May 19

TARİHTE BUGÜN

19 Mayıs: Türkiye ve KKTC‘de Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı

639 – Chieh-she-shuai ve yandaşları, Tang imparatoru Tai Tsung‘un yaz sarayı olan Chiucheng Sarayı’nı bastılar.

1919 – Mustafa Kemal Samsun’a çıktı.

1924 – Türk ve İngiliz heyetleri arasında Musul Sorunu ile ilgili Haliç Konferansı görüşmeleri başladı.

1935 – Frankfurt – Darmstadt arasında ilk autobahn açıldı.

1975 – ABD Senatosu, Türkiye‘ye silah ambargosunun kaldırılmasını kararlaştırdı.

Anne Boleyn (ö. 1536)

Malcolm X (d. 1925)

Arabistanlı Lawrence (ö. 1935)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 19

NATO KAFA NATO MERMER

NATO KAFA NATO MERMER

Güneydoğu’da NATO Müşterek Kolordu Karargâhı kurulması planının ardından Anadolu Kavağı’nda bir NATO Deniz Unsur Komutanlığı kurulacağı bildirildi.

Bu haberler sonrasında İstanbul Boğazı’na yaklaşan, 1.500.000 varil ham petrol taşıyan tankere, insansız hava ve deniz araçlarıyla saldırı yapıldı.

Yine küresel finansı yönetenlerden BlackRock, Ankara’da Tayyip Erdoğan ile görüştü.

Adana’da NATO kolordusu kurmak, Anayasa’ya aykırıdır, İstanbul Boğazı’nda NATO komutanlığı kurmak ise hem Anayasa’ya hem Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne aykırıdır.

Boğazlar, fiilen NATO egemenliğine bırakılırken, Batı Avrupa donanması Kıbrıs’a yığınak yaptı. Yunanistan, Lozan’ı çiğneyerek Ege adalarına hava savunma sistemleri kurdu.

***

Emekli Amiral Mustafa Özbey, konuyla ilgili olarak, “Trump’ın NATO’yu kötülerken, Türkiye ve Erdoğan’a övgüler yağdırmasının nedeni de anlaşılmaya başlıyor.

Adana’da kurulan kolordu ve İstanbul Boğazında kurulan Deniz Unsuru, NATO maskesi altında yapılan ABD organizasyonudur.

Türkiye, Rusya’ya karşı olduğu çok açık bir tertiplenmeye sokuluyor.

ABD’nin ipi ile güvenliklerini sağlayacaklarını düşünen Körfez ülkelerinin durumu ortadayken, ebedî komşumuz Rusya’ya karşı böyle bir tertiplenme içine girmenin ulusal çıkar ilkesine hiçbir katkısı yoktur.

Ana muhalefet partisinin Silivri gündemi dışında bir etkinliğinin olmaması da anlaşılır değildir.

Türkiye tehlikeli bir kurgu içinde alacakaranlık kuşağına giriyor. Tehlike büyüktür.” dedi.

***

Emekli general Nejat Eslen’in yorumu ise şöyle:

“Adana’daki 6’ncı Kolordu, NATO kolordusuna dönüştürülecek. Bu kolordunun görev alanı Ortadoğu olacak.

Lafı uzatmadan şu sorularla bu projeyi irdeleyebiliriz;

* NATO kuruluş antlaşmasına göre Ortadoğu NATO’nun sorumluluk alanı mıdır?

* Türkiye’nin ve NATO’nun Ortadoğu tehdit algılaması aynı mıdır?

* Türkiye’nin ve NATO’nun Ortadoğu’da İran, İsrail, PKK değerlendirmesi farklı değil midir?

* Türkiye’nin ve NATO üyesi ülkelerin Ortadoğu çıkarlarını örtüştürmek mümkün müdür?

* Özetle bu kolordu, Türkiye’nin mi yoksa NATO’nun mu çıkarlarına hizmet edecektir?

* Neden NATO üyesi ülkeler AB içinde Ege, Doğu Akdeniz, Kıbrıs sorunlarında Yunanistan’a destek vermektedir?

* Neden NATO, Türkiye’yi PKK ile mücadele konusunda desteklememiştir?”

***

Nejat Eslen, tam da bu aşamada “Yeni bir güvenlik konsepti şart” diyor:

“Türkiye, Kuzeyinden, Güneyinden, Doğusundan, Batısından çevrelenen ateş çemberi içindedir.

Eski ittifaklar demode olmaktadır. Eski ittifak üyeleri, değişen dünyada tehdit kaynağı olabilmektedir.

Bu şartlarda Türkiye’nin yeni şartlara uygun ve gerçekçi güvenlik konsepti geliştirmesi gerekmektedir.

Tanımlanan her tehdit için ihtiyaç duyulan savaş uçaklarının ve hava savunma sisteminin acilen tedariki önem kazanmaktadır. Her tehdit için asimetrik eylemler dahil farklı yöntemler ve farklı silah sistemleri planlanmalıdır.

Yeni güvenlik konsepti güçlü ve istikrarlı iç cepheyi öncelikle esas almalıdır.

Tüm milli siyasi partiler güçlü ve istikrarlı iç cephe için katkı sağlamalıdır.”

***

ABD’nin ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent, istifa ettikten sonra “Suriye’de DEAŞ’ı, ABD kasten yarattı. Suriye’de Esad rejimini devirmek ve İsrail’i korumak için kasıtlı olarak küresel bir terör ağı kurduk” dedi.

Şimdi bazı utanmazlar, “Bunu herkes biliyor zaten” diyor!

Herkes biliyordu da medya neden yıllar önce bu tespiti yapanlara, “komplo teorisyeni” derken kimseden ses çıkmıyordu?

Herkes biliyordu da “İŞİD ile mücadele” bahanesiyle, Suriye’nin ABD-İsrail kontrolüne alınmasını neden destekliyordu?

Bu konuda, Türk halkı, “Yeni Osmanlı” gibi “ensar-muhacir” gibi söylemlerle aldatılmıştır, kandırılmıştır.

Bu söylemler, Suriye’nin ABD-İsrail yörüngesine girmesine sebep olmuştur.

***

Bugün İsrail, uçakları Suriye ve Irak hava sahasını kullanarak İran’a saldırıyor. Suriye düşürüldü ki İran’a müdahale kolaylaşsın!

Yani iktidar, Suriye’yi İsrail’e açmış oldu. Esad düştükten sonra İsrail hava kuvvetlerinin Suriye’deki bütün askeri alt yapıyı çökertmesi, İran’a saldırının ön şartıydı. Öyle ki İsrail, Suriye’de hava üssü kurmak isteyen Türk ordusunun seçtiği tesisleri bile bombaladı!

Şimdi “Gördünüz mü Yeni Osmanlı’yı?” diye soracağım ama bu defa da İran’ın katı rejimini ve Şia’yı bahane ediyorlar!

***

NATO politikaları, Türkiye’nin sadece ateş çemberine alınmasına değil, savaşmadan teslim olmasına hizmet etmektedir.

İktidar, NATO politikalarını, sonuçlarını bilerek uyguluyor ama CHP de destek veriyor; NATO kafa, NATO mermer!

İsmail Hakkı Karadayı’nın Genelkurmay Başkanı iken gönderdiği bir kitapta okumuştum; “na to”, Yunancada “işte” demekmiş… Yunanca deyimin orijinali ise “Na to kefali, na to mermari” şeklindedir; işte kafa, işte mermer!

Alıntı: Arslan Bulut

Posted in Gündem | NATO KAFA NATO MERMER için yorumlar kapalı
May 18

TARİHTE BUGÜN

18 Mayıs:

1190 – Frederick Barbarossa, Anadolu Selçuklu Devleti‘nin başkentini Konya Muharebesi‘yle ele geçirdi.

1804 – Napolyon Bonapart, Fransa İmparatoru ilan edildi.

1943 – Adolf Hitler, müttefiki İtalya‘nın teslim olmaya yönelmesi üzerine Achse Harekâtı‘nı başlattı.

1944 – Sovyetler Birliği lideri Stalin‘in emri ile Kırım‘da Kırım Tatar Sürgünü başladı.

1969 – Apollo programı kapsamında Apollo 10 fırlatıldı.

Ömer Hayyam (d. 1048)

Bertrand Russell (d. 1872)

Türkan Saylan (ö. 2009)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 18

19 MAYIS 1919, MİLLÎ MÜCADELE MEŞALESİ

MUSTAFA KEMAL’İN SAMSUN’A GÖREVLENDİRİLİLİŞİ?
Mustafa Kemal’i Anadolu’ya göndermeye karar verenlerle, kendisinin hedefleri arasında hiç benzerlik olmadığı kısa sürede ortaya çıkacaktı. Görevlendirme yönergesinin ayrıntılarını, Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay İkinci Başkanı Kâzım Paşa’yla (İnanç) düzenler. Görev Yönergesi hazırlanırken, Mustafa Kemal’in tek ilgilendiği konu yetki sorunudur. Kâzım Paşa’ya: “Şu iki noktayı mutlaka ekle, onlar bana yeter. Birinci madde, Samsun’dan başlayarak, bütün Doğu vilayetlerindeki kuvvetlerin komutanı olabilmem ve bu kuvvetlerin bulunduğu vilayetler valilerine doğrudan emir verebilmemdir. İkincisi, bu bölge ile herhangi bir temasta bulunan askerî ve sivil makamlarla yazışmada bulunabilmeliyim.” der. (4)
Kâzım (İnanç) Paşa, Mustafa Kemal’in arkadaşıdır, Çanakkale Cephesi’nde birlikte savaşmışlardır. Görevlendirme Belgesi’nin alt bölümüne bu maddeleri ekler ve Savunma Bakanı’nın odasına imza için gider. Bakan imza atmaya cesaret edemez: “Evlat ne yaparsanız yapın, ama ben bu işlerden anlamam, ben bu işte yokum. Nedir bu başıma sarılanlar?” (5) der gibi mührünü Kâzım Paşa’nın eline verir. Kâzım Paşa odasına döner. Görevlendirme yazısının altına Bakanın mührü basılır:
Mustafa Kemal, Samsun’a hareketinden önce, 14 Mayıs 1919 günü Sadrazam Damat Ferit’in evinde, davet üzerine akşam yemeğinde bulunur. Yemekte, Genelkurmay Başkanı Cevat (Çobanlı) Paşa da vardır. Yemek soğuk bir ortamda geçer. Yemekten sonra, Damat Ferit bir harita getirir. Mustafa Kemal’in Müfettişlik Bölgesi’ni harita üzerinde görmek ister. Mustafa Kemal’in yetkileri konusunda tereddütleri olduğu anlaşılır. Fakat Cevat Paşa, işi önemsemeyen bir hareket ve birkaç sözcükle konuyu kapatır ve eliyle belirsiz bir bölgeyi işaret ettikten sonra: “Zaten nerede kuvvet kaldı ki” der ve konuşma biter. (6)
Damat Ferit’in konağından ayrıldıktan sonra, Mustafa Kemal’le Cevat Paşa kol kola Nişantaşı caddesinden Teşvikiye’ye doğru yürürler. Cevat Paşa, samimi bir dille sorar:
“Bir şey mi yapacaksın, Kemal”
“Evet Paşam, bir şey yapacağım!”
“Allah muvaffak etsin!”
“Mutlaka muvaffak olacağız!” (7) Ve iki arkadaş ayrılırlar…

BANDIRMA VAPURU’NDA MUSTAFA KEMAL PAŞA İLE BİRLİKTE SAMSUN’A ÇIKANLAR
Mustafa Kemal Paşa ile müfettişlik heyetinin asker ve sivil mensupları.
Dokuzuncu Ordu Kıt’aları Müfettişi Mirliva Mustafa Kemal Paşa.
Erkânıharbiye Reisi Miralay Kâzım Bey (Dirik).
Sıhhiye Müfettişi Miralay İbrahim Tali Bey (Öngören).
Erkânıharbiye Kaymakamı (Ayıcı) Arif Bey.
Erkânıharbiye Binbaşı Hüsrev Bey (Gerede).
Topçu Müfettişi Binbaşı Kemal Bey (Doğan).
Sıhhiye Müfettiş Muavini Binbaşı Refik Bey (Saydam).
Yaver Piyade Yüzbaşı Cevad Abbas Efendi (Gürer).
Piyade Yüzbaşı Mustafa Vasfi Efendi (Süsoy).
Piyade Yüzbaşı Ali Şevket Efendi (Öndersev).
Piyade Yüzbaşı Mümtaz Efendi (Tunay).
Piyade Yüzbaşı İsmail Hakkı Efendi (Ede).
Tabip Yüzbaşı Behçet Efendi (Feyzioğlu).
Piyade Mülâzım-ı Evvel Hayati Efendi.
Piyade Mülâzım-ı Evvel Arif Hikmet Efendi (Gerçekçi).
Yaver Topçu Mülâzım-ı Sani Muzaffer Efendi (Kılıç).
Mülâzım-ı Evvel Abdullah Efendi (Kunt).
Müşavir-i Adlî Ali Rıza Bey.
Tabur Hesap Memuru Rahmi Efendi.
Tabur Hesap Memuru Ahmed Nuri Efendi.
Sınıf-ı Sani Faik Efendi (Aybars).
Zabit Vekili Tahir Efendi.
Sınıf-ı Rabî’ Memduh Efendi (Atasev).
Üçüncü Kolordu Kumandanı:
Miralay Refet Bey (Bele).
Astsubay, erbaş ve erler:
Kıdemli Çavuş Osman Nuri oğlu Ali Faik Efendi.
Kıdemsiz Çavuş İbrahim İzzet oğlu Atıf.
Çavuş Ali oğlu Musa (Aydınlı).
Çavuş Mustafa oğlu Kemal (Konyalı).
Çavuş Kemal oğlu Mustafa (Konyalı).
Onbaşı Tevfik oğlu Adem (Çatalcalı).
Onbaşı Ali oğlu Rıfat (Sivaslı).
Onbaşı Rıfat oğlu Ali (Sivaslı).
Nefer Hüseyin oğlu Mehmed (Sincanlı).
Nefer Ahmed oğlu Emin (Sincanlı).
Nefer Mustafa oğlu İsmail Sincanlı).
Nefer İbrahim oğlu Ömer (Sincanlı).
Nefer Kerim oğlu Mehmed (Alanyalı).
Nefer Hasan oğlu Ulvan (Sungurlulu).
Nefer Mehmed oğlu Mehmed (Geredeli).
Nefer Mehmed oğlu Hasan (Kadıköylü).
Nefer Mehmed oğlu Durmuş (Mudurnulu).
Nefer Mehmed oğlu Ali (Geyveli).
Nefer Abdullah oğlu Musa (Divrikli).
Nefer Abdullah oğlu Mehmed (Tokatlı).
Nefer Şakir oğlu Nuri (Geredeli).
Nefer Hasan oğlu Hüseyin (Akhisarlı).
Nefer Bekir oğlu Mahmud (Yenihanlı).
Nefer İhsan oğlu Mehmed Lütfi (Üsküdarlı).
Nefer Abdullah oğlu Ali (İzmirli).

PADİŞAH ATATÜRK’Ü MİLLÎ MÜCADELEYİ BAŞLAT DİYE GÖREVLENDİRMEMİŞTİR
Padişah ve hükümet, Mustafa Kemal’i Millî Mücadele’yi başlat diye Samsun’a göndermedi. Tersine, işgalci devletlere karşı olabilecek hareketleri engelle diye görevlendirdi. “Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak için Mustafa Kemal’i Anadolu’ya Vahdettin gönderdi” iddiasında bulunan ve tarihi çarpıtanları, daha sonra bizzat Vahdettin yalanlar. Vahdettin, 1923’te Mekke’de yayımladığı beyannamede, Atatürk’ü İstiklal Savaşı’nı başlatması için Anadolu’ya göndermediğini, “Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gönderen kabineye uydum” diyerek itiraf eder. (8) Ayrıca, Mustafa Kemal, Samsun’a çıkmadan önce, Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit Paşa, 30 Mart 1919’da İngiltere’nin sömürgesi olmak için İngiltere’ye zaten başvurmuşlardı. (9)
Mustafa Kemal, Ordu Müfettişlik görevinin verilmesi konusunu şöyle anlatır:
“Bu geniş yetkiyi, beni İstanbul’dan sürmek ve uzaklaştırmak amacıyla Anadolu’ya gönderenlerin bana nasıl verdiklerine şaşabilirsiniz. Hemen söylemeliyim ki, bana bu yetkiyi onlar bilerek ve anlayarak vermediler. Her ne olursa olsun benim İstanbul’dan uzaklaşmamı isteyenlerin buldukları gerekçe, ‘Samsun ve yöresindeki düzen bozukluğunu yerinde görüp önlem almak için Samsun’a kadar gitmek’ idi… O günlerde Genelkurmay’da bulunan ve benim amacımı bir ölçüde sezinleyen kişilerle görüştüm. Müfettişlik görevini buldular ve yetkiyle ilgili yönergeyi de kendim yazdırdım…” (10)
Özetle Mustafa Kemal Paşa, Osmanlı Devleti’ni ve Hanedanı’nı kurtarmak amacıyla değil, kayıtsız şartsız ulus egemenliğine dayanan yeni bir Türk Devleti kurmak amacıyla Anadolu’ya çıktı.
***
Mustafa Kemal Paşa 14 Mayıs 1919’da, kendisiyle birlikte Samsun’a gideceklerin listesini Savunma Bakanlığı’na göndererek, İngilizler’den vize alınmasını talep eder. 23 subay, 25 erbaş/er ve altı eyerli attan oluşan liste, 16 Mayıs 1919’da İngiliz İrtibat Bürosu’ndan vize alır. Vizede, “Müttefik Pasaport Kontrol Bürosu, İngiliz Bölümü. Samsun’a gidiş için geçerlidir. İstanbul, 16 Mayıs 1919” yazılıdır.
16 Mayıs 1919’da, 23 subay (kendisi dahil), 25 erbaş/er olmak üzere toplam 48 kişiyle Samsun’a hareket eder.
Mustafa Kemal Paşa; yola çıkmadan önce, 16 Mayıs’ta Padişah Vahdettin’le son kez görüşür. Şişli’deki evde, annesine ve kız kardeşine veda eder. Galata rıhtımından bir motorla, Kızkulesi açıklarında bekleyen Bandırma Vapuruna gider.
Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a hareket ettiğinde durum şuydu: İngiltere, Fransa ve İtalya İstanbul’u; İngilizler, Gaziantep, Urfa, Maraş, Samsun ve Merzifon’u; Fransızlar, Adana, Mersin ve Dörtyol’u; İngilizler-Fransızlar, Çanakkale-Boğazı’nı; İtalyanlar, Antalya, Konya, Kuşadası, Marmaris, Bodrum, Fethiye, Afyon ve Burdur’u; Yunanlar, İzmir’i işgal etmişlerdi. Yunan Ordusu, İngilizler’in desteğiyle Küçük Asya Seferi hayaliyle Batı Anadolu’yu işgal edecek ve Ankara yakınlarına kadar geleceklerdi. Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a ayak bastığında, şehirde İngiliz işgal kuvvetleri vardı. Pontusçular sokaklarda kol geziyordu. Halk kendisini koruyamayacak durumdaydı.

MUSTAFA KEMAL’İN GÖREVDEN ALINMASI VE İSTİFASI
Mustafa Kemal, Samsun’a ulaştıktan sonra 22 Mayıs 1919’da Ordu Müfettişi olarak hazırladığı raporda, “Millet millî egemenlik esasını ve Türk milliyetçiliğini kabul etmiştir. Bunu gerçekleştirmeye çalışacaktır.” (11) ifadesi yer alır. Bu raporda, Mustafa Kemal Paşa Millî Egemenlik ilkesini ortaya koyarak, Samsun’a ulaştıktan sadece üç gün sonra, Padişah’a ve İstanbul Hükümeti’ne isyan bayrağını çeker.
25 Mayıs 1919’da, Mustafa Kemal Paşa Havza’ya gelir. 28 Mayıs 1919’da Havza Genelgesi’yle, İzmir işgaline karşı çeşitli bölgelerde gösterilen tepkileri birleştirmeyi ve ülke geneline yaymayı duyurur. Bunun üzerine, Samsun’a çıktıktan 20 gün sonra Savunma Bakanlığı, 8 Haziran 1919’da Mustafa Kemal’i İstanbul’a geri çağırır. Mustafa Kemal bu çağrıya uymaz.
21-22 Haziran 1919’da yayımlanan Amasya Genelgesi’nde, “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” (12) maddesi, yine millî iradeyi işaret eder. Amasya Genelgesi, bir ihtilal beyannamesidir. Mustafa Kemal, Amasya Genelgesi’yle Padişah’a karşı olduğunu açıkça belirtmiş olur. İstanbul Hükümeti, Amasya Genelgesiyle Mustafa Kemal’in niyetini tümüyle anlar. Bunun üzerine İçişleri Bakanı Ali Kemal, 23 Haziran 1919’da valilere gönderdiği bir genelgeyle Samsun’a çıktıktan 34 gün sonra Mustafa Kemal’in azledildiğini ve emirlerinin dinlenmemesi gerektiğini bildirir.
Samsun’a çıktıktan 44 gün sonra, 2-3 Temmuz 1919’da, Padişah adına çekilen bir telgrafla bir kez daha Mustafa Kemal’in İstanbul’a dönmesi istenir. Mustafa Kemal oyalar…
Nihayet, Samsun’a çıktıktan 50 gün sonra, 8-9 Temmuz 1919 günü, Padişah’ın imzasıyla görevine son verilir. Mustafa Kemal Paşa, görevden alınma belgesi eline geçmeden ordudan istifa eder. Olayı Mustafa Kemal’den dinleyelim:
“Savunma Bakanlığı, ‘İstanbul’a gel’ diyordu. Padişah, ‘önce hava değişimi al, Anadolu’da bir yerde otur; ama bir işe karışma’ diyordu. Sonunda ikisi birlikte, ‘ille gelmelisin’ dedi. Gelemem dedim. En sonunda, 8-9 Temmuz 1919 gecesi, Sarayla açılan bir telgraf başı konuşması sırasında, birdenbire perde kapandı ve 8 Haziran’dan 8 Temmuz’a bir aydır süren oyun son buldu. İstanbul, o dakikada benim resmî görevime son vermiş oldu. Ben de o dakikada, 8-9 Temmuz 1919 gecesi saat 22.50’de Savunma Bakanlığına, saat 23.00’te de Padişaha görevimle birlikte askerlik mesleğinden çekildiğimi bildiren telleri çekmiş oldum.” (13)
Mustafa Kemal, Samsun’a ulaştıktan sonra devletin verdiği görevleri 19 Mayıs’tan 8 Temmuz 1919’a kadar 50 gün süreyle kullanır. Artık rütbesi, makamı, yetkisi olmayan bir sivildir. Fakat, ok yaydan çıkmıştır… Millî Mücadeleyi, devletin verdiği yetki ve makamla değil, milletin kendisine olan inancı ve güveniyle yapacaktır.
Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığında genel durumu şöyle anlatır:
“Ben 1919 yılında Samsun’a çıktığım gün elimde maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız Büyük Türk Milleti’nin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran, yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu kuvvete, bu Türk Milleti’ne güvenerek işe başladım.” (14)
Padişah Vahdettin ve Sadrazam Ferit Paşa, Mustafa Kemal’i işgalci kuvvetlere karşı ortaya çıkan halk hareketlerini bastırması ve emniyetin sağlanması için görevlendirmişti. Oysa Mustafa Kemal, işgal kuvvetlerine karşı halkı örgütleyerek millî bir mücadeleyi başlatmak hedefini güdüyordu. Sonunda, resmî görevi, sevdiği askerlik mesleği ile birlikte sona ermiş oldu.
Mustafa Kemal şöyle diyordu:
“O günkü atmosferde, üç kurtuluş seçeneği vardı. İngiltere’nin koruyuculuğu; ABD’nin mandasını kabul etmek ve bölgesel kurtuluş yolları aramak. Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da millî egemenliğe dayanan, tam bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak. Ya bağımsızlık ya ölüm…” (15)

İDAM CEZASI
Bir yıl sonra, İstiklal Savaşı devam ederken, 11 Mayıs 1920’de Mustafa Kemal’e ve bazı arkadaşlarına idam cezası verilir. İdam kararı, geciktirilmeden 24 Mayıs 1920’de Vahdettin tarafından onaylanır. 1920’de, Şeyhülislam Dürrizade Abdullah, “Mustafa Kemal ve arkadaşlarıyla millî mücadeleye katılanları kâfir ilan eden ve katlinin vacip” olduğunu bildiren fetvayı Sadrazam Damat Ferit ve Padişah Vahdettin’in onayıyla çıkarır. Padişah Vahdettin, 13 Mayıs 1920’de Millî Mücadele kuvvetlerine karşı işgalcilerle birlikte savaşan Kuvayı İnzibatiye isyancısını Mecidiye Nişanı ile ödüllendirir.
İşte Millî Mücadele’nin ilk adımı ve çekilen sıkıntılar… Ancak, modern bir Türkiye’nin doğuşu için atılan ok yaydan çıkmıştı. Türkiye Cumhuriyeti’nin doğum sancıları başlamıştı. Tarihin akışında Mustafa Kemal’in üstlendiği görev, milletinin kaderine damgasını vurdu ve işgal devletlerinin hayallerini yerle bir etti. O, kader tayin edici anını seçti ve tarihin akışında kendisini bekleyen görevlere vatan ve millet sevgisi rüzgârıyla hızla koştu… Engellere, nankörlüklere ve yokluklara rağmen…

ATATÜRK CUMHURİYET’İ GENÇLERE EMANET EDER
Atatürk, Nutuk’ta, “1919 yılı Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Genel vaziyet ve manzara…” diye başlar…
Son sayfada şu sözler yer alır:
“Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen millî felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.
Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.”
“En büyük eserim” dediği Cumhuriyet’i Türk gençliğine armağan eder.
“Gençlik” kavramı, Atatürk için ayrı bir önem taşır. Gençlerden söz ederken, yaş sınırı dışında, düşünce olarak gençliği yani, düşüncede yeniliği ifade eder. O’nun şu sözü çok anlamlıdır: “Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir.” (16)

ŞEHİTLER
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri, mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri, Sakarya’da, İnönü’nde, Afyon’dakiler Dumlupınar’dakiler de elbet ve de Aydın’da, Antep’te vurulup düşenler, siz toprak altında ulu köklerimizsiniz yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri, siz toprak altında derin uykudayken düşmanı çağırdılar, satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız, kalkıp uyandırın bizi! Uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri, mezardan çıkmanın vaktidir! Nazım Hikmet 1959

Kaynakça:
(1) Alev Coşkun, Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 Ay, Cumhuriyet Kitapları, İstanbul, 2015, s. 132.
(2), (4-7) Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, I. Cilt, İstanbul, 1981.
(3) Turan Akıncı, İşgal/ İstanbul’da Yabancı Güçler (1918-1923), Remzi Kitabevi, İstanbul, 2020, s. 102.
(8) Turgut Özakman, Vahidettin, Mustafa Kemal ve Millî Mücadele, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2007.
(9) Hikmet Bayur, Atatürk’ün Hayatı ve Eseri 1, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1990.
(10) (13-15) Kemal Atatürk, NUTUK, Hazırlayan: Taha Mazman, B Yayın, İzmir, 2009, s. 24.
(11-12) Hamza Eroğlu, Türk İnkılap Tarihi, Savaş Yayınları, Ankara, 1990.
(16) Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Hazırlayan: Utkan Kocatürk, 3.Basım, Ankara 1984.
Alıntı: Naim Babüroğlu

Posted in Gündem | 19 MAYIS 1919, MİLLÎ MÜCADELE MEŞALESİ için yorumlar kapalı
May 18

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Bizim ırkçılığımız hayasız bir renk ayrımcılığı değil, Türk’e düşman olan soysuzlara karşıdır!” Hüseyin Nihal Atsız

* “Evrenin gizemini anlamak istiyorsanız enerji, frekans ve titreşim üzerinden düşünün.” Nikola Tesla

* “Bütün zalimler korkaktır. Çünkü yaptıklarının hesabının sorulmasından korkarlar.” Montaigne

* “Her insan kendi kaderini yaratır.” İngiliz Atasözü * “Cehennem insanın kalbinde sevgini bittiği yerdir.” Dostoyevski

* “İyi insanlar cennete gider değil, iyi insanlar nereye giderse orası cennet olur.” Osho

* “Yeterince hırsızlık yaparsan, çaldığın paralarla seni aziz ilan edecek bir kitle satın alabilirsin.” Fransız Şair Comte De Lautreamont

* “Türk milleti başına geçireceği insanların kanındaki cevheri asliye dikkat etmelidir.” M. Kemal Atatürk

Posted in Atasözleri Vecizeler | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
May 17

TARİHTE BUGÜN

17 Mayıs:

1874 – Norveç, İsveç‘ten ayrılarak bağımsızlığını ilan etti.

1902 – Yunan arkeologlar, Antik Çağ‘ın mekanik analog bir bilgisayarı olarak kabul edilebilecek Antikitera düzeneğini toprak altından çıkardılar.

1983 – İsrail, Lübnan ve ABD arasında 17 Mayıs Antlaşması imzalandı.

1989 – Çin‘de 1 milyondan fazla gösterici başkent Pekin‘deki Tiananmen Meydanı‘nda siyasal özgürlüklerin genişletilmesi için açlık grevi yapan öğrencileri desteklemek amacıyla yürüyüş yaptı.

2000 – Galatasaray UEFA kupasını kazandı.

I. Katerina (ö. 1727)

Erik Satie (d. 1866)

Ziyâ Paşa (ö. 1880)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 17

ALEVİ VE SÜNNİLERE ÜÇ İMTİHAN SORUSU

ALEVİ VE SÜNNİLERE ÜÇ İMTİHAN SORUSU

Bu imtihandan maksadım, Alevi ve Sünnileri kamplara ayırmak için her türlü ihanete başvuran Akademisyen, Prof. Aydın, Yazar ve ilâhiyatçı geçinen müstevli kalıntısı kriptoların çanlarına ot tıkayıp susturmak içindir.

Ey Alevi ve Sünni kardeşlerim imtihan var.

Çıkartın kağıt ve kalemlerinizi, yazın!

Bilesiniz ki, tek soru dâhi olsun yanlış yapanı bir daha dersime sokmam, sınıfta bırakır, tasdiknamesini eline verir kovarım!

Soru- 1

Ebû Süfyan Uhud Savaşında Peygamberimiz iki cihan güneşi Hz. Muhammed Mustafa ile savaşmıştı. Şayet o devirde yaşamış olsaydınız kimin safında olurdunuz?

Cevap: Evet Hz. Muhammed Sav’ın yanında olurduk.

Soru- 2

Ebû Süfyan’ın oğlu Muaviye Sıffin’da Hz. Ali’ye karşı savaşmıştı.

Yine o devirde yaşamış olsaydınız kimin tarafında yer alırdınız?

Cevap: Hz. Ali’nin tarafında olurduk.

Soru- 3

Muaviye’nin oğlu Yezid Kerbela’da Sevgili Peygamberimizin gözünün nuru, canının parçası olan torunu Hz. Hüseyin ile savaştı. Yine o devirde de yaşamış olsaydınız kimin tarafında yer alırdınız?

Cevap; Hz. Hüseyin’in yanında yer alırdık.

İMTİHAN SONUÇLARI:

Şayet her üç soruya da evet demezseniz o zaman sizler ne Alevi ne de Sünni’siniz.

Madem bu üç soruya verdiğiniz cevaplar aynı, saflarınız aynı ise ki mutlaka aynı, o zaman nikâhsız, kansız, müstevli kalıntısı imansız kriptoların kirli emellerine âlet olmayın!

Bu topraklarda huzur ve güven içinde yaşayabilmemiz için birimiz diğerini TÜRKLÜK, ATATÜRK VE CUMHURİYET ORTAK PAYDASINDA kucaklamalıyız ve dahası, Alevi kardeşlerimizi azınlık olarak tescillemeye kalkışanların yüzlerine tükürmeliyiz.

Ben peşinen tükürüyorum!

Alevinin aleyhinde konuşan Sünni’yi, Sünni’nin aleyhinde konuşan Alevi’yi dinlemeyin, aşağılayın, kovun gitsin ve ne Camiye ne de Cem evine sokun!

Ey Alevi- Sünni Gardaş!

Anadolu bizlere en az on bin yıllık ana ise, seninle biz;

Kardeşiz,

Kandaşız,

Irktaşız

Ve de karındaşız böyle biline ve böyle söylenile!

Gayrısına itibar edilmeye!

Aksi, bölücülük ve ihanettir!

Böyleleri ne Alevi’dir ne Sünni’dir!

Kanı bozuk iblis soylulardır!

İblis soylulara ise itibar edilmez!

Alıntı: Orhan Kılıçoğlu

Posted in Gündem | ALEVİ VE SÜNNİLERE ÜÇ İMTİHAN SORUSU için yorumlar kapalı
May 16

TARİHTE BUGÜN

16 Mayıs:

1204 – I. Baudouin, Konstantinopolis‘in ilk Latin imparatoru olarak taç giydi.

1888 – Gramofonun mucidi Emile Berliner, geliştirdiği bu aletin tanıtımını Philadelphia‘da yaptı.

1919 – Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşı‘nı başlatmak üzere İstanbul‘dan Samsun‘a doğru yola çıktı.

1929 – Akademi Ödülleri ilk kez olarak Hollywood, Kaliforniya‘da verilmeye başlandı.

1990 – Fransa‘nın ilk kadın başbakanı Édith Cresson oldu.

Joseph Fourier (ö. 1830)

Celâl Bayar (d. 1883)

Henry Fonda (d. 1905)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 16

MAYMUN

MAYMUN

Kadın bebeğiyle otobüse binerken otobüs şoförü kendini tutamayıp şöyle demiş:

– “Aman tanrım ne kadar çirkin bir bebek…”

Kadın sinirle biletini kutuya basmış, en arka tarafa geçmiş, bir adamın yanındaki boş yere oturmuş. Adam dönmüş kadına;

– “Özür dilerim. Acaba az önce şoförle aranızda ne geçti?”

Kadın:

– “Büyük bir terbiyesizlik etti. Hakaret…

Adam:

– “Bir kamu görevlisi insanlara hakaret edemez. Suç teşkil eder.”

Kadın:

– “Doğru. Gideyim de şunu bir azarlayayım.”
– “Merak etmeyin, ben maymununuza göz kulak olurum…”

Posted in Fıkralar | MAYMUN için yorumlar kapalı
May 15

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

15 Mayıs: Paraguay‘da Bağımsızlık günü (1814); Filistin‘de Nekbe Günü

1919 – İtilaf Devletleri‘nin desteğini alan Yunanistan Krallığı, İzmir‘i işgal etti.

1948 – İsrail Bağımsızlık Bildirgesi‘nin açıklanmasından bir gün sonra Arap-İsrail Savaşı başladı.

1957 – Birleşik Krallık kendisine ait ilk hidrojen bombasını Malden Adası‘nda test etti.

1988 – Sovyetler Birliği, Afganistan’a müdahalesinden sekiz yıl sonra 115.000 askerini ülkeden çekmeye başladı.

1990 – Vincent van Gogh‘un Dr. Gachet’nin Portresi adlı eseri açık artırmada 82,5 milyon dolara satılarak o zaman için dünyanın en pahalı tablosu oldu.

Claudio Monteverdi (d. 1567)

Maria Reiche (d. 1903)

Hasan Tahsin (ö. 19

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı