Kas 17

TARİHTE BUGÜN

17 Kasım:

1558 – İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth tahta çıktı.

1922 – Son Osmanlı padişahı VI. Mehmed (Vahdettin) İstanbul‘u terk etti.

1970 – Lunohod 1Ay yüzeyine iniş yaptı.

1989 – Çekoslovakya‘da Kadife Devrimi başladı.

2018 – Fransa‘da sarı yelekliler hareketi başladı.

IV. Mustafa (ö. 1808)

Martin Scorsese (d. 1942)

Ferenc Puskás (ö. 2006)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Kas 17

ŞEREFLİ TÜRK SUBAYI ALBAY ORKUN ÖZELLER

“Türk’ün töresinde kula kulluk edilmez.”
“Kucağımda şehit verdiğim Yüzbaşı Yiğitcan’ın ve şimdi 10 yaşında olan kızı Sare’nin hakkını savunuyorum.
Ben Türk ordusunun hakkını savunuyorum.”

Orkun Özeller’in savunmasından:
“PKK’nın ve Abdullah Öcalan’ın başlangıç döneminden Doğu’da öldürdüğü kürtleri ve hedef aldığı turistik bölgeleri ve PKK’nın nasıl çalıştığını ve Öcalan’ın bunun lideri olduğunu, bu liderlik de mahkeme kararı ile kabul edilmiştir, ve Abdullah Öcalan 15 günlük ve bir kaç aylık olan bebek ve insanların ölümünden sorumludur, cezaevine girdikten sonra terör örgütünü yönetmeye devam etmiştir, TCK sözleşmesi içinde bu açıkça belirtilmektedir, PKK örgütü 2005-2008 yılları arasında strateji değiştirmiş, Batı bölgeleri tercih edilerek özellikle turistik yerleri hedef alarak bir çok sivilin ölümüne neden olmuştur.


Abdullah Öcalan 2005-13 yılları arasında örgütü açıkça yönettiğini beyan etmiştir.

Yapmış olduğum paylaşımların başlangıç noktasına geldiğimde müştekinin 12 Eylül 2025 tarihinde sabah gazetesinde yapmış olduğu PKK terör örgütünün silahı bıraktığına yönelik açıklamanın yanıltıcı bir bilgi olduğuna dikkat çekmek istiyorum.

Ben ömrümün büyük bir kısmını terörle mücadeleye geçirmiş girmediği çatışma kalmamış kucağında şehitler vermiş üniforması şehit kanıyla bezenmiş emekli bir Türk askeriyim.

PKK sempazitanları bu yüzden beni sevmezler.

Natocular da beni sevmezler, FETÖ’ye boyu eğmemem nedeniyle de beni sevmezler. Amerika’nın vermiş olduğu madalyayı YPG’ye yardım etmeleri sebebiyle onurum müsade etmediğinden reddettiğimden onlar da beni sevmezler.

Paylaşımımda Bahçeli’ye onun kulu gibi biat edenlerin de PKK terörist başına biat eden Apoculardan hiçbir farkı yoktur, Türk değildir, kahpedir, tüm apo seviciler de ABD ve İsrail’in uşağıdır şeklinde kısımda özne Bahçeli’ye kulu gibi biat edenlerdir.

Ne devlet Bahçeli ne de apo öznedir. Kulu gibi biat edenden kasıt Bahçeli’yi tanrı gibi görüp ona tapanları kastetmektedir.

Beni seven insanlar şuan arkamda bulunan yakınlarını örgüt eylemleri nedeniyle şehit vermiş, milliyetçi, Atatürkçü, ülkesini seven ve bana destek olan komutanlarım, silah arkadaşlarım ve vatandaşlarımızdır.

Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Tahliye talebim de vardır.”

Posted in Yazılarım | ŞEREFLİ TÜRK SUBAYI ALBAY ORKUN ÖZELLER için yorumlar kapalı
Kas 16

TARİHTE BUGÜN

16 Kasım:

636 – Kadisiye Muharebesi başladı.

1698 – Karlofça Antlaşması görüşmelerine başlandı.

1881 – NGC 281Edward Emerson Barnard tarafından keşfedildi.

1918 – Trablusgarp Cumhuriyeti ilan edildi.

1945 – UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) kuruldu.

Tiberius (d. MÖ 42)

Clark Gable (ö. 1960)

Diana Krall (d. 1964)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Kas 16

BENİM!

Tanırsınız, bilirsiniz siz beni…

Avar, Göktürk, Hun, Uygur bil benim

Ulaştırır istiklale iz beni…

Üç kıtada Türkü benim, dil benim

* * *

Tanrı’ya adanmış kulum, neferim

Sönmez yüreğimde, özümde ferim

Yazılıdır altın harfle zaferim

Hakikate koşan benim, yol benim

* * *

Kimsesize sahip çıktım her vakit

Korkuyu içimde yaktım her vakit

Zalim kralları yıktım her vakit

Mazlum benim, mağdur benim, kul benim

* * *

Kınalı elleri kilim dokuyor

Kardelenler kara meydan okuyor

Gönül gülleriyse çok hoş kokuyor

Bozlak benim, Türkü benim, gül benim

* * *

Nefisler utanır yerde sürünür

Her şey bir sevgiye, aşka bürünür

Dağlarında bir yücelik görünür

O dağ benim, ova benim, bel benim

* * *

Hürriyet uğruna çok can gidiyor

Canlarla birlikte hem kan gidiyor

Yurt deyince akıl baştan gidiyor

Gazi benim, şehit benim, al benim

* * *

Milyonlarca canın, atan var orda

Hür olarak doğup batan var orda

Toprak deyip geçme yatan var orda

Vatan benim, yöre benim, il benim

* * *

Gönül Kâbe’sini tavaf eyleyen

Diliyle, haliyle güzel söyleyen

Günahkâr nefsiyle hep af dileyen

Üçler benim, kırklar benim, el benim

* * *

Nice koç yiğidin ülküsüydü bu…

Gönlünde, dilinde Türküsüydü bu…

Alimin hatibin kürsüsüydü bu…

Kızıl Elma ülkü benim, dal benim

* * *

Tevhidi kurtaran kana güvenin

Makber istemeyen cana güvenin

Tarihe kazınan şana güvenin

Millet benim, İslam benim, kul benim

Ben Kim miyim? Ben TÜRK’ÜM!

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | BENİM! için yorumlar kapalı
Kas 15

TARİHTE BUGÜN

15 KasımKKTC‘de Cumhuriyet Bayramı

1808 – Osmanlı İmparatorluğu‘nda Alemdar Vakası olarak adlandırılan yeniçeri ayaklanması başladı.

1889 – Brezilya‘da monarşi devrildi ve cumhuriyet kuruldu.

1920 – Milletler Cemiyeti‘nin ilk toplantısı İsviçre‘nin Cenevre şehrinde yapıldı.

1956 – Orta Doğu Teknik Üniversitesi kuruldu.

1983 – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.

Johannes Kepler (ö. 1630)

René Guénon (d. 1886)

Soumitra Chatterjee (ö. 2020)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Kas 15

Diyanet-Atatürk-Muhalefet

Aklı başında hiçbir insan, ülkenin kurucusuna dil uzatmaz. Nitekim, hiçbir ülkede bizdeki gibi büyük başarılara ve kurtuluşa imza atıp devlet kurmuş üstün nitelikli lidere söz söylemeyi kendine yakıştırmaz. Bunun bir tek istisnası var: Türkiye.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu tarafa bir asır geçmesine rağmen, tarihle ilgili bunca belge ve bilgiye rağmen Mustafa Kemal’e muhalefet sürdürülüyor. Bu hazımsızlığın temelinde siyasal sistem var.

Cumhuriyeti, “dinsiz, tağut”, Atatürk’ü “Deccal” ilan eden kesimler, gerekçelerini İslam’a, (dine) dayandırıyor. Bunu yaparken de Osmanlı yönetim sistemini kendileri model olarak alıp, “Osmanlıcılık” üzerinden, Osmanlı’nın yükselme devri başarısını, tüm zamanlarda Osmanlı böyleymiş gibi çöküşüne kadar olan dönemi yok sayarak ballandıra ballandıra anlatıyor.

Dine dayalı muhalefet, Millî Mücadele döneminde hem silahlı ve hem de siyasi, Kurtuluş hareketini zora sokan süreçti. Bu politika düşmanların yaptığından çok daha can yakıcıydı. Düşünsenize, siz, Anadolu’ya çıkmış, milleti örgütleyip, silahlandırıp bir ordu kurmak istiyorsunuz, teslim olmuş devletinizin hükümeti yapamayasın diye üzerinize ordu gönderiyor. Başarmasınlar diye, isyan çıkartarak önünüzü kesmeğe çalışıyor. Yetmiyor, Şeyhülislamlık makamından fetva istiyor ve siz dahil, bütün Kuvayı Milliye’ye katılacakların şer’en (dinen) öldürülmelerinin caiz (hak) olduğunu ilan edip, İngiliz uçaklarından attırıyor. Gene yetmiyor, Sivas kongresini basmak için Kürt Tealli Cemiyeti ile iş birliği yaparak Sivas valisinin yardımıyla Sivas’ta yapacağınız kongreyi dağıtmaya, sizi de tutuklamaya çalışıyor.

Hakkınızda idam fermanı yayınlıyor.

Çok daha vahimi, Osmanlı’da sıradan bir subay olan Anzavur Ahmet lakaplı bir adamı, sivil paşa yapıp ordu kuruyor, İngilizlerle iş birliği içinde silahlandırıp adını “Hilafet Ordusu” koyarak, Kuvayi Milliyecilerin üstüne salıyor. Aylarca kıran kırana iç savaş yapılıyor. Bu durum, Kurtuluş Savaşı’nda sadece dış güçlerle değil, aynı zamanda iç güçlere karşı da savaşmak zorunda olduğumuzun acı bir gerçeğidir.

Bu arada Şeyhülislamlık ve onu destekleyen imamlar, müftüler, cemaatler, tarikatlar, kısaca din adamları, topyekûn muhalif ulema, başta Atatürk olmak üzere Kuvvacılara; “dinsiz, kadınlarla oturup toplanıyorlar, şeriata aykırı davranıyorlar, peygamberimizin dört evliğine karşı çıkıyorlar, Halifeyi dinlemeyip isyan ediyorlar” gibi camilerde, kahvelerde anlatıyor, kimi zaman da gazetelerde yazıp çizip aleyhte propaganda yapıyor.

Dahası da var: Bir taraftan da Mustafa Kemal’i öldürmek için suikast planları yapılıyor. Mecliste meşrutiyetten başka yönetim biçimi olmayacağına inanan milletvekillerine haber gönderiyorlar. Mustafa Kemalle birlikte hareket eden pek çok subayı fikrinden caydırmak için çaba sarf ediyorlar.

Kurtuluş savaşı dahil topyekûn Millî Mücadele, sadece kongreler ve askeri başarıdan ibaret değildir. Aynı zamanda İstanbul’da bulunan Saray hükümeti ile siyasi, psikolojik ve silahlı mücadeledir. Diğer devletlere karşı verilmiş diplomatik mücadeledir.

Düşünsenize, karşınızda, bir tarafta dış düşmanlar, başta İngilizler, onun himayesinde Yunan Ordusu ve itilaf devletleri, olmak üzere diğer tarafta, kendi yenilmiş devletiniz ve hükümeti ile, yine, kendi yurttaşlarınız olan Rumlar (Pontus çeteleri), Ermeniler, (Hınçak Taşnak çeteleri), Yunan istihbaratının Anadolu’daki aort damarı gibi çalışan Fener Rum Patrikhanesi ile ona bağlı 8-10 cemiyet ve bütün bunların yanında ayrıca ve Mücadele’nin lideri olmak isteyen Enver Paşa ve ekibi var. Bütün bu cephelerin tek hedefi var: Mustafa Kemal.

Mustafa Kemal liderliğinde Kuvayı Milliye’ye karşı iç ve dış düşmanlar. Kısaca herkes.

İşte bu tablodan bir kurtuluş savaşı vererek çıkmayı başaran, sonunda bir devlet kuran müthiş bir lider, müthiş bir adam var: Ona Mustafa Kemal diyoruz. O’na “büyük adam, dahi” diyoruz. Ve O’na millet olarak saygı duyuyoruz. “Ölümsüzsün” diyoruz.

Ta o günlerde Mustafa Kemal’e iftira atan, peşinden gitmeyin diyen, sözde İslam adına görüş bildiren, fetva veren, Müminleri koruyup, haklarını savunması gereken Şeyhülislamlık kurumunun başındaki adam, şimdi şu an Yunanistan’da bir mezarda yatıyor. Sığındığı yer burası. Herhangi bir İslam ülkesi değil.

Türkiye’de dini kurumların en tepesinde bunlar olurken, tıpkı Şeyhülislamlık gibi Türkiye’ye bağlı Fener Rum Patrikhane’si de Atatürk’e şiddetli bir muhalefet içindeydi. Onların Müslümanlardan en önemli farkı şuydu: Patrikhane Yunanistan’ın İstanbul’da Bizans’ı ihya etmesi için ihanet içindeydi, Şeyhülislamlık ise İngiliz himayesine ve Yunan İşgaline karşı savaşmak, Halifeye karşı çıkmak dinsizliktir diyerek, emperyalizmin safındaydı. Tam bu noktada bir farkı daha belirtmemiz lazım. Bizdeki din adamları ikiye ayrılmıştı. Millî Mücadeleciler, Padişahçılar diye. Kilise ise tek yürekti.

Şimdi haberler çıkıyor. “Diyanet, 10 Kasım’la ilgili Cuma hutbesinde Atatürk’ü anmadı” diye. Bu durumda kurtuluş savaşı vermiş bir milletin çocukları olarak ne demeliyiz? Yunanistan’a kaçanlara benzemeyen, Cumhuriyete yakışan bir Diyanet istiyoruz. Tarih bilinci olmayanlara duyurulur.

Alıntı: Ahmet Gürsoy

Posted in Gündem, Yazılarım | Diyanet-Atatürk-Muhalefet için yorumlar kapalı
Kas 14

TARİHTE BUGÜN

14 Kasım:

1914 – Fuat Uzkınay, ilk Türk filmi sayılan Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı‘nı çekti.

1921 – İspanya Komünist Partisi kuruldu.

1969 – NASA, Ay yüzeyindeki ikinci insanlı görev için Apollo 12 uzay aracını fırlattı.

1971 – ABD tarafından uzaya fırlatılan insansız uzay aracı Mariner 9Mars‘a ulaştı.

2003 – En uzak Neptün ötesi cisim olan 90377 Sedna keşfedildi.

Claude Monet (d. 1840)

Orhan Veli Kanık (ö. 1950)

Josh Duhamel (d. 1972)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Kas 14

NECİP TÜRK MİLLETİ BAŞIMIZ SAĞ OLSUN

Türk Hava Kuvvetlerimize ait;
C-130 Kargo uçağının düşmesi sonucu şehadete yürüyen Kahramanlarımıza, Allah’tan rahmet diliyorum.
Aziz Şehitlerimizin; Mekânı Cennet, ruhları şad olsun.
Milletimizin ve Türk Silahlı Kuvvetlerimizin başı sağolsun.

Posted in Yazılarım | NECİP TÜRK MİLLETİ BAŞIMIZ SAĞ OLSUN için yorumlar kapalı
Kas 13

TARİHTE BUGÜN

13 Kasım:

1885 – Bulgaristan Prensliği ile Sırbistan arasında Sırp-Bulgar Savaşı başladı.

1906 – Paul Cornu, ilk helikopter uçuşunu yaptı.

1970 – Suriye‘de, Hafız Esad darbe ile başa geçti.

1995 – Riyad‘da bomba yüklü araçlarla gerçekleştirilen saldırıda 7 kişi öldü.

2015 – Paris‘te düzenlenen terör saldırılarında 132 kişi öldü.

George Grenville (ö. 1770)

Jean Seberg (d. 1938)

Eddie Guerrero (ö. 2005)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Kas 13

ATATÜRK’ÜN BUDUNA DÖNÜŞÜ VE ÖZAL FİTNESİ.

Konumuz, Atatürk’ün buduna dönüşü ve Özal fitnesi.

”Anadolu’nun Türkleştirilmesi’’ sözü Özal tarafından kasıtlı olarak çok sıkça kullanılmıştır.

Özal, art niyetli olarak söylediği bu sözüyle;

Anadolu’nun binlerce yıllık Türk yurdu olmayıp, bu coğrafya insanının Türk olmadığını ve Türklüğün zoraki bir dayatma olduğunu ima etmiştir.

Özal’a göre, Atatürk’le beraber Anadolu’da baskıya dayalı ve zorlama bir Türkleştirme hareketi başlatılmıştır!

Özal’la Anadolu’da sinsi bir ‘’ETNİK AYRIŞIM’’ başlatılmış olup, bunun neticesi olarak da Anadolu coğrafyasına ayrılık tohumları bizzat Özal tarafından ekilmiştir.

Anadolu en az 10.000 yıllık bir Türk yurdudur. Hatta daha da fazla.

Cumhuriyet rejimi, bir Türkleştirme macerası değil aksine 730 yılında ORHUN KİTÂBELERİNDE ADI GEÇEN TÜRK BUDUNU’NA (Türk milletine) dönülerek, yitirilen TÜRKLÜK BİLİNCİNİN yeniden kazanılma sürecidir.

Atatürk, Zeki Velidi Togan’a elindeki bütün tarihi vesikaları vererek, ondan Anadolu’da en az dokuz bin yıllık bir Türk tarihi yazmasını istemesi bunun en büyük delilidir.

KİRLİ OYUN!

Türkiye’mizde yazılan tarih dersi kitapları, yazım işlemi bittikten sonra ABD de ki o meşhur Tarih Enstitüsüne gönderilir. Burada yeniden elden geçirilerek bize ”Şu kısmı tamamen çıkarın, şu kısmı değiştirip şöyle yazın” şeklinde tâlimat verilir.

Emir büyük yerden geldiği için bizimkiler de CONİ AMCALARININ dediklerini harfiyen yerine getirerek, istenilen ekleme ve çıkarmaları yapmakta bir mahsur görmezler!

Bu yüzdendir ki bugün okullarımızda okutulan tarih ders kitâplarında, bir şehir devletinden ibaret olan Trabzon’da ki Kommenler, RUM PONTUS İMPARATORLUĞU olarak geçerken, Türklerin Anadolu’ya gelişleri ise 1071 olarak gösterilmektedir.

Şayet, Trabzon’da bir Rum Pontus İmparatorluğu var ise, bu İmparatorluğun en az 300-500 km öteden başlayan bir sınırının olması gerekmez mi?

O sınır geçildiğinde savaş başlamaz mı?

Lâkin, Fatih Sultan Han Trabzon surlarının dibine kadar hiç bir güçle karşılaşmadan gelip şehri kuşatmıştır. Bu demek oluyor ki ortada sadece bir ”Şehir Devleti” var iken, ABD dayatmasıyla biz bunu çocuklarımıza Rum Pontus İmparatorluğu şeklinde okutuyoruz.

Diğer bir dayatma ise;

Türklerin Anadolu’ya gelişleri kasten 1071 olarak gösterilerek, Türklerin Anadolu’da ki varlıkları 900 küsur seneyle sınırlandırılmak istenir.

Son yıllarda, Türk’ün ANDINA, Türk ismine, Türk kimliğine, Türk’ün varlığına karşı artan saldırılar, hatta Türk ismini Anayasadan silmeye kadar varan nankörlükler üzerine birkaç söz söylemek gerekirse ki her zamankinden daha çok gerekiyor!

Türk milleti olarak çeşitli nankörlüklerle karşılaştığımızda fazla üzülmememiz gerekmektedir. Bazı şerefsizlerin şerefsizliklerini onların tabiatları gereği olan davranış şekilleri olarak görmeliyiz.

İnsanı bir pıhtıdan yaratan ve kendisine akıl, sağlık ve daha sayılamayacak kadar birçok nimetleri sunan Allah’a karşı nankörlük eden bir insanın; bütün imkânlarından istifade etmesinin yanında, soyunun- Sopunun bu günlere kadar gelmesini sağlayıp kendisini en üst makamlarına kadar yükselten Türk milletine karşı nankörleşip ihanet etmesi gayet normaldir, çünkü bu tipler, imandan, vicdandan, ahlâk ve sadakat duygusundan mahrum birer şeref fukarasıdırlar.

GÜNÜMÜZ DALLAMALARININ SALLAMALARI!

Atatürk’ün sözleri, bugünkü dallamaların sallamalarına benzemez, mutlaka sağlam bir kaynağa dayanırdı. Çünkü O’ resmi kayıtlara göre 3 bin 997 kitap okuyan ve okuduğu sayfalara kendi el yazısıyla notlar düşen bir üstün şahsiyetti.

Atatürk’ün okuduğu kitapların;

2 bin 151’i Anıtkabir,

1741’i Çankaya Köşkü,

102’si İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi,

3’ü ise Samsun İl Halk Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

Alıntı: ORHAN KILIÇOĞLU

Posted in Gündem | ATATÜRK’ÜN BUDUNA DÖNÜŞÜ VE ÖZAL FİTNESİ. için yorumlar kapalı