Kas 25

TİLKİNİN ÇAKALA DERSİ

TİLKİNİN ÇAKALA DERSİ

Aslanla çakal arkadaş olmuşlar. Açlıktan kıvranırken ovada otlayan bir at görmüşler. Tepenin üstünden atı seyreden aslan çakala dönüp sormuş: “Gözlerim kızardı mı?” “Evet!” “Kuyruğum dikildi mi?” “Evet!” “Tüylerim diken diken oldu mu?”  Kurt yine “evet” deyince Aslan yıldırım gibi saldırıp atı yere devirmiş.  İki arkadaş kendilerine ziyafet çekmiş. Bir zaman sonra çakal tilkiyle dolaşmaya çıkmış.  Karınları iyice açıkmış. Tam o sırada ovada otlayan bir at görmüşler ve çakalın aklına önceki olay gelmiş ve tilkiye sormuş; “Gözlerim kızardı mı?” “Yooo!” demiş tilki. “Kuyruğum dikildi mi?”  “Hayır!” “Peki, tüylerim diken diken oldu mu?” “Olmadı!” diyerek gördüğü gerçeği söylemiş tilki. Duyduklarına bozulmuş çakal; “Evet desene!” diye kükremiş. Tilki bakmış pabuç pahalı, çaresiz “Evet, evet!” demiş. Marifetin, tilkiden duyacağı “Evet!”lerde olduğunu sanan kurt hışımla atın üzerine saldırmış. Saldırmış saldırmasına da, ömrünün en sıkı ve en güçlü çiftesini yemiş! Tilki cansız halde ve pestil gibi önüne yığılan çakalın başında ona uzun uzun bakmış ve demiş ki: “Hah işte! Şimdi gözlerin kızardı, kuyruğun dikildi ve tüylerin diken diken oldu!”

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , | TİLKİNİN ÇAKALA DERSİ için yorumlar kapalı
Kas 24

ÖZDEMİR BAYRAKTAR İLE YARBAY MELİH GÜLOVA

ÖZDEMİR BAYRAKTAR İLE YARBAY MELİH GÜLOVA

Özdemir Bayraktar, Türkiye’nin terörle mücadelede kullanmak üzere İsrail’den insansız hava aracı satın almasına, arızalanan bu araçların onarım için İsrail’e gönderilmesine üzülüyordu

Uzun süreden beri bu alanda Türkiye’ye nefes aldıracak bir proje üzerinde çalışıyordu. İhtiyacı yerinde tespit etmek için 2000 yılı başında oğulları Haluk ve Selçuk ile birlikte Güneydoğu’ya gitti. Şırnak 6. İç Güvenlik Tugayı’nda Yarbay Melih Gülova ile tanıştı. Sonradan şehit olan Gülova da bu konu üzerinde araştırma içindeydi.

Sabah’ın haberine göre “Yarbay Melih Gülova, Özdemir Bayraktar’a, ‘Teröre karşı teknolojik bir çare bulmaya çalışıyorum’ dedi. Hemen orada Tugay’ın bulunduğu Gabar Dağı eteklerinde bir teknoloji atölyesi kuruldu. Özdemir Bayraktar ile oğulları ve mühendisler iki yıl boyunca bu atölyede çalıştı. Prototipler hazırlandı, uçuruldu. Döner kanatlı ilk mini İHA olan Malazgirt, bu atölyede yapıldı. Yarbay Gülova, 2007 Haziran’ında Şırnak’ta teröristlerce uzaktan patlatılan bir bombayla şehit düştü.

Özdemir Bayraktar ve ekibi çalışmalarını daha da hızlandırdı. 2014’te ilk İHA, TSK envanterine alınırken Özdemir Bayraktar şehit arkadaşını, ‘Bu projeler, bu başarılar aslında onların eseridir. Komutanın vasiyetini tamamladık’ diyerek andı.”

