Şub 06

“TÜRK SORUNU”

Bazen bir ülkenin fotoğrafını çekmek için uzun raporlara gerek kalmaz.
Tek bir cümle yeter.

Bir kürsü…
Bir mikrofon…
Ve o cümle; “Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvaya dönene kadar tavrımız net.”

Bu söz herhangi bir marjinal yapıdan gelmedi.
Devletle kavgalı bir örgütten de çıkmadı.

Kendini Türk milliyetçiliğinin merkezi olarak tanımlayan bir partinin genel başkanı söyledi.

Daha acısı?

Salonda kıyamet kopmadı!

***

Bu ülkede yıllarca “Kürt sorunu” dediler.
“Alevi sorunu” dediler.
“Demokrasi sorunu” dediler.

Ama kimse dönüp şu cümleyi kurmaya cesaret edemedi: “Asıl sorun, Türk’e sorun muamelesi yapılmasıdır.”

Bugün geldiğimiz noktada mesele terör değildir.
Mesele güvenlik değildir.
Mesele müzakere tekniği hiç değildir.

Mesele çok daha çıplaktır; bu ülkede bazı çevreler için Türk kimliği başlı başına bir problem olarak görülmektedir.

Ve daha vahimi…

Devleti yönetenler bu zihniyetle kavga etmek yerine, onu memnun etmeye çalışmaktadır(!)

Bize yıllardır aynı masal anlatılıyor: “Silahlar sussun, gerisi hallolur.”

Hayır.

Asıl tehlike silah değil.

Silahı tutan elin arkasındaki fikirdir.

O fikir ne diyor?

Türk kimliği Anayasa’dan çıksın, vatandaşlık tanımı değişsin, üniter yapı tartışılsın, devletin kuruluş felsefesi tasfiye edilsin…

Yani açık açık; “Bu devlet Türk’ün devleti olmasın” diyorlar.

Şimdi soralım; Böyle bir taleple gelen yapı, sadece “kan dökmekten vazgeçti” diye nasıl meşrulaştırılabilir?

Devleti hedef alan bir ideolojiye, sırf silah bırakıyor diye nasıl saygı duyulabilir?

Bu akılla izah edilebilir mi?

***

“Eşit yurttaşlık” diyorlar.

Kulağa hoş geliyor.

Ama dikkat edin…

Bu ülkede zaten herkes hukuk önünde eşit vatandaş.

Kimseye “eksik vatandaş” denmiyor.

O zaman neyi değiştirmek istiyorlar?

Asıl dertleri eşitlik değil.

Asıl dertleri; Türk adını silmek.

Çünkü onların sözlüğünde “eşit yurttaşlık” şu demek; Türk’ü kurucu kimlik olmaktan çıkar, Türk’ü sıradanlaştır, Türk’ü görünmez yap.

Yani çoğunluğu azınlık psikolojisine mahkûm et!

Bu bir hak talebi değil.

Bu doğrudan siyasi mühendisliktir.

Barış iki meşru taraf arasında olur.

Devletle terör örgütü arasında barış olmaz.

Orada ancak iki ihtimal vardır; ya mücadele, ya teslimiyet.

Siz; terörün sembol isimlerini “umut” diye anıyorsanız, devleti hedef alan talepleri “müzakere başlığı” yapıyorsanız, katilleri muhatap kabul ediyorsanız bu barış değildir.

Bu, adım adım geri çekilmektir. Ve her taviz, bir sonrakini doğurur.

Çünkü terör örgütleri şunu bilir; kan dökerek alamadığını, siyasetle alabilir.

***

“Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvaya dönene kadar tavrımız net.”

Bu sözler, Türk milliyetçiliği iddiasındaki bir partinin kürsüsünden söyleniyor.

İtiraz yok.

Rahatsızlık yok.

Hesap sorma yok.

Oysa milliyetçilik tam da böyle zamanlarda omurgalı duruştur.

Eğer “Türk” kelimesi pazarlık konusu oluyorsa ve milliyetçiler susuyorsa, ortada bir temsil krizi vardır.

İşte tam olarak Türk sorunu budur.

Türk’ün kendi ülkesinde, kendi devletinde, kendi kimliğini savunacak siyaset ve siyasetçi bulamaması.

***

En temel soruyu soralım:

Bir örgüt düşünün…

Devleti reddediyor.
Milleti reddediyor.
Anayasayı reddediyor.
Türk kimliğini reddediyor.

Ama diyor ki: “Tamam, artık silah kullanmayacağım.”

Peki sonra?

Aynı hedeflere siyasetle yürümeye devam etmeyecek mi?

Mermi yerine propaganda, dağ yerine Meclis, silah yerine yasa kullanmayacak mı?

Sadece yöntemin değişmesine “barış” denir mi?

Bu, akılla izah edilemez.

Devlet, kendisini inkâr edenlerle gelecek kuramaz.
Millet, kimliğini tartışmaya açarak huzur bulamaz.

Türk’ü sorun gibi gören bir anlayıştan barış çıkmaz.

Oradan ancak yeni krizler çıkar.

Terörle iç içe olanın ilkesi olmaz.
Kimliğini pazarlık konusu yapanın devleti olmaz.
Ve Türk’ü savunamayanın milliyetçiliği olmaz.

Çünkü bugün bu ülkede konuşmamız gereken gerçek şudur; terör sorunu değil, “Türk’e sorun muamelesi yapılması” sorunu vardır.

Yani açıkça; “Bir Türk sorunu vardır.”

Alıntı: Ramazan Akgün

Posted in Gündem | “TÜRK SORUNU” için yorumlar kapalı
Şub 05

TARİHTE BUGÜN

5 Şubat:

1818 – XIV. Karlİsveç ve Norveç kralı oldu.

1919 – Karakol Cemiyeti adlı istihbarat örgütü kuruldu.

1936 – Charlie Chaplin‘in son sessiz filmi Modern Zamanlar gösterime girdi.

1971 – Apollo 14Ay yüzeyine indi.

1994 – Bosna Savaşı sırasında Markale katliamları gerçekleşti.

Özay Gönlüm (d. 1940)

Gheorghe Hagi (d. 1965)

Kirk Douglas (ö. 2020)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Şub 05

ALTIN SÖZLER

* “Demokrasi cahil toplumlarda işlemez.” Platon

* “Hakikat iki kişiye muhtaçtır; biri onu dillendiren, diğeri onu anlayan.” Şemsi Tebrizi

* Voltaire’inin hayran olduğu Çinli bilge Mencius (MÖ 44. Yüzyıl) der ki;

“Bütün insanlarda şefkat ve merhamet duyguları vardır. Nitekim bir insan, bir çocuğun kuyuya düşmek üzere olduğunu fark eder etmez, mutlaka o anda telaşlanır, içi sızlar ve hemen onu kurtarmaya koşar. Kendisini o an saran bu duygular, ne çocuğun anne babasından aferin almak içindir ne komşularının gözüne girmek içindir ne de dostlarının ve komşularının kendisini taktir etmesi içindir. Çocuğu kurtarmayacak olursa itham edileceğinden korktuğu için de değildir. O yüzden bizler hiçbir insanın merhamet veya haya yahut nezaket duygularından yoksun olmadığını görüyoruz. Merhamet duygusu insaniyetin başı, utanma hissi faziletin başı, nezaket duygusu edebin başı, iyinin ve kötünün duygusu ise bilgeliğin başıdır. Her insanda bu dört prensip mevcuttur. Tıpkı iki eli ve iki ayağı bulunması gibi. Bunları kullanmaktan aciz kalan kimse kendiliğinden yok olur gider.” Anonim

* “Güzel görünüş en güçlü tavsiyedir.” İngiliz Atasözü
* “Mükafat beklemeden iyilik yapmak, denize parfüm dökmek gibidir.” Polonya Atasözü

Posted in Atasözleri Vecizeler | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Şub 04

TARİHTE BUGÜN

4 Şubat:

211 – Roma imparatoru Septimius Severus öldü, imparatorluk iki oğluna kaldı: Caracalla ve Publius Septimius Geta.

1902 – Paris‘te Birinci Jön Türk Kongresi yapıldı.

1923 – Tarafların uzlaşamamaları nedeniyle Lozan Konferansı‘na ara verildi.

1969 – Yaser ArafatFilistin Kurtuluş Örgütü‘nün liderliğine getirildi.

1981 – Gro Harlem BrundtlandNorveç‘in ilk kadın başbakanı oldu.

Johann Ludwig Bach (d. 1677)

Josef Mysliveček (ö. 1781)

Friedrich Ebert (d. 1871)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Şub 04

LÛT KAVMİNDEN EPSTEİN KAVMİNE…

Epstein belgeleri Amerikan Adalet Bakanlığı tarafından sansürlü olarak açıklansa da bugüne kadar ortaya çıkan verilerden anlaşılan o ki, küresel çapta, elitler arasında insan avına dayalı bir sapık örgütlenme var. Avlanan insanların çoğunluğu da küçük kız çocukları…

Bu sapık örgütlenmeyi gündeme getirenler, “komplo teorisi, ruh hastası” denilerek itibarsızlaştırıldığı için, bütün dünyanın “kayıp çocuklar” olarak kanıksadığı olaylar, araştırılmadı, gündem bile olmadı. TÜİK’in adli istatistiklerine göre Türkiye’de 2008 yılında 4 bin 517, 2009 yılında 5 bin 81, 2010 yılında ise 8 bin 81 çocuk kayboldu. Kayıp çocuk sayısının çift hanelere çıktığı 2011 yılında 10 bin 67, 2012 yılında 12 bin 474, 2013 yılında 16 bin 218, 2014 yılında 18 bin 696, 2015 yılında 17 bin 706 ve 2016 yılında ise 11 bin 691 çocuk kayıp olarak bildirildi. Bu çocukların kaçının bulunduğu kaçının bulunamadığı konusunda ise bilgi yok! Büyük depremlerde kaybolan çocuklar hakkında da bilgi yok’

TÜİK, nedense kayıp çocuklarla ilgili verileri 2016’dan bu yana yayınlamıyor!

***

Açıklanan yeni Epstein belgelerine göre Türkiye’den de Epstein adasına kız çocukları götürüldü. Yazışmalara göre bazı kız çocukları Antalya’da büyük bir otelde “masaj eğitiminden geçirildikten sonra Epstein adasına götürüldü. Otelde aynı dönemde stajyer bir gencin öldürüldüğü ve cep telefonunun halen kayıp olduğu iddiaları ise yeterince soruşturulmadı.

Jeffrey Epstein ile Bill Gates arasında 3 Mart 2017 tarihli e-posta trafiği de açıklandı.

“bgc3 teslimatları ve kapsamı” konu başlığıyla gönderilen e-postada, Epstein, Bill Gates’e “Pandemi Simülasyonu” sunuyor ve salgın türlerine yönelik teknik şartnameler ve takip önerilerinin hazırlanmasından bahsediyor!                                                 Yine, Ulusal istihbarat ve savunma sanayiinde “silah” olarak kullanılabilecek nöroteknolojiler üzerine bir çalışmadan bahsediliyor. (ABD’nin Venezula baskınında insanların sinir sistemini bozan bir yeni silah kullanıldığını bizzat ABD Başkanı Trump açıkladı.)

Belgelerde kişisel sağlık verilerine erişim üzerinde duruluyor ve ABD Başkanı Donald Trump’ın ismi, yeni dosyalarda en az 4 bin 500 belgede geçiyor.

Yeni Epstein dosyalarında İngiltere, Norveç, Danimarka ve İsveç kraliyet ailelerine mensup isimlerle birlikte, ABD, İngiltere, Fransa, Slovakya, Türkiye ve Arap ülkelerinden de bazı siyasetçiler ve bazı iş adamlarının adı geçiyor.

***

Belgelerden, Epstein adıyla bilinen organizasyonun dünya çapındaki elitlerden oluşan bir sapıklık örgütü olduğu anlaşılıyor.

Epstein örgütü, bu haliyle Lût kavmini hatırlatıyor. Lût kavmi, bugünkü İsrail-Ürdün sınırında Lût gölü yakınlarında yaşayan bir kavimdi. Kur’an’a göre Lût kavmi sapık ilişkiler içindeydi ve öyle ki Allah’ın erkek kılığında gönderdiği iki meleğe de tecavüze kalkışmışlar, onları misafir eden Lût’u da dinlememişlerdi. Bunun üzerine Allah, Lût’un eşi dışında bütün ailesini kurtarmış ama kavmini yok etmişti.

Vikipedi’ye göre İtalyan arkeolog Paolo Matthiae ve onun ekibi tarafından 1974-1975 yılları arasında antik kent Tell Mardikh kazıları sırasında keşfedilen ve M.Ö. 2500 ve şehrin yıkıldığı M.Ö. 2249 yılları arasına tarihlenen Ebla tabletlerinde Sodom ve Gomore’nin (Lût Kavmi) adı geçmektedir.

***

Epstein’in adı üzerinde her milletten elitlerin katılımıyla genişleyen kavmin ise daha küçük kız çocuklarına musallat olduğu anlaşılıyor.

Sapık elitlerin, kaçırılan çocukları sadece seks kölesi olarak değil, kanlarını değiştirerek ömürlerini uzatmak ve kök hücre ve organ nakli için de kullandığına dair iddialar da var, hatta çocukların eski İbranilerin Baal geleneğine göre kurban edildiği de iddialar arasında ama bu vahşet, dünyaya hâlâ komplo teorisi olarak gösteriliyor… Epstein’in banka hesabına Baal adını verdiği de belgelerden anlaşılıyor. Aslında Gazze’de on binlerce çocuk, bütün dünyanın gözü önünde katledilirken de dünya yeterince tepki göstermedi… Oysa bu katliam da toplu kurban ritüeliydi ve hâlâ devam ediyor…

Alıntı: Arslan Bulut

Posted in Gündem | LÛT KAVMİNDEN EPSTEİN KAVMİNE… için yorumlar kapalı
Şub 03

TARİHTE BUGÜN

3 Şubat:

1451 – Osmanlı padişahı II. Mehmed, ikinci kez tahta çıktı.

1509 – Portekiz İmparatorluğu donanması ile OsmanlıVenedik ve Ragusa destekli birleşik donanma arasında Diu Muharebesi gerçekleşti.

1930 – Vietnam Komünist Partisi kuruldu.

1960 – Birleşik Krallık Başbakanı Harold Macmillandekolonizasyon politikasını simgeleyen “Değişim Rüzgârı” konuşmasını yaptı.

1989 – Paraguay Devlet Başkanı Alfredo Stroessner, askeri bir darbe ile yönetimden uzaklaştırıldı.

Johannes Gutenberg (ö. 1468)

Felix Mendelssohn Bartholdy (d. 1809)

Sadettin Kaynak (ö. 1961)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Şub 03

CENGİZ HAN’A İSLÂM DAVETİ

Bilindiği gibi Araplar Cengiz Hanın Müslüman olması için çok uğraştılar.

Cengiz han Müslüman olsaydı koca Orta Asya kısa sürede Müslüman olacaktı.

Bu nedenle Cengiz hanı İslam’a davet için giden Araplar ile Cengiz Han’ın otağında şöyle bir konuşma geçer:

-Hanlar Hanı Cengiz Han, sizi İslam’a davet için geldik.

-İslam dediğiniz nedir?

-Yüce peygamberimiz Muhammed Mustafa aracılığıyla tüm insanlara tebliğ edilen dindir.

-Peygamber dediğiniz nedir?

-Yerlerin göklerin yaratıcısının yeryüzündeki seçilmiş temsilcisi.

-Olabilir.

“Tengri’nin buradaki temsilcisi de benim”.

-Ama size bir kitap indirilmedi.

Peygamberimize Kur’an indirildi.

-Kitabınızda ne yazıyor özetle?

Araplar ihlas suresini okurlar.

Cengiz han, surenin Türkçeye çevirisini ister.

-“De ki: O Allah, birdir.

Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.

O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.

Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir.”

Bunun üzerine Cengiz Han bir kahkaha atar ve şöyle der:

-Siz bunları daha yeni mi öğreniyorsunuz?

Biz bin yıldan beri bilir ve uygularız.

Buyurun gidebilirsiniz der…

Cengiz han atından indi. Bir caminin önünde durdu. Atın yularını caminin hocasına tutturdu ve sordu.

“-Bu ev kimin evi?”

Oradakiler cevap verdiler.

“-Bu Allah’ın evidir.”

Cengiz Han hiddetlendi:

“-Sizi putperestler!

Allah’ın evi kalbinizdir,

O’nu kalbinizden çıkarıp, ona koca koca evler yapmışsınız. Kalbinize ise pislikleri doldurmuşsunuz.

Sizi şuracıkta atımın ayakları altında ezerdim; fakat buna bile değmezsiniz!’

Posted in Hikayeler | CENGİZ HAN’A İSLÂM DAVETİ için yorumlar kapalı
Şub 02

TARİHTE BUGÜN

2 Şubat:

1848 – Meksika-Amerika Savaşı‘nı sona erdiren Guadalupe Hidalgo Antlaşması imzalandı.

1922 – Ulysses romanı, James Joyce tarafından ilk kez tamamen yayımlandı.

1943 – II. Dünya SavaşıStalingrad Muharebesi‘nin ardından son Alman 6. Ordu birlikleri de Sovyet birliklerine teslim oldu.

1974 – F-16 Fighting Falcon, 90 dakika süren ilk resmî uçuşunu Kaliforniya‘da gerçekleştirdi.

1982 – Suriye‘nin Hama şehrinde Hama Katliamı başladı.

Dmitri Mendeleyev (ö. 1907)

Cüneyt Gökçer (d. 1920)

Philip Seymour Hoffman (ö. 2014)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Şub 02

USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve ona eşlik eden savaş gemileri İran’ın burnunun dibine girdi!..

İran savaşı eli kulağında mı?..

Trump, yakında düğmeye basar mı?..

Dünya nefesini tutmuş bölgeyi izliyor… Biz de ise ana manşet, Aziz İhsan Aktaş davası!.. Ülkece fotoğrafımız; deve kuşu misali!..

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın- nasıl olsun mutlaka her gün konuşuyor diye- bugün ne diyeceğini sabırla bekledim. Yanlış hatırlamıyorsam 5 gün önce İran’ı gündemine almıştı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı aracılığıyla şöyle duymuştuk;

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ile görüşmesine ilişkin açıklama;

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Liderler, Türkiye ile İran ikili ilişkileri ve bölgesel konuları ele aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, İran’da yaşanan hadiseleri yakından takip ettiğini, Türkiye’nin İran’ın huzur ve istikrarını önemsediğini, Türkiye’nin İran’a dış müdahale senaryolarına hiçbir zaman olumlu yaklaşmadığını belirtti.

Cumhurbaşkanımız, sorunların çözülmesinin ve bölgede gerilimin tırmanmasının önüne geçilmesinin Türkiye’nin de menfaatine olduğunu vurguladı.”

Suyuna tirit açıklama!..

Tayyip Erdoğan, İran dosyasının yükünü, kendisinden sonra taht adaylarının başında gelen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın üstüne yıkmış görünüyor.

Tayyip Erdoğan, dünyada İran gerilimi yaşanırken, bugün, Yurt Dışı Müteahhitlik Hizmetleri Başarı Ödülleri Töreni’nde konuştu, Gazze’den, Suriye’den bahsetti, İran’a değinmedi.

*

Merhum Necmettin Erbakan, Başbakan olduktan sonra ilk yurtdışı ziyaretini İran’a yapmıştı. O geziyi yerinde takip eden gazetecilerden biriydim. Hatta, havadan sudan bir sebepten dolayı Tahran’da göz altına alınmıştım. Saatler sonra, yoğun diplomatik çabalarla serbest bırakılmıştım. Nezaretten çıkıp, tekrar heyete katıldığımda Erbakan hocanın beni nasıl karşıladığını hiç unutamam…

Şimdi, aşağıdaki satırları, yavaş yavaş, tane tane okumanızı rica edeceğim;

“Ben 28 Haziran 1996’da Başbakan oldum. Meclis’ten güvenoyu aldım ve Başbakan koltuğuna oturdum. İlk ziyaretime gelen ABD elçisi oldu. Bana şunu söyledi;

‘Biz biliyoruz ki sizin davanız İslam’dır. Başbakan oldunuz. Bu bizim hoşumuza gitmedi ama beraber çalışmaya mecburuz. Ben size geldim ve diyorum ki sizinle beraber çalışabiliriz. Ama altı tane şartımız var;

– Birincisi; İran ile ticari münasebetinizi 50 milyon doların üzerine çıkartmayacaksınız.

– İkincisi; İran’a gitmeyeceksiniz.

– Üçüncüsü; ABD üslerine dokunmayacaksınız.

– Dördüncüsü; diğer Müslüman ülkelerle de ticaretinizi artırmayacaksınız.

– Beşincisi; Çekiç Güç’ü (askeri işgal kuvvetlerimizi) dışarı çıkartmayacaksınız.

– Altıncısı; Irak boru hattını açmayacaksınız.’

Bizim meşhur sadrazamımız Ali Paşa’nın bir sözü vardır; ‘Mühim bir iş yapmak istediğim zaman önce Rus elçisi ile konuşurum. Ne derse tersini yaparım.’ Ben de ABD elçisinin söylediklerinin hepsinin tersini yaptım.

İlk ziyaretimi İran’a yaptım. ‘İran ile ticari münasebetinizi 50 milyon doların üzerine çıkartmayacaksınız’ demişlerdi ama sadece doğalgaz antlaşması 2,5 milyar dolar oldu. Ve ilan ettim ki; Türkiye ile İran arasındaki ticari münasebet hacmi 10 milyar, 20 milyar değil, Almanya ile Fransa arasındaki ticaret ne kadar ise o kadar olur dedim.

ABD Dışişleri Bakanı Warren Christopher, Ankara Elçisi Grossman’a, ‘Ne yapın edin askeri ihtilal yapıp Refah Partisi’ni iktidardan uzaklaştırın’ diye kripto gönderdi. Bu kripto bizim elimizde bulunuyor…”

*

Yukarıdaki anekdot, Tacettin Çetinkaya’nın “Başbakan Erbakan” kitabından…

Tayyip Erdoğan’ın, Trump’ın bir dediğini ikiletmediği gün gibi ortada… Merhum Erbakan, sağlığında Tayyip Erdoğan’ı eleştirirken esprili bir dille derslerinden kaçtığını anlatırdı. Demek ki; Tayyip Erdoğan, Necmettin Erbakan’ın “Amerika” derslerini çok iyi, can kulağıyla dinlemiş!..

Alıntı: Yeniçağ Ahmet Takan

Posted in Gündem | USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve ona eşlik eden savaş gemileri İran’ın burnunun dibine girdi!.. için yorumlar kapalı
Şub 01

TARİHTE BUGÜN

1 Şubat:

1411 – Birinci Toruń Barış antlaşmasıToruń kentinde imzalandı.

1553 – Osmanlı İmparatorluğu ve Fransa Krallığı arasında, İstanbul Antlaşması imzalandı.

1935 – Türkiye’de Ayasofya, müze olarak halkın ziyaretine açıldı.

1946 – İkinci Macaristan Cumhuriyeti kuruldu.

2021 – Myanmar‘da Min Aung Hlaing tarafından askerî darbe gerçekleştirildi.

Clark Gable (d. 1901)

Michael C. Hall (d. 1971)

Abdi İpekçi (ö. 1979)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı