



Hoca Dehhani’nin asıl adının Mehmet olduğu ve Tarsus’un Dehan köyünden çıktığı,
Selçuk tarihinin adının “Vekayi-ül Ezmân min Sehâm id Dehân” olduğu Mes’ud Koman’ın makalesinde geçtiği belirtilmektedir.
Kaynak: Makaleler 1- Sayfa 436 Atsız
Hoca Dehhani aslen Horasanlı olup, Anadolu Selçuklu sarayında yetişen divan şairi. Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Horasan’da doğdu. Moğol istilası sırasında Anadolu’ya gelip yerleşti. Selçuklu Sultanı Üçüncü Alaeddin Keykubad’ın takdirini kazandı. Sultan’ın isteği üzerine Farisi olarak, 20.000 beyitlik Selçuklu Şehnamesi yazdı. Ancak eser bugün ortada yoktur.
Divan edebiyatının ilk temsilcilerindendir. Gazellerinde mazmunlara açık şekilde yer verdi.
Oğuz Türkçesini en zarif ve en sade şekilde kullanmıştır. Şiirleri devrine göre, Türk Edebiyatında gazel ve kaside nazım şeklinin ilk örnekleri olup, kolay anlaşılan benzetmelere yer vermiştir. Tasavvuf şiirinin hakim olduğu bir çevrede yaşamasına rağmen, şiirlerinde pek tasavvuf etkisi görülmez.
Farisi ve Türkçe şiirler yazan Dehhani, devrinin, çevresinin sosyal hayatını, ahlak, insan ve güzelliğini aksettiren ilk şairlerdendir.
http://www.msxlabs.org/forum/edebiyat-tr/295085-hoca-dehhani.html adresten bilgilere ulaşılabilir.

Türk Milleti senin hoşgöründen ve iyi niyetinden yararlanan emperyalistler iradesi zayıf, mizacı kandırılmaya uygun, makam ve mevkiye düşkün olan insanları kendi ırkına yani Türk’e düşman etmiştir, etmektedir.
Tarihimizde bunun örnekleri sayılamayacak kadar çoktur. Aşağıda Göktürk Hakanlığı ve Selçuklu İmparatorluğu bugün yaşadıklarımıza benzer ihanetler yaşamışlardır. Pek çok devlet kurduğumuz halde bu yüzden yaşamalarını sağlayamamışız.. Şu anda birçok Türk devletleri bağımsız olmasına rağmen ilişkilerimizi yeterince geliştirilememişiz..
Göktürk Kağanlığı’nın (552-745)Büyük Başbuğu Atamız Bilge Kağan şöyle der:
“Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa kabilesine, milletine, akrabasına kadar barındırmaz imiş. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanırmış. Türk milleti öldün, öleceksin!”
Çin milleti hilekâr olduğu için, aldatıcı olduğu için, kardeşleri birbirine düşürdüğü için, beğlerle milletin arasına fitne soktuğu için Türk milleti, kurduğu devletini elinden çıkarmış, başına geçirdiği hakanını kaybetmiş. Beğ olmağa layık erkek evlâtları Çin milletine köle, hanım olmağa lâyık kız evlatları ise cariye olmuş. Türk beğleri Türk adını atmışlar; Çin’de Çin adları alıp Çin hükümdarına tâbi olmuşlar… Türk halk tabakası şöyle demiş: Devletli millet idim, devletim şimdi nerede?… Hakanlı millet idim hakanım nerede?.. Böyle diyerek Çin hükümdarına düşman olmuşlar… -Çin hükümdarı da- ‘Türk milletini öldüreyim, kökünü kurutayım dermiş.”
Anadolu fatihi Selçuklu Sultanı Alparslan’ın Fars asıllı veziri Nizamülmülk, Siyasetnâmesi’nde şunları dile getirir:
“Aciz bir Yahudi Türklerin işini yürütmek üzere kâhyalığa gelir, layik denir. Hırıstiyan gelir, olur denir. Bir ateşperest gelir, beğenilir. Rafizi de, Harici de, Karmati de gelse makbuldür. Çünkü artık gaflet onları mağlup etmiştir. Halbuki onların ne Türklerin dinine saygısı, ne mallarına karşı koruma duygusu, ne de halka merhameti vardır. Devlet kemâle ulaştığı için, halk bu gün duyarlılığını kaybetmiştir. Bendeniz kötü bakışlardan korkuyorum, bu işin nereye ulaşacağını da kestiremiyorum.” Sanki bugünleri anlatıyor.
Bunları yazdıkça bunalıyorum. Türk insanının iradesi bu kadar zayıf mı diye hayıflanıyorum?
Türk’teki aklı, gücü gören düşmanların kesinlikle biz Türkleri rahat bırakmayacakları muhakkaktır.
Orhun Abidelerinden seslenerek “Ey Türk titre ve kendine dön!” diyerek, sağlıkla, sağlıcakla kalın! diyorum.

* “Bunların boğazlarında üç tane çıngırak var. Birincisi Şaban Dişli, İkincisi ise Deniz Feneri’ dir. Üçüncüsü de 8’inci sınıf kitaplarında 1960 yılı darbesinin, Adnan Menderes’in kötü yönetiminin anlatılması olmuştur. Bunu da biz ortaya çıkarttık. Yuh olsun sana Başbakan yuh..” Süleyman Soylu
* “Kusura bakmayın ben siyaseti dolambaçlı bilen birisi değilim. Düz, ne biliyorsam söylerim. Bizim en büyük sıkıntımız aramızdaki gizli ve sinsi AKP’lilerdir” Süleyman Soylu
* “Harun gibi geldiler Karun oldular” Süleyman Soylu
* “Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin ilelebet ve ebedi başkanıdır. Allah’a yemin ederim ki, Türkiye’deki bütün meselelerin çözülmesinde en yetkili lider Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu millet kararlıdır. Dün bu milletin Menderes’ini aldınız, dün bu milletin Özal’ını aldınız, Vallahi de, billahi de, tallahi de, bu millet size Erdoğan’ı vermeyecek, sahip çıkacaktır.” Süleyman Soylu AKP Genel Başkan Yardımcısı
* “Tayyip Erdoğan’a dokunmak ibadettir” Hüseyin Şahin AKP Bursa milletvekili
* “22 bin PKK’lı öldürüldü, yani 22 bin tane çocuğum öldürüldü. Hepsi benim çocuğum” Cuma İçten AKP Diyarbakır milletvekili
* “Biz doğrudan karşımıza muhatap alarak, hükümet, başbakan, bakan olarak ‘gel bakalım Öcalan seninle oturalım, pazarlık yapalım’ diyemeyiz. Bunu dersek millet bizi affetmez, böyle bir şey olmaz.” Bülent Arınç Başbakan Yardımcısı
Kırk Yıllık Kâni…
Kânî 1712 doğumlu Tokatlı bir şairdir. Mizahî ve nüktedan kişiliğe sahiptir. Bir ara Trabzon’dan İstanbul’a gelirken devrin tanınmış sadrazamlarından Hekimoğlu Ali Paşa’nın yolu Tokat’a düşmüş ve Kânî de “fırsat bu fırsatdır” diyerek yazmış olduğu bir kasideyi Paşaya takdim etmiştir. Hekimoğlu Ali Paşa şiirden anlayan biri olduğu için bu gencin sahip olduğu yeteneği farketmiş ve onu beraberinde İstanbul’a götürmüştür.
İstanbul’da çeşitli memuriyetlerde vazife alan Kânî, eskilerin tabiriyle serâzâd (kendi hâlinde takılan ve pek söz dinlemeye gelmeyen) biri olduğu için Silistire’ye gitmiştir. Öteden beri kâtiplik yaparak geçimini temin eden şair, Rumeli’de gezdiği birçok bölgede yüksek rütbeli beylerin kâtipliğini (bugün için özel kalem diyebiliriz) yaptı. Ulah beylerinin ve bazı voyvodaların yanında bulundu. Ve bir ara Bükreş’te iken gönlünü Hrıstiyan bir güzele kaptırdı…
Kırk Yıllık Kâni,olur mu Yani?
Gel zaman git zaman Kâni’nin başında kavak yelleri esedursun artık bu durum tahammül edilemez bir hâle dönüşmüştür. Ne yapıp edip Hrıstiyan güzele içini açmalı ve ardından sadede gelmeliydi. Şairimiz bu güzel ve genç kıza evlenme teklifi yapmaya karar verdi, bir fırsatını buldu ve mevzuya girdi…
Hrıstiyan güzel, böyle bir teklifi öteden beri bekliyor ve aslında kabul etmeye hazırlanıyordu. Fakat bir şarta bağlı idi… O da, kendisi gibi Kâni’nin de Hrıstiyan olmasıydı…
Sonunda Kâni teklifini yaptı ve ardından hiç beklemediği bir cevapla karşılaştı… Kız dedi, “Peki kabul ederim ama o zaman sen de Müslümanlığı bırakıp, Hrıstiyan olursun!” Bu şartın imkansızlığını bilen şairimiz, biraz da mizahla karışık işte o meşhur sözüyle karşılıkta bulundu: “Kırk yıllık Kâni, olur mu Yani…”
* tarihvemedeniyet.org
Tazı avı
Demir tavı
Vekil kıyağı sever…
Arsız dayağı
Akılsız bayağı
Vekil kıyağı sever…
Balıkçı ağı
Amir yağı
Vekil kıyağı sever…
Bulut dağı
Bağcı bağı
Vekil kıyağı sever…
Şair uyağı
Kayakçı kayağı
Vekil kıyağı sever…
Ayı malağı
Kurnaz salağı
Vekil kıyağı sever…
Bina saçağı
Terör kaçağı
Vekil kıyağı sever…
Ateş ocağı
Manken bacağı
Vekil kıyağı sever…
Kral otağı
Hasta yatağı
Vekil kıyağı sever…
Savaş tutsağı
Diktatör yasağı
Vekil kıyağı sever…
Bitki yaprağı
Ölü toprağı
Vekil kıyağı sever…
Milletvekillerine süper kıyak: 40 bin TL
Oybirliği ile alınan karara göre, milletvekili yanında çalıştıracağı danışman, sekreter ve şoför sayısını ve verilecek ücretleri ABD Kongresi’ndeki vekiller gibi kendisi belirleyecek.
Milletvekiline, TBMM’de çalıştıracağı personelin maaşlarını ödemesi için en az 25 bin, en fazla 40 bin TL özel bütçe ödenmesi için yasa değişikliği yapılacak.Bu rakamın 50 bin TL’ye kadar çıkarılabileceği tartışılıyor. Oybirliği ile alınan karara göre, milletvekili yanında çalıştıracağı danışman, sekreter ve şoför sayısını ve verilecek ücretleri ABD Kongresi’ndeki vekiller gibi kendisi belirleyecek.
*sonkale.org

