Devletin Onuru Böyle Çiğnendi
4 Temmuz 2003 tarihinde Süleymaniye’de Amerikan askerleri Özel Kuvvetlere bağlı 11 Türk askerinin başına çuval geçirdiğinde ABD, ‘1 Mart tezkeresi’nin intikamını almakla kalmıyor, belki de bütün Türk tarihinin en büyük hakâretine mâruz kalıyordu, Türk ordusu ve onun şahsında Türk devleti…
Türk subaylarının başına çuval geçirildikten sonra dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Ne notası verecektik, müzik notası mı?” dediğinde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, “Büyük devletler özür dilemezler” dediğinde, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün, “Bu ABD’li için çok normal. Göz bağlamak yerine tamamen pratik bir çözüm” dediğinde ayaklar altına serilmişti…
19 Ekim 2009’da ellerinden bebeklerin, kadınların, çocukların, otobüste yakılan Aysel’in, dershane önünde bombalarla parçalanan anne ve çocuğunun ve binlerce askerimizin, polisimizin, korucumuzun, öğretmenimizin, mühendisimizin, imamımızın ve vatandaşımızın şehit kanları akan PKK’lı katillerin Habur’dan giriş yaptığında âlâ-yı vâlâ devlet töreniyle karşılandığında ve ülkenin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, bu haysiyetsizliği “Güzel manzara…” olarak nitelediğinde hak ile yeksân olmuştu…
30 Eylül 2012 tarihinde düzenlenen AKP kongresinde onur konuğu olarak davet edilen Barzani, “Tüm halkların özgürlükleri için savaşmalarına destek oluruz” dediğinde “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganları arasında alkışlandığında onuru zedelenmişti…
Oslo görüşmeleri öncesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Terör örgütüyle görüşen şerefsizdir” deyip, görüşmeler ayyuka çıktığında ise, “MİT, Hakan Fidan Oslo görüşmelerinde benim talimatımla rol almıştır” dediğinde çiğnenmişti…
16 Kasım 2013’te Diyarbakır’da sahnelenen ve adına ‘barış süreci’ denen rezâlette başrol alan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından “Sayın Mesud Barzani Kuzey’deki vatanınıza hoş geldiniz” pankartı altında “Kürdistan” sözcüğü telâffuz edildiğinde zil takılarak oynanmıştı…
“Türk diye bir ırk yoktur” diyen Yasin Aktay, “Beğenin ya da beğenmeyin, Apo Kürtlerin lideridir” diyen Beşir Atalay, “Yıllarca Kürt olduğumu söyleyemedim” diyen Zafer Çağlayan, “Her türlü milliyetçiliği ayaklarımızın altına aldık” diyen Recep Tayyip Erdoğan…
Kaynak: http://www.haberfedai.com/yazi/452/ve-devletin-dususu#.UuaDStJag4g



Türk Bayrağının dalgalanmasını istiyorum!
Nurettin Topçu, felsefeden sanata, dinden ekonomiye ve eğitime kadar pek çok sahada kendine has tahlilleri, bakış açıları ve önerileri olan, hem Batı düşüncesini bilen, gözlemleyen, hem de geleneksel yapı ve değerleri tanıyan aydınlarımızdan.
Çağdaş Türk düşüncesinin seçkin isimlerinden Nurettin Topçu, Anadolu’da Türk milletinin yeniden dirilişinin ilham kaynaklarını arayacak münevver zümre meydana getirmeye çalışmış, eğitimde, sanatta ve bilimde “Türk Rönesansı”nı gerçekleştirmek için çaba sarf etmiştir.
Fransa’da, Strazburg’da tamamladığı doktorasını 1934 yılında Sorbonne Üniversitesi’nde veren Nurettin Topçu doktora savunmasını, o sırada Paris’te bulunan Abdülhak Adnan Adıvar ile eşi Halide Edip Adıvar da büyük bir ilgiyle izlemiştir. Böylece o, Sorbonne Üniversitesi’nde doktora yapan ilk Türk öğrenci olmuştur. Doktora çalışması “Confirmisme et Revolte” ismindedir. 1934 yılında Paris’te Fransızca olarak yayınlanmış olan eser, yıllar sonra “İsyan Ahlâkı” ismiyle Türkçe’ye de çevrilmiştir.
Doktora çalışması Sorbonne Üniversitesi Felsefe Jürisi tarafından yılın en başarılı doktora tezi seçilir. Üniversitenin geleneklerine göre birinci olan öğrenciler mutlaka ödüllendirilmektedir.
Bunun üzerine yetkili Profesör, Nurettin Topçu’nun yanına gelerek durumu anlatır ve ödül olarak isteğini sorar:
– Efendim, bir altın saat mi? Amerika veya Kuzey Avrupa’ya bir mavi yolculuk mu? Hangisini tercih ederseniz onu alacaksınız veya o ülkeye seyahat edeceksiniz!
Nurettin Topçu, kararlı ve gayet kendinden emin bir şekilde bu soruya şöyle cevap verir:
– Hiçbiri değil!
– O zaman ne istiyorsunuz onu söyleyin?
– Sorbonne Üniversitesi’nin giriş ve çıkış kulelerinde yirmi dört saat ay yıldızlı Türk bayrağının dalgalanmasını istiyorum!





