Eki 22

KAHRAMANLARA.. KENDİSİ DÜŞSE DE DÜŞÜRMEZ YERE!

KAHRAMANLARA…

KENDİSİ DÜŞSE DE DÜŞÜRMEZ YERE!

 

Benden selam olsun yiğit erlere

Korkusuzca dalar tüm siperlere

Candan aziz bilir şanlı bayrağı

Kendisi düşse de düşürmez yere

 

Her yanı sarsa da örümcek ağı

Asla hiçbir şeyin olmaz tutsağı

Ata yadigârı bilir sancağı

Kendisi düşse de düşürmez yere

 

Bir Kızıl Elmadır göğsünde atan

Düşmanıdır her dem ırkına çatan

Namustur al bayrak, namustur vatan

Kendisi düşse de düşürmez yere

 

Vatana adamış her bir anını

Seve seve verir asil kanını

Canı pahasına Türk’ün şanını

Kendisi düşse de düşürmez yere

 

Bakışı andırır kurşunu, oku

Yaşamıştır bilir yokluğu, yoku

Kanıyla canıyla hakkı, hukuku

Kendisi düşse de düşürmez yere

 

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , , | KAHRAMANLARA.. KENDİSİ DÜŞSE DE DÜŞÜRMEZ YERE! için yorumlar kapalı
Eki 21

“Tek Parti”nin yıktığı camiler!

“Tek Parti”nin yıktığı camiler!

İstanbul Gaziosmanpaşa’nın sembollerindendi… Şirin mi şirin, derli toplu bir mimarisi vardı. Cuma vakitlerinde yetersiz olsa da cemaat bir şekilde namazını eda ediyordu. Hayırseverler tarafından devlet desteği olmadan yapılmıştı.

Çifte Minareli Cami, “Daha güzelini yapacağız” denilerek 2014 yılında yıkıldı. Cemaatin tepkisinin önüne geçilmesi adına da şantiye alanına “Yeni cami inşaatımız başlamıştır” yazısı asıldı. Aradan bir süre geçtikten sonra anlaşıldı ki caminin yerine içinde Fin hamamından, SPA merkezine kadar kapsamlı bir rezidans dikilecekti.

Cami gitti yerine rezidans geldi.

Gaziosmanpaşa Belediyesi AK Partiliydi…

***

Beykoz Paşamandıra Camisi, köyde yaşayan 40 haneye rahatlıkla yetiyordu. Taş örme duvarlarıyla ziyaretçilerin ilgi odağıydı.

Devreye cami derneği girdi, “Yenisinin yapılması gerekiyor” talebinde bulundular.

AKP’li Belediye Başkanı tepki gösterdi “40 hanelik bir köye o cami (yüz kişilik) yeterlidir. Bu sefer bana da cenazelerde yer kalmıyor diyorlar. Bu da köylünün bileceği bir iştir. Ben ona karışmam. Ama şunu da söyleyeyim. Caminin yıkımını biz belediye olarak yapmıyoruz. Ben cami yıkan bir belediye başkanı olarak anılmak istemiyorum.” dedi.

Bu açıklamadan kısa bir süre sonra cami yıkıldı. Yerine başlanan cami inşaatı hâlâ devam ediyor.

Beykoz Belediyesi AK Partiliydi…

***

Kayseri’nin eski yapılarından Sahabiye Camisi… Belediye’nin “Kentsel dönüşüme sokacağız” kararıyla yerle bir edildi.

Mahalleli, “Keşke bu camiyi yıkmasalardı da restore etselerdi. On dakika içerisinde camiyi yıkıp yerle bir ettiler. Camiden hiçbir eser kalmadı.” sözleriyle şaşkınlığını dile getiriyordu.

Kayseri’de sadece Sahabiye değil, Eski Terminal Camisi, Serçeönü Camisi ve Kalemkırdı Mescidi de yıkılmıştı.

