Tem 31

Diyanet İşleri ve Sorumlu Din Bilginleri

images (2)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Diyanet İşleri ve Sorumlu Din Bilginleri
Rica etsek şu ümmet kavramı hakkında bizi aydınlatır mısınız? Ümmet ne demektir? Ümmete dâhil olanlar kimlerdir? Ümmetten sayılmak için onay alınan bir kurum var mıdır? Ümmet olmak için bir sayıya ulaşmak gerekir mi? ‘Bir vücudun âzâları’ veya ‘bir tarağın dişleri’ gibi olan topluluklar hangi topluluklardır? Diyânet İşleri Başkanlığı’nın hazırladığı hutbelerde bazı topluluklar için dualar ediliyor, yardımlar toplanıyor, ‘bir battaniye de onlar için’ gibisinden kampanyalar düzenleniyor. Meselâ Diyânet İşleri Başkanımız, Hocamız, bembeyaz ve işlemeli göz kamaştıran cüppesi ve sarığıyla, bizleri gözyaşlarına boğan bayram hutbesinde “Suriye’deki ateşten, Mısır’daki acıdan, Gazze’deki kandan, Haiti’deki çaresizlikten, Açe’deki musibetlerden, Afganistan ve Pakistan’daki dinmek bilmeyen gözyaşlarından, Somali’deki açlıktan, Sudan’daki fakirlikten” bahsederek, onlara “kardeşim diyebilirseniz bayram sizin bayramınızdır” demişti. Dinleyince bizi almıştı bir düşünce, Doğu Türkistan, Kerkük, Karabağ’da yaşayan ve tıpkı Suriye’deki, Haiti’deki ve Gazze’deki zulüm görenler gibi mazlum Türklerden hiç bahsetmiyor, hiçbir hutbede isimlerini anmıyor, kampanyalar düzenlemiyordu… Şimdi biz düşünmeden edemiyoruz dedik ya, acaba düşünerek günaha giriyor muyuz? Kerkük, Doğu Türkistan, Karabağ gibi coğrafyalardaki Türkler ümmetten mi sayılmıyor, ümmet mi olamadılar, Müslümanlıkları mı kifâyet etmiyor, takvâda mı, ihlâsda mı, amelde mi eksikler, böyle ise bu eksik notlarını kim veriyor, Diyânet İşleri mi? Veya bu coğrafyalara götürülen birkaç bin Kur’ân-ı Kerim onlara yeter de artar bile mi deniyor?
Hülâsaa, Türk’ün ümmet içindeki üyeliğinde bir problem mi var, bir evrak eksikliği mi söz konusu?
Bu vesileyle ‘evvelen’ Çin zulmünde işkencelere, sorgusuz sualsiz idamlara mâruz kalan Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin, Karabağ’daki kardeşlerimizin ve Kerkük’te kelle avcısı Sünni fanatik, ABD maşası IŞİD militanlarının zulmü altındaki Türk milletinin ve ‘âhiren’ de İslâm âleminin Ramazân-ı Şeriflerini kutluyor, adâlet, hayır ve esenlik getirmesini niyâz ediyorum…
Bu soruyu Diyânet İşleri ve Yüzyılın Fıkıhçısı Hayrettin Karaman ile pek çok din alimlerimizin hassaten cevaplamaları bizleri karanlıklardan aydınlığa çıkaraca ve Ramazan’ın bereketine vâsıl olmuş olacağız inşallah.
 
Kaynak: http://www.haberfedai.com/yazi/732/diy-net-isleri-ve-yuzyilin-fikihcisi-hayrettin-karaman-a-ramazan-sorular#.U7bBvpR_sxA
Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Diyanet İşleri ve Sorumlu Din Bilginleri için yorumlar kapalı
Tem 30

“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” Politikası

431817-3-4-0070a
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
“Yurtta sulh, cihanda sulh” politikası
Balkan Harbi’nin sonunda Rumeli’yi kaybettiğimiz gibi “Muvakkaten” (=Şimdilik ve Geçici) kaydı ile İtalya işgaline terk edilmiş olan 12 ada’nın İtalya idaresinde kalmasına razı olduk.
İtalyanlar 12 adayı 1912’den 1947’ye kadar ellerinde tuttular. 1947’de akdedilen bir anlaşma ile İtalya, 12 adayı Yunanistan’a terk etti. Çünkü harbin sonunda İtalya mağluplar, Yunanistan galipler zümresinde bulunuyordu.
Rivayete inanmak lazım gelirse, bizim 1945’te fiilen değilse bile şeklen İtalya’ya harp ilan ettiğimiz sırada, 12 ada bir ara sahipsiz kalmıştı. Hatta “12 ada’yı işgal ediniz” diye teklif aldığımız, bizim  “Hayır, biz yurtta sulh, cihanda sulh politikasından ayrılmayız. Kimsenin arazisinde gözümüz yoktur.” Diye cevap verdiğimiz söylenir.
Fakat şurası muhakkak ki, mağlup olan Almanya ile İtalya’ya harp ilan etmiştik. Sahipsiz adaları işgal etmek, sonra siyasi durumun cereyanına göre yeni bir statüye bağlamak mümkündü. Adaları ele geçirmek ihtimali de vardı. İhmal edilmiş, fırsat kaçırılmıştır. Bu fırsat kaçırılmasydı, bugün “Kıbrıs Davası” diye bir dava da olmayacaktı.
 
Kaynak: Türk Siyasi Tarihi / Tahsin Ünal
Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , , , , , , | “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” Politikası için yorumlar kapalı
Tem 29

“Büyük İsrail” projesi

admin-ajax
“Büyük İsrail” projesi
Bir dostum, “Bu IŞİD denilen örgüt, Suriye’den gelen sığınmacılar arasında Türkiye’de örgütlenmiş, yani Türkiye’ye gelmiş olabilir mi?” diye sordu. Haberlerde ise “IŞİD sınırımıza dayandı” deniliyor! Soruya, “IŞİD, zaten Türkiye’den gitmedir” diye cevap verdim. Dünyanın çeşitli ülkelerinden geldiler, Türkiye’de organize edildiler, silahlandırıldılar, askeri eğitimi olmayanlara eğitim verildi ve El Nusra örgütünün şapkası altında Suriye’de rejimi devirmeye gönderildiler. Türkiye’nin uyguladığı proje buydu. Ancak militanları gönderenlerin organizasyonu başkaydı. IŞİD’i kuracak ve Türkmenlerin yerleşik olduğu coğrafyaya saldırarak, Kuzey Irak’taki Kürt devletine Kerkük’ü işgal etme fırsatı oluşturacaklardı. Bunun için Musul’a saldırdılar. Hafif silahlı 900 kişi kara yolundan arabaların arkasında seyahat ederek Musul’a girdi. Musul’un valisi Nuceyfi, Irak Başbakanı Maliki’nin devrilmesi için askerlere ricat emri verdi! Irak ordusu, tanklarını bile IŞİD’e bırakarak Musul’dan kaçtı. Şimdi Maliki’yi yeniden Başbakan yapmamak içir uğraşıyorlar. İran ise Maliki’nin düşürülmesi kararının Türkiye’de alındığını, IŞİD’e bu sebeple yol verildiğini söylüyor. 
ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Pearson, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusu dahil Erzurum’dan Bağdat’a kadar uzanan toprakların tek bir ekonomik bölge olması gerektiğini söyledikten sonra, Barzani’nin İnternet sitesinde, “Bu coğrafya, siyasi olarak da tek bir bölge olacak, Türk askeri işgal ettiği Kuzey Kürdistan’dan çekilecektir”  denilmişti. “Nil’den Fırat’a kadar Büyük İsrail” projesinin hayata geçirilmesi için öncelikle bu coğrafyada, egemenliğin Türklerin elinden çıkması gerekmektedir! Yahudi ağırlıklı ABD yönetiminin emriyle, Türk subaylarının kafasına çuval geçirilmesinin sebebi de budur.
Kaynak: http://www.yenicaggazetesi.com.tr/isidden-buyuk-israile-giden-yol-31307yy.htm
Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , | “Büyük İsrail” projesi için yorumlar kapalı
Tem 28

Bir Eşek, Bir Öküz

ess
     okuz-alacatı-port-cesme-20130621
 
 
Bir eşek, bir öküz
 
İki softa, ramazanda bedava yiyip içeriz diye bir Bektaşi köyüne misafir olurlar. Hoşbeşten sonra, içlerinden biri tuvalete gider. Bektaşi, bu softaları kontrol etmek için odada kalana sorar:
– Senin arkadaşın nasıl bir adam? Bilgisi var mı, yok mu?”
O da kendini üstün göstermek için 
-Bırak şunu, eşeğin tekidir”, cevabını verir. 

Biraz sonra öteki softaya da aynı soruyu sorar: 
– Senin arkadaşın nasıl bir adam? Bilgisi var mı, yok mu? 
Bu softa da öteki gibi 
“Bırak şunu, öküzden farkı yoktur”, cevabını verir. 
Akşam olunca iftar sofrası kurulur. Fakat tepsinin üzerinde arpa ile samandan başka bir şey göremeyen softalar hayretle sorarlar: 
– Bunlar ne erenler? 
Bektaşi gülerek cevap verir: 
– Biriniz eşek, ötekiniz öküz. Sizin için bunlardan daha iyi azık olur mu?”
Posted in Fıkralar | Tagged , , , , , , , , , , | Bir Eşek, Bir Öküz için yorumlar kapalı
Tem 27

BOZKURT ATATÜRK

Atatürkün-Masasındaki-Bozkurtimages (1)

bozkurt8

ATATÜRK,

ZÜBEYDE HANIM,
“Bozkurt”um Mustafam diyerek bağrına bastığı için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,
… Kendi döneminin Adalet Bakanı olan Türkçü Mahmut Esat’ın “BOZKURT” soyadını almasını istediği için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,
İlk yolcu gemisine “BOZKURT” adının konulmasını teklif ettiği için Bozkurt’ur.
ATATÜRK,
Petrol Ofisi’nin armasını “BOZKURT” olarak tasarlattığı için Bozkurt’ur. Günümüzdeki alevli figür daha sonra İsmet İnönü tarafından değiştirilmiştir.
ATATÜRK,
Diğer devletlerden kendisine “BOZKURT” heykeli hediye gönderildiği için bozkurttur.
ATATÜRK,
Türk Milli simgesi olan “BOZKURT’u” Yeni Türk Devleti’nin paralarının ve pullarının üzerinde kullandığı için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,
Milli Eğitim Bakanlığı’nın girişine, Türklerin Ergenekon’dan çıkışını temsil eden bir resim yaptırdığı için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,
Yerli malı olarak üretilmeye başlayan bir sigaraya “BOZKURT” adını uygun gördüğü ve bu sigaranın paket resminin “BOZKURT” olmasını istediği için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,
Türk İzci Ocağı bünyesindeki Çocuklara “Yavru Kurt” yakıştırmasını yaptığı için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,
Fuat Köprülü’nün Türkiyat Enstitüsü’nün amblemi nasıl olması gerektiğini sorduğun da…?
“KARLI TANRI DAĞLARI’NIN ÖNÜNDE ELİNDE MEŞALE TUTAN BİR “BOZKURT” OLSUN. BU MEŞALE, GENÇ TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN İLMİNİN İFADESİ OLSUN. ERGENEKON’DAN ÇIKMAMIZDA KILAVUZ OLAN “BOZKURT” TÜRKLÜĞÜN ANADOLU TOPRAKLARINDAKİ YENİ DEVLETİ’NİN KURULUŞUNU İFADE ETSİN.
Cevabını verdiği için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,
Türk Ocakları’nın amblemini “BOZKURT” yaptığı için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,
Türk İşbirliği ve Kalkınma idaresi Başkanlığı’nın amblemini “KURTBAŞI” olarak önerdiği için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,
Ankara Üniversite’sinin diplomalarının alt köşesine “KURTBAŞI” amblemi koydurduğu için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,
Çalışma masasındaki çağırma zili küçük bir “BOZKURT” heykeli olduğu için Bozkurt’tur.
ATATÜRK,
BOZKURT KANLI,
BOZKURT HUYLU OLDUĞU İÇİN BOZKURT’TUR

 

Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , | BOZKURT ATATÜRK için yorumlar kapalı
Tem 26

Ramazanda…

images (3)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Ramazanda…
 
Gönüller doğrulur anda…
Sevgiler yoğrulur anda…
Yaradan çağrılır anda…
Ramazanda, Ramazanda…
 
Dağlar secde eder şimdi
Kalmaz kaygı, keder şimdi
Gönül sevgi güder şimdi
Ramazanda, Ramazanda…
 
Ruhlar âlemleri aşar
Şeytan, şeytanlıktan şaşar
Müminler Allah’a (CC) koşar
Ramazanda, Ramazanda…
 
Canlılarda barış olur
Yardımlarda yarış olur
Melekliğe varış olur
Ramazanda, Ramazanda…
 