 

Ruhları şad olsun

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , , , | ÖZDEMİR BAYRAKTAR İLE YARBAY MELİH GÜLOVA için yorumlar kapalı
Kas 23

KUTSAL KÂSE

KUTSAL KÂSE

 

* Yabancı literatürde “sihirli tıbbi kase”, Anadolu’da “tihtap tas”“çiçek tası”“korku tası” gibi isimlerle anılan tasların, sebebi bilinemeyen ve teşhisi bulunamayan hastalıklarla mücadele yöntemi olarak ortaya çıktığı düşünülüyor.

* Şifa taslarının ortaya çıkışı, M.Ö. 1. bin yılda Kuzey Mezopotamya ve Suriye civarında yaşamış olan Aramilere kadar gidiyor. 12. yüzyıl tarihli, Büyük Selçuklular’ın Haleb Atabeyi Sultan el-Melike’l-adil Mahmud ibn Zengi için özel hazırlanan şifa tası da İslami dönem şifa taslarının en erken örneklerinden sayılıyor.

* Osmanlı’da şifa tasları için su satan sebilci adında esnafın olduğunu görüyoruz. Kullanan kişilerin uygulamaları, kullanım amacı ya da hastalıklara göre ritüeller değişiyor. Üzerinde çok benzer ayetler olmasına rağmen farklılık da gözüküyor. Bunda yörenin hastalık yoğunluğu önemli olabiliyor.

* Bazı taslarda “kırk anahtar” denilen, bir tarafında besmele yazan, kurşundan ya da bronzdan üretilmiş parçaların bulunduğuna değinen Perk, bunun kırklamayla ilgili bir ritüel olduğunu ya da 40 gün boyunca tastan abdest alınması, su içilmesi veya yıkanılması için kullanılmış olabileceğini belirtiyor.

* Koleksiyonunda 100’ü aşkın şifa tası bulunan Haluk Perk“Osmanlı’da şifa tasları için su satan sebilci adında esnafın olduğunu görüyoruz. Yörelere göre, temiz sudan belli zamanlarda alınıp yıkanılması ya da bunun içerisinde değişik dualar olan muskaların eritilerek mürekkebin suya karıştırılıp bunun içirilmesi gibi farklı örnekler var. Kullanan kişilerin uygulamaları, kullanım amacı ya da hastalıklara göre ritüeller değişiyor. Üzerinde çok benzer ayetler olmasına rağmen farklılık da gözüküyor. Bunda yörenin hastalık yoğunluğu önemli olabiliyor. Oradaki önemli din adamı, saygın görülen birinin önerileri üzerine bunlar hazırlanıyor” diyor.

***

Hıristiyanlıktaki kutsal kâse ise İsa’nın son akşam yemeğinde kullandığı iddia edilen, mucizevi güçleri olduğuna inanılan kaptır. Aramatyalı Yusuf‘un, çarmıha gerilen İsa‘nın damlayan kanını kutsal kâseye koyduğuna inanılır. Efsaneye göre bunun içine İsa‘nın karnından akan kan ve su toplanarak İngiltere’ye götürülmüştür. Bu kupadaki suyun ölümsüzlük suyu olduğu iddia edilir.

Leonardo da Vinci ise konuyu “Son Akşam Yemeği” tablosunda anlatmıştır. Hz. İsa’nın yanında duran kişi aslında havarilerden biri değil, eşi Maria Magdelana idi. İkisi arasında kâse konumunda “V” şeklinde bir boşluk görünmekteydi. Bu boşluk Magdelana‘nın rahmini simgelemekteydi. Kutsal kâse aslında yoktu, sadece bir simgeydi. “V”, aslında pagan döneminden kalmaydı ve kadını simgeliyordu.

 

Alıntı

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , | KUTSAL KÂSE için yorumlar kapalı
Kas 22

“İmdaaaaat!

“İmdaaaaat!

İşte ihanet işte cinayet!

Hiç bir güç engelleyemiyor.

Milletin gözünün içine baka baka AKP’nin izniyle ve ortaklığıyla, havayı, suyu ve toprağı dünyanın en ağır zehiri ile zehirlerken, milletin onlarca milyarlar dolarlık altın ve çok daha değerli nadir metallerini jet hızıyla soyuyorlar, götürüyorlar…

Erzincan halkı 20 bin kişi istihdam eden bu maden tarafından susturulmuş durumda.

Erzincan İliç’te ABD-Çalık altın madeni milyonlarca ton siyanür-zehir havuzunu evaparatör denilen dünyada eşi olmayan püskürtücü ile havaya karıştırarak boşaltıyor.

Başka bir ülkede yapsalar madeni 2 saatte kapatırlar, sorumlular cinayetten yargılanır.

Devletimiz susuyor

İmdaaaaat!.”

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | “İmdaaaaat! için yorumlar kapalı
Kas 21

ASİLİN ŞİKÂYETİ

ASİLİN ŞİKÂYETİ (SÜRÇÜLİSAN)

 

Mecburen bir vekil seçtim

Malımdan canımdan geçtim

Kovanlardan zehir içtim

Kimse bilmez halim benim!

 

Böyle gelmiş, gitmez böyle

Dediler derdini söyle

Gel bir akşam bizi eyle

Kimse bilmez halim benim!

 

Fısıldadım sağır duydu

Makamlar şeytana uydu

Anam, babam evi soydu

Kimse bilmez halim benim!

 

Kaktüslere gül dediler

Kargaya bülbül dediler

Türklük bize “zül” dediler

Kimse bilmez halim benim!

 

Yıllardır sabırla yandım

Düzelir dediler, kandım

Eyvah! Bir daha aldandım

Kimse bilmez halim benim!

 

Ulaşamam elim bağlı

Kafalar dar, ilim bağlı

Ben asilim, dilim bağlı

Kimse bilmez halim benim!

 

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , | ASİLİN ŞİKÂYETİ için yorumlar kapalı
Kas 20

YÜZYILIN İTİRAFLARI (1)

YÜZYILIN İTİRAFLARI (1)

Mustafa Kemal, bizim temsil ettiğimiz dünyanın en büyük düşmanıdır.

(Rothschild.)

2014 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde, ünlü petrol milyarderi, bankacı ve dünyanın en zengin ailelerinden biri olan Yahudi Rockefeller ailesinin, yakınlarda vefat eden en büyük ferdi David Rockefeller’in bir kitabı yayınlandı.  “Yüz yılın İtirafları “ adını taşıyan bu kitap maalesef çok kısa zamanda piyasadan çekildi. Çünkü kitapta, itiraflar vardı. Dünyayı yönetme isteği içinde olan ELİT bir tabakanın yüz yıl içerisinde, bazı devletler ve ülkeler içinde ve dışında, o ülkeleri kendi şemsiyeleri altına alabilmek için çevirdikleri dolaplar, entrikalar, soygunlar, sömürgeleştirme itiraf ediliyordu. Bu elit tabakanın daha fazla açığa çıkmaması ve masum halklara yaptıkları bilinmemesi için kitap piyasadan kaldırıldı.

Öncelikle Rockefeller ailesi hakkında bulabildiğimiz kadar bilgi verelim. Sonra bu ailenin en büyüklerinden olan David Rockefeller’in kaleme aldığı itiraflardan “Türkiye” hakkında yazdıklarını ve düşündüklerini öğrenelim:

 

DAVİD ROCKEFELLER

6 kalp nakli, 3 böbrek ve 2 de ciğer nakli operasyonu geçiren 100 yaşına girdiğinde yaptığı açıklamada “200. doğum günümü de kutlamak istiyorum” şeklinde konuşan David Rockefeller, 20 Mart 2017 tarihinde öldü.

“Rockefeller ailesi ABD’nin en büyük petrol, sanayi, siyaset ve bankacı ailesidir. Aile 19. Yüz yılın sonu yirminci yüz yılın başlarında Jhon Davison Rockefeller’in (1839 – 1937) ve kardeşi William Avery Rockefeller’in ( 1841 – 1922 ) zamanında Standart Oil vasıtasıyla petrol ticaretinde çok büyük başarılar elde etmiş, Manhattan Bankasına uzun zaman sahiplik yapmış ve bu zaman zarfında büyük servet, nüfuz ve şöhret sahibi olmuştur. Jhon Davison Rockefeller insanlık tarihinin ilk dolar milyarderi unvanını kazanmıştır.

