Nis 23

TARİHTE BUGÜN

23 NisanTürkiye ve KKTC‘de Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

1661 – İngiltereİskoçya ve İrlanda kralı II. CharlesWestminster Manastırı‘nda taç giydi.

1920 – Türkiye Büyük Millet MeclisiTürk Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara‘da kuruldu.

1967 – Sovyetler Birliği Soyuz uzay aracının ilk misyonu Soyuz 1Baykonur Uzay Üssü‘nden fırlatıldı.

1997 – Cezayir‘de Ömeriye Katliamı gerçekleşti: 42 sivil öldürüldü.

2005 – İlk YouTube videosu olan Me at the zoo sitede paylaşıldı.

William Shakespeare (ö. 1616)

Bertil Ohlin (d. 1899)

Boris Yeltsin (ö. 2007)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 23

TBMM’DE FIKRALI SOHBETLER

TBMM’DE FIKRALI SOHBETLER

“Aşık Veysel’in yaşadığı yere yaşlı bir hâkim tayin olmuş. Gel git hâkimle Veysel’in dostluğu gelişmiş. Sıcak diyaloglar yaşanırken, bölgeye genç bir hâkim daha tayin edilmiş. Ancak bu hâkim olmadık yerlerdeki konuşması ve boşboğazlığı ile herkesin tepkisi çekmiş. Bir gün sohbet ederlerken genç hâkim, Veysel’in fermuarının açık unuttuğunu görmüş ama densizlik yaparak açık açık söylemiş. Buna aldırış etmeyen Veysel, ‘getirin sazımı’ demiş ve 8 dizelik deyiş söylemiş. Deyişin son iki mısrası genç hâkimi yerin dibine sokmuş. Veysel’in deyişinin son iki mısrası, ‘Hele bakın bize gelen hâkime/Gelir gelmez gözü takıldı s…me’. Çiçek, fıkradaki olayın Devlet Bakanı Egemen Bağış tarafından bilenlere sorularak teyit edildiğini de sözlerine ekledi. Bunun üzerine MHP’li üye Tunca Toskay da İnönü’yle ilgili şu fıkrayı anlattı:
“Bir gün İnönü, teşkilat ziyareti sırasında, bir yönetici usulca kulağına eğilip, ‘efendim pantolonunuzun fermuarı açık’ diye uyarmış. Hiç oralı olmayan İnönü, ‘telaş etme, ölü evinin kapısı hep açık olur’ demiş.”

Kaynak: https://www.odatv.com/siyaset/cemil-cicekten-sikli-fikra-24846

Posted in Fıkralar | TBMM’DE FIKRALI SOHBETLER için yorumlar kapalı
Nis 22

TARİHTE BUGÜN

22 NisanDünya Günü

1453 – İstanbul kuşatması sırasında 72 parça kadırga karadan yürütülerek Haliç’e indirildi.

1529 – İspanyol İmparatorluğu ile Portekiz Krallığı arasında Zaragoza Barış Antlaşması imzalandı.

1809 – Beşinci Koalisyon Savaşı‘nın bir parçası olan Eckmühl Muharebesi sona erdi.

1915 – I. Dünya Savaşı sırasında İkinci Ypres Muharebesi başladı.

2008 – Radara yakalanmama teknolojisiyle geliştirilmiş ilk hava aracı olan F-117 NighthawkABD Hava Kuvvetleri tarafından hizmetten çıkarıldı.

Petronius Maximus (ö. 455)

I. Isabel (d. 1451)

Vladimir Lenin (d. 1870)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 22

“HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR.”

“HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR.”

TBMM’nin açılışı, kurtuluş mücadelesinin en önemli safhalarından biri oldu

Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Kurtuluş Savaşı’nı başlatacak ve Cumhuriyete giden yolda önemli adımlar atılmasını sağlayacak Büyük Millet Meclisi, 106 yıl önce açıldı.

Düşman işgali altındaki Anadolu ve Rumeli topraklarında, Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Kurtuluş Savaşı’nı başlatacak ve Cumhuriyete giden yolda önemli adımlar atılmasını sağlayacak Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 106 yıl önce 23 Nisan’da açıldı. TBMM’nin açılışı, kurtuluş mücadelesinin en önemli safhalarından birisi oldu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmasının ardından, Mondros Mütarekesi’ne rağmen ülkenin işgal edilmeye başlanması üzerine Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı.

Amasya Tamimi ile Erzurum ve Sivas kongrelerinde alınan kararlar, ”ulusun egemenliğini yine ulusun sağlayacağı”nı ortaya koydu.