Şahbaz’ım gönlünü yakar
Gönül gözü ile bakar
Gönlü Hakk’a doğru akar
Ramazanda, Ramazanda…
Posted in Şiirlerim | Tagged , , , , , , , , , , , , , | Ramazanda… için yorumlar kapalı
Tem 25

“Kör kütük köle…”

43382_b

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Kör kütük köle…”
AKP Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin’in sözü hala hafızalarımızdan silinmedi. Tam gündemin orta yerinde imanın,
bilimin, demokrasinin canına okuyordu.
Hazret  “Başbakan’a dokunmak bile ibadettir” demiş!
“Kutsallaştırılan, putlaştırılan Başbakan, onu yücelten ise kendi seçtiği milletvekili; seni niye ilgilendiriyor?” diye sorabilirsiniz.
Bu olay herkesi ilgilendiriyor.  “Her toplum lâyık olduğu şekilde yönetilir”  özdeyişini unutmayalım. Yalnız beni, bizi değil çocuklarımızı da ilgilendiriyor.
Çünkü yeni anayasayı, içinde Hüseyin Şahin’in bulunduğu ve kim bilir aynı körü körüne teslimiyete saplanmış kaç kişinin bulunduğunu bilemediğimiz bu Meclis yapacaktır. Merak etmez misiniz; bu ve benzeri milletvekillerini ettiği yemin mi, yoksa Başbakan’a dokunmayı ibadet sayan kör kütük kulluk mu bağlayacaktır Anayasa yapılırken?
(…)  Şahin örneği, milletvekilinin bilgi ve ruh kalitesini fire vermeden tutturmakta halâ sorunlarımız bulunduğunu kanıtlıyor.  O gün Güngör Mengi şöyle yazmıştı./ Vatan (22.07.2011)
“Başbakan’a dokunmak ibadet değildir ve olamaz. Ama bunu söyleyen kişilerden Meclis’i kurtarmak herhalde ibadet derecesinde sevap ve hizmet olur!”
 
Engin Balım da dokunup ibadet etmek istemişti. (22.07.2011)
“İyi de kardeşim, dokunulmazlığı var dokunamıyoruz; koruma ordusundan dolayı vatandaşlar olarak 1 metre yakınına yanaşamıyoruz! İnşallah dokunulmazlıklar kalkar da Erdoğan’ı halkın ibadetine açarsınız…”
DOKUNULMAZLIĞINI BİR KALDIRIN DA, ŞU MÜBAREK RAMAZAN GÜNLERİNDE BİZDEKİ İBADET AŞKINI GÖRÜN!!!!!!!!!! (K.Ş.)
 
Kaynak:Selcan TAŞÇI Yeniçağ
 
Posted in Yazılarım | Tagged , , , , , , , , , , , | “Kör kütük köle…” için yorumlar kapalı
Tem 24

Kur’an’da Devlet-Millet Yönetimi Konusunda Temel Hükümler…(2)

gul15

Kur’an’da Devlet-Millet Yönetimi Konusunda Temel Hükümler…(2)

Kur’an’ın bildirdiği temel hükümler evrenseldir. Yaşanacak her zaman ve mekanda her toplumda, millet, devlet ve yönetimde uyulması gereken hükümlerdir.

Kur’an, takva sahibi olabilmek için adil olunması gerektiğini bildirir..
İslam’ın, İlahi nizamın temel direği adalettir, dengedir, doğruluktur.
Adaletin karşıt anlamı zulümdür. Hakkın gözetilmediği, adaletin olmadığı yerde zulüm ve sömürü vardır.. İlahi, tam ve mutlak adalet ahiret günü yüce Allah’ın huzurunda sağlanacaktır.

Maide süresi 8. ayette:
‘‘Adil olun, bu takvaya en yakın yoldur’’
buyurulmuştur.

Kasas süresi 59. ayette:
‘‘Biz medeniyetleri-ülkeleri zülme sapmadıkça, adaletten ayrılmadıkça yok etmeyiz’’
buyurulmaktadır.                                                                                                                                                         Adaletten ayrılan, zulme sapan toplumların yok edilecekleri bildirilmektedir.

En’am süresi 115. ayette ise:
‘‘Rabbinin sözü(Kur’an, ilahi sistem, varoluş) adalet ve doğrulukla tamamlanmıştır’’
buyurulmaktadır.

İlahi sistem; adaletle, doğrulukla, belli bir denge ve ölçü ile kurulan ve işleyen bir sistemdir. İlahi sitemin kurallarında değişme olmaz. İşleyişinde tesadüflere, tutarsızlığa, luzumsuzluğa yer yoktur..

Adalete aykırı davranışlar; Kur’an’a, ilahi sistemin kurallarına, dengelerine ve işleyişine aykırı davranışlardır. Adaletten ayrılmak, Allah’a ve ilahi sisteme karşı gelmek, sistemin dengelerini bozan davranışlardır. Büyük günahtır..

EMANETİN EHLİNE VERİLMESİ: Kur’an, emanetlerin ehline verilmesini emreder.
Yöneticiler görevlerini emaneten icra ederler. Yönetim görevi milletin emanetidir.

Mülk ve saltanatın asıl sahibi ise Allah’tır. Allah’ın egemeliği, gökleri ve yeri kuşatmıştır. Bir milleti, devleti yönetme, o milletin değerlerine, haklarına sahip çıkma sorumluluğu Allah’ın, en kıymetli-aziz emanetidir.. Yöneticilerin emanete saygılı olmalı ve işlerinde adaletli, dürüst, çalışkan, görevlerinin gerektirdiği bilgi, deneyime sahip olmaları gerekir..

Hz. Peygamberimizin şöyle bir sözü olduğu rivayet edilmiştir:
‘‘Emanetler-görevler layık olmayanlara-ehil olmayanlara verildiğinde kıyameti bekle.. ’’

Aliimran süresi 161. ayetinde ise:
‘‘Kim emanete (Allah’ın ve devletin, milletin malına) hıyanet ederse kıyamet günü günahı boynuna asılı olarak gelir’’
buyurulmaktadır.

Devlet yönetiminde, siyasi çıkar amacıyla, liyakate aykırı, iltimas yapılarak ehil olmayan kişilere görev verilmesi, devlet kadrolarına ‘‘yandaşların’’ doldurulması Kur’an hükümlerine açıkça karşı çıkmaktır. Bu durum, devlet hizmetinde zaafa ve ehil olan kişilerin hakkının zayiine sebep olur.

Kaynak:http://www.diniyazilar.com/2011/06/devlet-millet-yonetimi-konusunda-bildirilen-temel-hukumler/

Posted in Atasözleri Vecizeler | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , | Kur’an’da Devlet-Millet Yönetimi Konusunda Temel Hükümler…(2) için yorumlar kapalı
Tem 23

“Devlet Aklının” İntiharı

intihar_60815

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Devlet Aklının”  İntiharı
MİT çevresinde dönen hiçbir sorun aydınlanamamaktadır. Habur’da kurulan çadır mahkemeleri ile başlayan, karakol baskınları, Suriye’de jetimizin düşürülmesi, Uludere’de kaçakçıların terörist ihbarıyla bombalanması, Başbakanlık’ta bulunan böcek olayı, paralel dinlemeler, Adana’da MİT TIR’larının durdurulması, bayrak indirme provokasyonları,  paralel devlet iddiaları, IŞİD rehineleri vs onlarca sorun çözüm beklemekte ancak sorunlar daha da düğümlenmektedir.
Arap Baharı’nın ardından Orta Doğu’nun terör bataklığına dönüşmesi ve Kürt meselesinde çözüm sürecinden sonra ayrılıkçılık algısının tavan yapması, bölgede ulaşım dahil inisiyatifin PKK’nın eline geçmesi, istihbaratın iyice çuvalladığını gösteriyor. Denetlenmediği için gün geçtikçe pervasızlaşan bir kurumla karşı karşıyayız. İktidar değişirse hesap sorulacağı endişesiyle suçlular her hatayı ayrı bir hatayla kapatmaya çalışıyor. Kırılan bir vazonun sorumluluğunu almaktan kaçtığı için önce masayı ardından evi yakan şaşkını andırıyorlar.
Bir kurumun tüm personeli suçlu veya art niyetli olamaz. Ancak kapalı kurumlarda tepedeki sözde aksakallı ekip Milli Güvenlik gerekçesinin altına sığınarak tüm günahlarını sevapmış gibi yaldızlayıp sunabilir. Profesyonel istihbaratçılar din, millet, vatan reflekslerini sömürerek emrindeki elemanları ölüme bile gönderebilir! Orduya duyulan güvenin zaten azaldığı bir atmosferde, generalleri yeniden hedef tahtasına oturtmak, darbe yapacaklar diye dedikodular yaymak vatan millet sevgisiyle bağdaşmaz! Ayrıca ülkeye zarar veren eylemlerinize karşı çıkıyor, suç ortağınız olmuyor diye susturmaya çalışıyorsanız asıl ihaneti siz yapıyorsunuz demektir!
Devletin ve milletin varlığını kendi varlığına bağlayan megaloman ruhlar en büyük kötülüğü bizzat savundukları kutsallara yaparlar. Darbecilerin neden oldukları felaketler sözde korudukları devlete ve ideolojiye en büyük zararı verdi. Oysa farklı düşünen herkesi hainlikle suçlamak en başta istihbarat mantığına terstir ve  “devlet aklının”  intiharıdır!
 
Kaynak: http://www.yenicaggazetesi.com.tr/karargahtaki-hain-kumpas-31309yy.htm

 
Posted in Gündem | Tagged , , , , , , , , , , , | “Devlet Aklının” İntiharı için yorumlar kapalı
Tem 22

Geyik Boynuzu

odaniza-asabileceginiz-geyik-boynuzu-yapimi,3,con
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
GEYİK BOYNUZU
Rivâyet edilir ki: Hasan Sezâî Efendi zamânında, Edirne’de, kötü yola düşmüş bir kadın vardı. Bir zaman bu kadın hâlisâne olarak tövbe edip, eski hâlinden vazgeçti. Sâlih ameller işlemeye başladı. Fakat, uygunsuz kimseler tarafından tedirgin ediliyor, rahat bırakılmıyordu. Bu kadın HasanSezâî’ye gelerek yardım istedi. O da, kadına dergâhta kadınlara mahsus kısımda kalabileceğini bildirince, bir oda tahsis edilip, kadın orada kalmaya, ibâdet ve tâatla meşgûl olmaya başladı.Bu arada boş durmayan fitneciler, Hasan Sezâî hakkında çirkin iftirâlar yaymaya başladılar. Daha da ileri giderek, bir gece dergâhın kapısına geyik boynuzu astılar. O ise bu hallere sabrediyor kimseye bir şey demiyordu. Geyik boynuzunu dergâhın içine aldırdı. Edirne vilâyeti günlerce bu dedikodularla çalkalandı. Hasan Sezâî Efendi yine sabrediyor, hiç ses çıkarmıyordu.Bu şâyiânın yayılmasından az zaman sonra, Edirne’de müthiş bir uyuz hastalığı peydah oldu. Hasan Sezâî hakkında her kim iftirâ ve dedikodu etmiş ise ve her kim bu dedikoduları dinleyip kabûl etmiş ise, bu hastalığa yakalandı. Hastalık, bu sözlere adı karışmış olanlara yayılıyor, diğer insanlara bir şey olmuyordu. Hastalığa yakalananların bütün vücûtları yara bere içinde kaldı. Hiçbiri derdine çâre bulamadı.

Affı ve merhameti pekçok olan Hasan Sezâî hazretleri onların bu hastalık sebebiyle şiddetli acı ve sıkıntı çekmelerine dayanamadı. Mübârek kalbi tahammül edemeyip, bir gece kılık kıyâfetini değiştirerek çarşıya çıktı. Kahvelerden birine girdi. Hiç kimse onu tanıyamadı. Uyuz olanlara yaklaşarak; “Sizin derdinizin ilâcı Hasan Sezâî’dedir.” deyip oradan ayrıldı. Ertesi gün dergâhın önü ana-baba gününe döndü. Hastalığa tutulan herkes çâre bulmak ümîdiyle dergâha koşuyordu. Hasan Sezâî Efendi, gelenlerden herbirine, onların dergâhın kapısına astıkları geyik boynuzundan kazıyıp, toz hâlinde veriyordu. O tozu yarasına süren herkes Allahü teâlânın izni ile şifâ buldu. Bu arada herkes hatâsını anlayıp, yaptıkları iftirâ ve dedikodulara pişmân oldular, tövbe ettiler. Böyle bir dertten kurtulmuş olmanın verdiği sevinçle, bir sergi açıp üzerine para attılar. Toplanan paralarla dergâhın kapısına bir çeşme yapıldı.

Posted in Hikayeler | Tagged , , , , , , , , , , , , , , | Geyik Boynuzu için yorumlar kapalı