Rockefeller ailesinin elinde, aile üyelerine ve ailenin fertlerine ait bilgilerin ve dünya siyaseti, dünya ekonomisi hakkında yapılması gereken şeylerin listelerinin yer aldığı dünyaca meşhur bir arşivleri vardır. Bu büyük arşiv yer altına inşa edilmiş üç katlı büyük bir binada saklanır. Bu arşivde bulunan yetmiş milyon sayfalık belgeler, kırk iki bilimsel tahsil kurumuna aittir. Bu belgeler içerisinden araştırmacılara sadece, ailenin ölmüş üyelerine ait belgeler verilir. Sağ olan aile üyeleri hakkındaki belgeler ise hiç kimseye verilmez. 140 yıllık bir geçmişe sahip olan bu arşiv belgeleri ABD’nin 19 ve 20. Yüz yıllara dair dünya ölçeğindeki siyasi işlerinde ve çeşitli ülkelerde bu yıllarda ortaya çıkan sosyal olaylardaki rolünü öğrenebilmek için çok önemli bilgi kaynağıdır. Bu belgeler, dünya tarım işleri, güzel sanatlar, eğitim, uluslararası ilişkiler, ekonomik gelişme, tıp, tarih, politika, halklar, din, sosyal bilimler, kadın hakları tarihi, afro Amerikan tarihi gibi konuları kapsayan belgelerdir.

David Rockefeller (1915 – 1996) felsefe doktorudur. Harward ve Chicago üniversiteleri mezunudur. Amerika’nın Uluslararası İlişkiler Şurasının, Rockefeller Üniversitesi’nin, çağdaş Newyork Güzel Sanatlar müzesinin fahri başkanı ve en önemlisi de 1969 – 1981 yılları arasında komitenin başkanlığını yapmıştır.

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | YÜZYILIN İTİRAFLARI (1) için yorumlar kapalı
Kas 19

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Ömrüm, Atatürk’ü eleştirmekle geçti. Şimdi, ben ve samimi İslamcılar şunu gördük, Atatürk olmasaydı. Afganistan olurduk.” Levent Gültekin

* “Düşünmeyi başkalarına bıraktıktan sonra, okumayı ve yazmayı öğrenmenin ne faydası var ki?” Ernest R.Hauschkam

* “Kral olsun, köylü olsun. En mutlu insan, evinde huzur bulabilendir.” Goethe

* “Sahipsiz vatanın batması haktır, sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır.” Mehmet Akif Ersoy

* “Milletlerin esareti üzerine kurulmuş kurumlar, her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar.” Mustafa Kemal Atatürk

* “Şehitlik diye sorgusuz cennete gidilecek bir makam gerçekten olsaydı, zenginler o makamı fakirlere bırakmazdı.” Dr. Ali Şeriati

* “Allah ile aldatan sahtekâr kişiden vefa bekleme, çok hacıların koltuğunun altından haç çıktı.” Ziya Paşa

* “Dünya, masaldan başka bir şey değildir. Terzi dükkânı gibidir, ölçüyü veren gider. Bu nedenle, insanın en büyük ve muhteşem eseri bir ideal uğruna yaşamayı bilmesidir. Montaigne
* Başkalarının yolundan yürüyenler, ayak izi bırakamazlar.” S.L.Braundon

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Kas 18

AKP VE MHP MİLLETVEKİLLERİNE”

“AKP VE MHP MİLLETVEKİLLERİNE”

 

“Dün, aynı seçim bölgesinden seçildiğimiz ve ülkemizin en uzun elyaflı pamuğunun yetiştiği Bakırçay Bölgesine, önümüzdeki elli yıl boyunca tarımsal alanda sıkıntı çektirmeyecek “İki Baraj ve Kınık Sağ- Sol Sulama Projesini” ortak bir çalışma ile birlikte armağan ettiğimiz Sayın Erdal İnönü’nün 14. Ölüm yıldönümü idi!

Bugün, yedi farklı hükümette Başbakanlık yapan, ülkemizi baştan aşağı eserlerle donatan 9. Cumhurbaşkanımız Demirel’in doğum günü!

Demirel ve İnönü, analarının ak sütü gibi hak ettikleri “Devlet Adamı” sıfatlarıyla, hoşgörülü özellikleriyle, Türk Milletinin gönlünde taht kurmuş büyüklerimizdir. Mekanları cennet olsun, Allah’ın rahmeti daim üzerlerinde olsun…

Gelelim yazımızın başlığına;

Sayın Milletvekilleri! Biliyorum hiçbiriniz bileğinizin gücüyle yani, önseçimle milletvekili seçilmediniz. Erdoğan ve Bahçeli, sizleri belli sıralara yazdı, partiniz oy aldı ve sizler Milletvekili seçildiniz.

Bazılarınız Cemaat ve Tarikatların kontenjanından seçilecek sıralara konuldunuz.

Bazılarınız İstanbul Belediyesinde, devlet bürokrasisinde ve Ülkücülük görevlerinizde ve size yaptırılan kanunsuz işler sebebiyle “Dokunulmazlık” kazanmanız için milletvekili yapıldınız!

Tamamına yakınınız, biat kültüründen geliyorsunuz. Sizler Genel Başkanlarınızla herhangi bir ülke meselesini tartışamazsınız. Bu hak size verilmemiştir.

Size göre, Erdoğan’la ve Bahçeli ile tartışmak ihanetle eşdeğerdir.

Haberiniz bile olmadan, Erdoğan ve Bahçeli’nin hazırlattıkları yasa tasarılarına inanmasanız da oy vermek zorundasınız. Sizler bırakın Erdoğan’ı, Bahçeli’yi çalışmalarını beğenmediğiniz herhangi bir Bakanı bile eleştiremezsiniz.

Sizin telefonlarınıza ne Bakanlarınız ne de üst düzey bürokratlar yanıt vermezler. Çünkü herkes kendini İmam’a ve Başbuğ’a karşı sorumlu olarak kabul eder. Emir alınacak kişi de, memnun edilecek kişi de tektir.

Üzülerek söylemeliyim ki, tamamınızın etkinliği, Erdoğan’ın kızı Sümeyye’nin veya Bahçeli’nin klasik oto koleksiyonunun etkinliği kadar değildir.

Buraya kadar size söylenebilecek şey etkin olamamanız, kişiliğinizi geliştirememeniz, partinize oy veren vatandaşların ve ülkenin meselelerine kişisel olarak katkı koyamamanız olabilir. Unutmamanız gereken şudur;

Siyasette, alınan kararlara karşı çıkmadığınız zaman, onaylıyorsunuz demektir.

Tıpkı, FETÖ ile Menzil ile, Çözüm Süreci ve Suriyeliler konusunda olduğu gibi! İktidar Milletvekilleri, Tek Adamın ve ortağının aldığı kararlardan da müteselsilen sorumludurlar.

Sizleri, sizler için değil, çocuklarınız ve torunlarınız için uyarmak istiyorum.

Suriyeliler olayını Türk Milletinin başına saranlar Erdoğan-Bahçeli-Davutoğlu-

Akar-Fidan ve Babacandır. Başımıza açtıkları bela o kadar büyüktür ki, milletimiz, toprağımız, kültürümüz, güvenliğimiz ağır tehdit altındadır!

Yeniçağ Gazetesi Reyhanlı Temsilcisi Halit İri, M.E. Müdürlüğüne, ilçedeki ilkokullarda kaç Suriyeli çocuk okumaktadır, diye sorar. Yanıt;

Reyhanlı’da ilkokullarda toplam 45 bin yüz seksen iki çocuk vardır.

Bunlardan 18 bin dört adedi Suriyeli çocuklardır.

Türkiye’de kadınlarımızın doğum oranları 1.7, Suriyeli kadınların ise 5.7’dir.

Üstelik Suriyeliler daha genç yaşta doğurmaya başladıklarından, ülkemizin demografik yapısı süratle bozulacaktır.

Reisiniz, Başbuğunuz, sizler ve bizler bu dünyadan göç ettiğimizde, çocuklarımızın başına onlarca yıl uğraşacakları ve kendi vatanlarında “Azınlık” durumuna düşecekleri bir felaketi bırakmış olacaksınız.

Kendinize gelin, Suriye yönetimi ile görüşmelere başlayıp, Suriyelileri öz vatanlarına gönderme çalışmasına başlamak için Genel Başkanlarınızı ikna edin!

Akıl-Ruh ve Vücut sağlıkları bozuk iki insana kendinizi feda ettiniz, hiç olmazsa çocuklarınızı torunlarınızı feda etmeyin.

Türk Milletinden bu görevinizi lütfen esirgemeyin…”

 

Alıntı: Doğru Parti Genel Başkanı Rifat Serdaroğlu’nun yazısı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | AKP VE MHP MİLLETVEKİLLERİNE” için yorumlar kapalı
Kas 17

PİSLİĞİN TARİFİ

PİSLİĞİN TARİFİ

“Lise sondaydım…
Felsefe hocası derse girdi, “Arkadaşlar bana pisliğin tarifini yapar mısınız?” dedi…
Birer birer cevap verdik ama hoca hiçbirimizinkini doğru kabul etmedi.
“O zaman siz yapın tarifini hocam” dedik…
Hoca ayağa kalktı ve;
“Pislik, bulunmaması gereken yerde bulunan şey veya kişidir!” diye bir tarif yaptı…
“Nasıl yani?” dedik.
“Çok basit arkadaşlar…” dedi,
“Örneğin annenizin saçını öper koklarsınız. Ama o saçın bir telini dàhi yemek tabağınızda görseniz iğrenirsiniz ve o saç pislik olur.”
“Yine tabağınızdaki yemeğin yağına ekmek banarak yersiniz ama o yağın bir damlası bile elbisenizin üzerine damlasa o yağ artık bir pislik olur sizin için.”
“Ve bir kimse bulunmaması gereken bir makamda bulunuyorsa eğer, unutmayın ki, o da bir pisliktir.”

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , , , , , | PİSLİĞİN TARİFİ için yorumlar kapalı
Kas 16

20 YILDA BU ÜLKEYE NE YAPTINIZ?

20 YILDA BU ÜLKEYE NE YAPTINIZ?

Hükümetler, ülkenin genel siyasetini, yani iç ve dış siyasetinin ana hatlarını belirlerken, tüm vatandaşlarının haklarını ve refahını arttırmayı gözetir ve faaliyetlerini buna göre sürdürür. Vatandaşların hak ve refahından bahsedebilmek içinse, tabi en başta, en temel ihtiyaçlarının karşılanabiliyor olması gerekir.

Öyleyse basit bir ilkokul sorusu soralım:

Bir insanın temel ihtiyaçları:

  1. Beslenme
  2. Barınma
  3. Giyinme

Bugün Türkiye’de yaşayan insanlar, bu en temel ihtiyaçların ne kadarını karşılayabiliyorlar, tek tek ele alalım…

Beslenme… İnsanın ve hatta tüm canlıların en önemli ihtiyacı. Yerine getirilmeden yaşamsal faaliyetlerin sürdürülmesi mümkün bile değil. Proteini, karbonhidratı, yağı derken vitamini ve mineralinin dengeli olması da mühim. Bugün Türkiye’de başlıca protein kaynakları et, balık, peynir ateş pahası. İnsanlar Ayçiçek yağını üç kuruş ucuza alabilmek için market önlerinde kuyruklara giriyor. Sebze, meyve fiyatları almış başını gitmiş. İthalata bağlı politikalar yüzünden ülkede üretim olmayınca, zamdan nasibini almayan kalem yok. Ekmeğin fiyatı bile devamlı artıyor.

Barınma… Şüphesiz, en önemli ikinci ihtiyaç. İçgüdüsel bir gereklilik. Güven duygusuyla ilişkili ki, ülkede güvenlik de ayrı bir sorun. Yargı sistemindeki adaletsizliklerin yol açtığı düzen yüzünden özellikle kadınlar ve çocuklar ciddi tehlikeler altında. Ev en güvenli çatı, ancak barınmak bile lüks. Ev fiyatları ve kiralar el yakıyor. İş yeri değişse, hane nüfusu arttığı için ev değiştirmek istese, yeni kiracı olmak neredeyse kiranın iki kat artması demek; memnun olmasa da herkes mevcut evinde ev sahibiyle yapacağı zam pazarlığını düşünüyor.

Giyinme… İnsana özgü temel gerekliliklerden biri. Ancak Türkiye’de özellikle evin büyükleri yeni giysiler almayı çoktan bıraktı; büyüdüğü için bir önceki seneden kalanları giyemeyen çocuklarına nasıl kaban ve bot alacağının derdinde.

Sosyal ihtiyaçlar artık lüks

Bakın buraya kadar, en temel gerekliliklerden bahsediyoruz. Olmazsa olmaz dediklerimiz hani. Yoksa ihtiyaç dendi mi, pek ala insani, sosyal ihtiyaçlardan da bahsedebiliriz. Eğlenme, aile kurma, gezme… Ancak bunlar ülke insanının artık adeta “lüksleri” oldu.

Oysa sosyal ihtiyaçlar hayatın devamlılığına engel değilse de temel ihtiyaçlar kadar gereklidir.

Hatta kimi bilim insanları sosyal ihtiyaçları da olmazsa olmaz kabul ederek temel ihtiyaç kategorisine alır. Örneğin, Maslow’un meşhur ihtiyaçlar hiyerarşisine göre, temel ihtiyaçlar beşe ayrılır:

  1. Fizyolojik ihtiyaçlar (Nefes alma, yemek, su, boşaltım, uyku, sağlık vb.)
  2. Güvenlik ihtiyacı (Beden, iş, kaynak, ahlak, aile, sağlık ve mülkiyet güvenliği, düzen, yasalar, stabilite vb.)
  3. Sosyal ihtiyaçlar (Ait olma ve sevgi ihtiyacı, aile ve arkadaşlık bağı kurma)
  4. Saygınlık ihtiyacı (Özsaygı, özgüven, başkalarına saygı duymak ve başkaları tarafından saygı duyulmak, başarı, sorumluluk)
  5. Kendini gerçekleştirmek (İdeallerini ve yeteneklerini gerçekleştirmek, erdemli, yaratıcı, problem çözücü, önyargısız olmak)

Beşinci kademe, idealleri, hayalleri gerçekleştirmek falan zaten belli bir birikime sahip kimselerin lüksü. Başarı ve saygınlık ikincil planda, öncelik sürekli ve tatmin edici geliri olan bir iş sahibi olabilmek. Aile kurma kararı, uykusuz geceler, taksit taksit borçlar demek. Eğlenmek için bir akşam dışarda yemek yemek, maaşın kayda değer bir bölümünü bir gecede harcamak demek. Güvenlik ihtiyacı, doğru ve eşit uygulanmayan yasalarla ortaya çıkan adaletsizlik yüzünden her geçen gün büyüyor.

AKP’nin 20 yıllık iktidar dönemi sonunda, Türkiye Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde birinci kademe (yemek, sağlık) ihtiyaçlarını karşılamanın derdinde ve yaşam kalitesi her geçen gün düşmekte. Gerçekten de siz, sahi, 20 yılda bu ülkeye ne yaptınız?

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | 20 YILDA BU ÜLKEYE NE YAPTINIZ? için yorumlar kapalı