May 14

BEHLÜL DÂNÂ’DEN HALİFE HÂRUN REŞİT’E ÜÇ SORU…

BEHLÜL DÂNÂ’DEN HALİFE HÂRUN REŞİT’E ÜÇ SORU…

Behlül Dana Hazretleri, bir gün Harun Reşit’e sorar:

“–Ey halife, sana üç sualim var:

Yer üstünde en fazla olan,

Yeraltında en fazla olan,

Gökyüzünde en fazla olan nedir?”

Harun Reşit, bu suali gayet basit bularak şu cevabı verir:

“–Yeryüzünde en çok olan canlılardır. Yeraltında en çok olan mevtalardır. Gökyüzünde en çok olan da kanatlılardır; kelebekler, kuşlar, vesairedir.”

Behlül Dana ise Harun Reşit’e manidar bir şekilde bakarak şu mukabelede bulunur:

“–Hayır ey halife, sen işin zahirî tarafını söyledin. Hakikatini söylemedin. Gerçek şu ki:

Yeryüzünde en çok mevcut olan şey; tamahlardır, hırslardır, kıskançlıklardır, bitmek-tükenmek bilmeyen nefsani arzulardır.

Yeraltında en çok mevcut olan şey de; «eyvah, vah vah» ile “keşke” lerdir.

Gökyüzünde en çok mevcut olan ise Arş-ı Âlâ ’ya yükselen Salih amellerdir.”

Kur’an-ı Kerîm’in pek çok ayetinde “keşke” ifadeleri vardır. Cenâb-ı Hak bu ifadelerle, insanın ahiretteki pişmanlıklarını haber vererek, bizleri şimdiden ikaz buyurmaktadır.

Dolayısıyla, emr-i Hak vaki olup ecel senedinin vadesi dolduğunda; “ah, vah, keşke” demenin bir faydası olmayacağı için, bugünleri Cenâb-ı Hakk’ın rızasını tahsil yolunda değerlendirmek ve kabirde pişmanlık sebebi olacak hususlardan titizlikle sakınmak elzemdir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2020 – Kasım, Sayı: 417

Posted in Hikayeler | BEHLÜL DÂNÂ’DEN HALİFE HÂRUN REŞİT’E ÜÇ SORU… için yorumlar kapalı
May 13

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

13 Mayıs:

1846 – ABD Kongresi, sınır devriyelerine baskın yapılmasını gerekçe göstererek Meksika‘ya savaş ilan etti.

1915 – Çanakkale‘de, Muâvenet-i Milliye muhribi, Golyath zırhlısını torpilleyerek batırdı.

1965 – Batı Almanyaİsrail‘i tanıdı.

1981 – Papa II. Jean PaulMehmet Ali Ağca tarafından Roma‘da gerçekleştirilen suikast girişiminde vurularak yaralandı.

2005 – Özbekistan‘da meydana gelen Andican olaylarında güvenlik güçlerinin sivil halka ateş açması nedeniyle yüzlerce kişi öldü.

IX. Pius (d. 1792)

Vedat Türkali (d. 1919)

Charles Édouard Guillaume (ö. 1938)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 13

SEVGİNE MUHTACIM ANNE!

SEVGİNE MUHTACIM ANNE!

* * *

Sen her zaman güneşimsin ayımsın

Meleklerden sen en güzel payımsın

Hayat pınarımsın gönül çayımsın

Dertlerime şifa ilacım annem!

O sonsuz sevgine muhtacım annem!

* * *

Cennetin mührü ak alnında senin

Cennet ayağının altında senin

Her vakit evladın aklında senin

Dertlerime şifa ilacım annem!

O sonsuz sevgine muhtacım annem!

* * *

Senin ile dolu dolu hislerim

Şu an bile bebek olmak isterim

Seni çağırıyor gönül seslerim

Dertlerime şifa ilacım annem!

O sonsuz sevgine muhtacım annem!

* * *

Gönül tarlasına sevgi ektin sen

Hep evlat uğruna çile çektin sen

Eşin hiç bulunmaz bir melektin sen

Dertlerime şifa ilacım annem!

O sonsuz sevgine muhtacım annem!

* * *

Söyle yüce dağlar karsız olur mu?

Sevgi dolu yürek arsız olur mu?

Yiğit olan yiğit yarsız olur mu?

Dertlerime şifa ilacım annem!

O sonsuz sevgine muhtacım annem!

* * *

Becerikli anlam yüklü ellerin

Nasılda kokardı gönül güllerin

Çare olur merhem olur dillerin

Dertlerime şifa ilacım annem!

O sonsuz sevgine muhtacım annem!

* * *

Her canlı hem suya havaya muhtaç

Dertli olanlarsa devaya muhtaç

İnsanoğlu insan anaya muhtaç

Dertlerime şifa ilacım annem!

O sonsuz sevgine muhtacım annem!

* * *

Sensiz tatsız ekmeğim de aşımda

Okşayan bir el yok şimdi başımda

Yazsın vasiyetim mezar taşımda

Dertlerime şifa ilacım annem!

O sonsuz sevgine muhtacım annem!

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | SEVGİNE MUHTACIM ANNE! için yorumlar kapalı
May 12

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

12 Mayıs:

1925 – Japon İmparatorluğu‘nda siyasi muhalefeti topluca bastırmak için Barışı Koruma Yasası adlı antikomünist yasa onaylandı.

1926 – Birleşik Krallık genel grevi sona erdi.

1947 – İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi‘nde yetişen 10 sanatçının oluşturduğu 10’lar Grubu kuruldu.

1951 – Hiroşima ve Nagazaki‘ye atılan bombaların 100 katı büyüklüğünde yıkıcı gücü olan ilk hidrojen bombası denemesi Eniwetok Atolü‘nde yapıldı.

2008 – Çin‘de Siçuan depremi gerçekleşti: yaklaşık 70.000 kişi öldü.

Florence Nightingale (d. 1820)

Katharine Hepburn (d. 1907)

Ömer Kavur (ö. 2005)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 12

TBMM RAPORU NEDEN RAFA KALDIRILDI?

TBMM RAPORU NEDEN RAFA KALDIRILDI?

2006 Yılında” Çocuklarda ve Gençlerde Artan Şiddet Eğilimi ile Okullarda Meydana Gelen Olayların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla” Meclis Araştırması Komisyonu kuruldu. Hakkını teslim etmek gerek, TBMM Araştırma Komisyonu çok ciddi çalıştı ve yüzlerce sayfalık harika bir rapor hazırladı. Ne yazık ki; Türkiye geleneği olarak o raporda bir daha kapağı hiç aralanmamak üzere Meclis’in tozlu rafları arasındaki nadide yerini aldı!..

***

TBMM Araştırma Komisyonu’nun raporundaki, tespitler ve öneriler dikkate alınıp gerekli çalışmalar eksiksiz yapılsaydı ne olurdu?.. O rapordan bazı alıntılar yapıp, sorunun cevabını sizlere bırakalım…

Raporun ÖNSÖZ’ünden;

-Şiddet, özellikle son yıllarda dünyada ve ülkemizde sadece şiddeti uygulayan ve şiddet ile karşılaşanları değil toplumun her bireyini dolaylı ya da doğrudan etkileyen çağımızın en önemli toplumsal sorunlarından biridir.

Türkiye’de şiddet ve şiddete bağlı sorunların hızla artması ve bu kapsamda, şiddet olaylarının çocuk ve gençleri de içine alan bir problem hâline gelmesi; karar vericilerin, hizmet sunucuların, ailelerin ve toplumdaki her bireyin ivedilikle bir şeyler yapması zorunluluğunu ortaya koymaktadır.

***

-“Silah Taşıma ve Çete Üyesi Olma” başlığından;

Gençlerin %9,2’si delici-kesici alet taşımakta (erkeklerin %13,1 ve kızların %4,3), ateşli silah taşıma %5,9 (erkeklerde %8,5 ve kızlarda %2,6) ve çete üyesi olma %7,7 (erkeklerde %10,6 ve kızlarda %4,1), şeklinde bulunmuştur. Şiddet davranışlarında önemli bir etken olarak tespit edilmiştir.

