Ara 01

“Tek Adam Rejiminin 100 Günü”

“Tek Adam Rejiminin 100 Günü”

 

* Enflasyonda rekor

2018’e yılsonunda yüzde 7 enflasyon hedefiyle giren AKP hükümeti, 100 gün içinde önce enflasyon tahminini yüzde 21’e taşıdı. Ama bunu bile tutturamadı. Ekim ayı itibariyle yüzde 25’e tırmandı. Ekonomiyi iyi yönetemediği için enflasyonu düşüremeyen tek adam yönetimi çareyi süpermarketlere zabıta göndermekte buldu!

* 10 günde dolar fırladı

Vaatlerle dolu 100 Gün Eylem Planı’nın daha 10. Günü olmadan 1 dolar 7 lirayı gördü.

* Düşüreceğiz diyenlerden rekor faiz

Merkez Bankası faizi yüzde 25’e çıkarırken, reel piyasalarda faizler yüzde 30-40’ları buldu..

* Konkordato ve işsizlikte rekor

Resmî olarak yüzde 11-12 gösterilen işsizlik yüzde 20’yi aştı. Altı milyondan fazla işsiz var. İşsizlik nedeniyle intiharlarda artış var.

* İşsizlik Fonu yağmalandı

İşçiler kara gün akçesi gördükleri ‘İşsizlik Fonu’ndan faydalanma koşullarının esnetilmesini beklerken, İşsizlik Fonu yağmalanmaya devam ediliyor. 127 milyar liralık fondan işçilere ayrılan pay devede kulak kalırken, hükümetin birçok seçim yatırımı işsizlik fonundan finanse edilmekte. Son olarak kamu bankalarına Fon’dan 11 milyar lira aktarıldı.

* Yoksulluk ve işsizlik intiharları

Geçinemediği için intihar eden yurttaşların sayısı hızla artıyor.

* İş cinayetleri arttı, hak arayan işçiler tutuklandı

Yüz gün hedefinde sıralanan 3. havalimanının inşaatında 30’dan fazla işçi öldü.

* Yurttaş borç batağında

Halkın yüzde 14’ü sürekli yoksulluk, yüzde 28’i ciddi maddi yoksunluk yaşarken, yüzde 69’u da borçlu.

* Emekli ikinci iş peşinde

Geçinemeyen emekliler ikinci işte çalışmak zorunda. 2018 yılında iş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerden 22’si 65 yaş ve üzerinde.

* Lükse, şatafata tam gaz devam

Sarayın bir günlük harcamasının 1,8 milyon lira olduğu ortaya çıktı.

* Garantiler için ödenen paralar bütçede kara delik

‘Cebimizden 5 kuruş çıkmayacak’ denilen ve dolar garantisiyle yapılan köprü, otoyol ve hastane giderleri için bütçede şimdiden 44,5 milyarlık bir kara delik oluştu.

* Özelleştirmenin bedeli: Kağıt krizi

SEKA’yı yok pahasına satmanın bedelini bu yüz günde hep beraber ödedik. Gazete sahipleri ve yayıncılar gazete ve kitap basacak kağıt bulmakta zorlanıyor. Başta kağıt birçok temel üründe Türkiye artık ithalatçı konuma geldi.

* Kriz ameliyathaneye girdi

Ekonomik kriz ve dövizdeki artış nedeniyle ameliyatlar yapılamaz hale geldi. Grip aşısından kanser ilaçlarına kadar birçok ilaç döviz kurları nedeniyle getirilememekte.

* Kadının ne adı ne de hakkı var!

Kadınların temel insan haklarına ve hak taleplerine yönelik hiçbir adım atılmazken, kadına yönelik şiddet hızla artmakta. 2017 yılında 409 kadının öldürüldüğü kayda geçirilirken, 2018 yılının ilk 10 ayında 363 kadın uğradığı şiddet sonucunda öldürüldü.

* Çocuk evlilikleri arttı

Çocuk yaşta evliliklerde dünyada ilk 10’dayız. Son 10 yılda yaklaşık 500 bin kız çocuğu devletin izniyle evlendirildi.

* Demokrasi askıda

Türkiye, demokrasi kalitesi açısından 41 ülke arasında son sırada.

* Yurt dışına kaçış var

100 Gün Planındaki hedeflerden biri Bilim İnsanlarımızın Yurda Dönüş Seferberliği idi. Ama Türkiye’de tam aksi yaşanıyor. Artan otoriterleşmeden, demokrasi ve hukuk devletinde yaşanan geri gidişten ve ekonomik krizlerden endişe duyan gençler çareyi yurt dışına göç etmekte arıyor.

“7. GÜN 9 AĞUSTOS: Üniversite sınav sonuçlarına göre 41 bin öğrenci sıfır çekti.

  1. GÜN 12 AĞUSTOS: Dolar 7.20 lira oldu.
  2. GÜN 13 AĞUSTOS: Türkiye Kasaplar Odası Türkiye’de beyaz etin 8 ayda yüzde 200 zamlandığını açıkladı.
  3. GÜN 17 AĞUSTOS: Akaryakıta 90 gün sonra yine yüzde 9 zam. Benzinin litresi 6.85 TL oldu.
  4. GÜN 2 EYLÜL: Doğal gaz ve elektriğe zam yapıldı. Halkbank ‘yanlışlıkla’ doları 3 lira 88 kuruştan avroyu 4 lira 32 kuruştan sattı.
  5. GÜN 4 EYLÜL: Saray’ın 30 Ağustos menüsü. Ejder suyu, zencefilli somonlu suşi.
  6. GÜN 4 EYLÜL: Türkiye’de otomotiv pazarı 8 ayda yüzde 21 daraldı.
  7. GÜN 22 EYLÜL: Kocaeli’de İsmail Devrim çocuğuna okul kıyafeti alamadığı için intihar etti.
  8. GÜN 1 EKİM: Ekonomi yönetimi McKinsey’ye bırakıldı.
  9. GÜN 13 EKİM: ABD’li Rahip Brunson serbest kaldı.
  10. GÜN 18 EKİM: Atanamayan öğretmen Ersin Turhan intihar etti. Cebinden sadece 10 lira çıktı.
  11. GÜN 10 KASIM: Tüm Türkiye Atatürk’ü ölümünün 80. yıldönümünde anarken, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Atatürk düşmanı Kadir Mısıroğlu’nu ziyaret etti.”

 

Utku Çakırözer

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , , , | “Tek Adam Rejiminin 100 Günü” için yorumlar kapalı
Kas 30

Kediler…

Kediler…

 

Kediler, gerçek benliklerini ortaya çıkarmakta ustadırlar…

Bir kediyle ilk kez tanıştığınızda onun hakkında güçlü bir izlenim edinirsiniz..

Utangaç mı, sevecen mi, oyuncu mu, rahat bırakılmak isteyen bir huysuz mu olduğunu hemen anlarsınız…

Doğasının bilinmesine izin verdiği için bir kediyle karşı karşıya olduğumuzda nasıl davranacağımızı bilebiliriz..

Böyle bir şeffaflık, başkalarıyla ilişkilerinizde size de yardımcı olur…

Açık ve dürüst olursanız, görüştüğünüz kişiler sizi daha iyi anlayacak ve beklediğiniz şekilde davranacaklar..

Bu da ilişkilerinize olumlu bir şekilde etki edecek…

Örneğin, yeni biriyle tanışıp konuşmaya başladığınızda, kendiniz hakkında önemli noktalara değinmenin ya da olağandışı durumlardan söz etmenin yanı sıra karşınızdaki kişiye ve söylediklerine de ilgi göstermek gerekir…

Böyle davrandığınızda daha kolay bağ kurduğunuzu ve uyum yakaladığınızı fark edeceksiniz…

Kediler, nasıl davranılmak istiyorlar ya da istemiyorlarsa bunu bize en açık şekilde ifade ederler.

Siz de tanıştığınız insanlara kendinizi daha fazla açarak ilişkilerinizin daha ilginç ve faydalı olduğunu görebilirsiniz.

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , , | Kediler… için yorumlar kapalı
Kas 29

CENGİZ HAN

CENGİZ HAN

 

Türk-Moğol imparatorluğunun kurucusu Cengiz Han, 1155 yılında Onan ırmağının, sağ kıyısında bulunan Dülün-Boldak’da doğdu. Asıl adı TİMUÇİN idi. Moğol Beylerinden Yesügey Bahadır’ın oğlu olan bu olağanüstü savaşçı, gerçekten olağanüstü işler başardı…

Babası Yesügey Bahadır 1167 yılında ölünce, Timuçin henüz 12 yaşındaydı. Annesinin zekâsı ve tedbirleri sayesinde, bir zamanlar babasının yönettiği oymak, dağılmaktan kurtuldu.

Timuçin, büyüdükçe liderlik yeteneği de gelişiyordu. Gençliği boyunca kuvvetli ve disiplinli bir ordu kurmak için gece gündüz çalıştı. Zaman zaman çok büyük sıkıntılar içine düştü. Gün geldi, tek başına kaldı. Ama hiçbir zaman umutsuzluğa düşmedi. Çelik bir irade, bitmez tükenmez bir azimle “kuvvetli bir ordu kurma” hayalini  adım adım gerçekleştirdi. Sonunda tek başına koca bir ordu kurdu. Yine kendi çabalarıyla o günlerin dünyasının yarısına egemen oldu ve CENGİZ HAN olarak tarihe geçti.

Elli yaşına kadar çevresindeki boyları buyruğu altına almak için savaş açtı. Sonunda Türk-Moğol boylarını egemenliği altına aldı. Boy beylerinden oluşan bir kurultayda Timuçin, Kara-Kurum tahtına Han seçildi ve böylece Türk-Moğol imparatorluğunun temelleri atıldı…

Timuçin 1026 yılında Naymanların üzerine yürüdü. Kazandığı zaferden sonra kendisine CENGİZ adı verildi. Çinliler ona “Göklerin oğlu” diyordu ve bütün Türk-Moğol urukları onu, gökten kut almış olarak görüyorlardı.

Zekâ, akıl, atılganlık ve tedbir… Bütün bu üstün insanî özellikleri taşıyordu. Cengiz Han, sadece iyi bir savaşçı değil; o aynı zamanda çok iyi bir töre-yasa koyucu idi. Yöneticilik konusundaki görüşleri ilginç ve çok pratik özellikler taşır. Bu konuda ülkeler fatihi Cengiz Han şöyle diyor:

“Evinde, düzeni sağlayan bir kimse, devlette de düzeni sağlayabilir.

On kişiye mükemmel şekilde komuta eden birisine, bin veya on bin kişinin de komutası verilebilir…”

Gerçekten Cengiz Han, bu sözleriyle sanki kendisini anlatıyordu. Oymağında, nasıl küçük bir ocak başkanı iken, başarılı olmuşsa, İmparator iken de aynı başarıyı gösterdi.

Cengiz Han‘ın ilk istilâ ettiği ülke Çin oldu. Çin’i bütünüyle almak için yıllarca savaştı ve sonunda imkânsızı başardı; 1215 yılında Pekin’i aldı. Bu inanılmaz zaferden sonra bütün Orta Asya, Cengiz Han’ın egemenliği altına girdi. Uygurlar, Karluklar, Kara-Hitaylılar Cengiz Han buyruğu dinler oldular.

Gün geldi batıya yöneldi; Harzemşahlar devletini yıktıktan sonra Karadeniz’e kadar ulaştı. Karadeniz’den Çin denizine kadar olan uçsuz bucaksız bir ülkenin sahibi oldu.

Cengiz Han’ın sağlığında her biri ordu komutanı olan oğulları; Cuci, Çağatay, Ugedey, Tuluy istilâ ettikleri ülkeleri babaları adına yönetiyorlardı. Cengiz Han, kendi yerine oğulları arasında en akıllısı olarak gördüğü UGEDAY’ı veliaht olarak seçti.

1227 yılında öldüğü zaman oğullarının her biri egemen oldukları topraklarda ayrı ayrı devletler halinde örgütlendiler. Cuci, Cengiz Han sağ iken ölmüştü. Ancak onun oğlu Batu Han, Türk tarihinde ALTINORDU gibi altın bir sayfanın yazılmasını sağladı. Diğer taraftan, ÇAĞATAY, Türkistan yöresine egemen oldu ve bu yörede yeni gelişen lehçeye Çağatay Lehçesi denildi. Ortaya çıkan mükemmel edebiyata Çağatay Edebiyatı adı verildi. Cengiz’in torunlarından Hülâgü, İran yöresinde İlhanlılar devletini kurdu.

Dünya hâkimi, yenilmez savaşçı Cengiz Han, koyduğu yasalarla da yüzyıllar sonra anılır oldu.

Orta Asya’nın bu kahraman evlâdını saygıyla anıyoruz.

 

Alıntı

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | CENGİZ HAN için yorumlar kapalı
Kas 28

RUH

RUH

 

 Bir tıp doktoru olan Cevat Doğan Kur’an’dan İlhamlar adını verdiği kitabında;

“İnsanın ölümü, kalp ve dolaşımın, teneffüsün durması ile gerçekleşiyor. Ölen kişinin sakallarında, tırnaklarında birkaç gün süren cüz’i uzamalar olur. Bunlara bakarak, insanın dolaşım ve solunum sistemleri durmakla henüz ölmüş olmadığı iddiaları yanlıştır. Ölümü yukarıda tarifini verdiğimiz olayla başlamıştır. Sakallar vs.. gibi bazı hücrelerdeki hayatiyet, insan denilen canlı organizmanın ölüm anını değiştirmez.

Ölüm, aklın da mutlak şekilde yok olmasına yol açıyor, kitabının ilk bahsi olan ruh problemi bölümünde, ruhun akıldan başka bir şey olmadığı hakikatine ulaşmanızı sağlıyor. Yani insan ruhunu kaybedince ölmüyor, aksine ölünce ruh (yani akıl) diye bir şey kalmıyor.

Ölen kişinin mezara konması ile yeni bir hayatın başladığına dair bir inanç halkımızda mevcuttur. Kur’an-ı Kerim’de böyle bir şey yok! Birçok batıl inancımızdan biri de budur.”

Materyalizmin ruh’a ilişkin yaklaşımı da Cevat Doğan’ın bu görüşlerine oldukça yakın. Onu da özetle aktaralım:

“Bilinç beyinde oluşur. Beyinse hücrelerden. Hücrelerin biyokimyasal ve biyoelektriksel etkinlikleri beynin fonksiyonlarını oluşturur.

Ruh bedenle birlikte ölecek. Çünkü ruh, günümüzün çağdaş bilimsel yorumuna göre, beyin dediğimiz organın duygular, hafıza, akıl yürütme ve karar verme gibi bazı fonksiyonlarına verdiğimiz isimdir. Dolayısıyla, vücudu bir makina gibi düşünürsek, bu makina işlemez hale geldiğinde fonksiyonları da duracak. Artık hissetmeyeceğiz, bilinçli olmayacağız, hiçbir şeyin farkında olmayacağız. Çünkü bunu sağlayan organımız çalışmıyor olacak. Bilimsel açıdan dersek, ölünce toprak olacağız, azot ve karbon çevrimine gireceğiz.

“Ruhun bedenden bağımsız olduğunu iddia eden hiçbir din ya da ruhsal inanç, örneğin neden içki içince hafızada ve zihinsel yeteneklerde azalma olduğunu tutarlı bir şekilde açıklayamaz. (İçki içmek gibi fiziksel bir etki ya da kişinin kafasını bir yere çarpması, nasıl ruh denen bedenden bağımsız bir varlığı etkiler konusu, geçtiğimiz yüzyıllarda filozofları çok düşündürmüştür ve ruhu bedenden bağımsız gören hiçbir düşünce sistemi bu işin içinden tutarlı bir biçimde çıkamamıştır). Bunu bilim açıklar, çünkü bilim ruha atfedilen özelliklerin insan beyninin fonksiyonu olduğunu söyler.”

Ve Kabir suali,: “Cesedin kabre gömülmesiyle başlayan bir kabir azabından bahis edenler, niçin kitabımızda olmayan bir şeye inandıklarını nedense hiç düşünmek istemiyorlar? Dinî terminolojimize girmiş iki çocukça ıstılah var ki, ne zaman musallat olduğu veya hangi doğrunun istihaleye uğraması ile ortaya çıktığı belli değil:

Mezardaki mevtaya iki melek geliyor ve birtakım sorular soruyor. Bu sorular arasında, tabii ‘Mezhebin nedir? Mezhep imamın kimdir?’ gibi akilane sorular da var.

(…) Halbuki ne gasledilen, ne kefenlenen, ne çürüyen sen değilsin!.. O senden başka bir şeydir. Seni sen yapan senin aklın (ruh) idi, sen artık yok oldun. O mezarda yatan cesedin seninle bir ilgisi yok.”

 

 

Alıntı: Cazim Gürbüz

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , , , , , | RUH için yorumlar kapalı
Kas 27

Altın Sözler

Altın Sözler

 

* “Okuma zevkini kazanmayanın öğrenimi yarıda kalmıştır.” P. Peacut

* “Bugünün sorunları, dünün çözümlerinden kaynaklanır.” Peter Senge

* “Kötü yönetilen bir ülkenin ilk uğrağı parasını değersizleştirilmek, ikincisi savaştır. İkisi de geçici bir refah sağlar ama kalıcı bir yıkım getirir. İkisi de politik ve ekonomik

fırsatçıların sığınağıdır.” Ernest Hemingway

* “TV’ye sürekli çağrılanların oluşturduğu evren, sürekli bir öz-güçlendirme mantığı içinde işleyen kapalı bir iç-tanışıklık dünyasıdır. Bunlar birbirine karşı insanlardır, ama

bu karşıtlık öylesine uzlaşımsaldır ki… Bunlar, sağınızı solunuzu şaşırtan insanlardır. Acaba izleyici bu suç ortaklığının bilincinde midir? Pek emin değilim.” Bourdieu

* “Düşmanlarımızın bizimle ilgili yargıları, bizim kendi hakkımızdaki hükümlerimizden çok daha fazla gerçeğe yakındır.” Juvenalis

* “Eğitim, hem bireyin hem de devletin yapısını düzeltecek en etkili yoldur.” Platon

* “Kelamdan evvel, selam gerekir.” Türk Atasözü

* “İftiracının ağzı, topun ağzından daha tehlikelidir.” Arap Atasözü

* “Akıllı adam deliyi azarlamaz.” Çin Atasözü

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , , , | Altın Sözler için yorumlar kapalı
Kas 26

DİN KİSVESİNE BÜRÜNMÜŞ SOYSUZLAR!

DİN KİSVESİNE BÜRÜNMÜŞ SOYSUZLAR!
Cenab-ı Allah, kâinatı yaratmadan önce ‘’Levh-u mahfuz’’ denilen defterine ”’Allah ve Muhammed” ismini yan yana yazdı.

İslâm’ın gelişiyle bu yan yana yazılı olan Allah cc ve Muhammed lafzı ‘’Kelime- i tevhid’’ oldu. Türkler de bunu ay yıldızlı bayrak yaptı.

Ay, Allah’ı,
Yıldız ise Hz. Muhammed’i temsil eder.

BUNUN İÇİNDİR Kİ;
Türk kimliğine,
Türk bayrağına,
Türk’ün andına,
Türk’ün Atatürk’üne,
T.C. ismine düşman olanlar, soysuz ve inançsız birer alçaktırlar.

TÜRKLERİ İTLERE NASIL ANLATSAM?
‘’Her kim ki Müslüman olduğunu söylediği halde Türk’e düşmanlık ve onun varlığını inkâr ediyorsa, bilinmelidir ki bu yaratık;
Ne gerçek bir Müslümandır ve ne de insan.
Bu gibilerin fanilalarının altında gizledikleri mutlaka dedelerinden kalma bir Haç kolyeleri vardır’’

MİRAÇ VE TÜRKLER
Hz. Muhammed (sav) kanatlı atı Burak’ın sırtında göklere yükseldiği “Mirâç Gecesinde” gök katlarında kendinden önceki peygamberleri görür. Bunlar arasında birini tanıyamaz ve Cebrail’e bunun kim olduğunu sorar.
Cebrail. “Bu peygamber değildir. Bu sizin ölümünüzden üç asır sonra dünyaya inecek olan bir ruhtur. Türkistan’da sizin dininizi yayacak olan bu ruh ABDÜLKERİM SATUK BUĞRA HAN adını alacaktır” cevabını verir…

TÜRK BAYRAĞINA, TÜRK KİMLİĞİNE, TÜRK DEVLETİNE TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNE KURANLARA, ATATÜRK’E VE ANDIMIZA SAYGIN YOKSA O ZAMAN SEN ORTA MALI BİR YOSMASIN DEMEKTİR!
Ey bayrağa, Türk kimliğine, ANDIMIZA ve devletin kurucusu ATATÜRK’E saygısı olmayan fahişe kılıklı utanmaz!
O saygı göstermediğin bayrak ve Atatürk’ün emaneti olan vatanın yoksa ve bu vatanın okullarında ANDIMIZ okunmuyorsa bil ki senin anan, bacın, karın tesettürlü de olsa soysuzdurlar.

Türk Bayrağı, bağımsızlığımızın sembolüdür!
Şayet korumak istediğin bir dinin, namusun, şerefin varsa ve sen bu değerlerini korumak ve onlara namahrem elinin dokunmasını istemiyorsan, o zaman; gönderlerinde bayrakların dalgalandığı müstakil bir vatanının, okullarında her sabah okunan bir ANDININ olması şarttır.
Alıntı: ORHAN KILIÇOĞLU

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , | DİN KİSVESİNE BÜRÜNMÜŞ SOYSUZLAR! için yorumlar kapalı
Kas 25

İHTİYARLIK

İHTİYARLIK

 

Gözün görmez olur, kulağın duymaz

Hiç kimse dinlemez hiç kimse uymaz

Pek çok adam adam yerine koymaz

İhtiyarlık gelip çattığı zaman

 

Günler uzun olur vakitler geçmez

İlaçsız yemezsin, ilaçsız içmez

Yolları gözlersin gözlerin seçmez

İhtiyarlık gelip çattığı zaman

 

Hiç istemesen de belin bükülür

Aklaşır saçların bir, bir dökülür

Hastalıklar söz bir etmiş sökülür

İhtiyarlık gelip çattığı zaman

 

Artık sabahları iple çekersin

Kıpırdayamazsın birden çökersin

Her yanın tatlanır sanki şekersin

İhtiyarlık gelip çattığı zaman

 

Lokma çiğneyemez yutamazsın ki

Hain idrar gelir tutamazsın ki

Ağrıdan sızıdan yatamazsın ki

İhtiyarlık gelip çattığı zaman

 

Doktorlar en yakın dostların olur

Her ne söyleseler sana dokunur

Yüzünden her çeşit derdin okunur

İhtiyarlık gelip çattığı zaman

 

Dişlerin dökülür cildin büzülür

Bu halini gören herkes üzülür

Büsbütün bedenin, yüzün süzülür

İhtiyarlık gelip çattığı zaman

 

Bir kez başa gelir atsan atılmaz

Parasız satayım desen satılmaz

Ne idrar, ne dışkı artık tutulmaz

İhtiyarlık gelip çattığı zaman

 

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , | İHTİYARLIK için yorumlar kapalı
Kas 24

Andımız üzerinden suçüstü yapılan iktidar

Andımız üzerinden suçüstü yapılan iktidar

 

Nejat Eslen diyor ki “ABD derin yapısının uzantısı olan Uluslararası Kriz Grubu’nun 2 Mayıs 2017 tarihli raporunda Türkiye’ye önerilen hususlar içinde şunlara yer veriliyordu;

-Kürtlere ana dilde eğitim hakkı verilmesi,

-Kürtler için özerk yönetim modelinin benimsenmesi,

-Seçim barajının düşürülmesi,

-Kimlikten arındırılmış yeni bir anayasanın yazılarak uygulanması.”

Kimlikten arındırılmış yeni bir Anayasa, Anayasa’dan Türklüğün çıkarılması demek!

Peki AKP’nin bu yönde bir hazırlığı var mıdır? Elbette vardır. Daha önce başlangıç ilkeleri ve ilk üç maddesi değiştirilmiş “Türk’süz bir anayasa” taslağı hazırlamışlardı. İl Başkanları, “AKP sayesinde hepimiz Türk olmaktan kurtulduk” diyordu.

Yani AKP’nin Türk’lükle sorunu vardır. Ama bu sorunun gündeme getirilmesi, aynı zamanda bir ABD dayatmasıdır!

***

Cumhuriyeti kuran Atatürk,

“Milliyet duygusu, başlı başına bir içtimai heyete kuvvet ve katılık veren ve hayat kabiliyetini genişleten bir keyfiyettir. Bunda cahil olan, bunda gafil olan insanlardan kurulu olan bir içtimai heyet, bir ırk, kopmaya mahkûmdur ve böyle bir heyetin içinde zaten lüzumu kadar iyilik ve kuvvet olamaz ve böyle bir heyet ve böyle bir millet devlet yapamaz.” diyor ve Türklerin Osmanlılığı benimseyerek öz benliğini unuttuğunu hatırlatıyordu:

“Fakat buna mukabil diğer milletler benliğini unutmadı. Belki her gün ve her gün biraz daha kuvvetlendirdi. Gaflete sapmış olan Türkleri çiğnediler, ezdiler ve kovdular. Biliyorsunuz ki Makedonya’da, nihayetsiz mücadeleler oluyordu. Türkler, Bulgarlar, Sırplar vuruşuyorduk. Niçin vuruşuyorduk? Ben o zaman bilmiyordum ve o zaman benim gibi birçokları da bilmiyordu. En çok çarpışanlar en az biliyordu. Hakikatte onlar, milliyetini izhar, varlıklarını ispat için çalışıyorlardı. Biz onlara diyorduk ki: Canım hepimiz Osmanlıyız, aramızda fark yok. Susmadıkları için tepelemeye çalışıyorduk. En nihayet onlar bizi tepelediler ve bizi kovdular.

Onun için vereceğimiz hars bu noktadan olacaktır… Çocuklarımızı öyle yetiştireceğiz ki bu mücadeleye kabiliyetli olsunlar. Bu mücadelenin dayandığı her türlü cihazlara sahip bulunsun. Ve buna katiyen emin olalım ki, bu suretle cihazlanmamış olan içtimai heyet bugünkü mücadeleye karşı duramaz.”

 “Andımız” üzerinden suçüstü yapılan iktidar, Türk çocuklarını millî benlikten uzaklaştırarak hangi kimliğe köle ettirmek istiyor?

 

 

Alıntı Yeniçağ

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , | Andımız üzerinden suçüstü yapılan iktidar için yorumlar kapalı
Kas 23

VAR’a az var!

VAR’a az var!

Biliyorsunuz biz önce kaza yaparız, sonra oraya trafik işareti koyarız.

Vatandaşın biri bir tinerci saldırısına uğrar, polis hemen tinerci avına çıkar.

Önce bir insan ölür, sonra belediye çukuru kapatır.

Kar yağar, maçların gündüz oynanmasını, statların ızgarasını, kırmızı topu tartışır dururuz.

Yani bu da geçer, fazla kulak asmayın!

VAR’ı mahkemeye vermeye ne var ki şurda?

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , | VAR’a az var! için yorumlar kapalı
Kas 22

Andımız”ı yasaklamak, Türk’üm demeyi yasaklamaktır.

Andımız”ı yasaklamak, Türk’üm demeyi yasaklamaktır.

 

Mutafa Kemal Atatürlk Nutukta der ki:

“Bahusus bizim milletimiz, milliyetinden tegafül edişinin [gafil oluşunun] çok acı ce­zalarını gördü. Osmanlı İmparatorluğu dâhilindeki akvam-ı muhtelife [muhtelif toplumlar] hep millî akidelere sarılarak, milliyet mefkûresinin kuvvetiyle kendilerini kur­tardılar. Biz ne olduğumuzu, onlardan ayrı ve onlara yabancı bir millet olduğumuzu sopa ile içlerinden kovulunca anladık. Kuvvetimizin zaafa uğradığı anda bizi tahkîr, tezlîl ettiler [hakir ve hor gördüler]. Anladık ki, kabahatimiz kendi­mizi unutmaklığımızmış. Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvelâ bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen bütün ef’al ve harekâtımızla [davranış ve hareketlerimizle] gösterelim; bilelim ki millî benliğini bulmayan milletler başka milletlerin şikârıdır [avıdır]. / Mevcudiyet-i milliyemize [millî varlığımıza] düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı bir Türk şairinin [Emin Bülent Serdaroğlu] dediği gibi, ‘Türk’üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi’ diyelim. Düşmanlarımıza bu hakikati ifade ettiğimiz gün, kanaatimize, mef­kûremize, istikbalimize yan bakan her ferdi düşman telakkî ettiğimiz gün, millî benliğe uzanacak her eli şiddetle kırdığımız, milletin önüne dikilecek her hâili [engeli] derhal devirdiğimiz gün, halâs-ı hakikîye [hakiki kurtuluşa] vâsıl olacağız. Ve sizler gibi münevver, azimli, imanlı gençler sayesinde bu halâsa vâsıl olacağımı­za emin olabiliriz…” (Atatürkçülük-Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri, Birinci Kitap, Ankara 1983, s. 276).

Prof. Dr. Erol Güngör, “İslâmın Bugünkü Meseleleri”nde “Bu anlamda İslâmcılık şimdiye kadar hep hâkim milliyete karşı hoşnutsuzluğunu doğrudan doğruya belirtemeyen etnik azınlıkların ideolojisi olmuştur. Bunların amacı İslâm ülkeleri arasında birlik sağlamaktan ziyade kendi yaşadıkları ülkede milliyetçi politikayı etkisiz duruma getirmektir.” der.

 

Alıntı:

 

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , | Andımız”ı yasaklamak, Türk’üm demeyi yasaklamaktır. için yorumlar kapalı