Şub 16

MİLLİYEÇİLİK, MİLLETİN VARLIK İDEOLOJİSİDİR

Milliyetçi siyaset, bu bağlamda büyük bir sorumluluk taşır. Türk milliyetçiliği, Türk milletinin tarihinden, kültüründen ve devlet geleneğinden ilham alır. Milliyetçilik, milletin varlığını, birliğini ve geleceğini koruma gayesiyle hareket eden bir ideolojidir. Bu nedenle, Türk milliyetçiliği anlayışının temelinde, Türk milletinin aleyhine olabilecek hiçbir tavır ve davranışı kabul etmeme ilkesi yatar. Türk milliyetçileri, milletin çıkarlarını koruma adına kırmızı çizgiler oluşturmalı ve bu çizgileri ihlal eden her türlü girişime karşı direnç göstermelidir. Hiçbir marjinal, bölücü ve radikal unsurla bir arada bulunmamalı, görünmemelidir.

Ancak günümüzde, bu kırmızı çizgilerin varlığı ve uygulanabilirliği sorgulanır hale gelmiştir! Özellikle bebek katili Abdullah Öcalan’ın ülke gündemine yeniden taşındığı tartışmalar, milliyetçi siyasetin kırmızı çizgilerinin ne kadar belirgin olmasını gözler önüne sermektedir.

Bölücü terörün sorumlularının terörden vazgeçip silah bırakacağını ve herhangi bir vatandaş olarak hayatlarını sürdüreceğini iddia etmek; hepimize masal anlatmak demektir.

Bu masala inanmayanları, teröristtin karşısında duruş sergileyenleri hakaret ve tehditlerle susturmaya çalışmak hangi aklın ürünüdür(!)

Terörsüz Türkiye isteniyorsa; bunu teröristlerin karar ve insafına mı bırakarak gerçekleştirilebilir sanıyorlar?

Kim neye inanıyor ise inansın, milliyetçilik adına bölücülere kabul ve nezaket gösterenlerin samimiyetine inanacak bir milliyetçiyi; “analar kundağına sarmadı daha!”

Terör örgütü liderliği ile anılan bir figürün siyasi gündemde tartışılması, Türk milletinin tarihine ve hassasiyetlerine bir meydan okuma olarak anlaşılacağı açıktır. Bu durum, milliyetçi siyasetin temel ilkelerinden uzaklaşarak, toplumda büyük bir güven kaybına ve tehdit algısına yol açmaktadır. Vatandaş nezdinde “kuşku” güvensizliğin ilk halidir.

Milliyetçi siyaset, yalnızca bir ideolojik duruş değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Türk milletini ve onun tarihini, kültürünü ve inançlarını temsil eden bir siyasi anlayışın, kırmızı çizgilerini net bir şekilde belirlemesi ve bu çizgilerin ihlal edilmesine asla müsamaha göstermemesi gerekir. Aksi takdirde, bu tür kırmızı çizgilerin yokluğu, yalnızca ideolojik bir zaaf olarak kalmaz, aynı zamanda milletin geleceğini tehdit eden bir unsur haline gelir.

Alıntı: Ramazan Akgün

Posted in Gündem | MİLLİYEÇİLİK, MİLLETİN VARLIK İDEOLOJİSİDİR için yorumlar kapalı
Şub 15

TARİHTE BUGÜN

15 Şubat:

706 – II. Justinianos, gaspçı imparatorlar III. Tiberios ve Leontios‘u idam ettirdi.

1952 – Birleşik Krallık Kralı VI. GeorgeWindsor Kalesi‘nde defnedildi.

1999 – Terör örgütü PKK‘nın kurucusu ve ilk lideri Abdullah Öcalan, Türk güvenlik güçleri tarafından Kenya‘da yakalandı.

2005 – Video paylaşım sitesi YouTube kuruldu.

2013 – Rusya‘ya meteor düştü, yaklaşık 1500 kişi yaralandı.

Galileo Galilei (d. 1564)

Nat King Cole (ö. 1965)

Orhan Asena (d. 2001)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Şub 15

MİLLÎ VASİYET

Kanma esarete kimliğini bil

Çalış, gayret et ki seni ansın dil

Olmalı değil mi mükemmel nesil?

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Hakkı hakikati her vakit tuttum

Nice kahırlara katlandım yuttum

Nefsimi hapsedip orda uyuttum

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Öyle bir yaşa ki ibretlik olsun

Gönülden sevgiler ruhuna dolsun

Nazarlar nefretler tüm kinler solsun

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Bilgiyle görgüyle sevgiyle hoştum

Gün geldi tükendim, gün geldi coştum

Olağanüstü bir gayretle koştum

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Doğuşumdan genden duyguluydum hep

Bende ülkem için kaygılıydım hep

Vatana millete saygılıydım hep

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Birlik olsun millet darılmasınlar

Hainleri bilip sarılmasınlar

Hele Masonlarla karılmasınlar

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Katiller, caniler varsın anmasın

Şanı yüce ırkım sakın kanmasın

Yokluğuma hiçbir canlı yanmasın

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Azmimden pay alıp hırslandılar da

Görmeyenler oldu kıskandılar da

Zorlu zamanlarda yaslandılar da

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Doğruluk dürüstlük gönlümü sardı

Gücüm ölçüsünde gayretim vardı

Bedenim topraktı o toprak yardı

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Günahsız bir kulu aradı gözüm

Alnım açık kararmadı hiç yüzüm

Günahıma tövbe eder can özüm

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin, üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Azrail habersiz gelir arkadaş

Kime gelecekse bilir arkadaş

O, geldiği kişi ölür arkadaş

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Allah bilir o ölenin halını

O dost bildiklerin tutar salını

Paylaşırlar dünyadaki malını

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Toprağını sevenlerin atarlar

Güneş gibi canlar doğup batarlar

Belki de birkaç ay yasın tutarlar

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | MİLLÎ VASİYET için yorumlar kapalı
Şub 14

TARİHTE BUGÜN

14 ŞubatSevgililer Günü

1556 – Ekber ŞahBabür imparatoru oldu.

1876 – Alexander Graham Belltelefon patenti için başvurdu.

1949 – İsrail parlamentosu Knesset, ilk toplantısını yaptı.

1961 – Lavrensiyum elementi Kaliforniya Üniversitesi‘nde ilk defa sentezlendi.

2005 – Lübnan‘ın eski başbakanlarından Refik el-Hariri, düzenlenen bir suikast sonucu öldürüldü.

II. Richard (ö. 1400)

James Cook (ö. 1779)

Alan Parker (d. 1944)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Şub 14

İRAN’DA YAŞAMAK

İran’daki devrim yasalarına göre bir erkekle birlikte görülen kadın, erkeğin eşi ya da birinci derecede akrabası olduğunu ispat edemediği taktirde idam cezası da dahil olmak üzere çeşitli cezalara çarptırılır.

Ziba ile Muhammed üniversite yıllarında tanışmış, daha sonra ise evlenmiş bir çifttir…

Muhammed, sığır ticaretiyle uğraşmakta,

Ziba ise bir özel hastanede hemşirelik yapmaktadır.

Bir aylık evli çift, balayına çıkma planları yapmaktadırlar… Muhammed, bütün formaliteleri yerine getirerek on beş günlük bir balayı programı hazırlar… Ve özel otomobilleriyle balaylarını geçirmek için Benderabbas şehrine hareket ederler…

Ziba ile Muhammed yaklaşık 600 km lık bir yol katederler.  İran devrim muhafızları Pasdar’lar kara yolu üzerinde araçları durdurarak kimlik kontrolü yapmaktadırlar.

Ziba ile Muhammed’in araçlarını da durdururlar. Ziba’dan evlilik cüzdanı istenir. Ziba çantasını karıştırır, valizlerine bakınır ama evlilik cüzdanı yoktur.  Cüzdanı evde unutmuştur. Muhammed yeni evli olduklarını ve balayına gittiklerini devrim muhafızlarına anlatmaya çalışır.

Devrim kuralları kesindir.

Evlilik cüzdanı olmayan kadın erkeğin yanında bulunuyor ise fahişedir ve cezalandırılmalıdır.

Ziba ile Muhammed evli olduklarına dair yeminler eder… Yalvarırlar…

Nafile, Ziba Karakola götürülüp fahişe suçundan seri mahkemeye çıkartılacaktır.

Muhammed, “Evlerinin 600 km uzakta olduğunu müsade ederlerse karısıyla gidip evlilik cüzdanını getireceğini” söyler.

Devrim muhafızları Ziba’yi bırakmaz.

“Evlilik cüzdanını getir kadını götür.” Denir…

Muhammed Evlilik cüzdanlarını almak için geri döner…  Şoke olmuştur. Biran evvel eve gitmeli cüzdanı getirip karısını kurtarmalıdır… Yollar uzadıkça uzar, viraja suratli giren Muhammed direksiyon hakimiyetini kaybederek yol kenarındaki uçuruma yuvarlanır…

Kazadan üç-dört saat sonra, Muhammet ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılır… Muhammed yoğun bakımda ölüm ile yaşam arasında gidip gelmektedir… On beş gün şuursuzca yatar.

Kendine geldiğinde ilk Ziba’yi sorar. Kâbus bitmemiştir.  Ziba canilerin elinde kalmıştır.

“Cüzdanı götürüp karımı kurtarmalıyım…” der.

Bu düşüncelerle hastaneden kaçar.

Evine gider…  Evlilik cüzdanlarını alır…

Ziba’yı alıkoyan karakola gider…

-“Ziba nerde?… Evlilik cüzdanımı getirdim. Karımı serbest bırakın.”  Buz gibi bir cevap alır… “-Seni bir hafta bekledik gelmeyince, kaçtığını düşündük, kadının fahişe olduğunu kabul ettik ve astık…”  Ziba’nın morgdaki cesedini Muhammed’e verirler…

Bu olay 1985 yıllarında İran’da yaşanmış gerçek bir yaşam öyküsüdür.

Başörtüsünü doğru bağlamadığı gerekçesiyle dövülerek öldürülen 22 yaşındaki Mahsa Amini gibi öldürülen on binlerce kadın var.

Bizim tüm savaşlarımız toprak bütünlüğümüzü sağlamakla beraber aynı zamanda kadını eve kapatan, kadını karanlığa mahkûm eden kötü zihniyete karşı da kazanılmış gerçek bir devrim savaşıdır.

Şimdi Cumhuriyetimize neden sıkı sıkıya sahip çıkmamız gerektiğini, aydınlığa bakan, ışıklı yol çizen vizyona her gün yeniden neden minnet duymalıyız sanırım daha iyi anlıyoruz…

(Felsefe Edebiyat Dünya klasikleri-Mavi Gezegen)

Posted in Gündem | İRAN’DA YAŞAMAK için yorumlar kapalı
Şub 13

TARİHTE BUGÜN

13 Şubat:

1258 – Hülâgû HanBağdat‘ı işgal etti. 200 bin Bağdatlı öldü.

1542 – VIII. Henry‘nin eşi Catherine Howard idam edildi.

1668 – İspanyaPortekiz‘i ayrı bir devlet olarak tanıdı.

1925 – Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ilk isyan olan Şeyh Said İsyanı başladı.

1975 – Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi meclisi, Kıbrıs Türk Federe Devleti‘nin oy birliği ile kurulduğunu ilan etti.

Richard Wagner (ö. 1883)

Kim Novak (d. 1933)

Füruğ Ferruhzad (ö. 1967)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Şub 13

ALTIN SÖZLER

* “Amerika’nın düşmanı olmak tehlikeli olabilir ama Amerika’nın dostu olmak ölümcüldür.” Henry Kissinger

* “Halkın geneli, neler olup bittiğini bilmez. Hatta neyi bilmediğini de bilmez.” ABD’li Noam Chomsky

* “Bir ulusun ilerleyişini bilmek için kadınlarına bakın.” Fransız Atasözü
* “Çoğu zaman olayları farklı görürüz çünkü sadece başlığı okuduğumuz için.” Amerikan Atasözü
* “Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat, yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün Rusya’nın elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni dengeye ulaşabilir, işte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak… Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihîmiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz, bizim onlara yaklaşmamız gereklidir.”
Rusya bir gün dağılacaktır. O zaman Türkiye onlar için örnek bir ülke olacaktır. Türkiye 21. Yüzyılı şekillendiren Avrasya için bir kilit ülke konumundadır. Onlar bizi örnek alacaklardır.” M. Kemal Atatürk

Posted in Atasözleri Vecizeler | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Şub 12

TARİHTE BUGÜN

12 Şubat:

1818 – Şiliİspanya‘dan bağımsızlığını ilan etti.

1934 – Avusturya‘da iç savaş başladı.

1961 – SSCBVenüs gezegenine Venera 1 uzay aracını gönderdi.

1963 – Gateway Arch‘ın yapımına başlandı.

2001 – “NEAR Shoemaker” uzay aracı, 433 Eros adlı asteroitin yüzeyine indi.

Immanuel Kant (ö. 1804)

Abraham Lincoln (d. 1809)

Charles Darwin (d. 1809)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Şub 12

AHİ EVRAN İLE MEVLANA ARASINDA YAŞANANLAR


Gelelim tarihi gelişmelere ve Ahi Evren ile Mevlana arasında yaşananlara; Ahi Evran (Evren) Nasîrüddin Mahmûd Azerbaycan’ın Hoy kasabasından doğmuştur. Horasan ve Maveraünnehir’de eğitim almış, Fahruddin Razi’nin talebesi olmuştur. Bağdat’ta Fütüvvet Teşkilatı’na girmiştir. Kayınpederi Şeyh Ehvadüddin Kimrani ile Anadolu’ya gelerek Kayseri’ye yerleşmiş, ilk Ahi teşkilatını burada kurmuştur.
1255’te I. Alaeddin Keykubad’ın isteği üzerine Konya’ya gitmiştir. Günümüzde “tabak” dediğimiz “debbağ” yani dericilerin piri olan Ahi Evren’in atölyesinin mahzeninde yılan beslediği ve yılan derisinden kırbaç ve kemer ürettiği ifade edilmektedir.
Ahi Evren dağlara çıkıp yılan yakalamakta ustadır ve yılanların zehrinden panzehir üretmektedir.
Tıp alanında Kitabü’l Efai (Yılanlar Kitabı) adlı eseri yazmıştır. Yılanlar konusundaki ustalığı ona yılan ve ejder anlamına gelen “Evren” denilmesine sebep olmuştur. 20 kadar eserinin olduğu bilinen Ahi Evren, Hacı Bektaş-ı Veli ve Sadreddin Konevi’nin yakın dostu,
Eflaki’nin verdiği bilgiye göre Mevlana’nın ise baş düşmanıdır.
Nasreddin Hoca fıkralarında Ahi Evren’in hayatından izler bulunması, Ahi Evren’in bir dönem Akşehir’de yaşamış olması, Mevlana’nın Mesnevi’de onu Cuha (komik, güldüren kimse) diye nitelendirip hicvetmesi bu görüşü kuvvetlendirmektedir. Mevlana ile Ahi Evren mücadelesinin başlaması II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde başladı. Mevlana ve çevresindekiler II. Gıyaseddin’e yakın bir siyasi çizgide iken, Türkmenler ve Ahiler Sultan’a muhalif bir tutum içindeydiler. Sultan Alaeddin Keykubad, Türkmen ve Ahi çevrelerin koruyucusuydu. Sultan Alaeddin’e büyük bir bağlılıkları bulunan Ahiler II. Gıyaseddin’in babası Alaeddin’i zehirleyerek tahta geçtiğini düşünüyorlardı. Nitekim Ahi Evren II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Babai Hareketi’ne dahil olduğu gerekçesiyle tutuklandı.
Bu sırada Baycu Noyan komutasındaki Moğollar Anadolu’ya girdi. Moğol işgali başladı.
Keyhüsrev’in ölümünden sonra saltanat naibi olan Celaleddin Karatay tutuklanan Ahi ve Türkmenler için af çıkardı. Ahi Evren’de böylece serbest bırakıldıktan sonra Denizli’ye gitti.
Moğol hâkimiyetini istemeyen II. İzzeddin Keykavus tahta geçince Ahi Evren’i Denizli’den tekrar Konya’ya getirdi. Vezir ve atabek yaptı. Ahi ve Türkmenler Moğollara başkaldıran
Keykavus’un etrafında toplandılar. Törenden sonra Şems, içlerinde Mevlana’nın oğlu
Alaüddin Çelebi’nin de bulunduğu yedi kişi tarafından öldürüldü. Cesedi de Ahi Bedrüddin diye bilinen bir zatın bahçesindeki kuyuya atıldı. Alaüddin Çelebi, Mevlana’nın oğlu olmasına rağmen bir Ahi idi ve Ahi Evren’in tarafında yer alıyordu. Mikail Bayram, Alaüddin Çelebi’nin Şems’i öldürenler arasında yer almasını Sipahsalar’ı kaynak göstererek Kimya Hatun ile ilişkilendirmektedir. Mevlana’nın Şems’e nikâhladığı 15 yaşındaki cariye Kimya Hatun, 60-65 yaşlarındaki Şems’i istemiyordu. O aslında Mevlana’nın oğlu Alaüddin Çelebi’yi seviyordu. Alaüddin Çelebi’de ona âşıktı. Mikail Bayram’ın Sipehsalar’dan naklettiğine göre Alaüddin Çelebi’nin dergâha gelip gitmesini Şems istemiyordu ve
bir keresinde “Hey delikanlı, buradan geçersen ayağını kırarım” diyerek tehdit etmişti.
Eflaki’nin anlattığına göre ise Kimya Hatun zaman zaman Şems’ten uzaklaşıyor, Mevlana Kimya Hatun’u aratıp bulduruyor ve Şems’in yanına getirtiyordu. Kimya Hatun, yine bir gün Şems’ten izinsiz bir yerlere gidip geri getirildikten üç gün sonra vefat etti. Bunun üzerine Şems Konya’yı tek edip Şam’a gitti. Mevlana’nın diğer oğlu Sultan Veled, Şam’a giderek Şems’i buldu. Mevlana için tekrar Konya’ya getirdi. İşte Şems, bu gelişinden bir yıl kadar sonra öldürüldü. Sıkı bir Moğol taraftarı olan Şems’in, Mevlana’nın kendi oğlunun da aralarında olduğu Ahiler tarafından öldürülmesi ile Mevlana ile Ahi Evren’in arasını iyice açılmış olmalıdır. Nitekim Alaüddin, Çelebi Şems’i öldürenler arasında olduğu için
babasına asi olmuş, aile ocağından ve evlatlıktan atılmıştır.
Şems’in öldürülmesinin ardından Ahi Evren ve Alaüddin Çelebi Kırşehir’e yerleştiler.
Bu arada Moğol hakimiyetini istemeyen II. İzzettin Keykavus’un yerine Moğol yanlısı hükümdar IV. Kılıçarslan tahta oturdu. Alıncak Noyan’ın gözetiminde Taceddin Mutez gibi Moğol idarecileri göreve başladılar. Bu durumu istemeyen Türkmen ve Ahiler Anadolu’nun çeşitli yerlerinde ayaklandılar.

Kırşehir’de de Ahi Evren ve çevresindekiler. Moğol yanlısı bu iktidara karşı isyan başlattılar.
Mevlana oğlunu Kırşehir’den geri getirmek için girişimlerde bulundu. Oğluna yazdığı şiirde Ahi Evren’e (yılana) uyup gittiği için şöyle sitem ediyordu: “Ey sevgili hata ettin, bir başka sevgiliye koşulup gittin. (…)
Dedim sen bir balıksın, YILANLA NİYE ARKADAŞSIN?
Ey yanlış iş yapan yine yalana koşulup gittin.”

Mevlana oğlu Alaüddin Çelebi’ye Konya’ya dönmesi için üç mektup yazdı.
Bir mektuplardan birinde Kırşehir Emiri Seyfüddin Tuğrul’a on kez ricada bulunduğunu söyler ve evinden ayrılmamasını söyleyip geri dönmesini ister. Alaüddin Çelebi babasının bütün çabasına rağmen Kırşehir’den ayrılmamıştır. oğol yönetimi, Kırşehir’de Ahi ve Türkmen isyanının bastırılması için Cacaoğlu Nureddin’i (Cacabey, Nureddin Caca) görevlendirir. Cacaoğlu Nureddin, emrindeki orduyla Kırşehir üzerine yürür ve ay tutulmasının olduğu bir gecede Kırşehir’deki Ahileri katleder. Bu katliamdan Ahi Evren ve
Mevlana’nın oğlu Alaüddin Çelebi’de sağ çıkamamışlardır. Aksarayî 
bu katliamı şöyle anlatır: “Kırşehir emirliği Nuruddin Caca’ya verildi. Orduyla onun üzerine geldi.
Bir süre muhasara edildi. Onu kaleden söküp attılar Hariciler ki ona uymuşlardı kâmilen öldürüldüler.”

Burada “hariciler” diye tabir edilen Türkmenlerdir. İsyancı denilen Türkmenlerin Nureddin Caca’yı bir süre şehre sokmadıkları, şehir düşünce de öldürüldükleri anlaşılıyor.
Bunun üzerine ahiler uç bölgelerine, Türkmenler arasına göç ettiler. Osman Gazi’nin şeyhi Ede-Bali’nin, Kırşehir’den uca göçenler arasında bulunduğu bilinmekte. Keza Orhan Gazi ile Bursa kuşatmasında hazır bulunan Abdal Musa da Ahilerle beraber uca göçen dervişlerdendir. Türkmen halkı için Türkçe ‘’Garibname’’ adlı eseri yazan Aşık Paşa da Kırşehirlidir. Mevlana Ahi Evren’in öldürülmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren bir şiir bile yazmıştır. Alaüddin Çelebi’nin cenazesi Konya’ya getirildiğinde Mevlana oğlunun cenaze namazını kıldırmamıştır. Mikail Bayram’a göre Mevlana’nın oğlunun cenaze namazını kıldırmayışının sebebi “Moğol yönetimini meşru devlet, oğlunu da meşru devlete isyan eden” olarak görmesidir. Mevlana’nın Hacı Bektaş-ı Veli ile de iyi ilişkiler içinde olmadığı görülmektedir. Mevlana’nın Moğollarla yakından kurduğu iletişim ona yakın duran herkesi etkilemiştir. Onunla beraber hareket eden veya ona bağlılığını bildirenlere dokunulmamıştır.
Hulagu Han, Moğolların Anadolu’yu almasından sonra Mevlana’yı Anadolu’nun “Şeyhü-Şuyuhi’r-Rum” olarak görevlendirmiştir.
Mevlana’ya (Rumi) veya Şeyh-i Rum (Pir-i Rum) denmesinin sebebi de budur.
Anadolu’daki bütün şeyhlerin ve Ahilerin O’na bağlanma mecburiyeti getirildi.
Ayrıca, Mevlana Mesnevi’ de ve “Divan-i kebir” de Hace, Cuha, Ejder, Mar, Muhannes diyerek kendisine en muhalif gördüğü kişiyi ağır bir biçimde tahkir ettiği görülmektedir. Fakat o bu baş düşmanı ejder, mar (yılan), iblis, muhannes (eşcinsel), hadım, ebter (züriyetsiz), kundeh, pelid (çirkef), mar-gir (yılan avcısı), hırsız gibi kötü sıfatlarla ve tahkir edici sözlerle onu insafsız bir biçimde kötülemektedir. Bütün bu sözlerle hep aynı kişiyi hedef aldığı açık olarak fark edilmektedir. İşte o kişi Ahi Evren diye bilinen Hace Nasiru’d din’dir. Mevlana zaman zaman bu muhalifini mesleği ile de anmaktadır.
Onu dabbağ (derici), Ahi, Yalancı, Danişmend (bilge) ve Hace gibi meslek bildiren sözlerle anmakta ve hicvetmektedir.”
(Ahi Evren ve Mevlana Mücadelesi s. 110)
Prof. Dr. Halil İnalcık, ”Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet” adlı kitabında
Ahi Evren ve Mevlana ile ilgili önemli bilgilere yer vermişti.
İnalcık, bu kitabında şu ifadeleri kullanmıştır: “Moğollarla işbirliği yapan ve Fars kültürüne tutkun Selçuklu seçkin sınıfına hitap eden Celaleddin Rumi ile halk adamı Türkmen merkezi Kırşehir Ahi Evren arasında düşmanlık vardı.”
Gel gelelim Türk, Türklük Andolu’da yıllar yılı sürgün yemiş, ötelenmiş, geri plana atılmıştır.

Alıntı: Erdem Yaşar

Posted in Hikayeler | AHİ EVRAN İLE MEVLANA ARASINDA YAŞANANLAR için yorumlar kapalı
Şub 11

TARİHTE BUGÜN

11 Şubat:

1826 – University College London kuruldu.

1945 – Yalta Konferansı sona erdi.

1959 – Zürih ve Londra Antlaşmaları imzalandı.

1979 – Ayetullah Humeyni yanlıları, İran‘da yönetimi ele geçirdi.

2011 – Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, görevini orduya ve anayasa mahkemesine devrederek istifa etti.

Herakleios (ö. 641)

Thomas Edison (d. 1847)

Whitney Houston (ö. 2012)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı