Bir “badem bıyıklı”, seçimlerde yüksek oy alıp eline devlet gücünü geçirince “diğer badem bıyıklıyı” gözetiyor.
Kayırma ve kollama!
Badem bıyık düzeni kuruldu.
Dost, akraba, kardeş, partidaş, namazdaş, tarikattaş kim varsa; devlet kadrolarına, devlet şirketlerine sokuyorlar.
* * *
AKP Milletvekili ve eski Bakan Nimet Baş’ın kardeşi Hakan Baş:
TRT’ye atandı.
AKP Milletvekili Necdet Ünüvar’ın Kardeşi Hüseyin Ünüvar:
Sağlık Bakanlığı müşaviri oldu.
AKP’li Bakan Bülent Arınç’ın yeğeni İbrahim Arınç:
BOTAŞ’a müdür yardımcısı atandı.
AKP’li Bakan ve şimdiki Meclis Başkanı Cemil Çicek’in oğlu Ahmet Çiçek:
EPDK üyeliğine atandı.
AKP’li Bakan Selma Aliye Kavaf’ın eşi Alaeddin Kavaf:
Enerji Bakanlığı’na bağlı Eti Kimya’nın genel müdürü ve yönetim kurulu başkanlığına atandı.
AKP Milletvekili Fazilet Çığlık’ın eşi Muharrem Çığlık:
Başbakanlık Müşaviri yapıldı.
Başbakan’ı “o bir dahidir” diye anlatan AKP Milletvekili Aşkın Asan’ın eşi Habip Asan: Patent Enstitüsü Başkan Yardımcısı oldu.
AKP Milletvekili Gönül Şahkulubey’in eşi Mahmut Şahkulubey:
Bayındırlık Müşaviri oldu.
AKP eski Enerji Bakanı Hilmi Güler’in baldızı Sema Gezgincan:
Milli Eğitim müşaviri yapılmıştı.
* * *
Bu köşeye sığdıramam.
Liste böyle uzayıp gidiyor.
Son şu haberi de okuyun.
22 gün önce yayınlanmıştı: AKP Milletvekili Bilal Uçar’ın 10 yıllık imam kardeşi Mustafa Uçar, Denizli’nin travertenleriyle dünyaca ünlü turistik beyaz cenneti Pamukkale’de Ören Yerleri Kültür Turizm İşletmesi’ne müdür olarak atandı.
*Necati Doğru Sözcü
Şub
07
“Badem Bıyık Düzeni Kurulunca”
Bir “badem bıyıklı”, seçimlerde yüksek oy alıp eline devlet gücünü geçirince “diğer badem bıyıklıyı” gözetiyor.
Kayırma ve kollama!
Badem bıyık düzeni kuruldu.
Dost, akraba, kardeş, partidaş, namazdaş, tarikattaş kim varsa; devlet kadrolarına, devlet şirketlerine sokuyorlar.
* * *
AKP Milletvekili ve eski Bakan Nimet Baş’ın kardeşi Hakan Baş:
TRT’ye atandı.
AKP Milletvekili Necdet Ünüvar’ın Kardeşi Hüseyin Ünüvar:
Sağlık Bakanlığı müşaviri oldu.
AKP’li Bakan Bülent Arınç’ın yeğeni İbrahim Arınç:
BOTAŞ’a müdür yardımcısı atandı.
AKP’li Bakan ve şimdiki Meclis Başkanı Cemil Çicek’in oğlu Ahmet Çiçek:
EPDK üyeliğine atandı.
AKP’li Bakan Selma Aliye Kavaf’ın eşi Alaeddin Kavaf:
Enerji Bakanlığı’na bağlı Eti Kimya’nın genel müdürü ve yönetim kurulu başkanlığına atandı.
AKP Milletvekili Fazilet Çığlık’ın eşi Muharrem Çığlık:
Başbakanlık Müşaviri yapıldı.
Başbakan’ı “o bir dahidir” diye anlatan AKP Milletvekili Aşkın Asan’ın eşi Habip Asan: Patent Enstitüsü Başkan Yardımcısı oldu.
AKP Milletvekili Gönül Şahkulubey’in eşi Mahmut Şahkulubey:
Bayındırlık Müşaviri oldu.
AKP eski Enerji Bakanı Hilmi Güler’in baldızı Sema Gezgincan:
Milli Eğitim müşaviri yapılmıştı.
* * *
Bu köşeye sığdıramam.
Liste böyle uzayıp gidiyor.
Son şu haberi de okuyun.
22 gün önce yayınlanmıştı: AKP Milletvekili Bilal Uçar’ın 10 yıllık imam kardeşi Mustafa Uçar, Denizli’nin travertenleriyle dünyaca ünlü turistik beyaz cenneti Pamukkale’de Ören Yerleri Kültür Turizm İşletmesi’ne müdür olarak atandı.
*Necati Doğru Sözcü
Posted in Gündem
“Badem Bıyık Düzeni Kurulunca” için yorumlar kapalı
* Kürt halkının esir durumda yaşadığını öne sürerek, “Biz alimler ve Kürt düşünürleri olarak bu ‘Zulme dur’ demeliyiz… Biz çalışırsak bunu başarabiliriz ve tüm Kürtler olarak özgürlüğümüze kavuşabiliriz”DTK Genel Başkanı Ahmet Türk
*“Bizler artık Kürdistan’da bize zulüm edenlere göz yummamalıyız. Türk, Arap ve diğer halkların özgürleşmesi için Kürt halkının özgürleşmesi gerekir. Bir gün mutlak Kürt ve Kürdistan özgür olacaktır” Osman Baydemir
* İmralı’da yaptığı görüşmeden sonra “Ağabeyim 2013 yılında serbest kalacak” Mehmet Öcalan
* “Bana kızacaksınız” ama Öcalan’ı TBMM’de göreceğiz”. Mehmet Ali Birand
*“Kendi halkını katleden yönetimler meşru değildir. Biz, seni, meşruiyetini tanımıyoruz. Senin Başbakanlığını, zihniyetini tanımıyoruz. Sen kendini ne zannediyorsun? Haddini bileceksin. Senin haddine değil BDP’den hesap sormak.” Selahattin Demirtaş Başbakan’a söylüyor.
* “Yeni anayasada Kürtler için bireysel haklar olacağından söz ediyorlar. Biz de onlara, bireyler olmadığımızı, bir millet olduğumuzu söylüyoruz. Biz bir millette olması gereken hakları istiyoruz. Kürt sorunu çözülmedikçe Türkiye’de umut olmaz. Türkiye’deki bazı Kürtler özerklik istiyor. Mesele şu: 20 milyon Kürt’ten kaç tanesi özerklik talebinde bulunuyor? Bu konu da tartışılmalı. Bana kalırsa Kürtler kendi kaderlerini kendileri tayin etmeliler. İşin başında özerklik istediğimiz doğrudur; ama bugün Türkiye’deki Kürtler, özerkliğin yetersiz olduğunu düşünüyor.” Leyla Zana


Devir, Frenk diyarında Muhteşem Süleyman olarak adlandırılan, Kânûnî Sultan Süleyman devri… Malumâliniz; Avrupa’ya, Asya’ya ve Afrika’ya varan kilometrelerce karelik bir ihtişam söz konusu! Hastalanarak ölmeyi tende utanç addeden; atın sırtını ikametgâh, at üstünde ölmeyi şeref olarak kabullenen Osmanlı Türklerinin en parlak asrı… Bu yüzden olsa gerek, ülkemizde sıkça dillendirilen bir deyiş: “Bu dünya Sultan Süleyman’a kalmadı, sana mı kalacak?”
Fakat her ne kadar karaların ve denizlerin haşmetli hükümdarı olsa da kendisi, cihan devletindeki bozulmanın, Kânûnî ile birlikte başladığı söylenir ki, bu yazının mevzuu o değil…
Hâl böyle iken, yazar Ali Çimen Bey’in tespit ettiği üzere, Kânûnî’nin, devleti yönetiş tarzı dört temel prensibe dayanmakta:
1. Devleti yönetmek için büyük bir ordu
2. Orduyu yönetmek için büyük bir ekonomi
3. Ekonomiyi elde etmek için halkın refahının yüksek olması
4. Halkın refahının yüksek olması için kanunların adil olması.
(…)
Halen, Topkapı Sarayı’nda sergilendiği belirtilen mektuptan esinlenerek nakledeceğim kıssa şu:
Kânûnî, cihan devletini muhteşem bir mevkie getirmiş olmakla birlikte, tedirgindir de… Zira “devletler de bir insan gibi doğar, büyür, yaşlanır ve ölür.”
Günü geldiğinde, bu cihan devleti de, çöküşle yüzleşecek midir acaba?
Depreşen derin tedirginliğini, devrin meşhur âlimlerinden, Yahya Efendi’ye mektup vasıtasıyla bildirir Kânûnî: “Sen ilahi sırlara vakıfsın. Kerem eyle de bizi tenvir buyur. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğullarının akıbeti nice olur? Bir gün olur da izmihlale uğrar mı?”
Mektubu okuyan Yahya Efendi, manidar bir cevapla döner hükümdara: “Neme lazım be Sultanım…”
Cevap karşısında şaşıran Kânûnî, Yahya Efendi’nin bu tavrını anlamlandırmaya çalışır günlerce… Cevapla birlikte, tedirginliği daha da pekişir! Kendi kendine sorar: “Acep, bilmediğimiz bir mânâ mı var?”
Nihayet kalkar, Yahya Efendi’nin yanında alır soluğu… Beşiktaş’taki dergâhta.
Sitemkârdır ona: Cevabı, bir geçiştirme olarak algılamıştır çünkü… Yahya Efendi ise, sultanın bu haline binaen, konuşmaya başlar: “Sultanım sizin sualinizi ciddiye almamak kabil mi? Sualiniz üzerine iyice düşünmüştüm ve kanaatimi de açıkça arz etmiştim.”
Kânûnî tatmin olmamış bir edayla karşılık verir: “Sadece, ’Neme lazım be sultanım’demişsiniz. Sanki, beni böyle işlere karıştırma, der gibi bir mânâ çıkarıyorum…”
Kânûnî’nin bu algılayışına ibretlik bir cevapla mukabelede bulunur Yahya Efendi: “Sultanım! Bu devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de neme lazım deyip uzaklaşsa, sonra koyunları kurtlar değil çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa, gizlese, fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese… İşte o zaman devletin sonu görünür! Böyle hâdiselerden sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır, asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur; çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir.”
Karaların ve denizlerin haşmetli hükümdarı, yalnızca gözyaşı dökerek tasdik eder bu açıklamaları… İkaz edici âlimlere sahip olduğu için, bir kez daha şükreder Allah’a ve uzaklaşır oracıktan. Kânûnî’nin yazdığı şu mısra ise, bu toprakların sonraki hükümdarları açısından hayatî niteliktedir :
“Saltanat didükleri ancak cihan gavgasıdır.
Olmaya baht u saadet dünyada vahdet gibi…”
*Afşin Selim Yeniçağ
Yıllardır merak etmişimdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1984’ten bu güne terörle amansız bir şekilde mücadele etmektedir. Bu mücadelede güvenlik görevlimizi, öğretmenlerimizi, vatandaşlarımızı 37.000 insanımızı kaybettik. Hala da şehitler vermeye devam ediyoruz. Bütün bunların acısını yüreklerimizde yaşadık yaşıyoruz. İleri demokrasi (!) sayesinde canilerin ayağına gidilerek barış yapacaklarını yazanlar, söyleyenler milleti aptal mı zannediyorlar?
Canımızı alan, kanımızı döken, ülkenin her yerinde kargaşa çıkaran teröristlerin caniliğini Türkiye Cumhuriyeti’ne yürekten bağlı Kürt kökenli vatandaşlarımızla birlikte göstermek tek kelimeyle hakarettir. Çünkü terörden kaçan bütün Kürtler yine Türklerin yaşadığı şehirlere göç etmişler ve Türklere sığınmışlardır. Hiç kimsenin Kürt kökenli vatandaşlarla problemi yok. Bu ancak terör örgütünün kendisine taraf bulmak için uyguladığı bir yoldur. Maalesef buna başta medya mensupları olmak üzere AKP’nin tam kadro olarak katıldıkları görülmektedir. Bu oyunu yuttuklarının en belirgin göstergesi de AKP Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ölen 22.000 teröristie “bunlar benim çocuklarım” diye sahip çıkmasıdır. O zaman sormazlar mı, “çocuklarına sahip çıksaydın da ülkesine hainlik etmeseydi” diye…
Benim asıl yazmak istediğim 30 yılı aşkın bir zamandır terörle, teröristle mücadele ediyoruz ama silahlı bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti’ne saldıranların Türk vatandaşı olduğunu göz ardı ediyoruz. Ne iktidar partisi AKP’den ne de mecliste grubu bulunan CHP ve MHP’den Türkiye Cumhuriyeti’ne saldıran bu teröristlerin Türk vatandaşlığından çıkarılması ile ilgili bir önerge verdiğini dahi duydunuz mu?
Avrupalıların ‘Türkiye kendi vatandaşlarını öldürüyor’ sözünü dikkate alarak bu yanlışlığın düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum.
Bu vesileyle vatandaşlıktan çıkarılma kanununu da aşağıda yayınlıyorum. Vekillerimiz uygulama girişiminde bulunurlarsa seviniriz.
Türk Vatandaşlığından Çıkarma
(403 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 26 ncı maddesi:)
Yurt dışında bulunup da Türkiye Cumhuriyeti’ nin iç ve dış güvenliği ile kanunun suç saydığı şekilde iktisadi veya mali güvenliği aleyhine faaliyette bulunan veya yurt içinde bu tür faaliyetlerde bulunup da her ne suretle olursa olsun yurt dışına çıkan ve hakkında Türkiye’de bu nedenle kamu davası açılmasına veya ceza kovuşturmasına veya hükmün infazına olanak bulunmayan ve gelmesi için yapılan duyuruya rağmen üç ay içinde, savaş sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde bir ay içinde yurda dönmeyen Türk vatandaşlığını sonradan kazanmış kişiler 403 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 26′ ncı maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu kararı ile Türk vatandaşlığından çıkarılabilirler.
Bu hüküm, Türkiye savaş halinde bulunduğu zaman, doğumla Türk vatandaşı olanlar hakkında da uygulanabilir.


Necip Türk milleti, bu medyayla senin işin gerçekten çok zor. Senin pirinçleri ayıklaman pösteki (kesilen hayvan derisi) tüylerini saymaya benziyor.(K.Ş.)
Yeniçağ gazetesinden Muhsin Küçük günümüz medyasının yaptıklarından bir kısmını şöyle dile getiriyor.(
Meselâ Nâzım Hikmet’in Türkiye’den Rusya’ya kaçarak orada ölmesi, onlara göre Türkiye Cumhûriyeti için bir yüz karasıdır, fakat İstiklâl Marşımızın şâiri Mehmet Akif’in Mısır’a gitmek mecbûriyetini duyması ve orada on bir yıl yaşamış olması gurbet romantizmine düşkünlüğündendir!
Meselâ gazeteci ve Milliyet gazetesinin başyazarı Abdi İpekçi’nin öldürülmesi bu devlet ve toplum için bir nâmus lekesidir fakat Ortadoğu gazetesinin milliyetçi-ülkücü başyazarı İsmail Gerçeksöz’ün öldürülmesi sıradan bir cinâyettir. Abdi İpekçi onlarca caddeye, parka, spor salonuna adı verilerek mânen yaşatılması gereken çok önemli bir kişidir, İsmail Gerçeksöz ise ölüm yıl dönümlerinde bile adını anmaya değmez, sıradan(!) biridir!
Meselâ Türk milliyetçisi Avukat Kemal Kerinçsiz’in beş yıldır içeride olması hukuk devleti olmanın gereğidir fakat KCK’lı avukatların tutuklu olarak yargılanmaları insan hakları ihlâlidir!
Sâhip çıktıklarını hepsi de gerçekten seviyor olsalar bâri!
Çoğunun yaptığı, hesapları ve menfaatleri gereğince maktûl ve mağdur sömürücülüğünden ibâret.
*“İnsanlık, cehaletin sakin vadisinde mesut yaşıyordu.” H. Willem Van Loon
*“Arûs-ı devleti nâdâna akd eyler felek ammâ//Eger bin cân ile dânâ ederse rağbet el vermez.” Divan şairi Zuhûrî
(Anlamı:“Felek, mutluluk gelinini cahile nikâhlar, ama onu bin can ile bilgin istese, vermez.”)
* “Çocuklarım; size emrediyorum; kumandaya itaat edin ve üzerime kurşun sıkınız! Yalnız çehreme hürmet gösteriniz” . Kendisine ateş edemeyen askeri müfrezeye seslenişi ve böylece kurşuna dizilmiştir. Napolyon’un mareşallerinden Ney
* “Alçaklıkla zor kullanma arasında bir seçme yapmak gerekirse, zor kullanmayı seçin, derim… Benim beslediğim sakin cesaret, öldürmeden ölmek cesaretidir… Şerefsizliğine alçakça seyirci kalmaktansa, Hindistan’ın şerefini korumak için silaha sarılmasını yeğlerim elbet.” Gandhi
* “Darağacına gururla, korkusuz ve sizi aşağılayarak çıkıyorum. Ölümüm kızgın bir alev gibi daha bir çok yüreği ateşleyecek. Muzaffer olarak ölüyorum. Ölümüm zaferimdir.” Ukraynalı anarşist Matrena Prisiazhuik
* Boş kaplar çok ses çıkarır. “Susmak bazen en güzel şiirden daha manalıdır.” Adülhak Hamid
İstanbul’a gelen bir köylü, kuyumcu dükkânının önünde durmuş, vitrinini inceliyormuş. Kuyumcu biraz da köylünün kıyafetinden dolayı aşağılayarak:
─ Ne bakıyorsun öyle hemşerim? Demiş.
─ Hiç. Sizin dükkânda ne sattığınızı merak ettim. Adam alay edercesine cevap verir:
─ Biz eşek kafası satıyoruz.
Adam:
─Allah versin. İşleriniz iyi gidiyora benziyor.
Kuyumcu:
─Nereden bildin iyi gittiğini?
Adam cevaplar:
─Baksana, koskoca dükkânda seninkinden başka kalmamış da ondan!