.
25 Şubat 1992’den itibaren Hocalı’ya üç koldan saldıran Ermeniler, Sovyet Kızılordusunun 366’ıncı Motorize Alayı’nın bütün araçlarını kullanarak şehri iki saat boyunca top ve tank ateşine tuttu.
Saldırıdan bir gün sonra ise “Hocalı Katliamı” vuku buldu.
Resmi verilere ve uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarına göre, Ermeni güçlerinin Sovyet Rus ordusunun da desteğini alarak düzenlediği saldırıda, 613 Azeri katledildi. 500’e yakın sivil ağır yaralanırken bin 250’den fazla kişi de esir alındı.
Aralarında 68 kadın ve 28 çocuğun da bulunduğu 150 esirden bir daha hiç haber alınamadı. Ermeni makamları da esirlerin akıbetiyle ilgili bugüne kadar herhangi bir açıklama yapmadı.
Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | HOCALI SOYKIRIMI için yorumlar kapalı
Şub 26

GÖNÜL KUŞU

GÖNÜL KUŞU

 

Bir sevgi depremi yıktı bedeni

Gel de yüreğimde kal diyemedim

Cehennem ateşi yaktı can teni

Gel gönül deryama dal diyemedim

 

Hiç, sevda çiçeği açmadı gönül!

Kara güne ışık saçmadı gönül!

Zemheride bile kaçmadı gönül!

Yıkık harabeme gel diyemedim

 

Sensizlik zulmüne alışan benim..

Özlemle, hasretle tanışan benim..

Sendeki o öze karışan benim..

Özüme, sevgime bal diyemedim..

 

Arı gibi sevgi özü topladım.

Gönül balı ile sevgi kapladım.

Bir ömür kalbime seni sapladım.

Can, gönül kuşumu sal diyemedim..

 

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , | GÖNÜL KUŞU için yorumlar kapalı
Şub 25

AHMET YESEVİ

AHMET YESEVİ

24 Şubat) Ahmet Yesevî’nin vefat yıl dönümü. Anadolu’da hoşgörüye dayalı İslâm anlayışının teşekkülünde büyük hizmeti olan Ahmet Yesevî’yi hiç olmazsa vefat yıl dönümlerinde hatırlayarak hayır dua ile yâd etmek boynumuzun borcudur.

Türklerin İslâmiyet’le teması 7-8’inci asırlarda başlar. Yaklaşık 150-200 yıllık bir tanışma döneminden sonra Türkler kitleler halinde Müslüman olurlar.

Yeni bir dine giren insanlara İslâm’ı öğretmek din adamlarına yani medreselilere, belli emir ve yasakların arka planında yatan “hikmet”leri anlatmaksa “Ahmet Yesevî”lere düşüyordu.

İnsan sadece et ile kemikten ibaret değildir. Onun bir de mânevî yönü vardır.

Ahmet Yesevî’nin hizmetlerinin başında şüphesiz insana değer vermesi, Müslüman da olsa, kâfir de olsa hiç kimsenin incitilmemesi gerektiğini belirterek Müslümanlar arasında hoşgörü ortamının sağlanmasını temin etmiş olması gelir. O bir dörtlüğünde şöyle der:

“Sünnet imiş kâfir de olsa, incitme sen//Hudâ bîzârdır katı yürekli, gönül incitenden//Allah şahit, öyle kula hazırdır siccîn//Bilginlerden duyup bu sözü söyledim işte.”

Aynı düşünceler Ahmet Yesevî’nin mânevî talebelerinden Yunus Emre’de şöyle şekillenmiştir:

“Gönül Çalabın tahtı

Çalab gönüle bahtı

Kim gönül yıkar ise

İki cihan bed-hahtı.”

Kişi önce kendini tanımalıdır ki gönle giden yolu keşfedebilsin. Evet, kendimizi tanımak… Belki de her şeyin başı bu… Halkın esprili tabiriyle İslâm’ın şartı altıdır, altıncısı da kendini/haddini bilmektir.

Anlatıldığına göre Hz. Âdem, yaratıldıktan sonra ilkin kendi nefsine bakar ve ahsen-i takvim (en güzel şekilde) olarak yaratılan bu suretin arkasındaki büyük kudreti görerek “Beni yaratan yüce kudreti tesbih ederim” der. Şeytansa yaratıldıktan sonra önce kedine değil, eşyaya nazar eder ve ateşte bir güç vehmederek Allah’ın:”Âdem’e secde et” buyruğuna karşı gelir ve “Ben Âdem’den hayırlıyım; çünkü beni ateşten yarattın onu çamurdan yarattın” der. Böylece de Allah’ın lânetine uğrar.

Bizim kültürümüzde Allah’ı bilmenin yolu kendimizi bilmekten geçer. Bunun içindir ki Anadolu’da İslâm’ı yaymakla görevlendirilen Yesevî dervişleri önce kendini bilmeyi öğretmişlerdir. Yunus Emre:

“İlm okumakdan garaz kişi kendin bilmekdir//Pes kendini bilmezsen bir hayvandan betersin”

Yahut:

İlim ilim bilmekdir ilim kendin bilmekdir//Sen kendin bilmezsin ya nice okumakdır” gibi beyitleri hep kendini bilmenin önemini ihtar etmek için söylemiştir.

Kısacası; Anadolu coğrafyasına hoşgörü tohumunu Ahmet Yesevî ve onun takipçileri Mevlânâ, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Velî gibi şahsiyetler saçmış ve yeşertmişlerdir. Hepsini rahmetle anıyoruz. Ruhları şad olsun…

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | AHMET YESEVİ için yorumlar kapalı
Şub 24

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Niyeti halis olanın kaderi de halistir”!  Hz. Muhammed Sav.

* “Dünyada iki bilinmeyen vardır, biri kutuplar diğeri Türkler” Albert Sorel.

* “Türklerle dost ol ama sakın düşman olma” Gianni De Michelis.

* “Türkler cesurdur, anavatanlarını çok severler ve onun için gerekirse canlarını verirler” Albert Einstein

* “Türk Dili, Türk Milletinin kalbidir; beynidir.” Mustafa Kemal Atatürk

* “Kötü niyet ve düşünce, kötü eylem ve kadere dönüşür.”

* “Midelerinizi hayvan mezarlığı haline getirmeyin.” Hz. Ali

* “Acı acıyı defeder.”

* “Aç gezmekten ise tok ölmek evladır.”

* “Ak akçe kara gün içindir.”

* “Âlet işler el öğünür.”

 

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Şub 23

KAYIP ÇOCUKLAR

KAYIP ÇOCUKLAR

 

TÜİK verilerine göre hakkında resmi olarak kayıp müracaatı yapılan ve güvenlik birimleri veya vatandaş tarafından bulunarak güvenlik birimlerine getirilen kayıp çocuk sayısı yalnızca 2017 yılında 11 bin 563.

Son 10 yılda ise, toplamda 116 bin 94 kayıp çocuk vakası yaşanmış.

Sanılanın aksine bu çocuklar yalnızca kız çocukları da değil. En azından geçen yılın verilerine göre kayıpların yarısı kız, yarısı erkek çocuğu. En çok kayıp da başta İstanbul olmak üzere, Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Gaziantep gibi büyük şehirlerde yaşanmış.

2008’de bu sayı 4 bin 517 iken, yalnızca iki yıl sonra 2010’da bu sayı iki katına çıkarak 8 bin 81 olmuş.

2011’de 10 bin 67,

2012’de 12 bin 474,

2013’te 16 bin 218,

2014’te 18 bin 696,

2015’te 17 bin 706,

2016’da 11 bin 691,

2017’de 11 bin 563 çocuk kaybolmuş.

Bu binlerce çocuk şimdi nerede, bulundular mı, hayattalar mı bilmiyoruz.

Ancak Sedanur’un annesi gibi çaresizce TV programlarına çıkan ebeveynler olursa haberdar oluyoruz akıbetlerinden…

Hepimizin içi yanıyor. Hepimiz çaresizce çözüm nedir diye düşünüyoruz… Ancak hala siyasiler, gerekeni yapıp pedagogları, hukukçuları, toplum bilimcileri, eğitimcileri, psikologları bir araya toplayarak, bu tarz vakaların az yaşandığı ülkelerdeki uygulamalardan feyz alarak niçin etkili bir çözüm arayışına girmiyor?

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , | KAYIP ÇOCUKLAR için yorumlar kapalı
Şub 22

“ŞEKERE BOY ABDESTİ ALDIRACAKSINIZ”

“ŞEKERE BOY ABDESTİ ALDIRACAKSINIZ”

Eskiden İran’da çay içilirken tatlandırıcı olarak üzüm veya hurma kullanılırmış. İngilizler, İran’a şeker satmayı denemişler ama üzüm ve hurma alışkanlığı yüzünden başarılı olamamışlar. Hemen İranlı mollalarla temasa geçip bu sıkıntıyı aşmaları için bir fetva ricasında bulunmuşlar. Karşılığında da kârın yüzde 10’unu teklif etmişler. Mollalar, “Allah’ın gözde nimetleri olan hurma ve üzümün çaya katılması mekruhtur.” diye fetva çıkarmış. Ve İranlılar çaya şeker katmaya başlamış. İşler rayına girdikten bir süre sonra da İngilizler yüzde 10 ödemeyi kesmişler. Mollalar da cevaben “Gavur icadı şekeri çaya katmak caiz değildir.” fetvasını çıkartmışlar. Halk şekeri anında terk etmiş, hatta ellerinde olanları sokağa dökmüş.

İngilizler yaptıklarından pişman olunca mollalarla yeniden anlaşmış. Üçüncü fetva şöyle çıkmış: “Şekeri çaya batıracak ve böylece gavur icadı şekere, boy abdesti aldıracaksınız.’

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , , | “ŞEKERE BOY ABDESTİ ALDIRACAKSINIZ” için yorumlar kapalı