Oca 14

TARİHTE BUGÜN

14 Ocak:

1897 – İsviçreli Matthias ZurbriggenAconcagua zirvesine tırmanan ilk kişi oldu.

1900 – Giacomo Puccini‘nin Tosca operası Roma‘da ilk kez icra edildi.

1943 – Winston ChurchillFranklin D. Roosevelt ve Charles de GaulleKazablanka Konferansı‘nda bir araya geldi.

1950 – Sovyetler Birliği‘nde MiG-17 jet uçağının ilk prototipi uçuş denemesini tamamladı.

2005 – Huygens adlı uzay sondasıSatürn‘ün uydusu Titan‘ın yüzeyine indi.

Pierre Loti (d. 1850)

Lewis Carroll (ö. 1898)

Safiye Ayla (ö. 1998)

Posted in Yazılarım | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Oca 14

IRAK’IN İŞGALİ

Çok ilginç!  Amerika Irak’ı işgal ederken Irak ordusu hiç ortada görünmedi.

Irak ordusunun savaş uçakları hiç kalkmadı.

Tek bir tankı sokağa çıkmadı.

Amerika pikniğe gider gibi elini kolunu sallaya sallaya Irak’a girdi ve ele geçirdi.

Tüm dünya buna şaşırdı.

Peki, neden Amerika bir direnişle karşılaşmadı?

Saddam Hüseyin direnmeden Irak’ı Amerika’ya teslim mi etmişti?

İşgalden sonra ne Amerika ne de CIA bu durum hakkında tek açıklama yapmadı.

Yıllarca bu konu ve soru insanların zihinlerini meşgul etti.

Bu sorunun cevabını bilmek için 1950’de ABD tarafından CIA desteği ile Irak’ta büyütülen “Keşnizani Tarikatını” bilmeniz gerekir.

CIA desteği ile Irak’ta büyütülen bu tarikat Avrupa, Amerika ve Orta Asya’ya kadar yayıldı.

Saddam darbe devrim ile Irak’ı ele geçirdiğinde Saddam’a tamamen itaat ettiler.

Saddam da onlara bir şey yapmadı.

Fakat Keşnizani Tarikatı ordu, bürokrasi, emniyet, istihbarata kadar her yere adamlarını sokup ülkeyi içeriden ele geçirdi.

Genelkurmay Başkanından istihbarat başkanına,İç işleri Bakanından Emniyet amirlerine kadar çoğu kişi Keşnizani Tarikatına bağlıydı.

Tamamen CIA ve MOSSAD kontrolüne girmişlerdi.

Üstelik Saddam’ın eşi ve akrabaları da Keşnizani Tarikatına bağlanmıştı.

Ve Irak Amerika tarafından artık işgal edilebilirdi.

Kimse direnmeyecekti.

Ve Saddam…

*Her şeyi anladığında vakit çok geç olmuştu..

Emperyalist ülkeler her zaman tarikatları kullanmışlardır, çünkü o tarikatları kuran yine kendileridir…

Prof. Dr. Yavuz Kaya diyor ki:

Bir kez daha düşünün, Bu ülkede;

-Neden ağır bir ekonomik yıkım yaratıldı?

-Neden varlıklarımız satıldı?

-Neden altın rezervimize kadar ihtiyat akçemiz harcandı?

-Neden inanılmaz bir dış borç yaratıldı?

-Neden Londra mahkemeleri yetkili kılındı?

-Neden maliyetinin çok üzerinde alt yapı çalışmaları yapıldı,30 yıllık garantiler verildi hemde enflasyona indeksli kur ile?

-Neden Atatürk ismi silinmeye çalışılıyor?

-Neden T.C. tabelası kaldırıldı?

-Neden sınır güvenliği yok ve vasıfsız milyonlarca sığınmacı ülkeye dolduruldu?

-Neden bir demografik bozulma yaratıldı?

-Neden devlet kurumları yok edildi?

-Neden kuvvetler ayrılığı kaldırıldı?

-Neden denge-denetleme mekanizmaları kaldırıldı?

-Neden vergilerimizin akibetinin hesabı verilmiyor?

-Neden Milli Güvenlik Güçleri sistemi değiştirildi?

-Neden askeri okullar ve askeri hastaneler kaldırıldı?

-Neden bazı savunma sanayi kuruluşları satıldı ve üretim yapamaz hale getirildi?

-Neden ülkenin telekomünikasyonu satıldı?

-Neden eğitim sistemi laik sistem dışına çıkarıldı?

-Neden orta ekonomik sınıf yok edildi?

-Neden üniversitelerin kalitesi düşürüldü?

-Neden sağlık sistemi kötü?

-Neden anayasa hükümlerine uyulmuyor?

-Neden uyuşturucu ve mafyanın merkezi olduk?

-Neden bağlı olduğumuz AİHM kararları uygulanmıyor?

-Neden tarikat ve cemaatler holdingleşip devlete yerleştirildi?

-Neden ortak akıl devre dışı bırakıldı?

-Neden yetişmiş insan gücümüzü kaybediyoruz?

-Neden üretim ekonomisinden vazgeçildi?

-Neden kendimize yeten tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlı olduk?

-Neden bu kadar çok gaz, petrol nadir element kaynakları keşfedilirken (!) enerjide dışa bağımlılık arttı?

-Neden yıllar öncesinden bir varlık fonu oluşturuldu ve sorgulanamaz kılındı?!

Yıllar öncesinden!

-Neden Biden ile başbaşa yapılan görüşmeye dış işleri bürokratları alınmadı ve arkasından sınırlarda açık kapı politikası ile genç erkek Afgan, Pakistan ve diğerleri akın akın ülkeye girmeye başladı?

Tek cevap:

Emperyalist BOP projesi işliyor?

Alıntı: Prof. Dr. Yavuz Kaya

Posted in Gündem | IRAK’IN İŞGALİ için yorumlar kapalı
Oca 13

MİLLÎ KAHRAMAN RAUF RAİF DENKTAŞ’I ANIYORUZ.

Millî Kıbrıs Davamızın aziz önderi Denktaş, Ruhun şad olsun!

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) Kurucu Cumhurbaşkanı ve Türk Milleti’nin “Kıbrıs Millî Davası’nın” Kahramanı Rauf R. DENKTAŞ’ı 13 Ocak 2012 günü ebediyet yolculuğuna başlamasının 14. yıldönümünde, sevgi, saygı ve rahmetle anıyor, aziz hatırası önünde tazimle eğiliyorum.

Kıbrıs adasının tarihinin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki bölümünü, başlıca, Ada’nın tarihsel bakımdan asli unsurunu oluşturan Kıbrıs Türk halkının özden gelen haklarına ve 1960 Lefkoşa Antlaşmalarından kaynaklanan Devlet’in eşit ortak kurucusu olma statüsüne yapılan siyasî ve hukuk dışı saldırılar, onların Ada sathındaki fizikî varlığını tamamen yok etmeye matuf ekonomik baskılar ve silahlı teşebbüsler ve Türkiye’nin tarihten gelen ve Antlaşmalardan kaynaklanan hakları da göz ardı edilerek Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı için yaratılmak istenen oldubittiler ve bunlar karşısında Kıbrıs Türk halkının, Anavatan Türkiye’nin de destek ve yardımıyla gerçekleştirdiği efsanevî direniş oluşturmaktadır.

Bu direnişte bayraktarlığı önce Dr. Fazıl Küçük, sonra da 1973’te ondan devralan Rauf R. Denktaş yapmıştır.

Denktaş, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ve Yunanistan’ın kendisine “azınlık” haklarını dahi fazla gördüğü Kıbrıs Türk halkını, cesaretle ve kararlılıkla birer birer attığı adımlarla 15 Kasım 1983 tarihinde KKTC’nin çatısı altında kendi öz devletine kavuşturmuştur.

Böylece, KKTC, Kıbrıs’taki iki halkın ileride iki devletin Ada’daki yan yana varlığı gerçeğini dikkate alma basiretini göstermesi ve antlaşmaya dayalı bir çözüm bulma iradesini izhar etmesi hâlinde, egemenlik esası üzerine kurulu siyasî eşitliğin iki sütunundan birinin peşin garantisi olarak tecelli etmiştir.

Uluslararası camianın BM çerçevesinde Kıbrıs konusunda Kıbrıs Türk halkına ve Türkiye’ye yaptığı haksızlığa, özellikle KKTC ile ilgili bilinen çekincelerine ve uyguladıkları kısıtlamalara rağmen, Rauf Denktaş’ın başta BMGK’de olmak üzere BM’nin çeşitli organlarında irticalen akıcı bir İngilizce ile yaptığı konuşmalar her zaman ilgiyle dinlenmiştir. Muhtelif Batılı diplomatlardan Denktaş’ın BMGK’deki performansı hakkında hayranlık ifadeleri işitmişimdir.

Rauf Denktaş, ismi dünya çapında bilinen ve önde gelen yabancı devlet adamları tarafından ilgi, kabul ve itibar gören mümtaz bir şahsiyetti.

Makamlarında görüştüğü yabancı devlet adamları arasında ABD eski Dışişleri Bakanlarından Dr. Kissinger, Baker, Albright; İngiltere Başbakanlarından Callaghan ve Thatcher vardır.

İrlanda Savunma Bakanı Denktaş’ı Lefkoşa’da makamında ziyaret etmiştir.

Denktaş Almanya Dışişleri Bakanı Fischer’in resmî daveti üzerine bir heyetle birlikte 2000 Şubat ayında Almanya’ya ziyarette bulunmuştur. Fischer ile heyetler hâlinde görüşmüş ve yemek yemişlerdir.

Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kurulmasından sonra Malezya, Endonezya, Mısır, Libya, Lübnan, Ürdün, Pakistan ve Bangladeş’te Cumhurbaşkanları ve/veya Başbakanları, İran Şahı Rıza Pehlevi ve Ürdün Kralı Hüseyin tarafından kabul edilmiştir.

1982 – 1992 arasında BMGS olarak görev yapan Javier Pérez de Cuéllar hatıratında Denktaş’tan söz ederken “görüşlerini izah ederken fikir silsilesi daima mantıklı ve berraktı… Zaman zaman iyi niyet görevimi ifa ediş tarzım hakkında beni eleştirdiği de olmuştur. Ancak, bazen anlattıklarının özü hakkında sıkılmış olmama rağmen (tabiî gerçekleri duymak işine gelmediği için) yine de ifadelerindeki berraklığa hayran olmaktan kendimi alamamışımdır.” ifadelerine yer vermektedir.

Rauf Denktaş, “anavatanım” dediği Türkiye sevdalısıydı. Atatürk’ün ilkelerinin ve inkılaplarının şuuruna varmış; onları özümsemiştir. “Atatürk Milliyetçisi” olduğunu söylerdi.

Denktaş, bir taraftan uluslararası toplum önünde halkının öz çıkarlarını koruyup kollarken diğer taraftan da Kıbrıs adasının Türkiye için stratejik öneminin idraki içinde olmuştur. Kıbrıs millî davasının aynı zamanda Türkiye’nin Ege’den sonra Doğu Akdeniz’de de kuşatılmasının önlenmesi davası olduğunun bilinci içinde hareket etmiştir.

Denktaş öngörü ve önsezi sahibiydi. 1960 antlaşmalarının yürümeyeceğini önceden görmüş ve ifade etmiştir. 1956’dan itibaren önce Başbakan Adnan Menderes, sonra da 21 Aralık 1963 olaylarının ertesinde Başbakan İsmet İnönü tarafından Kıbrıs konusuyla görevlendirilmiş olan milletvekili, eski bakan ve Başbakan Prof. Dr. Nihat Erim “Kıbrıs” isimli kitabında Rauf Denktaş’ın tarihî bir öngörüsünü şöyle nakletmektedir:

“Ben Denktaş’ın daha Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edilmeden, Zürih ve Londra antlaşmalarıyla bulunan çözüm şeklinden endişeli olduğunu, bu işin Rumların kötü niyeti dolayısıyla yürüyemeyeceğini birkaç defa bana, o zamanki Başbakan’a ve Dışişleri Bakanı’na söylediğini hatırlıyorum. Hatta, Kıbrıs’ta benimle Dr. Küçük ve Denktaş’ın yaptıkları bir konuşmada, hükümete kendi düşüncelerini duyurmamı söylediklerini de hatırlıyorum.”

Kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş Millî Dava’yı anlatmak ve benimsetmek için her fırsatı değerlendirirdi. Bunun için her türlü fizikî zahmeti göze alır, sağlığından ve özel hayatından büyük fedakârlıklar yapardı. Davayı anlatmak için Türkiye’deki ve dışarıdaki çeşitli çevrelere, kişilere kendi kaleme aldığı mektuplar, belgeler, kitaplar gönderirdi. Aldığı bir mektuba derhâl cevap verir; cevabı bir hafta kadar gecikmişse, mektuba gecikme için özür dileyerek başlardı.

Rauf Denktaş insanî vasıfları yüksek, moral veçhesi sağlam, duygu dolu, özel merakları ve meziyetleri olan bir siyasetçiydi. Samimi bir hayvanseverdi.

Meslek hayatımın önemli bir bölümünde, hem de Millî Davamızın başlıca tarihî aşamalarında, vazifeyle Millî Davamızın Önderi’nin yanında ve yakınında olma mazhariyetine eriştim. Kıvanç duyuyorum.

Denktaş’ın ebediyete intikali üzerine dönemin en üst düzeydeki Devlet Ricalimiz tarafından, Millî Davamızın önderinin “geriye bıraktığı en büyük mirasın şüphesiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olduğu, Kıbrıs Türk halkının bu paha biçilmez mirasa sahip çıkarak, onun aziz hatırasını daima yaşatacağı” ve “Türk milletinin gönlünde müstesna bir yere sahip olan merhum Denktaş’ın idealleri, uğruna hayatını vakfettiği KKTC topraklarında ebediyen yaşayacağı” şeklinde Özel Deftere mesajlar yazılmıştır.

Millî Kıbrıs Davamızın aziz önderi Denktaş, Ruhun şad olsun!

Alıntı: MDM Turgay Uluçevik

Posted in Yazılarım | MİLLÎ KAHRAMAN RAUF RAİF DENKTAŞ’I ANIYORUZ. için yorumlar kapalı
Oca 13

TARİHTE BUGÜN

13 Ocak:

1888 – National Geographic Society kuruldu.

1898 – Émile Zola‘nın yayımladığı J’Accuse…! başlıklı açık mektup, Dreyfus davasını kamuoyunun dikkatine taşıdı.

1953 – Mareşal TitoYugoslavya devlet başkanı seçildi.

1993 – Kimyasal Silahlar Sözleşmesi imzaya açıldı.

2012 – Costa Concordia gemi felaketi yaşandı.

Ordal Demokan (d. 1946)

Orlando Bloom (d. 1977)

Rauf Denktaş (ö. 2012)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Oca 12

TARİHTE BUGÜN

12 Ocak:

1951 – Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi yürürlüğe girdi.

1967 – Dr. James Bedford, gelecekte tekrar canlandırılmak üzere, kriyojenik olarak dondurulan ilk insan oldu.

1969 – Led Zeppelin grubu, ilk albümünü çıkardı.

1972 – Mucibur RahmanBangladeş başbakanı oldu.

2016 – Sultanahmet Meydanı‘nda bir intihar saldırısı gerçekleşti.

Jack London (d. 1876)

Fevzi Çakmak (d. 1876)

Agatha Christie (ö. 1976)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Oca 12

İŞTE DEVLET AKLI!

Emekli Büyükelçi Müfit Özdeş aradı ve “Türkiye Cumhuriyeti Devleti; Büyük Selçuklu Devleti, Anadolu Selçuklu devleti ve Osmanlı devletinin devamıdır. Papa’nın 1700 yıl sonra konsil topladığı İznik ise Türk devletinin Anadolu’daki ilk başkentidir. Bu itibarla, İznik’te Hristiyanlığın köklerine atıfta bulunularak konsil toplanması, bu topraklardaki Türk egemenliğine meydan okumaktır” dedi…

***

Emekli Orgeneral Hurşit Tolon ile konuştum. Tolon Paşa, benim “egemenlik paylaşılmaz” konulu yazılarımı da hatırlatarak, “ABD Büyükelçisi Tom Barrack, Papa’nın gelişi sırasında, ‘Ruhban Okulu Eylül’de açılacak’ dedi. Bu adam müstemleke valisi midir ki Türkiye’nin ne karar vereceğini dikte ettirir gibi konuşuyor? Türkiye’de Devlet İstatistik Enstitüsü’nün verilerine göre Ortodoks Rum sayısı üç dört bini geçmez. Bu şartlarda Ruhban Okulu’nu açmak, Türkiye’nin egemenlik haklarına saldırıdır. Çünkü Ruhban Okulu’nun açılması, Papa’nın ziyaretiyle birlikte, Fener Rum Patrikhanesi’ne ekümeniklik yani dünya Ortodoksları üzerinde egemenlik kazandırmaya dönüktür. Bu da devlet içinde devlet demektir. Burada Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenliğinin kısmen devredilmesi söz konusudur.” dedi.

***

Eski Milletvekili Oktay Vural ise paylaştığı mesajlarında şöyle dedi: “Papa ziyaretini eleştirenleri ‘Haçlı seferleri geliyor sandılar’ diye karikatürize etmek, Papa’nın gelişinin sembolik arka planını anlamamak demektir.

Eleştirinin konusu: İznik’in 1700 yıl sonra konsil hafızasına açılması, Patrikhane’nin ekümeniklik iddialarının meşruiyet kazanmasıdır.28 Kasım İznik’in kurtuluş günü ve 27 Kasım Haçlı Seferi başlangıç tarihinin bilinçli çakıştırılması, Türkiye’nin kutsal sembollerinin protokole dekor yapılmasıdır. Bunları sorgulayan insanlara ‘küçük devlet gibi düşünüyorsun’ demek Türkiye’nin bin yıllık devlet aklına karşı büyük bir ayıptır.

Altı asır boyunca Osmanlı, ardından yüz yıl boyunca Cumhuriyet, ne İznik’te yeni bir konsilin toplanmasına ne de kilise liderlerinin bir araya geldiği herhangi bir konsil anma ayininin düzenlenmesine izin vermiştir. Bu tutum, her iki dönemin devlet aklında da ortaklaşan temel ilkeye dayanıyordu: Türkiye sınırları içinde, ulusal egemenliğin üzerinde bir otoritenin oluşmasına izin vermemek… Osmanlı devlet mantığına göre, ‘Devlet sınırları içinde başka bir egemen güç görünmez’ anlayışı vardı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde de aynı anlayış hâkimdi. Osmanlı da Cumhuriyet de, dini otoritenin siyasallaşarak devlet egemenliğini gölgelemesine izin vermeme konusunda son derece hassastı. 325 İznik Konsili, Roma İmparatorluğu’nda Hristiyanlığın devlet aygıtına dönüşmesinin başlangıç noktası olarak kabul edilir. Bu nedenle 1700 yıl sonra İznik’te yeniden bir konsil atmosferinin oluşturulması, yalnızca dini bir etkinlik değil; egemenlik, statü, jeopolitik ve uluslararası güç dengeleriyle doğrudan ilişkilidir.”.

***

Vatikan, Patrikhane, ABD ve İngiltere, Türk devletinden 1071’deki Malazgirt zaferinin, 1075’deki İznik’in fethinin, 1453’deki İstanbul’un fethinin ve 1922’deki Dumlupınar’ın rövanşını almaya çalışıyor ama etnik veya dini kökenini saklayan kriptolar, “komplo teorisi üretiyorlar” diye halkı uyutabileceklerini zannediyor…

Emekli büyükelçi Müfit Özdeş, emekli Orgeneral Hurşit Tolon ve eski Milletvekili Oktay Vural, İznik konsili dolayısıyla, patrikhanenin ekümeniklik iddiasına meşruiyet kazandırıldığını belirterek, “egemenlik hiçbir şekilde paylaşılmaz” mesajı verdiler, işte devlet aklı budur!

***

Tabii bir de PKK ile egemenliğin paylaşılması konu ediliyor:

Ne demişti rahmetli Muhittin Nalbantoğlu?

“Türk Milleti, 26 Ağustos 1071’de Alparslan ile Romen Diyojen’den ve Bizans ordusundan aldığı Anadolu’nun egemenliğini A. Öcalan ve PKK ile paylaşmayacaktır. Devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ‘Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.’ ”

Alıntı

Posted in Yazılarım | İŞTE DEVLET AKLI! için yorumlar kapalı
Oca 11

TARİHTE BUGÜN

11 Ocak:

1787 – William HerschelUranüs‘ün iki uydusu olan Titania ve Oberon‘u keşfetti.

1879 – İngiliz-Zulu Savaşı başladı.

1921 – Birinci İnönü Muharebesi sona erdi, Yunan kuvvetleri geri çekildi.

1922 – İnsülinşeker hastalığının tedavisinde insanlar üzerinde ilk kez kullanıldı.

1946 – Enver HocaArnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti‘ni ilan etti, Kral Zogo tahttan indirildi.

William James (d. 1842)

Thomas Hardy (ö. 1928)

Edmund Hillary (ö. 2008)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Oca 11

SİYASİ SUÇTAN DÜŞTÜM

Bir milletvekilinin konuşabilen ve mecliste meşhur bir papağanı vardır. papağanın namını başbakan da duymuştur. bu milletvekiline başbakan gün verir,
“Şu gün gel, seni bakan yapacam. ha birde papağanını da getir” der.
“tamam başbakanım” der vekil. papağan klasik papağandır, yani küfreder, birazda zayıf ve cılız bir papağandır. milletvekili de papağana 1 hafta boyunca;
“Sakın başbakanın yanında küfredeyim deme. adam beni bakan yapacak, eğer küfredip işi berbad edersen seni kümese tıkarım” der. papağan “tamam” der. gün gelir çatar, vekil ve papağan başbakanın huzuruna çıkar. başbakan papağanın cılız olmasından ötürü,
“Bu mu lan o meşhur papağan” der.
Papağan dayanamaz;
“Bu mu lan seni bakan yapacak pezevenk..”
Başbakan sinirlenir tabi. defol der bakanlık falan yok sana. vekil eve geldiğinde ilk iş papağanı kümese tıkar. papağan kümeste eller arkada, bi oraya bi buraya dertli dertli volta atar. tavuklar gülmeye başlar papağanın haline.
Papağan der ki;
“Ne gülüyosunuz lan, ben sizin gibi orospuluktan düşmedim, siyasi suçtan düştüm.”

Posted in Fıkralar | SİYASİ SUÇTAN DÜŞTÜM için yorumlar kapalı
Oca 10

TARİHTE BUGÜN

10 Ocak:

1474 – Boğdan Prensliği ile Osmanlı Devleti arasında Racova Muharebesi gerçekleşti.

1916 – I. Dünya Savaşı sırasında Erzurum Taarruzu başladı.

1920 – Versay Barış Antlaşması yürürlüğe girdi.

1921 – I. İnönü Muharebesi‘nde Albay İsmet Bey komutasındaki Türk ordusu, Yunan ordusu ile İnönü’de karşı karşıya geldi.

1966 – Hindistan ve Pakistan arasında Taşkent Deklarasyonu imzalandı.

Aleksey Nikolayeviç Tolstoy (d. 1883)

Donald Knuth (d. 1938)

Ali Fuat Cebesoy (ö. 1968)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Oca 10

MADUROYU MADARA ETMEK

Bizim ise kıssadan hisse çıkararak, tek adamlı başkanlık tipi rejimlerine, vücudun bağışıklık sistemine verdiği zararları kavrayıp bir an önce koruyucu hekimliğe yönelik tedbirlere geçmemiz gerekmekte.

 Neden madara oldu? Yalnızca o mu? Onun nezdinde bir yığın halk…

Hatta haydutluğa göz yummak zorunda kalmaktan rahatsızlık duyarak Maduro ve eşiyle empati duygusuna giren 80’e merdiven dayamış annemin bile kendisini madara olmuş hissettiğini gözlemledim.

Türk vicdanı, mazlum milletlerin ümit ışığı olmak zorunda hissettiriyor kendisini. Tabii ki emperyalist sömürgeciliğe teşne olmuş utanç verici olanları hariç tutuyorum.

Zayıf karakterli bir küstahın kendisini güçlü gösterme taklidi ile züccaciye dükkanına girercesine bir ulusun onuruyla oynamasının psikoljik harekat sonuçlarını hep birlikte göreceğiz.

Tarih, Hitler, Musollini benzeri ruh sağlığı bozuk, askerliği bilmeyen, eline büyük güç geçince tüm dünyayı işgale yeltenen liderlerin, kendi uluslarına ve tüm dünyaya yaşattığı hüsranlarla dolu.

Bu arada Yunan tipi bir şaklaban da dedesinden daha akılsız olduğunu gösterdi.

Dedesinin Ağustos’ta boyladığı denize Ocak’ta döktürecek kendisini. O sırada İngiliz ipiyle kuyuda boğuldular, akıllanmayıp şimdi de Amerikan kaput kırpığı ile buz gibi suda donacaklar.

Şaka bir yana da tüm bunlar Türk halkının tepkilerini test etmek için yapılan nabız yoklamaları.

İngiliz istihbaratı MI6 raporu der ki; Türkler ne yapacağı öngörülemeyen millettir.

İngilizler akıllı.Ama biz tedbirimizi akılsız haydut devlet konseptine göre almalıyız.

Devlet aklı olsa iyi olacak

Yasama-yürütme-yargı üçlü sacayağında dengeyle kurulan, ayakları yere sağlam basan bir devlet aklı. Ayak teke düşecekse zigon sehpa daha tercih edilir.

Gelelim Maduro’nun madaralık temeline. Kendi halkıyla millî refahı paylaşmada hasislik yaparak yandaşlaşma karteli (tekeli) oluşturmanın nasıl bir bekâ sorunu yarattığının laboratuvar tahliline gerek var mı?

Ülkenin kaynaklarını benimsetip, onların aslında kendi varlıkları olduğunun bilincine varamamış veya vardırılmamış bir kısım yığın, milletleşmekten de uzak oluyor. Hâl böyle olunca dünyanın diğer ucunda kendi derdiyle uğraşan Putin veya Çin’in destekleyebileceği bir müttefiklik de zemin bulmuyor, bulamıyor.

Oysa ki ABD, aslında petrole çökmekten ziyade Çin ve Rusya’ya petrolize darbe vurma stratejisi ile yaptı bu harekatı. Tabi perde arkasında Ukrayna veya Tayvan konusunda karşılıklı ne pazarlıklar olduğu henüz netleşmedi.

Bizim ise kıssadan hisse çıkararak, tek adamlı başkanlık tipi rejimlerine, vücudun bağışıklık sistemine verdiği zararları kavrayıp bir an önce koruyucu hekimliğe yönelik tedbirlere geçmemiz gerekmekte.

Bir TürkAtasözü derki; “Akıl odur ki başa geleceği bile, göz odur ki dağın ardını göre.”

Perşembenin gelişi çarşambadan belli değil mi?

Bakkal dükkanını bile tek kişi yönetemez. Onun bile kendisine göre bir kurumsallığı var. İşletmecilikte yetki devri diye bir ders konusu vardır. Her konuyu tek kişinin kontrol etmesi mümkün olamayacağı için, yetki devri ile alt kademelerde kontrol sağlanır.

Problemlerin çözüm odağı, ne denli alt birimde sonuca yönelik oturtulabildiyse, işletme o denli dinamiktir. Böylelikle, her mesele gelip en tepeye toslayarak makamı yıpratmamış olur.  Genel Müdür, kıramayacağı eş dosta gösterebileceği mazerete ihtiyaç duyarsa, kurumsallık cankurtarandır. Hele ki bakkalda ortak varsa, baban bile parasız gelip birşey alamaz.

Emperyalizm,ülkeleri önce tek adam rejimlerine zorlayıp, lidere ve çevresine nefret halkaları oluşturarak devleti ve rejimi kemirip,devleti benimseme duygusundan kopartarak işgal zemini hazırlar.

Başkanlık rejimi getirenler, kendilerine iyilik yaptıklarını sanmamalı. Az gelişmiş ülkelerde varlık içinde yokluk çektirilerek sefalete sürükleyen gelir dengesizliği ve ekonomik soykırım, işgali meşrulaştırma altyapısını hazırlamak içindir.

Ekonomik kast sistemi, devletin temeline konmuş dinamittir.

Kaynak: MDM Eray Ertürk

Posted in Gündem | MADUROYU MADARA ETMEK için yorumlar kapalı