Ara 30

SİYASETEKİ KESKİN MANEVRALAR…

İktidar bloğunun siyasetteki keskin manevralarına, onun eksenindeki havuz medya ayak uydurmakta zorlanıyor. A Haber, Erdoğan’ın yıllar önce ‘sayın’ dediği, Bahçeli’nin şu günlerde sıkça teşekkür ettiği Öcalan ile ilgili ekrana ‘sayın’ alt yazısı verince ortalık karıştı!

Rüzgâr öyle çetin ki yelkenler ona ayak uyduramıyor… Eski gemicilerin bu tabiri, iktidarın ekranlardaki amiral gemisi olan A Haber’in bugün yaşadığı sıkıntıyı çok iyi anlatıyor. Nasıl mı?

İktidara yakınlığıyla bilinen A Haber, yayımladığı bir haberde terör örgütü PKK’nin lideri Abdullah Öcalan için “Sayın Abdullah Öcalan” ifadesini kullandı.

Posted in Gündem | SİYASETEKİ KESKİN MANEVRALAR… için yorumlar kapalı
Ara 29

ALLAH AŞK VERSİN

ALLAH AŞK VERSİN

* * *

Bu gönül aklıma meydan okuyor
İstiyor ki her vakitte gül dersin
Nefis; nazar, benlik, fitne sokuyor
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Görünmüyor iyi, kötü gözüme
Uymuyor aklımın hiçbir sözüme
Köle, tutsak olmuş arsız özüme
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Velakin aşk ise gönülde konu
Yaşarım her vakit, her anda onu
Dilerim meçhule gitmesin sonu
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Delice tavrını önlemem lazım
Kapkara sevdayı mimlemem lazım
Bu hoyrat gönlümü gemlemem lazım
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Kınamayın beni sevgili dostlar
Nice aşk yüzünden yüzüldü postlar
Tükenmez düşmanlık, tükenmez kastlar
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Aşkın şarabından içmeyen bilmez
Titrer yürekleri ihmale gelmez
Görünüşe kanma, zalim hiç gülmez
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Aşk ki; bu Allah’ın sonsuz hikmeti
Engin gönüllere eşsiz rahmeti
Her gönül çekemez böyle zahmeti
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Bir başka yaşıyor aşk ile gönül
Kendinden geçiyor meşk ile gönül
Istırap çekiyor zevk ile gönül
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Kenan Şahbaz Eğitimci, Devlet Halk Şairi, Araştırmacı, Yazar

Posted in Şiirlerim | ALLAH AŞK VERSİN için yorumlar kapalı
Ara 11

TARİHTE BUGÜN

11 Aralık:

1931 – Westminster Yasası yürürlüğe girdi.

1946 – Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) kuruldu.

1994 – Birinci Çeçen SavaşıRusya, tek yanlı olarak bağımsızlığını ilan eden Çeçenistan‘a girdi.

1997 – Kyoto Protokolü imzalandı.

2004 – İstanbul Modern Sanat Müzesi açıldı.

Jacques Charles (d. 1746)

Nihal Atsız (ö. 1975)

Javier Saviola (d. 1981)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ara 11

APTALLIK TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ SONUCU OLUŞUR diyen BONHOEFFER’in,

APTALLIK TEORİSİNİ OKUTALIM.

31 Temmuz 1932’de seçimler yapıldı.

Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi, yüzde 34 oy alarak, 608 üyeli Alman meclisinde, 230 milletvekiline sahip oldu.

☆Adolf Hitler, 30 0cak 1933 tarihinde Şansölye olarak atandı.

☆Aradan bir yıl bile geçmedi.

12 Kasım 1933’de erken seçimler yapıldı.

Yüzde doksan bir oy alan Hitler, 661 milletvekilinin tamamını aldı.

☆Artık Tek Adam; yani diktatör olmuştu.

Bu yazımda Alman bilim insanlarını, Alman teknolojisini, Alman Üniversitelerini yazmayacağım.

Leibniz, Kant, Hegel, Marx, Nietzsche, Goethe gibi dünya düşün tarihinin en önemli Alman düşünürlerini sıralamayacağım.

Almanya’nın o dönemde ulaştığı yüksek gelişmişlik seviyesini anlatmayacağım.

İlkokuldan başlamak üzere Alman eğitim sisteminin ne kadar mükemmel olduğundan bahsetmeyeceğim.

Alman ailelerinin, daha bebeklikten başlayarak iyi eğittiği çocukları; eğitimli Alman toplumunu dile getirmeyeceğim.

HİTLER İŞTE BÖYLE DONANIMLI, EĞİTİMLİ BİR HALKI, İKİ YILA VARMADAN KÖLESİ HALİNE GETİRDİ.

☆Çadır maymununa döndürdü!

☆Bilimin, sanatın, teknolojinin, kültürün merkezi kabul edilen Almanya’nın sahibi oldu. Nasıl oluyordu da cahil ve ruh hastası bir adam, böyle eğitimli bir halkı peşinden sürükleyebiliyordu?

☆Bilim insanlarına, akademisyenlere, subaylara; her bakımdan yetişmiş insanlara hükmedebiliyordu?

Almanya tarihinin en karanlık döneminden geçiyordu…

Masum insanların dükkanları taşlanıyor, kadınlar ve çocuklar sokak ortasında zalimce aşağılanıyordu.

Gazeteciler dövülüyordu.

Siyasi cinayetler işleniyordu.

Hitleri eleştirenler tutuklanıyordu.

Muhalif her çıkış cezalandırılıyordu.

Yargı Hitler’in sopası olmuştu.

Berlin’de artık hakimler yoktu; Berlin’de artık hakim koltuğuna oturtulmuş soytarılar bulunuyordu.

Tek adam rejiminin namussuz savcıları, şerefsiz hakimleri vardı.

Ordu rejimin ordusu, polis rejimin polisi olmuştu.

Nazi milisler sokaklara devriye geziyorlardı.

Genç bir papaz olan Dietrich Bonhoeffer zulme karşı çıktı; itiraz etti.

Bu sebeple hemen hapse atıldı.

Ağır işkencelerden geçirildi.

Hapisteyken bu konu üzerine uzun uzun düşündü.

Sayısız filozof, şair, fikir ve bilim adamı çıkaran bu toplum, böyle bir kültür; nasıl olmuştu da organize kötülüğün, zalimliğin, korkaklığın, cehaletin ve suçun merkezi haline gelmişti?

Sonunda Bonhoeffer işin içerisinden çıkabildi.

“Sorunun kökeninde kötülük değil, ” APTALLIK” yatıyor! ” dedi.

Ona göre:

Kötülükle mücadele etmeniz mümkündü, kötülükle bir şekilde başa çıkabilirdiniz.

☆Fakat organize olmuş ahmaklar sürüsüne karşı yapabileceğiniz hiçbir şey yoktu!.☆

Ne anlatacağınız gerçekler ne ortaya koyacağınız kanıtlar, onlara etki etmiyordu.

Mantıklı gerekçeler sunduğunuzda önce reddediyorlardı.

Reddedemeyecek hale geldiklerinde; en yaşamsal, en insani, en ahlaki, en bilimsel gerçekleri önemsizleştiriyorlardı.

Herhangi basit ve anlaşılır bir konuda bile ortak noktada buluşabilmeniz mümkün olmuyordu.

☆Aptal insanlar hallerinden memnundular!

Saldırıya hazır haldeydiler.

Saldırıya geçtiklerinde kötü insanlardan çok daha tehlikeli oluyorlardı.

Acımasız ve vicdansızdılar.

Bonhoeffer aptallıkla mücadele edebilmek için önce onun doğasını anlamaya çalıştı.

Vardığı sonuç şuydu:

Aptallık bir zekâ problemi değildi.

☆APTALLIK BİR AHLAKİ PROBLEMDİ!

Entelektüel birikimleri, iyi eğitimleri olduğu halde insanlar aptal olabiliyorlardı.

Aptallığın doğuştan gelen bir zekâ yetersizliği olduğu ileri sürülebilirdi.

Ama bu görüş kitleleri kısa zamanda etkileyen toplumsal aptallığı açıklayamıyordu.

İnsanlar belli koşullar altında aptallaşıyorlardı.

Başkalarının kendilerini aptallaştırmasına izin veriyorlardı.

Buradan yola çıkarak, aptallığın psikolojik değil, sosyolojik bir sorun olduğu sonucuna vardı.

İnsanların ahlâkî ve entelektüel birikimleri bir anda yok olmuyordu. Diktatör gücünü arttırdıkça, insanlar o gücün büyüsüne kapılıyorlar, bağımsız düşünme yetilerini kaybediyorlardı.

Karşı koymak yerine aptallaşarak sürüde koyun olmayı yeğliyorlardı.

Aptallık onlar için konfor alanı oluşturuyordu.

Gözlerine sokulan gerçekleri inatla reddediyorlardı.

Onlarla konuştuğunuzda bir insanla değil, sloganlarla konuşmaya ayarlanmış bir robotla karşı karşıya olduğunuz hissine kapılıyordunuz.

Büyülenmiş gibiydiler.

Onları bu ağır şizofreni uykusundan çıkarmanın tek yolu bağımsız ve özgür olmalarını sağlamaktı.

Tek adamın yönettiği Almanya’da bu nasıl mümkün olabilirdi?

Almanlar ancak İkinci Dünya Savaşı sonrası bağımsız ve özgür olabildiler.

Aptallıktan kurtulabildiler.

Bedelini ağır ödediler.

Yirmi iki milyon Alman öldü, Almanya harabeye döndü.

Conrad Adenaur’un şu sözleri tarihe geçti:

“☆☆☆Umarım bir daha İsa bile gelse tüm yetkiyi tek kişiye verecek kadar aptal olmayız!” demişti.

Hitler dönemi deneyimini yaşamış Şansölye Adenaur doğru söylüyordu.

Bir toplum tüm yetkileri tek kişiye verecek kadar aptal olmamalıydı…

Bonhoeffer’in bu düşünceleri Naziler için kabul edilemezdi.

9 Nisan 1945 günü sabaha karşı, Bonhoeffer’i bir toplama kampının darağacına asarak öldürdüler.

Bonhoeffer, Aptallığın Teorisini yazmıştı.

Şimdi bana bu yazıyı neden kaleme aldığımı, niçin paylaşım gereği duyduğumu umarım sormazsınız.

Alıntı: Kazım M

Posted in Gündem | APTALLIK TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ SONUCU OLUŞUR diyen BONHOEFFER’in, için yorumlar kapalı
Ara 10

TARİHTE BUGÜN

10 Aralıkİnsan Hakları Günü

1898 – İspanya-Amerika Savaşı‘nı sona erdiren Paris Antlaşması imzalandı.

1901 – İlk Nobel ödülleri verildi.

1902 – Mısır’da Nil nehri üzerinde inşa edilen Asvan Barajı hizmete girdi.

1936 – VIII. Edwardtahttan çekilme belgesini imzaladı.

1963 – Zanzibar Sultanlığı, Birleşik Krallık‘tan bağımsızlığını kazandı.

İbn Rüşd (ö. 1198)

Emily Dickinson (d. 1830)

Augusto Pinochet (ö. 2006)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ara 10

İNSAN HAKLARI

“İnsan hakları” ile demokrasi, demokrasi ile adil yönetim, adil yönetim ile siyasi otoritenin topluma verdiği değer arasında gerçek bir ilişki vardır.

Çünkü, “İnsan hakları, her bir bireyin doğuştan sahip olduğu, evrensel ve dokunulmaz haklardır.” Dolayısı ile bu haklar, insanın onurunu korumayı ve insanca bir yaşam sürmesini sağlamayı amaç edinir. Temel insan hakları kısaca şöyledir:

Yaşama Hakkı: Her bireyin yaşamını sürdürme hakkı vardır.

Düşünce ve İfade Özgürlüğü Hakkı: İnsanlar düşüncelerini özgürce ifade edebilir.

Din ve Vicdan Özgürlüğü Hakkı: Herkes istediği dine inanma ve inançlarını yaşama hakkına sahiptir.

Adil Yargılanma Hakkı: Her birey eşit şekilde adil bir yargılama sürecine tabi tutulmalıdır.

Özel Hayatın Gizliliği Hakkı: Kişilerin özel hayatına müdahale edilemez.

Eğitim Hakkı: Herkesin eğitim alma hakkı vardır.

Seçme ve Seçilme Hakkı: Bireyler demokratik süreçlere katılabilir.

Bu haklar, uluslararası belgelerle güvence altına alınmıştır.

Herhangi bir siyasal iktidar, insan haklarına ulaştığı ölçüde kaliteli bir yönetim sunarak, demokrasinin en temel işlevlerini yerine getirmiş olur.

Posted in Gündem | İNSAN HAKLARI için yorumlar kapalı
Ara 09

TARİHTE BUGÜN

9 Aralık:

1905 – Moskova Ayaklanması‘nda silahlı sokak çatışmaları başladı.

1917 – I. Dünya SavaşıKudüs, General Edmund Allenby tarafından ele geçirildi.

1948 – Soykırım SözleşmesiBirleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edildi.

1961 – TanzanyaBirleşik Krallık‘tan bağımsızlığını kazandı.

1965 – Nikolay PodgorniSovyetler Birliği Devlet Başkanı oldu.

Pyotr Alekseyeviç Kropotkin (d. 1842)

Natsume Sōseki (ö. 1916)

Felicity Huffman (d. 1962)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ara 09

“BİR MİLYON KİŞİYİ ASKERE ALIRIM…” Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz

Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz’un ön görüleri:

Yavuz, bugün İsrail tehdidinden bahseden iktidarın, uyguladığı politikayla Suriye’yi İsrail etkisine açtığını, İran’a yönelik saldırının da bu sayede mümkün olduğunu hatırlattı ve “Şimdi dönüp ‘Türkiye’yi çerçevelemeye çalışıyorlar’ diyorlar ve çözüm olarak da ‘Terörsüz Türkiye’yi yani PKK ile federasyon kurmayı öne sürüyorlar ve iç cepheyi tahkim etmekten söz ediyorlar. Benim isyanım buna” dedi…

Yavuz’un söylediklerini kaydetmedim ama hafıza kayıtlarıma göre şöyle dedi:

-Emperyalistler, Irak’ı işgal ederek çökerttikten sonra Suriye’de İran’ın vekil güçlerini veya müttefiklerini hedef aldı. Gazze’nin yerle bir edilmesi, Lübnan’da Hizbullah’ın iyice zayıflatılması ve Suriye’den çekilmek zorunda bırakılması, bunun sonucunda Suriye yönetiminin düşmesi ve meydanın İsrail’e açılması kimin sayesinde gerçekleşti? Türkiye’yi yönetenler sayesinde değil mi? Şimdi bu durum Türkiye’nin güvenliğine de tehdit oluşturuyorsa ki oluşturuyor; buna sebep olanların İsrail tehdidinden veya emperyalizmden bahsetmeye ve halktan yeniden siyasi destek istemeye hakkı var mıdır?

– Türk Milleti, diğer milletlere benzemez. Türkiye emperyalistlere karşı savaşarak kurulmuş bir ülkedir. Dolayısıyla belki gazeteciler, akademisyenler, “Sıra bizde, kuşatıldık” diye tehdide dikkat çekmek isteyebilir ama devletin içinde tedbir alma makamında olanlar bu tür sözler söylememelidir. Çünkü bu tür yaklaşımlar, halkı umutsuzluğa sürüklemektedir…

-Biz ülke olarak yakın tarihte de Kıbrıs’ta emperyal saldırıya karşı direndik bedel ödedik. Irak işgali sırasında direndik, bedel ödedik. Egemenliği ve bağımsızlığı korumanın bedeli vardır. Türk Milleti’nin ruhunu öldürmek isteyenler, şimdilerde paralı veya sanal askerliği bile savunur oldu. Aksine ben yetkili olsam, bugün 1 milyon kişiyi askere alırım ve büyük çoğunluğunu ülke kalkınması için mesela tarımda seferberlik için değerlendiririm. ABD, 1929 ekonomik buhranını bu yöntemlerle atlatmıştır. Amerikan askerleri tarımda çalışmıştır. Hem işsizlik azaltılmış hem de ülke ekonomisi ayağa kaldırılmıştır…

-ABD, Irak, Suriye ve şimdi İran’a yaptığı gibi Türkiye’yi doğrudan karşısına alamaz. Türkiye gibi bir ülkenin karşı kampa geçmesine yol açamazlar. Bu sebeple Türkiye’ye, içerden yönetenler eliyle daha yumuşak operasyonlar yapıyorlar! Ergenekon ile Balyoz ile açılımlarla yapıyorlar. 15 Temmuz darbe girişimini yapanları, orduya kim yerleştirdi? Ülkeyi yönetenler değil mi? Yani asıl tehdit, içerden geliyor. Bizim asıl sorunumuz bu! Yoksa bütün dünya bir araya gelse, iç cephesi kuvvetli bir Türkiye’ye hiçbir şey yapamaz. Elbette planlar yaparlar ama o planlara karşı bizim de planlarımız vardır. Fakat yazık ki uzun süredir Türkiye’yi yönetenler, söylemde emperyal politikalara veya saldırılara karşı esip gürlüyor ama uygulamada ABD ne derse onu yapıyor. İşte Suriye’yi teslim ettiler ve orada bir PKK devletinin kurulmasına sebep oldular. Şimdi Batılılar dönüp, “Biz de size 50 yıldır bunu söylüyorduk…” demez mi? Türkiye bunu yaparsa, bütün tezlerini inkâr etmiş olur…

-Türkiye’nin, Atatürk’ün dediği gibi iç cepheyi tahkim etmeye ve milli siyaset uygulamaya ihtiyacı vardır. Atatürk’e göre asıl olan iç cephedir. Atatürk, “Milletimizin, güçlü, mutlu ve istikrarlı yaşayabilmesi için, devletin bütünüyle millî bir siyaset izlemesi, bu siyasetin iç teşkilâtımıza tam olarak uyması ve ona dayanması gerekir.” demiştir.

-Şimdi yapılanlar milli siyaset değildir, iç cepheyi tahkim etmeye dönük de değildir…

Alıntı: Arslan Bulut

Posted in Gündem | “BİR MİLYON KİŞİYİ ASKERE ALIRIM…” Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz için yorumlar kapalı
Ara 08

TARİHTE BUGÜN

8 Aralık:

1907 – V. Gustavİsveç kralı oldu.

1914 – Birleşik Krallık ile Alman İmparatorluğu arasında Falkland Adaları Muharebesi gerçekleşti.

1980 – John LennonNew York‘ta kaldığı otelin önünde vurularak öldürüldü.

1991 – Bağımsız Devletler Topluluğu‘nun kurulması için RusyaUkrayna ve Belarus arasında anlaşma imzalandı.

2024 – Suriye‘de Esad rejimi çöktü.

Horatius (d. MÖ 65)

James Hoban (ö. 1831)

Abdullah Ercan (d. 1971)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ara 08

KÂİNAT KİTABI

* * *

Erce, yiğitçe, mertçe abideler dikerek

Hakikatin ilmiyle sevgi, saygı ekerek

Nefret kibir ve kini benliğinden sökerek

Gönüller gergefinde sevgi dokuduk mu hiç?

Kâinat kitabını hakça okuduk mu hiç?

* * *

Hayat bir kumar değil bakılacak fal değil

Bu çağda tattığımız ballar bile bal değil

Görüyorum dünyayı hiç halımız hal değil

Şu gönül Kâbe’sinde sevgi dokuduk mu hiç?

Kâinat kitabını hakça okuduk mu hiç?

* * *

Adem’im oğulları başkalaştık değiştik

Özleri kaybederek laçkalaştık değiştik

Nasıl da insanlıktan uzaklaştık değiştik

Aşkla yüreğimizde sevgi dokuduk mu hiç?

Kâinat kitabını hakça okuduk mu hiç?

* * *

Kendi varlığımızdan habersiz yaşıyoruz

Bir yara görünce de çabucak kaşıyoruz

Adamca yaşamayıp şaştıkça şaşıyoruz

Ölüm arifesinde sevgi dokuduk mu hiç?

Kâinat kitabını hakça okuduk mu hiç?

* * *

Yıldızları Güneş’i Ay’ı herkes biliyor

Karadelikte nice gezegenler ölüyor

Ömrün de Dünya’nın da bir gün sonu geliyor

Bir ömrün nefesinde sevgi dokuduk mu hiç?

Kâinat kitabını hakça okuduk mu hiç?

* * *

Pek çok değerler var ki tek tek saymakla bitmez

İnkarcının tavrıyla bu sınav güzel gitmez

İnsanın cüzi aklı bunca değere yetmez

Doğrunun öfkesinde sevgi dokuduk mu hiç?

Kâinat kitabını hakça okuduk mu hiç?

* * *

Sevdiğimiz atlarda gerçek asalete bak

İt denilen köpekte güçlü sadakate bak

Şu tavus kuşundaki eşsiz zarafete bak

Canlılar nefesinde sevgi dokuduk mu hiç?

Kâinat kitabını hakça okuduk mu hiç?

* * *

Kendimizi bilerek sırrı görebildik mi?

İpek böceği gibi ipek örebildik mi?

Hor görülen eşekten sabır derebildik mi?

Eşeğin çiftesinde sevgi dokuduk mu hiç?

Kâinat kitabını hakça okuduk mu hiç?

* * *

Kilitli olur kalpler kibir olursa serde

Hakikati savunmak bir namustur mertler de

Görmedik azameti ne gökte ne de yerde

Uzayın çehresinde sevgi dokuduk mu hiç?

Kâinat kitabını hakça okuduk mu hiç?

* * *

İnsan aklı bilmeli görmeli hem de gözü

Küçücük çekirdekte her bir nesnenin özü

Semavi kitaplarda Hakk’ın hakiki sözü

Hakk’ın yüce sesinde sevgi dokuduk mu hiç?

Kâinat kitabını hakça okuduk mu hiç?

* * *

Göğün yedi kat üstü, yerin altı bir başka

Bunu anlayan gönül teslim olur bu aşka

Bu aşkı kavramayan o kalpler bil ki laçka

Ruhların hevesinde sevgi dokuduk mu hiç?

Kâinat kitabını hakça okuduk mu hiç?

* * *

Bilinmeyen sırlar çok akıl, fikir kar etmez

Hak aşığı bir insan zulüm yapmaz kin gütmez

Bir an yazmak istesek yazamaya ömür yetmez

Bir ömür süresinde sevgi dokuduk mu hiç?

Kâinat kitabını hakça okuduk mu hiç?

* * *

Ey Şehzadem dikkat et sen dalalete dalma

Zalimlere karşı dur mazlumun ahın alma

Suretlere dalarak sîretten uzak kalma

Hem özde hem sözlerde sevgi dokuduk muhiç?

Kâinat kitabını hakça okuduk mu hiç?

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | KÂİNAT KİTABI için yorumlar kapalı