Tayyip Erdoğan’ın kullandığı ama kime ait olduğunu söylemekten kaçındığı “Tek bayrak, tek vatan, tek dil, tek din” ifadelerinin siyonistlere ait olduğunu biliyor musunuz? Ve İsrail’ ilk defa bir Müslümana “Yahudi cesaret madalyası” takıyor. Niçin?
“Ey RTE, Şu an ki Makamını Milliyetçiliğe Borçlusun!” başlıklı yazıda ifade edilmektedir.
Şu anda farklı bir psikolojik harekat başlatılmıştır.
Önce basın mensubundan biri “Türk olmaktan istifa ettiğini söyledi.” Sonra bir AKP milletvekili “Ben Türk değilim Arnavut’um” dedi. Bu bir hastalıktır beyinlerinde hainlik virüsü bulunanlara bulaşacaktır. Türkiye’yi bu hale getirenler kimler olduğunu herkesin bildiğini zannediyorum.
Başkanlık uğruna terör örgütüne her türlü tavizi vererek, terör örgütünün cani elebaşı ile hangi kararların alındığını ya da alınacağını Türk milletinden gizlemenin sebebi nedir?
Terör örgütünün mektubunda tehdit, ihanet, ayrışma ve AKP ile işbirliği açıkça görülmektedir. Cani ile aynı torbaya girmek şehitlere, gazilere, bu millete hakarettir, ihanettir.
İşte mektuptan birkaç satır.
“Çekilme parlamento kararıyla olacak. TBMM onaylayacak, hakikat komisyonu kurulacak, köylere dönüş olacak. Bunları yapmazlarsa çekilme olmaz. Ne ev hapsi, ne de af. Bunlara gerek kalmayacak. Hepimiz özgür olacağız. Başarılı olursam, ne KCK tutuklusu kalır, ne başkası. Bu olmazsa 50 bin kişiyle halk savaşı olacak. Herkes bilmeli ki, ne eskisi gibi yaşayacağız, ne eskisi gibi savaşacağız. Başbakanı buna inandıran ekip ’PKK’yı bitireceğiz’dedi. 10 bin kişiyi (KCK) içeri aldılar.
“Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. AKP ile bu temelde başkanlık ittifakına girebiliriz. Vatandaşlık maddesine gelince; özgür iradesiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılığını ifade eden her birey Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Burada sadece Türkiye de olabilir. Devlete aitiz, Türk ulusçuluğuna değil.Çekildiğimiz anda gerillayı daha da büyüteceğiz. Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Kürtler kendi kendilerini yönetecektir. Şu anda yasa dayatırsak büyük alerji yaratır. İleride olabilir.*Kürtçe resmi dil olarak kabul edilsin” Anlaşılan daha çok uğraşacağız… Şunlar da istenmektedir. *Yeni bir anayasa yapılsın *Anayasadan “Türk” çıkarılsın, Türkiye vatandaşlığı getirilsin *Yönetimde federalizm veya özerkliğe ya da eyalete geçilsin *Cani elebaşı ev hapsine alınsın *”Bölgede 2. Bayrak dalgalansın” isteği vs… vs… Terör örgütünün istekleri gizlenerek vatandaşı duygusal davranışlarla alıştırılmaya çalışılıyor. Bu görevin gönüllülerinden en önemlisi ise medya olduğu düşünülüyor. 40 bin civarında vatandaşımızın katledilmesinde suçlu olan terör örgütünü affetmek iktidarın hakkı mıdır? Binlerce şehit ve gazi yakınlarının hiç mi hakkı yok! Daha önceleri “devlet vatandaşa karşı işlenen suçları affedemez. Vatandaşın rızası gerekir “diyen “ampul” takımı şimdi canileri affetmek için kuyruğa girmiş durumdalar. Fakat gazetecileri, terörle mücadele eden askerleri çeşitli bahanelerle 5 yıldır tutuklu olarak zindanlarda tutabiliyorlar. Bunun neresi adalet, bunun neresi demokrasi? Birde teröristler üçüncü bir ülkeye gidebilirler deniliyor. Teröristleri kabul eden üçüncü ülkenin her hangi bir amaçla bu teröristleri kullanmayacağı garantisi var mıdır? Hani karışık işlerle ilgili bir tabir vardır halk arasında, “Arap saçı” olarak ifade edilir. Bu, küresel kapitalizm= ABD=AB=AKP=BDP=Terör örgütü saçı”dır ki; Bunu milli iradeden başkası açamaz, çözemez… Yeri ve vakti geldiğinde Türk Milleti bunun hesabını soracaktır. Zira hiçbir kusur ayıpsız, hiçbir suç cezasız kalmaz… Erdoğan “baldıran zehri içeceğini” söylüyor ama vatandaş “baldıran zehrini millete içirecekler” diyor.
12 Mart 1921 tarihinde TBMM’de yapılan oylama sonucunda Mehmet Akif’in şiiri, İstiklal Marşı olarak kabul edilmiştir. Mehmet Akif Ersoy, verilen 500 liralık ödülü “Ben bu şiiri para için yazmadım.” diyerek Türk ordusuna bağışlamıştır. Mehmet Akif, İstiklal Marşı’nı kitabı Safahat’a niçin koydurmadığı sorulduğunda “O benim değil, milletimindir.” cevabını vermiştir.
İstiklal Marşı’nın bestelenmesi için yarışma düzenlenmiş, bu yarışmaya 24 besteci katılmıştır. 1924 yılında Ankara’da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat ÇAĞATAY’ın bestesini kabul etmiştir. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930’da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı Orkestrası Şefi Osman Zeki ÜNGÖR’ün hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe konmuştur.
Millî marşımız, milletimizin hiç değişmeyen bağımsızlık karakterinin yakın çağdaki büyük tezahürü olan ve Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde gerçekleştirilen Kurtuluş Savaşı içinden çıkmıştır. Millî marşımız, Türk milletinin “medeniyet denilen tek dişi kalmış bir canavar” tarafından yok edilme niyet ve teşebbüslerine karşı verilmiş bir kavganın içinden doğmuştur. Onun için adı “İstiklal Marşı”dır.
Mehmet Akif, son günlerinde, hasta yatağında yatarken kendisine İstiklal Marşı için “Acaba yeniden yazılsa daha iyi olmaz mı?” diye bir sual sorulmuş. Akif’in şu cevabı, bu marşın neyin destanı, neyin mahsulü olduğunu anlatacak bir vecizedir:“O şiir bir daha yazılamaz, onu ben de yazamam; onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. Allah, bir daha bu millete bir İstiklal Marşı yazdırmasın.”
Türk olmak zorunda değilsin. Ancak Türk’e vefa borcunu unutma!
http://www.sonkale.org/hakan-sukur-bunu-izlesin-h197948.html konuyu bu adresten seyredebilirsiniz.
2011 seçimleri öncesi Saffet Sancaklı’ya katıldığı Genç Bakış programında neden MHP diye soruluyor. Sancaklı adeta Hakan Şükür’e cevap niteliğinde bir cevap veriyor.
“80′ öncesi günlerde Ay Yıldızlı bayrak direkten indirilip yerine başka bayrak asılınca….,Ay yıldızlı bayrağın bu okulda dalgalanmasını sağlayacak kimse yok mu dedim, var dediler…
Ülkücüler var dediler !
Ve ben o günden beri Ülkücüyüm…”
80 öncesi marksistler, stalinistler, maoistler, “Enternasyonel Marşını söyleyerek Türk Bayrağını gönderden indirmek istediklerinde karşılarına ülkücüler dikildi. “Bayrak inmez Ezan dinmez” dediler. Hala da demeye devam ediyorlar.
“Vatanın ha ekmeğini yemişim ha uğruna bir kurşun” diyen bir anlayış ülkücülerden başka bir fikirde mevcut değildir. Allah onlardan razı olsun!
Tayyip Erdoğan’ın 18 Aralık 1991’deki Kürt raporu:
Kayserili, siyah sutyen almak için girmiş Musevinin dükkanına.
Paranın… kokusunu alan Musevi, az kaldığını iddia ederek, tanesini 40 dan vermiş. Kayserili, 6 tane alıp, birkaç gün sonra tekrar dönmüş, bu sefer 2 düzine istemiş…
Bu sefer Musevi tanesini 50 den satmış.
Aradan 1 ay geçmiş, gittikçe mal bulamayacağını sanan Kayserili, geri kalanı 75 den kapatmış.
Sonunda Musevi merak edip, bu kadar sütyeni ne yaptığını sormuş ona!
Kayserili cevap vermiş,
Hiç Vallah ben ikiye kesiyor, minik takkeler yapıyor, sonra da bunları Musevilere tanesi 100(*) den satıyorum demiş!!!



Muhalefette iken şehide ‘Kelle’, katile de’Sayın’ diyen RTE’nin hoş göstermeye çalıştığı vampirin cinayetleri:
22 Ocak 1987’de, PKK’nın, Hakkâri’ye bağlı Ortabağ’da soba içine koyduğu bombalarla katlettiği 8 köylüyü…
20 Haziran 1987’de, PKK’nın, Mardin’in Ömerli ilçesine bağlı Pınarcık’ta katlettiği 6’sı kadın, 16’sı çocuk 30 köylüyü…
9 Temmuz 1987’de, PKK’nın, Mardin’in Midyat ilçesinde katlettiği 16’sı çocuk, 31 kişiyi..
18 Ağustos 1987’de, PKK’nın, Eruh’a bağlı Kılıçkaya köyünde katlettiği 23 kişiyi…
29 Mart 1988’de, PKK’nın, Eruh’a bağlı Yağızoymak köyünde boğduğu 9 çobanı…
22 Mart 1990’da, PKK’nın Elazığ’da katlettiği 9 mühendisi…
16 Nisan 1990’da, PKK’nın, Elazığ’da katlettiği 4 öğretmeni…
11 Haziran 1990’da, PKK’nın, Şırnak’ın Güçlükonak ilçesi Çevrimli köyünde katlettiği 12’si çocuk, 7’si kadın 27 kişiyi…
14 Temmuz 1991’de, PKK’nın, Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit ve Pazarcık ilçelerinde katlettiği yine aralarında çocukların da bulunduğu 9 kişiyi…
11 Haziran 1992’de, PKK’nın, Bitlis’in Tatvan ilçesinde minibüs tarayarak katlettiği 13 kişiyi…
27 Haziran 1992’de PKK’nın Silvan’ın Yolaç köyünde camide namazdan kaldırıp taradığı 10 kişiyi…
1 Ekim 1992’de, PKK’nın Bitlis’in Cevizdalı köyünde katlettiği 30 kişiyi…
22 Ekim 1992’de, PKK’nın Malazgirt’teki Dedebağ köyünde katlettiği 12 kişiyi…
5 Temmuz 1993’te, PKK’nın Erzincan’ın Başbağlar köyünde katlettiği 33 kişiyi…
18 Temmuz 1993’de PKK’nın, Van’ın Bahçesaray ilçesine bağlı Sündüzlü yaylasında katlettiği 24 kişi kişiyi…
25 Ekim 1993’te, PKK’nın Erzurum’da Çat ilçesine bağlı Yavi beldesinde katlettiği 35 kişiyi…
5 Ağustos 1995’te, PKK’nın Hatay’ın Hassa ilçesine bağlı Akbez beldesinde katlettiği 3’ü çocuk 8 kişiyi..
23 Nisan 1996’da PKK’nın, Kahramanmaraş’ın Ekinözü ilçesinde katlettiği 3 öğretmeni…
13 Mart 1999’da, PKK’nın İstanbul Kadıköy’de katlettiği 13 kişiyi katleden caniler.i sevimli göstermeye çalışanlar intihar etmekteler..
***
Ne çabuk unuttunuz!…
Yüzünün hiçbirinizin zihninden silinmediğine inandığım, beyaz kundağı karnını delen kurşun yarasından süzülen kana bulanmış o bebeği…
Kafatası ikiye ayrılmış, kurşunlanmış, kesilmiş, doğranmış, yakılmış çocukları …
Son nefesini verdiği yere beyni akmış çocukları…
El kadar bedenlerinden kan gölleri dolup taşan çocukları…
Abilerinin elini sımsıkı tutmuş, annelerinin koyunlarına girmiş ama caniliğin pençesinden kaçamamış çocukları…
Çırılçıplak bedeni parçalanmış, gözleri, yüzleri oyuk oyuk kadınları…
Kolu bacağı kopmuş adamları…
Fotoğrafları dahi hâlâ yanmış insan eti kokan, küle dönmüş bedenleri … Ne çabuk unuttunuz!…
***
PKK’nın, Amerika’dan, İngiltere’den, Almanya’dan, Rusya’dan, Çekoslovakya’dan, İspanya’dan, Macaristan’dan, Bulgaristan’dan, Çin’den aldığı (kaydedilebilen) 4 bin 500 AK-47 kaleşnikof, 5 bin 713 tüfek, 2 bin 885 tabanca, 3 bin 490 el bombası, 11 bin 568 mayın ve roketatarlarla işlediği cinayetleri… Ne çabuk unuttunuz!…
Kaynak: http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=25859.
Hiçbir insan bunu kabul edemez. Edenler haindir.