Yıkan belediyeler AK Partiliydi…

***

İzmit’in en önemli camilerinden biriydi… Yıllarca ayakta kalmıştı… Halk arasında Çınarlı Cami olarak bilinen Baç Urgancı Ahmet Çelebi Camisi restore ediliyordu. Bu arada nasıl olduysa cami derneği “yıkılsın yenisi yapılsın” diye Anıtlar Kurulu’na başvurdu.

Anıtlar Kurulu, bu kadar değerli bir camiyi ayakta tutmak yerine yıkılmasına onay verdi.

Caminin ilk yapımı 1800’lü yıllara dayanıyordu. Tamamı ahşap olan cami, Cumhuriyet’in ilk yıllarında çıkan yangında kül olmuştu. 1933 yılında yani Mustafa Kemal Atatürk döneminde cami en baştan yapılacaktı.

Tüm bu tarihi arka plana rağmen, restorasyona ödenen paralar boşa gitti ve cami yıkıldı, geriye bir toz bulutu kaldı.

Yıkıma onay veren Anıtlar Kurulu’nun üyeleri AK Parti tarafından atanmıştı.

***

Batman’ın en merkezi yerindeki yarım asırlık Yıldız Camisi, yerine daha büyüğü yapılacağı gerekçesiyle yıkıldı.

Yeni yapılacak caminin milyonlarca liralık projesini de nedense AK Partili Üsküdar Belediyesi üstlenmişti.

5 milyon TL’ye mâl olacak camiyle ilgili para bile toplanmamıştı. Cami derneği “Herkes elinde en varsa versin, bu camiyi bitirelim” diye açıklama yaptı.

Yıldız Camisi’nin yıkılmasına vatandaşlar tepki gösterdi, “Bu israftır, sapasağlam camiydi” dediler. Dinleyen olmadı.

Batman Belediyesi, AK Parti tarafından atanan kayyumca yönetiliyor.

***

Orta Cami, Rize’nin sembollerindendi. Kent merkezinin tam ortasında duruşuyla, varlığıyla Rizelilerin gönlünde ayrı bir yeri vardı.

Belediyenin 4 şeritli yol projesi tam da caminin bulunduğu yerden geçiyordu.

Atatürk büstünü kamyonlarla taşıyarak yerinden söken belediye, “Yol daha önemli”  diyerek Orta Cami’yi de yıktı. Yerine yenisi de yapılmadı, asfaltlar döküldü.

Camiyi yıkan Rize Belediyesi AK Partiliydi.

***

Son olarak Üsküdar Kirazlıtepe’deki Esentepe Camisi’ne göz konulmuştu. “Kentsel dönüşüm, çürük” derken camiyi yıkma kararı çıktı.

Caminin imamı yaşananlara isyan etti; “Bu caminin tarihi değeri vardır, çürük değildir, yazık etmeyin.”

Dinleyen olmadı. Belediyenin buldozerleri harekete geçince cami imamı mesleğinden atılmayı göze alarak cemaate “direnelim” dedi. Mahalleli ve cemaat direndi. Ama nafile.

TOMA’lar ve biber gazı müdahalesi geldi. Tarihi Esentepe Camisi, sabaha karşı tuzla buz edildi.

Camiyi yıkan Üsküdar Belediyesi AK Partiliydi.

 

 

Alıntı Yeniçağ: Batuhan Çolak

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , , | “Tek Parti”nin yıktığı camiler! için yorumlar kapalı
Eki 20

KABAĞIN SAHİBİ

KABAĞIN  SAHİBİ
Vaktiyle bir derviş berbere gider. Berberden saçını dibinden kazımasını, sakal ve bıyığını kısaltmasını ister. Tereddütsüz bir şekilde berber koltuğuna oturan derviş:
– “Vur usturayı berber efendi!” der.
Berber, dervişin saçlarını kazı maya başlar. Derviş de aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak:
– “Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım!” diye kükrer.
Dervişlik bu… Sövene dilsiz, vurana elsiz olmak gerek. Ses çıkarmaz, biraz çaresiz, biraz mütevekkil usulca kalkar yerinden.
Berber, bu gariban müşterisine karşı mahcup olmakla beraber kabadayının pervâsızlığından da korkmuştur. Ses çıkaramaz.
Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa baslar. Fakat küstah kabadayı, tıraş esnasında da boş durmaz; sürekli aşağılar dervişi, alay eder:
– “Kabak aşağı, kabak yukarı!..”
Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası, yokuştan aşağı hızla kabadayının üzerine doğru gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir, kabadayının karnına batıverir. Kaşla göz arasında babayiğit kabadayı oracığa yığılır kalır, ölmüştür. Herkes bir anda olup biten bu olayın hayret ve şaşkınlığı içindedir. Berber de şok olmuştur; bir manzaraya, bir dervişe bakar ve dervişin beddua ettiğini düşünerek gayr-i ihtiyarî sorar:
– “Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?”
Derviş mahzun, düşünceli cevap verir:
– “Vallâhi gücenmedim ona. Hakkımı da helâl etmiştim. Gel gör ki, kabağın bir de sâhibi var. O gücenmiş olmalı!

 

Ne güzel Söylemiş Yunus Emre
‘’Olsun be aldırma yaradan yardır. Sanma ki zalimin ettiği kârdır.
Mazlumun ahı indirir şâhı, Her şeyin bir vakti vardır.’’

Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , , , , | KABAĞIN SAHİBİ için yorumlar kapalı
Eki 19

GAFLET VE DALALET!

GAFLET VE DALALET!

Gaflet ve dalalet içindekilere karşı yılmadan mücadele edeceğiz. İşte bir Yunan küstahlığı daha;

Mülkiyeti Türkiye’de olan ve gayriaskeri statüdeki Taşoz Adası’nda 14 Mart 2017’de seferberlik tatbikatı yapan Yunanistan 06 Ekim 2018‘de de atışlı arazi tatbikatı yaptı. Türk Adası Taşoz‘da, PARMENION-2018 Müşterek Tatbikatı çerçevesinde icra edilen AGRYPNOS FROUROS Atışlı Arazi Tatbikatı’na, Yunan Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Alkiviadis Stefanis de katıldı. Tatbikatla ilgili haber ve resimler Yunan Kara Kuvvetleri Komutanlığı resmî internet sitesinde yayımlandı. Korgeneral Stefanis’in seyir çadırından izlediği tatbikatta gerçek mermiler ve sis bombaları kullanıldı.

Tatbikatta 12,7 mm.lik uçaksavar silahları, uçaksavar taretleri ve MG3 makinalı tüfekleri de kullanıldı.Tatbikata Yunan SAT Komandoları ile Taşoz Adası’nda yaşayan Yunan vatandaşlarından teşkil edilen milis kuvvetlerinin de katılması dikkat çekti.

Millî Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, “Yunanistan, altı büyük devlet kararı ile Lozan Antlaşması’nı açık bir şekilde ihlal ediyor” dedi. Yunanistan ve İsrail’in, Taşoz Adası Türk kara sularındaki petrolümüzü çalmaya devam ettiğine dikkat çeken Yalım, “Günde 3 bin 823 varil petrolümüz çalınıyor. Erdoğan ve AKP Hükümetleri, Taşoz Adası bölgesinde bulunan 111 milyon varil petrol rezervini Yunanistan ve İsrail’e alenen teslim etti” diye konuştu. Ümit Yalım, R. Erdoğan ve damat Berat Albayrak’a bir kez daha sordu;

“Yunan-İsrail ortaklığı Energean Şirketi’ne, Türk kara sularında petrol arama ve Türk petrolünü çalma ruhsatını, yani hırsızlık ruhsatını kim verdi?

Türk petrolünü çalan Energean Şirketi’nden komisyon ve/veya bağış adı altında ücret alan AKP’li var mı?”

“Bir kez daha hatırlatalım!.. Kuzey Ege adaları Türkiye Cumhuriyeti’ne aittir” diye haykıran Yalım, şöyle konuştu;

“İkinci Balkan Savaşı’ndan sonra Londra’da düzenlenen Süfera Konferansı’nda büyük devletlerin Londra Büyükelçileri, Ege adaları konusunda karar vermek üzere toplandılar. Süfera Konferansı’nda temsil edilen altı büyük devlet (Almanya, Avusturya-Macaristan, İngiltere, Fransa, İtalya, Rusya), Ege adaları konusundaki ortak kararlarını, 13 Şubat 1914‘te Yunanistan’a ve 14 Şubat 1914‘te de Türkiye’ye birer nota ile bildirdiler.

Karara göre, Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adası Türkiye’ye iade edildi, Yunan işgalindeki diğer Ege adaları ise silahlandırılmamak ve askerî amaçlarla kullanmamak şartıyla Yunanistan’a verildi. Yunanistan’a, adaların egemenliği değil, sadece kullanma hakkı yani zilyetlik (possession) hakkı verildi. Taşoz, Semadirek, Limni, Bozbaba, Midilli, İpsara, Sakız, Sisam ve Ahikerya adalarının mülkiyeti Türkiye’ye aittir. Anılan 9 ada, Türkiye Cumhuriyeti’nin hükümranlığında olan adalardır.”

Alıntı Yeniçağ

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | GAFLET VE DALALET! için yorumlar kapalı
Eki 18

Alamancı ailenin başına gelenler

Alamancı ailenin başına gelenler

Adamcağız PTT emeklisi. Üç oğlu vardı. İkisi Almanya’da çalışıyordu. İçlerinden en büyük olan evlat babasını yasa dışı yollarla çalıştığı şehre götürdü. Baba bir süre sonra vefat etmez mi? İki gurbetçi evlat kara kara düşünmeye başladılar: “Cenazeyi Türkiye’ye nasıl götüreceğiz?” Sonunda formül bulundu. Arabanın üzerine bagaj demirleri monte ettiler. Babalarını büyük bir halıya sardılar. İlk hedef İtalya’ya Ancona’ya gitmekti. Öyle veya böyle, biraz da rüşvet vererek ulaştılar. Ertesi sabah kalkacak feribota bilet alındı. Geceyi küçük bir otelde geçirmeyi planladılar. Araç bu yerin hemen önüne park edildi. Uykuları gelene kadar kontrol edip durdular. Sabah, kalkıp camdan bakınca şoka uğradılar. Otonun üstündeki halı yoktu. Tabii ona sarılı babaları da! İtalya’nın eli uzunları halıyı götürürken babayı da yok etmişlerdi. Denize mi attılar, yoksa yakma makinesi mi kullandılar. Olay hâlâ çözülmüş değil.

 

Gömülemedi                                                                                                                                                                                                                                                              Fazla uzatmayayım, İtalyan hırsızlar halıyı beğenmiş olmalılar. Dramatik olan adamcağızın defni mümkün olmadı. Yani mezarı yok. Evlatları senelerce gözyaşı döktüler.

Bu işin fikir babası büyük oğul da birkaç yıl önce vefat etti.

 

Alıntı

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , , | Alamancı ailenin başına gelenler için yorumlar kapalı
Eki 17

“Ya ülkücüler devlet olacak, ya da devlet ülkücü olacak”

“Ya ülkücüler devlet olacak, ya da devlet ülkücü olacak”

 

Hey gidi milliyetçilik hey!..

Şerefin ve namusun hiç bu kadar pespaye olmamıştı. Kepazeliğin erdem ve fazilet olduğunu, kılcal damarlarımıza kadar enjekte edildiği başka bir dönemi daha hatırlayıp bileniniz var mı?

Önce partinizin kuruluş ilkelerini ve ülkelerine sırtınızı döneceksiniz sonra koskoca şerefli bir maziyi Siyasal İslamcıların kirli emellerine alet edeceksiniz.

Utanıp sıkılmadan bunun adına devletin bekası diyeceksiniz. Katakulli siyasetle belki siyasi menfaatler elde edebilirsiniz, ancak Çin sarayını basan Kürşad ve 40 arkadaşının gösterdiği kahramanlık ve asaletin zerresine bile nail olamazsınız.

Milliyetçilik kendi tarih ve kültüründen beslenen yabancı her türlü akımı elinin tersiyle iten özüne bağlı fikir ve düşünce sistemidir. Başbuğ Alparslan Türkeş “Ya ülkücüler devlet olacak, ya da devlet ülkücü olacak” derken işte bu hassasiyete dikkat çekmiştir.

Milliyetçilik her şeyden önce inandığınız fikirden vazgeçmemek ve zorluklar karşısında asla pes etmemektir. Son nefer ve son nefese kadar dediğimiz realite, tarihe mührünü vurmuş serdengeçtilerin amentüsü olmuştur.

Siyaset artık Türkiye’de halka hizmet Hakk’a hizmet düsturundan uzaklaşmış makam ve koltukları korumak, şahsi çıkarları ön planda tutmak olarak tecelli etmiştir.

Kibir ve egoyu soracak olursanız Everest tepesinden hiç aşağıya doğru bakmamış, büyük dağları kendisinin yarattığını zannetmiştir..

Hak vaki olduğunda musalla taşından mezara doğru yolculuk yaparken, üzerinde sadece kefen bezi olacağını keşke hatırlayabilseler…

Alıntı Yeniçağ

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , | “Ya ülkücüler devlet olacak, ya da devlet ülkücü olacak” için yorumlar kapalı
Eki 16

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Diktatörlerin genel özelliğine bakılınca, eski ve zengin aileden gelmiş hiçbir diktatöre rastlanmamıştır. Ayrıca çocukluğunda travma geçirenler, psikolojik sorunu olanlar

Tiranlığa kadar ulaşınca birikmiş komplekslerini insanlıktan çıkarıyorlar. Yine Tiran bir demogogdur. Özgüven sorunu yaşar. Korkaktır ve korkusunu bastırmak için korku

imparatorluğu yaratır. Seçilse bile kendini korumak için sonunda diktaya gitmek zorundadır.” Artur Conte,                                                                         

* “Diktatörlük ömürsüzdür. İnsanların düşündüklerini söyleyemedikleri, çocukların anne-babalarını ihbar ettikleri bir toplumun ömrü kısa olur.” Winston Churchill                       

* “En korkulacak an, zafer anıdır.” Napoleon Bonaparte                                                                                                

* “Kuşlar gibi kanat çırpmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik. Fakat çok basit bir sanatı unuttuk; insan gibi yaşamayı.” Martin Luther King                                                           

* “Popülistler halkın tek temsilcisi olduklarını söyleyerek, kendi iradelerini meşrulaştırırlar. Böylece yaptıklarını açıkça üstlenebilirler. Yolsuzluklarının ortaya çıkmasını da

neden bunlara nadiren zarar verdiğini de bu şekilde anlayabiliriz.” Müller,                                                                                                  

* “Egoist kişi her zaman en sevdiğine, yani kendisine zarar verir.” Bernice Pears                                                         

* “Seviniz, öğreniniz ve öğretiniz… Ölmezliğin kutsal mekânına giden yolun dikenli ve yokuşlu olmasından korkmayınız. Maddi kazanç ve şöhret boştur. Önemli olan insanlara

eş olabilmektir. Onların sevgi ve dostluğunu kazanabilmektir. Ölmezlik umduklarınıza kavuşmakta değil, insanlığa ve insanlara beklediklerini sunabilmekte saklıdır…”

Mevlana                  

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Eki 15

ADALET AHLÂKÎ, HUKÛKÎ VE MANEVÎ BİR DEĞEDİR

ADALET AHLÂKÎ, HUKÛKÎ VE MANEVÎ BİR DEĞEDİR

 

“TÜRKİYE’DE HÂKİMLER VAR” DİYEBİLECEK MİYİZ?

 “1980-1981 Adalet Yılını taze bir güç ve yeni umutlarla açıyorum.

Milletçe büyük acılara, üzüntülere neden olan eylem ve cinayetlerin her gün biraz daha tırmanarak bilinen boyutlara ulaştığı ve giderek Ulusal Birliğimizi, Vatanın Bölünmezliğini ve Cumhuriyetimizi tehdit etmeye başladığı acı da olsa bir gerçektir. Ne yandan gelirse gelsin, hangi boyutta olursa olsun her türlü terör ve anarşiyi tümüyle yok etmeye daima muktedirdir.

Bu bakımdan karamsar değiliz. Yeter ki, ülkenin yönetiminde görev alan tüm sorumlular ve bütün kuruluşlar Atatürk milliyetçiliği, Atatürk ilkeleri doğrultusunda birleşebilsinler.

Yargı gücü, çok nedenli ve olumsuz etkenlere karşın hukuka bağlılığı, kendisine özgü ağırlığı ve yansızlığı ile ulusunun ve devletinin daima yanında ve hizmetindedir.

Yargı organlarını oluşturan hâkim ve Cumhuriyet Savcıları yaşamlarına yönelik saldırı ve cinayetlere rağmen Adaletin Mülkün Temeli olduğuna inanarak görevlerini sürdürmektedirler.

Devletin gücünü, hukukun üstünlüğünü ve Anayasal Düzeni korumada gösterdikleri duyarlılık ve titizlikten dolayı onları huzurlarınızda kutlamayı zevkli bir görev sayarım.

 

YARGININ ÖNEMİ

Bilindiği gibi Adalet, toplum yaşamını düzenleyen ve mutluluğun temelini oluşturan asil bir duygudur. En ilkelinden en uygarına kadar bütün toplumlar tarih boyunca hak ve adalete gereken önemi ve değeri vermiş, onu kutsal bilerek güven ve mutluluğunu onda aramıştır.

Şurası bir gerçektir ki; toplum olsun, birey olsun yaşamlarını ve işlerini güvence içinde sürdürmek isterler. Bu onların en doğal haklarıdır.

Kimden gelirse gelsin, hangi türden olursa olsun tüm haksızlıklara karşı en büyük güvence isse kuşkusuz bağımsız mahkemelerdir.

O halde mahkemelerin kesinlikle yansız, güvenilir, her türlü kuşku ve etkilerden uzak ve saygın olması, toplumun güven ve huzuru için şarttır.

Ancak bu inanç ve güvenle yaşamlarını sürdürecek ve haksızlıklar karısında “Türkiye’de hâkim var” diyebilmenin güvencesi içinde huzurlu olacaklardır.

Bu bakımdan Adalet dağıtımı devletin en önde gelen ve vazgeçilemeyen görevleri arasındadır. Ulusumuzca içtenlikle benimsenen ve yüzyıllar boyu değerini yitirmeden uygulanagelen “Adalet Mülkün Temelidir” ilkesinin anlamı da budur.

Zira toplum ve bireyler son merci olan mahkemeye ve onu yöneten hâkime inanmak ve güvenmek ihtiyacındadırlar.

Böyle olunca hâkimin de özel ve resmî, yaşantısını hizmetin özelliğine, saygınlığına ve ciddiyetine yaraşır biçimde düzenlemesi gereklidir. Hâkim ciddi, vakur, dürüst, zeki, kavrayışlı ve bilgili olmalı, konuşması, giyinmesi ve davranışlarıyla toplumun güven ve saygısını kazanmalıdır.

Hangi koşullar altında olursa olsun daima yansız kalmalı, kendisine gösterilen güven ve saygınlığı hiçbir nedenle yitirmemelidir.

Bugün Adalet dağıtımında görev alan Hâkim, Cumhuriyet Savcısı ve Adalet mensuplarının bu gerçeklerin bilinci içinde ve her türlü olumsuz etkilere karşı büyük bir özveri ile görevlerini sürdürdüklerine inanıyor ve bunu huzurlarınızda açıkça belirtmekten kıvanç duyuyorum.

Görülen hizmet devletin başta gelen görevlerinden biri Türk Ulusu adına adalet dağıtımıdır. Mahkemelerin kendilerine özgü bir saygınlığı eski deyimiyle mehabeti olmalıdır.”

 

Alıntı: Hâkim Mustafa Sabri Livanelioğlu

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , | ADALET AHLÂKÎ, HUKÛKÎ VE MANEVÎ BİR DEĞEDİR için yorumlar kapalı
Eki 14

BU AŞKI MAHŞERE SAKLADIN

BU AŞKI MAHŞERE SAKLADIN

 

Hicrana bandırdım baharı yazı

Gönül güllerini güze sakladın

Sarar güz gülünü Eylül ayazı

Bu aşkı yüreğe göze sakladın

 

Bir bakışla nasıl kandırdın beni?

Hasat mevsiminde yandırdın beni

Aşk ile deliye döndürdün beni

Bu aşkı gönlünde öze sakladın

 

Hasretin Cehennem vuslatın Cennet

Bitsin artık zulme dönen bu cinnet

Eyledin kalbimi aşkına minnet

Bu aşkı cilveye naza sakladın

 

Bu can bu sevgide huzuru buldu

Her vakit kavuşma hırsıyla doldu

Dillerden düşmeyen bir türkü oldu

Bu aşkı nağmeye saza sakladın

 

İçimde batmayan güneşten kordun

Nazınla bu canı yordukça yordun

Kötü gözler nazar eder diyordun

Bu aşkı kaygıdan beze sakladın

 

Özündeki aşkla bir kez bakmadın

Şu korku tahtını neden yıkmadın?

Nice yazlar geçti hala bıkmadın

Bu aşkı hicranlı yaza sakladın

 

Bir an bildirmedin sevgini bana

Şöyle sevdirmedin hiç kana kana

Hiç mi acımadın seven bu cana?

Bu aşkı kadere ize sakladın

 

Kederlenme ey can ahtımız birdir

Sevgi otağında tahtımız birdir

Yaradan emretmiş bahtımız birdir

Bu aşkı mahşere bize sakladın

 

Kenan ŞAHBAZ

Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , , | BU AŞKI MAHŞERE SAKLADIN için yorumlar kapalı
Eki 13

“SINIR VE SİNİRLERİ İHLAL” ETMEK

“SINIR VE SİNİRLERİ İHLAL” ETMEK

 

Ağzından salyalar akıyor…”

 “Müfteri…”

“MHP’yi küçülten bu adamla bir yere varamazsınız. Bu adam siyasette çırak bile olamadı, olamayacak da. Bunun varlığı MHP teşkilatı için bir tehlikedir. Bu denli bir tehlikedir…”

“Alçaksın, adisin…”

“Kökten binasip…”

“MHP’nin başındaki beyefendi aile nedir bilmez, onun derdi yok. Ama bizim derdimiz var biz çoluk çocuk nedir biliriz…”

“Devlet Bahçeli MHP’yi aldı CHP’nin yedeği, Pensilvanya’nın oyuncağı, marjinal sol örgütlerin affedersiniz maymunu haline getirdi…”

“Bunlar kafatası milliyetçisi…”

“Bilal’i ver iktidarı al’. Bu ne çirkin bir yaklaşımdır… Ama evladı olmayanların böyle saygısızlığı yapmasından doğal bir şey olmaz…”

“Bunların eli sıkılmaz, bunlara Meclis’te selâm bile verilmez… Yanına mafya kopuklarını toplamışsın, onlarla birlikte her tarafta konuşuyorsun…”

“Sen bozkurtla mı dolaşıyorsun? Ben bozkurtla dolaşmıyorum. Ben insanlarla dolaşıyorum… Bizim gençliğimizin hiçbir illegal işi olmamıştır ama senin geçmişinde bunlar var. Seni muhatap almıyorum…”

“Bunlar milliyetçi filan değil, bunlar ırkçı, bunlar ayrımcı, bunlar kafatasçı…”

“Şeytani olan anlayışa hizmet ettiniz…”

Ve bu minvaldeki daha nice hakaret, aşağılama, kin ve nefret söylemi etmedi de “saray yancısı” “sınır ve sinirleri ihlal” etti?

 

Alıntı Yeniçağ

Posted in Gündem | Tagged , , , , , , | “SINIR VE SİNİRLERİ İHLAL” ETMEK için yorumlar kapalı