Gençler arasında yaralanma ve şiddet davranışları açısından riskli davranışlar oldukça yaygındır. Her 10 gençten biri delici-kesici alet, her 20 gençten biri ateşli silah taşımakta ve her 12 gençten biri de çete üyesidir. Bu tablo gençlerin şiddet ile ilgili ortamlarda bulunduklarını göstermektedir.

Gençlerin silaha ulaşmalarının engellenmesi, toplumda genel olarak silaha ulaşma ile ilgili yasal durumun güçleştirilmesi ile sağlanabilir. Toplumdaki bireylerin silah sahibi olmalarının azaltılması gençlerin silaha ulaşmasını sınırlandıracaktır. Bu konu ile ilgili değerlendirmelerin yapılması ve önlemlerin ivedilikle alınması gerekmektedir.

Gençlerin silah ve şiddet arasındaki ilişki konusunda bilgilendirilmesi gerekmektedir.

Toplumda silaha bakış açısının değerlendirilerek, “silah” taşıma ve bulundurmanın “şiddet” nedenleri arasında yer aldığının vurgulanması gerekmektedir.

Evlerinde silah bulunduran ebeveynlerin, silahların evden çıkmasını sağlamaları gerekmektedir. Ebeveynler, evden silahı uzaklaştırmıyorlarsa çocuklarının silah bulundurdukları konusunda bilgi sahibi olmamalarını ya da ulaşmalarını engelleyici tedbirleri almaları gerekmektedir.

Okullarda silah taşıma ve çete etkinliklerinin olma durumunun izlenmesi gerekmektedir.

***

-Öneri ve sonuç bölümünden;

-Çocuk ve Gençlerde Şiddetin Azaltılmasına Yönelik Müdahale Programları Planlanmasına Katkı Sağlayacak Bulgular

Çalışma bulguları çocuk ve gençlerde şiddetin önlenmesine yönelik programların nerelerde, hangi kaynak ve yöntemler kullanılarak yapılabileceği konusunda da önemli veriler sağlamıştır;

Cezaevine girmeden önceki yaşamlarında çocukların, boş vakitlerini ağırlıklı olarak arkadaşları ile gezerek, daha az sık olarak da erkeklerin kahve/internet kafeye giderek, kızların ise gazete/dergi okuyarak geçirdikleri saptanmıştır. Boş vakitlerinde “ders kitabı dışında kitap okuma” ya da “kültürel aktivitelere katılma” oranları istenenin altındadır. Çocuk ve gençlerin boş vakitlerini kendilerine olumlu yaşam becerileri kazandırabilecek, spor ve kültürel faaliyetlere ağırlık veren tarzda, değerlendirebilmeleri için gerekli ortam ve fiziksel şartların sağlanması çocuk ve gençler arasındaki şiddet davranışlarının azaltılmasına katkıda bulunacaktır. Bu faaliyetlerin içerik ve niteliklerinin belirlenmesine yönelik araştırmalar yapılarak, toplumda çocuk ve gençlere yönelik boş vakit değerlendirme olanakları artırılmalıdır.

Çocukların zamanlarını hangi ortamlarda nasıl geçirdikleri hakkındaki bu tür bilgiler çocuklarda şiddetin önlenmesine yönelik müdahale programlarında çocukların bir arada bulunabileceği mekanlar ve aktarılmak istenen mesajların yayılabileceği kaynaklar hakkında yol gösterici niteliktedir ve değerlidir. Öte yandan, çalışmanın niceliksel vasfı ve cevapların kapalı uçlu olarak alınması gerekliliği, çocukların arkadaşları ile zaman geçirirken neler yaptığı, birbirlerini etkileme özellikleri; internet kafelerdeki etkilenimleri ve ilişkileri, internette hangi siteleri kullandıkları; ya da okudukları gazete ve dergilerde ilgilerini çeken konular benzeri bilgilerin alınmasına olanak tanımamıştır. Bu tür detaylı bilgilerin alınmasına yönelik ileri araştırmalar yapılması değerli olacaktır.

Kişilerin, şiddetin sık olduğu ortamlara katılımını kolaylaştıran veya şiddete katılımı doğrudan etkileyebilecek “risk” özelliklerinin çalışılan gruplardaki yaygınlığının saptanması ve zaman içinde takibi, ilgili toplumların şiddete “duyarlılığını” tespit etmede önem taşır. Çalışma grubundaki çocukların %40’ının sigara içtiği; %30 kadarının kumar ve/veya şans oyunu oynadıkları; cezaevi dışında iken %40’ından fazlasının delici-kesici alet taşıdığı ve yaklaşık 3 kişiden birinin ateşli silah taşıdığı saptanmıştır. Suç işlemiş çocuklar grubundaki bu “yüksek” hızlar, tespit edilen bu özellikler ile şiddet ve suç arasındaki ilişkiler hakkındaki ön bilgilerimizi destekler özellikte olup, çocukların şiddete karşı korunma programlarında bu tür “riskli” davranış alışkanlıklarının azaltılmasının önemini vurgular niteliktedir. Çalışmada çocuklar, silah taşımalarının altında yatan ana sebebi “ortamın güvensiz olmasına” bağlamışlardır. Bu anlamda, çocukların yaşadıkları sosyal çevrenin (toplum bazında) iyileştirilmesi; emniyet güçleri, okul idarecileri ve ailelerin çocukların “güvenli” bir ortamda yaşamaları için çaba harcamaları, gerekli önlemleri almaları ve bir problem ile karşılaştıklarında bunu kendilerine danışarak veya yardım isteyerek çözebilecekleri güvencesini vermeleri önem taşımaktadır.

***

-Bu bulgular ışığında,

Şiddet olaylarının ve suça itilmenin yasaklar konarak ya da ceza vererek değil; çocukların ihtiyaçları ve şikayetlerinin dinlenmesi, çözüm önerileri geliştirirken çocuk ve gençlerin “birey” olarak görüş ve katkıları ile bu sürece aktif katılımlarının sağlanması çalışmaların etkisini artıracaktır.

Şiddet uygulayan, suç işleyen veya bunlara yatkınlığı olan gruplarda bu tür davranışları önleme ve müdahale çalışmalarında başarı için ülkenin psikolojik, ekonomik, kültürel ve siyasal ihtiyaçları gözönünde bulundurularak, ülkeye özel modeller oluşturulması, geliştirilmesi, uygulanması ve sonuçlarının düzenli olarak değerlendirilip, gerekiyorsa etkinliği artırma yönünde yenilenmesi doğru olacaktır. Bu modellerin geliştirilmesinde, bu çalışmada olduğu gibi, ülke tabanlı verilerin toplanması, niceliksel ve niteliksel araştırmalar ile risk faktörleri ve müdahale etkinliklerinin başarılarının değerlendirilmesi, etkinliklerin kanıta dayalı olarak yapılmasını sağlayacak ve başarıyı artıracaktır. Son olarak, şiddet ile mücadelede başarı için “ön koşul”, disiplinler arası ortak bir anlayış, tutum ve çalışma sergilenmesi ve çalışmalarda süreklilik sağlanması olmalıdır.

***

Rapor ortada…

“İvedilikle” ne yapıldı?..

Bol şekilli ve görüntülü toplantılar… Üst perdeden atılan nutuklar… “cek”ler “cak”lar… Bugün; anneler-babalar kan ağlıyor. Pişkin yöneticiler ise ballı koltuklarında sefa sürmeye devam ediyor!..

Alıntı: Ahmet Takan

Posted in Gündem | TBMM RAPORU NEDEN RAFA KALDIRILDI? için yorumlar kapalı
May 11

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

11 Mayıs:

330 – KonstantinopolisRoma İmparatorluğu‘nun resmî başkenti oldu.

1867 – LüksemburgFransa‘dan bağımsızlığını kazandı.

1920 – Mustafa Kemal Paşa, İstanbul‘daki Divan-ı Harp tarafından idama mahkûm edildi.

1960 – Nazi savaş suçlusu Adolf EichmannBuenos Aires‘te bir Mossad ekibi tarafından kaçırıldı.

1985 – Birmingham City FC ile Leeds United arasında Birmingham‘da yapılan futbol maçı sırasında çıkan Bradford City stadyum yangınında 56 kişi öldü, 265 kişi yaralandı.

VI. Leon (ö. 912)

Salvador Dalí (d. 1904)

Bob Marley (ö. 1981)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 11

ANNE İLE İLGİLİ ALTIN SÖZLER

ANNE İLE İLGİLİ ALTIN SÖZLER

“Anne sevgisi, her şeyin üzerindedir. Anne sevgisi, hiçbir şeyle değişilmez, hiçbir şeyle ölçülemez.” – Ömer Hayyam

“Anne sevgisi, hiçbir şeyde bulunmayan bir güzelliktir.” – Ahmet Hamdi Tanpınar

“Bir kadın, dünyanın en yüksek dağına bile tırmanabilir ama anne olabilmesi için bir çocuğun kalbine girmesi gerekiyor.” – Sait Faik Abasıyanık

“Anne, her zaman seni anlar, seni dinler ve sana güvenir.” – Cemal Süreya

“Annelik, dünyanın en büyük zevklerinden biridir.” – Halide Edip Adıvar

“Bir anne için çocuğunun mutluluğu, dünyadaki en büyük mutluluktur.” – İbrahim Şinasi

“Bir annenin sevgisi, çocukların güneş ışığıdır.” – Necip Fazıl Kısakürek

“Anneler, insanı insan yapan en önemli varlıklardır.” – Ziya Gökalp

“Anne, yaşamın devamıdır ve hayatın en güzel anıdır.” – Yahya Kemal Beyatlı

“Bir anne, evladını dünyaya getirirken, aynı zamanda ona sonsuz sevgisini, fedakarlığını ve özverisini de verir.” – Ziya Gökalp
“Bir anne, kendi hayatını çocuğunun hayatına adamış, onun mutluluğu için her türlü fedakarlığı yapmaktan çekinmeyen kişidir.” – Cemil Meriç
“Bir milletin karakteri annelerinin karakteriyle belirlenir.” – Mustafa Kemal Atatürk

Posted in Atasözleri Vecizeler | ANNE İLE İLGİLİ ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
May 10

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

10 Mayıs:

1497 – Amerigo VespucciYeni Dünya‘ya doğru yapacağı ilk yolculuk için İspanya‘nın Cádiz kentinden ayrıldı.

1556 – Marmara denizi depremi meydana geldi.

1872 – Victoria WoodhullABD Başkanlığı‘na aday olan ilk kadın oldu.

1981 – François Mitterrand, üçüncü kez katıldığı seçimlerde Fransa cumhurbaşkanı oldu.

1994 – Güney Afrika Cumhuriyeti‘nin ilk siyahî devlet başkanı Nelson Mandela göreve başladı.

Jean de La Bruyère (ö. 1696)

Thomas Young (ö. 1829)

Haydar Aliyev (d. 1923)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 10

28 YILLIK KEHANET(!) 1

28 YILLIK KEHANET(!) 1

Bugün, Terörsüz Türkiye diye başlayan “Üçüncü Nesil PKK Açılımı” uygulamaya sokuldu. 28 yıl önce ABD’de ortaya konan kehanetler (!) gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Tabi, Türk Milleti’ni aşabilirlerse…

Aşağıdaki yazı 15 yıl önce, 2 Ekim 2011’de MDM internet sitesinde yayınlanmıştır. 

Bugünlerde (Şubat- Mart 2026) sosyal medyada ortaya çıkan; bölücü PKK terörünü, neredeyse, kutsayan “Türkiye’nin Kürt Meselesi” isimli kitapla ilgilidir.  2021 Temmuz’unda da Pankuş Yayınları’ndan çıkan Türkiye’nin Rotası isimli kitabımda da yer almıştır (s. 31).