1919 sonbaharında yapılan seçimlerden sonra Osmanlı Mebusan Meclisi 12 Ocak 1920’de, 168 üyesinden 162’sinin katılımıyla toplandı. Mustafa Kemal, Erzurum mebusu seçilmişti ancak o Ankara’da kaldı. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yanlısı milletvekillerinin çoğunlukta olduğu bu Meclis, 28 Ocak 1920’de yaptığı gizli oturumda Misakımilli’yi kabul etti.

İstanbul’un 16 Mart’ta işgali ve Milli Mücadele yanlılarının tutuklanmaya başlamaları üzerine milletvekilleri ve aydınlar, Ankara’ya kaçmaya başladı.

Mebusan Meclisi de 18 Mart’ta son kez toplanarak, Meclisin süresiz olarak tatil edilmesini kararlaştırdı.

Mustafa Kemal, 19 Mart 1920’de yayımladığı genelgeyle ”Ankara’da olağanüstü yetkili bir Meclis”in toplanacağını duyurdu.

Genelgede, ”Ulusun bağımsızlığını ve devletin kurtarılmasını sağlayacak önlemleri düşünüp uygulamak üzere ulusça olağanüstü yetki verilecek bir Meclisin Ankara’da toplantıya çağrılması ve dağıtılmış olan mebuslardan Ankara’ya gelebileceklerin de bu Meclise katılmaları” istendi.

Bu amaçla yapılacak seçimle belirlenen milletvekilleri ile dağıtılan Osmanlı Mebusan Meclisinden kaçarak Ankara’ya gelebilenlerden 84’ü, ilk Mecliste yer aldı. Mustafa Kemal, 22 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’nin açılışını duyurduğu genelgesinde ise bundan böyle ”bütün sivil ve askeri makamların ve bütün ulusun emir alacağı en yüksek kat”ın bu Meclis olacağını kaydetti.

23 Nisan 1920’de, Hacıbayram Camisi’nde cuma namazı kılınıp, kurbanlar kesildikten sonra ilk TBMM, İttihat ve Terakki Kulübü olarak yapılan binada açıldı. Cumhuriyete giden yolda büyük adımlar atılmasını sağlayacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103 yıl önce 23 Nisan’da açılması, Türkiye Cumhuriyetinin kurtuluş mücadelesinin en önemli safhalarından birisi oldu.

Milli irade

TBMM, açıldığından bu yana milli iradenin yansımasının simgesi oldu. TBMM’nin ilk Başkanı Mustafa Kemal Atatürk, 1 Mart 1920 tarihinde Meclisin 4. toplantı yılının açılışında da bunun önemine dikkati çekti.

Atatürk’ün sözleri tutanaklara şöyle yansıdı:

“Hep birlikte bakışlarımızı, vicdanımızın merkezi olan millete dikelim. Orada erdemin, vefa ve içten bağlılığın, yenileme arzusunun, egemenlik aşkının ve geleceğin sönmeyen ateşi yanmaktadır. Bu kutsal ateş, kendi içindeki bilgisizlik ve karanlığı yakacak ve bağımsızlığımızın önüne dikilecek olan bütün engelleri yıkacaktır. Efendiler, millet önünde, onun hak ettiği bağımsızlığın önünde, onun layık olduğu gelişme ve yenileme arzusu önünde, her kuvvet ancak milletin irade ve amaçlarına uymak şartıyla yaşayabilir. Milletin irade ve amaçlarına uymayanların talihi hüsrandır, çökmedir.”

Posted in Yazılarım | “HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR.” için yorumlar kapalı
Nis 21

TARİHTE BUGÜN

21 Nisan:

1960 – BrasíliaBrezilya‘nın başkenti oldu.

1967 – Yunanistan‘da Yeoryos Papadopulos liderliğindeki Albaylar Cuntası yönetime el koydu.

1975 – Vietnam SavaşıGüney Vietnam devlet başkanı Nguyen Van ThieuSaygon‘u terketti.

2003 – Irak‘taki Saddam Hüseyin iktidarının yıkılmasından sonra Geçici Koalisyon Yönetimi idareyi ele aldı.

2021 – Endonezya Donanması denizaltısı NanggalaBali‘nin kuzeyinde battı.

VII. Henry (ö. 1509)

Max Weber (d. 1864)

Anthony Quinn (d. 1915)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 21

YILDIRIM BEYAZIT’IN ŞAHİTLİĞİ

  YILDIRIM BEYAZIT’IN ŞAHİTLİĞİ

        Bursa’da Ulu Camii’nin yapımında mimarbaşı bir işçiyi tokatlamıştı. Olay Kadı Molla Fenari’ye intikal etmişti. Molla Fenari de olayı gören Yıldırım Beyazıt’ı kadılığa çağırmıştı.

        Davalı ve davacıdan sonra gelen Yıldırım Beyazıt Kadılığa girdiğinde Molla Fenari “oraya oturun” diye yer gösterir. Kadı:

        “Murat oğlu Yıldırım Beyazıt sen olayı görmüşsün, nasıl gördün, kalkın, kimliğinizi açıklayın önce” der.

         Yıldırım Beyazıt kalkarken başı döner, zoraki ayakta durur, titrek bir sesle, “Murat oğlu Yıldırım Beyazıt benim,” der. Kadı Molla Fenari;

        “Başınız mı döndü” diye sorar. Beyazıt;

        “Öyle oldu” diye cevap verir. Kadı:

        “Neden?”  diye sorar. Beyazıt:

        “Bilemem” der. Kadı:

        “Sabah… Daha önce de döner miydi?” Beyazıt:

        “Bir defa döndü. Kalkarken.” Kadı:

        “Şarap dönmesi midir?” Beyazıt:

        “Neden sorarsın? Dava ile ne ilgisi vardır?” Kadı:

        “Sorumuz dava ile ilgilidir, cevabı verilmelidir. Baş dönmesi şaraptan mıdır diye sorulduydu.” Beyazıt:

        “Bilemem.” Kadı:

        “Geceleri geç vakitlere kadar şarap içip eğlendiğini bilenler var. Dün gece içtiniz mi?” Beyazıt:

         “Evet, içtim.” Kadı:

         “Olay gününün gecesinde de işrette miydin? Beyazıt:

         “Evet” Kadı Molla Fenari işçiye dönerek, “başka şahidiniz var mı” diye sorar? İşçi:

         “Yok” der. Kadı:

         “Tanık olarak gösterdiğiniz Murat oğlu Yıldırım Beyazıt’ın şahitliğini geçerli kabul etmiyorum. Şarap alışkını olanlar işret gecesinin gündüzü baş ağrılı olurlar. Şarabın uyuşturucu gücüde devam eder. Görüşü bulanık yapar. Bulanık görüşte tam bir görme yoktur. Murat oğlu Yıldırım Beyazıt gibi devamlı şarap içenlerin gördükleri ise şüpheli bir görüştür. Bir kadı olarak söylediklerini doğrudur diye kabul edemem. Şahit gidebilir. Yargılanmayı dinleyecekse şu yana geçsin,” der.

            Önce kadıya kızan Yıldırım Beyazıt Han, bu yargılama sonucunda:

            “Tanrıya şükür senin gibi bir kadı Yıldırım Beyazıt’ın zamanında yaşadı, yoksa boşuna ömür geçirmiş olurdum” diye şükretti. 

Posted in Hikayeler | YILDIRIM BEYAZIT’IN ŞAHİTLİĞİ için yorumlar kapalı
Nis 20

TARİHTE BUGÜN

20 Nisan:

1809 – Beşinci Koalisyon Savaşı‘nda Abensberg Muharebesi gerçekleşti.

1933 – İstanbul‘da Razgrad Olayları başladı.

1972 – Apollo 16Ay‘a iniş yaptı.

2006 – Han Myeong-sookGüney Kore‘nin ilk kadın başbakanı olarak göreve başladı.

2010 – Deepwater Horizon sondaj kulesi, Meksika Körfezi‘nde patlayarak altı ay sürecek bir petrol sızıntısı başlattı.

Papa V. Clemens (ö. 1314)

Adolf Hitler (d. 1889)

Ferdinand Braun (ö. 1918)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 20

RADYO DALGASI İLE SİLAH DÜŞÜRMEK…

RADYO DALGASI İLE SİLAH DÜŞÜRMEK…

globalsecurity.org’da 17 Nisan 2025’te yayınlanan habere göre İngiliz ordusu, “yönlendirilmiş enerji silahı teknolojisi” denemesi yaparak radyo dalgası ile drone sürüsünü düşürdü.

Batı Galler’deki bir silah poligonunda tamamlanan deneme, İngiliz Ordusunun bugüne kadar gerçekleştirdiği en büyük drone düşürme tatbikatı oldu. Denemede 100’den fazla insansız hava aracı radyo dalgasıyla düşürüldü.

Habere göre, denemeler, Ukrayna’daki savaşta drone sürülerinin giderek daha fazla kullanılmasıyla birlikte başladı. İngiltere Savunma İstihbaratı, Ukrayna’nın geçen yıl 18.000’den fazla drone saldırısına karşı savunma yapmak zorunda kaldığını tahmin ediyor.

***

Elon Musk, “küresel internet projesi” kapsamında Starlink’e ait uyduları uzaya göndermeye başladığında, uydu grubunun lazerlerle donatıldığını açıklamış ve “Uydular arası lazer bağlantıları var, bu nedenle kutuplarda yer istasyonlarına ihtiyaç duymuyorlar” demişti.

Bu açıklama üzerine “Lazer deyince akla sadece haberleşme gelmesin. Şimdi lazer sistemi, uçakları veya SİHA’ları havadayken bozmak ve düşürmek için kullanılıyor. Hatta iddiaya göre sistemi Türkiye başarıyla uyguladı bile…” yorumu yapmış, daha önce de 2020 yılında, “Elon Musk’ın uzaya gönderdiği uydular, elektromanyetik dalga ve lazer ışını kullanma yeteneğine sahip! Bütün dünya, ejderhanın avını kollarıyla sarması gibi uydular üzerinden elektromanyetik dalgalar ve lazer ışınlarıyla kontrol altına alınırken, virüs tehdidiyle korkutulup evlerine hapsedilen, sonra da ‘maske takıp çıkabilirsiniz’ denilen insanlar, ABD Uzay Kuvvetleri Komutanlığı’nın dünyayı avucunun içine almasına alkış tutuyor!” uyarısında bulunmuştum.

***

Yenişafak gazetesinde 13 Ağustos 2019 tarihinde yayınlanan bir haberde de şu bilgiler verilmişti:

“Lazer silahını ilk kez Türkiye kullandı: Vurup düşürdük! Türkiye’nin geliştirdiği lazer silahının, Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu güçlerine destek amacıyla Birleşik Arap Emirlikleri tarafından kullanılan Çin Yapımı silahlı insansız hava aracı Wing Loong II’yı Libya’da düşürdüğü iddia edildi.

Askeri teknolojiyle ilgili analizleri ile tanınan ArmyRecognition adlı sitenin haberine göre, olay 4 Ağustos 2019’da meydana geldi ve dünya savaş tarihinde ilk defa yaşandı. Hedefi etkisiz hale getirmek için yoğun ısı yayarak yanması ya da arızalanması mantığıyla çalışan lazer silahlar, başta Çin ve ABD olmak üzere bazı ülkeler tarafından son yıllarda ar-ge çalışmalarının odak noktalarındandı.”

Lazer sisteminin menzilinin 14 kilometreden 15 kilometreye çıkarıldığı da bildirilmişti. Piyasada satılan, çocukların elindeki lazer kalemlerin menzili de 15 kilometreydi.

Türkiye, 2017 yılında da ASELSAN’da “Elektromanyetik Top Teknolojisi” geliştirmişti. savunmasanayi.org sitesinde halen yayında olan 3 Aralık 2017 tarihli habere göre ASELSAN, prototip testlerini 2016 yılının sonunda başarıyla gerçekleştirmiş ve elektromanyetik top sistemi TUFAN’ı, IDEF 2017’de ilk kez sergilemişti… Habere göre ABD Çin, Güney Kore, Rusya ve Türkiye elektromanyetik silah çalışmalarına ağırlık vermiş durumdaydı.

Sitede şu bilgiler veriliyordu:

“Sistem, iki adet metal plaka arasında oluşturulan elektromanyetik alan sayesinde ortadaki metal cismi hızla hareket ettirme prensibine göre çalışıyor. İki metal plaka birbirlerine paralel şekilde tutturuluyor ve bunlara farklı akımlar veriliyor. Bunların arasında akımın oluşturduğu manyetik alan da ortadaki dart ya da mermi olarak adlandırılan metal parçayı çok yüksek hızlara çıkartabiliyor. Amerikalılar tarafından yapılan prototip modellerde dart ya da mermi olarak adlandırılan metal parça saatte 7000 km hıza çıkmış durumdaydı. Bu da saniyede 2 km’den daha yüksek bir hıza tekabül ediyordu.

Elektromanyetik silahların kullanılmasında gerekli olan enerji için çok büyük miktarda güç gerekiyor. Yani bir merminin saatte binlerce kilometre hızda fırlatılabilmesi için megawatt seviyesinde güce ihtiyaç duyuluyor. Bu yüzden bu silahların kullanılabilmesi için bir platforma veya bir destroyere konulması gerekiyor.”

Enerji silahları, insanlık tarihinde çok etkili olacak…

Alıntı: Arslan Bulut

Posted in Gündem | RADYO DALGASI İLE SİLAH DÜŞÜRMEK… için yorumlar kapalı
Nis 19

TARİHTE BUGÜN

19 Nisan:

531 – Bizans İmparatorluğu ile Sasani İmparatorluğu arasında Callinicum Muharebesi gerçekleşti.

1971 – Sierra Leone‘de cumhuriyet ilan edildi.

1971 – İlk uzay istasyonu Salyut 1Sovyetler Birliği tarafından fırlatıldı.

1987 – The Simpsons televizyonda gösterime girdi.

2021 – NASA‘nın Ingenuity helikopteri, başka bir gezegende (Mars‘ta) uçan ilk makine oldu.

Charles Darwin (ö. 1882)

Pierre Curie (ö. 1906)

Kate Hudson (d. 1979)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 19

MUSTFA TULUKÇU DER Kİ: “ŞERİAT GELECEK VAHŞET BİTECEK Mİ?”

MUSTFA TULUKÇU DER Kİ: “ŞERİAT GELECEK VAHŞET BİTECEK Mİ?”

Gençlik yıllarımızın sloganıydı:

“Şeriat gelecek, vahşet bitecek!”

Tereddütsüz savunurdum.

Zerre şüphe duymazdım.

Çünkü bize “şeriat” denildiğinde,

Kur’an ve Sünnete dayalı ilahi adalet sistemi anlatılmıştı.

Aradan yıllar geçti, Türkiye’de pek çok şey değişti; ben de değiştim tabi.

* Çoktandır şeriat devletinden yana değilim mesela. (Sabredin, nedenini birazdan açıklayacağım)

İmam Hatipli dönemlerimle İlahiyatçı yıllarım elbette aynı olamazdı…

Hele hele yıllar geçtikçe, dünya konjonktürü değiştikçe, bilgi görgü arttıkça kimi doğrularımın yanlışlığını daha bir fark eder oldum.

Siz buna bir de İnternet çağının hızını, önünüze dökülen bilgileri, belgeleri, görselleri, videoları ekleyin?

Değişmem bundandır.

Bilgi kaynaklarım arttıkça her şeye bakışım da değişti yani.

Artık “fikirlerimin sahibiyim; kölesi değil!”

Hem ne demişler:

* Ancak aptallar ve ölüler fikir değiştirmezler.

* Gel gör ki her şey hızla değişirken bir kafa var ki o hiç değişmedi!

Sanal alemde zaman zaman karşıma çıkar hâlâ:

* “Hırsız, katil, sapık, tecavüzcü değilsen Şeriat’tan korkmayacaksın.”

Bu sloganın altında da çoğunlukla Kadir Mısıroğlu ismini görürsünüz.

Merak eder, altındaki yorumlara şöyle bir göz atarım. Çoğunlukla şeriata özlem duyanların duaları, aminleri, inşallahları ile doludur yazılanlar.

Yorumları okurken “Eğer bu ülke cumhuriyetle değil de şeriatla yönetilseydi, akıbetimiz n’olurdu acaba?” diye düşünürüm.

Sahi, Türkiye o özlem duyulan şeriat(!) yönetimine geçseydi şayet, neler olurdu acaba? Şeriat kadısı nelere hükmederdi mesela?

Ben söyleyeyim:

* “Peki hangi şeriat kadı efendi?

Allah’ın mı… mezheplerin mi?

Devletin dini adalet midir, yoksa bir yorumun iktidarı mı?” diye başladıktan sonra:

“Şeriat devleti değil, bütün dinlere soluk aldıran adalet devleti” isterim deseydim misal ve bu fikrimden de tevbe etmeseydim karşısında, “bir kılıç ve muşamba” önünde bulurdum kendimi mutlaka.

* Öyle ya “ben kabağı sevmem” diyen safın tekine “Peygamberimiz kabağı severdi. Demek ki sen ima yollu ben peygamberi sevmem diyorsun!” diyerek Ebu Yusuf da bir kılıç ve muşamba talep etmemiş miydi?

[Bkz. Ehl-i Sünnet İtikadı- Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Bedir Yayınevi Sh.126 -127 Şerh kısmı madde 141]

“Tevbe etmezse dinden çıkanı gebertiniz” diye hadis denen bir “habis” var ya, ona dayanarak muşambayı kana bulardı kadı efendi [Buhari- Cihad 149].

Gelelim şimdi şu şeriat meselesine.

Sahi nedir şeriat?

Bir sürü tanımı var.

Ve bir sürü uygulaması.

* Hangi şeriattan bahsedeceğiz şimdi?

Ehl-i Sünnet’in mi,

Şii’nin mi,

Selefi’nin mi,

Taliban’ın mı,

IŞİD’in mi,

* Hangisinin?

Bu ana ekollerin de içindeki yüzlerce kliklerin mi?

“Karşınıza 500 ayet getirseler ‘bu konu öyle değil böyledir deseler, eğer getirdikleri 500 ayet Selef-i Salihin’e, Fakihlerimizin fetvalarına, Mezhebimizin görüşlerine uymuyorsa, sakın ola o ayetlere inanmayın, bid’attır deyin geçin!” diyen şu Kur’an münkiri sefillerin şeriatı mı?

Yoksa gerçekten Kur’an’ın şeriatı mı?

Hangi şeriat?

Hem ayrıca, tıpkı laiklik gibi Şeriat’ın da ortak bir tanımı var mı?

Sahi nedir sizce şeriat?

* Şeriat, din kuralları demektir.

Bir Müslüman için dinin sahibi kimdir?

* Elbette Allah.

Öyle ya

Göklerin ve yerin sahibi (maliki-meliki) her şeyin Rabbi olan Allah’tan başka kim kanun koyabilir? (Zuhruf 82- Nisa 105)

“Bilesiniz ki, yaratma da yönetme de yalnız O’na aittir.” (Araf 54)

* Bak bu şeriat bana da uyar, amenna.

Madem şeriat Kur’an demektir, Allah’ın hükümleri demektir; soralım o zaman şeriat isteyen ihvanlarımıza:

* Şeriatınız iktidara gelirse, mesela namaz kılmayanlara ne yapacaksınız?

Onları tevbeye davet edecek, hala secdeye gitmezlerse öldürecek misiniz?

Fıkhınıza göre böyle değil mi?

* Şafi, Maliki, Hanbeli öldürülür, Hanefi, hapsedilir dövülür, kılmazsa o şekilde geberir gider, demez mi?

* Bu şeriat Kur’an’a uyar mı peki?

Hani şeriat Allah’ın yasalarıydı?

* Dinden çıkana (mürted) ne yapacaksınız mesela?

Onları tevbeye davet edecek, hala dönmezse kesecek misiniz?

Şeriatınız bu mu sizin?

Eğer buysa, bu şeriat Kur’an’a uygun mu?

Bırak uygunluğunu, yoksa yaptığınız Kur’an’la savaş mı?

* Zina edenlere ne yapacaksınız örneğin?

Bekârsa yüz sopa vuracak, evliyse taşlaya taşlaya gebertecek misiniz?

Şeriatınız bu mu sizin?

Eğer buysa, bu şeriat Kur’an’a uyar mı?

Nur suresi 2. ayet umurunuzda değil mi?

Allah, evli bekar diye ayırmayı unuttu mu?

Şeriat dediğiniz sakın,

* Kur’an’a alternatif paralel bir din falan olmasın?

* Savaşta esir aldıklarınıza ne yapacaksınız veya?

Kur’an’a (Muhammed 4) uyarak “bir bedel karşılığı yahut hiçbir bedel talep etmeden” onları uygun zamanda serbest mi bırakacaksınız?

Yoksa,

“Bedelsiz salmak mücahidin döktüğü tere ihanettir, asla! Umera dilerse onları öldürebilir hatta!” diye fetvalar yayınlayacak, Kitabullah’a savaş mı açacaksınız?

[Bkz: Ömer Nasuhi Bilmen- Hukukı İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu C.3 Sh.403 madde 501]

Hani Kur’an demekti şeriat?

* Ee, bu yaptığınız ne halt?

* Benim gibi çıkıp da biri

* “Kur’an’ı esas alırım, rivayete değil vahye uyarım. Kitabullah’a uymuyorsa, Buhari’yi de Müslim’i de, Sitte’yi de Tis’a’yı da çöpe atarım” dese faraza, bunları da Müslüman sayar mısınız acaba?

Yoksa…

* “Bu zındık peygamberi inkâr ediyor, Peygambersiz din istiyor, İngiliz projesi oryantalistlerin gönüllü ajanı askeri, bunların köküne kibrit suyu dökülmeli” diyerek tekbirler eşliğinde keser misiniz?

Şeriatınız bu mu sizin?

Yahu bunun neresi Kitab’a uygun?

* Sakal koymayanlara, bıyığını kısaltmayanlara, şalvar giymeyenlere, sarığa cübbeye bürünmeyenlere ne yapacaksınız yahut?

* Yoksa siz Ümeyye bin Halef’i, As bin Vail’i, Ebu Cehil’i

İngiliz kumaşlı, İtalyan kesimli, İspanyol faullü sinekkaydı tıraşlı mı hayal edersiniz?

Ebu Bekir’den, Ömer’den Ali’den zerre farkları olmadıklarını unutur da Arap örfünü, adet ve geleneklerini, coğrafi şartlarını din mi bellersiniz?

Yoksa siz…

* Sakalsızlar şalvarsızlar da “Stalin gibi kafir olur” diyerek kırbaçlamaya, inat ederlerse boyunlarını vurmaya mı kalkarsınız?

Şeriatınız bu mu sizin?

Bu vahşetin neresi İslam’a uygun?

* Şeriatınızda kardeş katli vacip mi, söyle hadi?

* “Ve her kimseye evlatlarımdan saltanat müyesser ola, Nizam-ı âlem için karındaşlarını katl eylemek münasiptir. Ekser ulema dahi tecviz etmiştir. Anunla âmil olalar” hükmünü içeren Fatih kanunnamesi,

Maide 32 gibi nice ayetlere aykırı düşmez mi:

“Haksızlıkla bir tek cana kıyan bütün insanları öldürmek” gibi olmaz mı?

* İslam’da “Berâet-i zimmet asıl” değil mi?

Aksi ispat edilene kadar herkes masum sayılmaz mı?

İslam’da “potansiyel suçlu” olur mu?

Musa ve Harun kardeşlerin aynı anda elçi olmaları sizi bağlamaz mı?

Sahi sizin şeriatınız bu mu?

Öldürmekten başka bildiğiniz bir şey yok mu?

* Şeriatınızda Kölelik ve Cariyelik de var, öyle değil mi?

Devr-i iktidarınızda köle, cariye pazarları yeniden kurulacak mı?

İnsanları köleleştirmek, cariye dediklerinizi seks kölesi yapmak, bıkınca pazarlarda satıp yenisine ulaşmak katıksız Firavunluk değil mi?

Hiç Şeriatla Firavunluk yan yana gelir mi?

İslam, kula kulluğu kaldırmak için gelmedi mi?

Gerçi

* “Şeyhin şeklini hayal etmek, Allah’ı zikretmekten daha faziletlidir” diyen kafaya bu sorular vız gelir tırıs gider de ben sorayım yine de.

[Bkz. Mahmut Ustaosmanoğlu, İrşadül Müridin, 3. Baskı, Sh.124]

* Ergenlik çağına ulaşmadan da kızlarla evlenmeyi helal sayacak mısınız?

Talak 4 ayetine kafanızdan bir “henüz” ekleyerek, ayete takla attırıp pedofilliğin adını şeriat mı koyacaksınız?

Şu okuyacağınız Ehl-i Sünnet’in fıkhına uyarak,

Nisa 6’daki “rüşd=olgunluk” çağını yok sayarak 8 -10 yaşlarındaki kızlarınızı bir kart horozla evlendirecek misiniz:

“Nikâhlanılmış bulunan küçük kıza ne zaman cimâ edilebileceği hususunda görüş ayrılığı vardır: Bâzı âlimler: ‘Büluğa erişinceye kadar, ona cimâ yapılmaz’; bâzıları ise: ‘Dokuz yaşına varınca, ona cimâ edilir’ demişlerdir.

Âlimlerin ekserisine göre, bu hususta yaşa itibâr edilmez; gücünün yetmesine itibâr edilir. Eğer, kız şişman, gelişmiş, cimâ’a tahammüllü ve erkeğin kendisine cimâ’ etmesinden dolayı hasta olmasından korkulmaz ise; dokuz yaşına varmamış da olsa faile, ona cima’ edilebilir.”

[Bkz. Fetavayı Hindiye- Kitabu’n Nikah, Cild 2 Sh 316]

Siz gerçekten iyi misiniz?

* “Kadınlara yazı öğretmeyin! Onlara yün eğirmesini/dikişi öğretin” habis’ine dayanarak, Devr-i iktidarınızda bütün kızları/kadınları evlere kapatacak mısınız?

(Afganistan bunu el’an uyguluyor.)

90 milyonun 45 milyonunu cahil bırakıp bunun adına da şeriat mı diyeceksiniz?

[Bkz. Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi – Ramuz el Ehadis C. 2 Sh. 480]

Soruların sonu gelmez.

Şöyle bağlayalım:

* Kitabullah’ın hükümlerini yok saymanın, Allah adına yeni bir din kurmanın ve Allah adına insanlara zulmetmenin adıdır, bunların arzuladığı şeriat.

Bizim bu çakma şeriatçılar, hem

“Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, kâfirlerin ta kendileridir” derler (Maide 44), hem de inkar etmede en başı çekerler.

Kitabullah’ı inkarda kimse bunların eline su dökemez…

Ben de şeriatçıyım, amenna ve saddegna.

* Çakmasına değil ama!

İman ettim, indirilen 6236 maddenin hem de tamamına.

Ben de şeriatçıyım, amenna ve saddegna.

* Hem “Anayasamız Kur’an” diyen, hem de “Hadisler ayetleri nesh eder”i şeriat sanan, vahyi rivayete kurban eden kitapsız münkirlerden değilim ama.

Ben de şeriatçıyım, amenna ve saddegna.

* Lakin “çakma şeriat”ta yaşamaktansa Türkiye Cumhuriyet’ini bin defa tercih ederim ona.

Peki, neden bir “Din Devleti” hayali, aslında toplumsal bir felaketin kapısını aralar?

​İnsanlık tarihi boyunca “Tanrı adına” konulan kanunların ve kurulan iktidarların nasıl birer baskı aygıtına dönüştüğüne şahit oldu.

* Çünkü mesele sadece farklı inançlar da değil; aynı dinin içindeki farklı yorumlardır.

* ​Her din kendi içinde mezheplere, her mezhep kendi içinde ekollere bölünmüş durumda.

​Hangi yorum iktidar olursa, sadece “ötekini” değil, kendisi gibi düşünmeyen “kardeşini” de dışlıyor.

Bakın İslam coğrafyasına?

* İran, şii-rafizi diye diğer tüm mezhepler tarafından üvey evlat muamelesi görmüyor mu?

ABD- İsrail katillerinin kirli ittifakına, şu an yaşadığımız alçakça saldırılarına karşı sessiz bakışlar, “tarafsız kalışlar” nedendir sizce?

* Herkes cevabını biliyor da tilki uykusuna yatıyor.

İran Molla Rejimi’nin de farkı yok aslında bizden… Mezhepler her tarafta dinleşmiş… Asırlardır böyle bu maalesef…

​Sonuç:

* Sorgulayanın “mürted” ilan edildiği, Tanrı adına cinayetlerin işlendiği bir karanlıktır, şeriata dayalı bütün yönetimler.

​Çözüm?

* Ne dini tamamen kamusal alandan silmeye çalışan Jakoben bir laiklikte,

* Ne de bir inancı devlet zırhına büründürmekte.

Çözüm:

* Medine Vesikası’nda.

Gerçek Laikliğin Kökeni’nde!

Medine Vesikası:

Resulullah’ın bizzat hayata geçirdiği, farklı din topluluklarını tek bir siyasi çatı altında toplayan; her grubun dinini özgürce yaşamasını garanti altına alan ve adaleti ortak ilke yapan, belki de modern laikliğin ilk yazılı toplumsal sözleşmesidir.

Bir “Din Devleti” değil; Yahudilerin, Müşriklerin ve Müslümanların kendi inanç alanlarında özgür olduğu, ama şehrin savunmasında ve adalette birleştiği bir Site Devleti sözleşmesidir.

İşte adalet ve huzur buradadır!

Çünkü:

Kur’an “Devlet şekli” belirlemez.

Kur’an “Yönetim ahlakı” belirler.

Adalet varsa orada şeriat vardır.

Zulüm varsa adına ister şeriat de ister cumhuriyet fark etmez; orada İslam yoktur.

Bir zamanlar tek parti dönemi veya 28 Şubat süreçlerinde yaşanan jakoben laikliğin açtığı hasarlar, yarattığı travmalar bizi ürkütmemeli.

“Pireye kızıp yorgan yakmak” akıl işi değildir.

Cumhuriyet,

* Aklın ve halkın iradesinin;

Laiklik ise…

* İnancın siyasetin kirli ellerinden kurtarılması, bütün inançlara nefes aldırılmasının adıdır. (Bakara 256)

Tüm kusurlarına rağmen, daha iyisi bulununcaya kadar insanoğlunun ulaşabildiği en iyi yönetim şekli budur.

Din, bireyin vicdanında yücelir; devletin elinde ise maalesef bir baskı aracına dönüşür.

Müslüman Hıristiyan vb. Fark etmez, her yerde böyledir.

Yani sorun “şeriat” kelimesi değil.

Sorun, Kur’an yerine mezhep fıkhını devletleştirmek.

Gerçek dindarlık ise…

* Devlet gücüyle insanları hizaya sokmak değil; özgür bir iradeyle Yaradan’a yönelmektir.

Bu yüzden:

​Cumhuriyet ŞARTTIR! (Halkın onuru için)

​Laiklik ŞARTTIR! (İnancın özgürlüğü için)

Çünkü devletin dini adalettir.

Dinin devleti olmaz; devletin adaleti olur.

İyi ki Cumhuriyete geçmişiz.

* Kör topal yürüse de iyi ki laiklik ilkesi de var içinde.

Yoksa bunları töbossun yazamazdım!

Alıntı: Mustafa TULUKCU

Posted in Gündem | MUSTFA TULUKÇU DER Kİ: “ŞERİAT GELECEK VAHŞET BİTECEK Mİ?” için yorumlar kapalı