“Türkiye’nin Kürt Meselesi”,  CİA’nın 1998’de hazırlattığı bir rapordur. Bütüne baktığınızda bir projenin uygulama planı da denebilir. CİA’nın yan kuruluşu olan Carnegie Ölümcül Çatışmaları Önleme Komisyonu’nun bir çalışmasıdır. Başka bir CİA kuruluşu olan RAND da malî destek sağlamıştır.

Kitap, Türk Milleti’nin itirazı aşılamayınca yarım kalan önceki (2009 Habur ve 28 Şubat 2015 Dolmabahçe Sarayı) PKK açılımlarının ve 2024’te başlayıp hâlen devam eden Terörsüz Türkiye sürecinin, ya da daha doğru ifadeyle, Üçüncü Nesil PKK Açılımının rotasıdır. Anlayacağınız kahinlerin (!) 28 yıllık kehanetlerini gerçekleştirmeye çalışanlar var. Tabi, Türk Milleti’ni aşabilirlerse…

Türkiye’de olan biteni on üç yıl önceden bilen kâhinler: Morton Abromowitz, Graham Fuller, Henry Barkey 

ABD ne planlamıştı, Türkiye’de neler oluyor? Çok çarpıcı ve aynı zamanda kırıcı bir soru değil mi? Ama “Türkiye’nin Kürt Meselesi[i] kitabını okumaya başlayınca bu soru tam yerine oturuyor.

Kitabın yazarları Graham Fuller ve Henri Barkey. Bu kişilerin kimler olduğu hakkında açıklamaya gerek olduğunu sanmıyorum. Konuyla biraz(cık) ilgili olanlar için bile çok tanıdık isimler.

Kitabın ilk baskısı 1998 yılında ABD’de yapılmış, ön sözü ise 1991 yılında Türkiye’den ayrılan eski ABD Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz tarafından yazılmış. Kitap, Türkçeye Eylül 2011’de çevrilerek Profil Yayınları tarafından basıldı.

Kitabevinde dolaşırken yazarları dikkatimi çeken, kısacık incelemede diğer alacaklarımı unutturan kitabı aldım ve çıktım. Daha ön söz(ler) ve giriş bölümünde beynime çiviler, yüreğime oklar saplandı, daraldım… İçimde volkanlar patladı. Kitabın ilk sayfasını geçemeden bu yazıyı kaleme alma ihtiyacını hissettim.

Yazarlar kendi ön sözlerine “Her şeyden önce bu bir siyasi çalışmadır” diyerek başlıyorlar. 1998’de, hem de Türkiye için yapılmış böyle bir çalışmanın 2011’de, yani 13 yıl sonra Türkçe olarak yayımlanması çok dikkat çekici. Bana vaktin geldiğini düşündürdü. Hani infaz günü idam mahkûmunun hücresine sabah gün doğmadan gelirler, kararı yüzüne okurlar ya… Her neyse…

Özel Bir İsimden İlginç Sözler

Abramowitz ön söze, “Bu kışkırtıcı kitabın konusu, Türkiye Kürtlerinin sorunlarının nasıl aşılabileceğidir” diye başlıyor. (Burada dikkatinizi yeniden tarihe çekmek istiyorum. 1998’de Irak’ta hâlâ Saddam işbaşındadır.) Bu demektir ki, Irak’ta yaşayan Kürtlerin problemleri ya çözülmüş (!) ya da ABD için Türkiye’de yaşayan Kürtlerinki kadar önemli değildir.

Büyükelçi, yazarların; “Ülkenin mevcut sınırları içerisinde (1) yasal bir Kürt kimliğini ortaya koyan, (2) güneydoğudaki mevcut askerî yaklaşımı çarpıcı biçimde azaltan ve değiştiren, (3) Kürt siyasi partilerini taciz eden veya koruyan, (4) Kürtlerin kendi dillerinde eğitim almalarına imkân veren ve (5) merkezi idareden yerel idareye geçen bir çözüm talep ettiklerini” söyledikten sonra, “Benim bunlardan daha iyi bir önerim yok” cümlesini ekliyor.

Devamında, “Bugün çok sayıda Türk hâlâ ABD’nin Türkiye’yi bölmeye ve ülke toprakları üzerinde bir Kürt devleti kurmaya çalıştığına inanmaktadır(…) Bu tür bir planın varlığını ne kadar inkâr ettiysem de insanlar buna belirli ölçüde kuşkuyla yaklaşıyorlardı (…)” satırları geliyor.

Haydi bu satırlar üzerine kuşkularınızı yok edin bakalım, ne kadar başarılı olabileceksiniz?

Büyükelçi, “Terör ve terörist” ifadelerini hiç kullanmıyor; hep “Kürt isyancılar” diyerek “İnsan hakları ihlallerinin yapıldığını” vurguluyor. “İsyancılar (…) ihtiyaç duyduklarında Irak’ta uluslararası denetim altındaki uçuşa kapalı bir alana sığınıyorlar” cümlesiyle de; ABD’nin teröre desteğini zımnen de olsa resmileştiriyor.

Kim Bu Türk Politika Yapıcıları?

Yazarların kendi ön sözlerinde; “Her şeyden önce, bu eser siyasi bir çalışmadır. Türk politika yapıcıları ve Türk toplumu, ayrıca Türkiye’nin dostları ve müttefiklerinin ülkenin Kürt nüfusu arasındaki huzursuzluktan kaynaklanan sorunlarını incelemek üzere tasarlanmıştır” denmekte. Burada, hemen art arda sorulması gereken sorular ortaya çıkıyor:

Böyle bir konuda “Siyasi çalışma” yapmanın anlamı, Türkiye’nin iç işlerine karışmak değil midir? Yoksa bu çalışma ısmarlanmış bir çalışma mıdır? Ismarlandıysa ısmarlayanlar kim ya da kimlerdir?

Bu “Türk politika yapıcıları” kimdir?

Bu çalışma o “Türk politika yapıcılarına” verilmiş midir?

“Türk politika yapıcıları” bu çalışmaları değerlendirmişler midir?

Bu çalışmadaki “Çözüm teklifleri”ne yönelik plan uygulanmakta mıdır?

“Türk toplumu” için yapıldığı söylenen bu çalışma, neden tam on üç yıl sonra “Türk toplumu”nun bilgisine sunulmuştur?

“Türkiye’nin dostları ve müttefiklerinin Türkiye’nin Kürt nüfusu içindeki huzursuzluktan kaynaklanan sorunları” nelerdir?

Bunlar, Türkiye’de olan biten hakkında biraz kafa yorup düşünen herkes tarafından cevapları verilebilecek/verilmesi gereken sorular.

Yazarlar; “Türk yönetiminin Kürt sorununu tatmin edici biçimde ortadan kaldırma kabiliyetinin korunması gerektiğinin” altını çizerek “Toprak bütünlüğünün korunmasına çok önem veriyoruz; dünyada pek çok ülkenin yıkıcı etnik isyanlar ve ayrılıkçı eğilimlerle boğuştuğu bir çağda eğer mümkünse birleşik bir Türk devleti içerisinde çözüme kavuşulmasından yanayız. Çatışma nedeniyle Türk ve Kürt taraflarındaki can kayıplarından da endişe duyuyoruz” demekteler.

Tek başına “Kabiliyetin korunması” ifadesi için bile sayfalarca yorum yapılabilecekken, neredeyse, üzerine kitap yazılabilecek bir paragraf var karşımızda. Mesaj da alenen ve fütursuzca veriliyor.

Birleşik Türk Devleti ama Kiminle?

Öncelikle “Toprak bütünlüğünün korunması”na önem veren “Dostlarımız (!)” karşımızdadır ki; bu cümle, “Dediklerimiz yapılmazsa ‘toprak bütünlüğü’nüz tehdit altındadır” şeklinde okunmalıdır. Çözüm olarak da nihai teklif (Dayatma),“Birleşik bir Türk Devleti”dir. “Aksi takdirde can kayıpları” tehdidi de açıkça yer almakta.

“Birleşik Türk Devleti” ifadesinde, hemen -adı Türk ya kardeşim…- hissi uyanıyor ama bunu diyecekler de birleşmenin kiminle olacağını açıklamalılar. Tabii cevabı da bellidir, “Kürtlerle”. İşte o devlet artık Türk devleti değildir, ortaklık (Federasyon) devletidir ama adı açıklanmıyor. Herhâlde ona sıra daha gelmemiş olsa gerek.

Ön sözde tehdit devam etmektedir. “İnsan haklarını ihlal etmesi, Türkiye’ye Avrupa ve Washington’da siyasi bedeller ödetecektir. (…) Devlet politikaları bu insanların (Kürtlerin) temel ihtiyaçlarını layıkıyla karşılayamazsa Türkiye’nin devlet olarak bütünlüğü tehlikeye girecektir. (…) Türkiye’nin istenmeyen bir sonuçla karşılaşmasını hiç ümit etmiyoruz.”

Aslında her şey yorum bile yapmaya gerek kalmadan gayet net, açık ve anlaşılır bir biçimde ortada. “Uzun yıllarını Türkiye üzerine profesyonel çalışmalara ayırmış ve yine uzun süreler Türkiye’de kalmış” yazarlar tarafından, “Özellikle Kürt meselesiyle ilgilenen, hatta meselede aktif rol oynayan Kürtlerle (Sorunun asıl kaynağı) görüşülerek yapılan bu çalışmanın en doğru cümlesi, “Yaptığımız çalışmalar sonunda Kürt çatışmasının esasen etnik bir sorun olduğu” cümlesidir. Bu cümle aynı zamanda bir itiraftır çünkü bütün gayretleri bu yöndedir ve etnik, ırkçı bir terör yaratmış oldukları apaçık ortadadır.

Eğri Cetvelden Doğru Çıkmaz

Çalışmada İsrail-Filistin sorunu ile benzerlikler kurulmaktadır. Bu yaklaşım doğru değildir. İsrail ve Filistin halkları kadim tarihten bu yana farklıdır, çatışma içindedirler; dinleri, dilleri ve mensup oldukları medeniyet daireleri ayrılığı olan iki toplumdur.

Türk ve Kürt – ki ben bu ayrımı bile incitici buluyorum – en az bin yıldır birlikte “Biz” olmuşlardır. Yazarlar da “75 yıldır yasal eşitlik temelinde” yaşandığını kendileri vurgulamaktadırlar.

Gerilla (!) örgütlerinin geçirdikleri evrim vs. de denmekte. Filistin’de işgal edilmiş topraklar ve dolayısıyla bir özgürlük hareketi vardır. Fakat Türkiye’de sahip olunan vatanın birliği söz konusudur.

Ön sözün en çarpıcı cümlelerinden birisi de; “Türk devleti zaman içerisinde hamlelerini yaparak kendi seçimlerini gerçekleştirecektir” ifadesidir. “Ümit ederiz, umarız” gibi temenni içeren ifadeler kullanılmayan bu cümlenin yaptırım gücünde hissedilen keskinlik, öfkeden gözlerimizi yuvasından fırlatacak cinstendir. “(…) Türkiye’deki Kürt meselesi bugün ABD için çok önemli bir ülkedeki etnik şiddet olgusunun en önemli örneklerinden biridir” ifadeleriyle birlikte anlam daha da derinleşiyor.

Kaynak: MDM Hakan Paksoy

Posted in Gündem | 28 YILLIK KEHANET(!) 1 için yorumlar kapalı
May 09

TARİHTE BUGÜN

9 Mayıs:

1450 – Mâverâünnehir hükümdarı Abdüllatif Mirza suikasta uğradı ve okla vurularak öldürüldü.

1918 – I. Dünya Savaşıİkinci Ostend Baskını gerçekleşti.

1945 – Sovyet hükûmeti Berlin’de imzalanan teslimiyet anlaşmasının ardından Zafer Günü‘nü ilan etti.

1949 – III. Rainier Monako Prensi oldu.

1950 – Fransa dışişleri bakanı Robert Schuman tarafından Schuman Bildirgesi sunuldu.

John Brown (d. 1800)

Albert Michelson (ö. 1931)

Aldo Moro (ö. 1978)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı