Mar 09

TARİHTE BUGÜN

9 Mart:

1226 – Celâleddin HarezmşahTiflis‘i ele geçirdi.

1788 – Çubuksuz sarmal gökadası NGC 2841, gökbilimci William Herschel tarafından keşfedildi.

1814 – Napolyon ordularının sürekli yenilgiye uğrayıp geri çekildikleri bir dönemde Viyana Kongresi toplandı.

1842 – Giuseppe Verdi‘nin opera eseri Nabucco ilk kez Milano‘da sahnelendi.

2015 – Sadece güneş enerjisi kullanarak dünya turu yapacak olan Solar Impulse 2, uçuşuna Abu Dabi‘den başladı.

Amerigo Vespucci (d. 1454)

Yuri Gagarin (d. 1934)

Charles Bukowski (ö. 1994)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Mar 09

İBRAHİM ANTLAŞMALARININ DAYANAĞI

Kâbe için Allah’ın evi deyimi kullanılmaktadır. Şüphesiz Allah’ın eve ihtiyacı yoktur. Kainat onun evidir. Aslında Kâbe, Hz. İbrahim’in Hacer ile ondan doğan oğlu İsmail için yaptığı evdir. Peki, Hacer kimdir? Kuran da ismi geçen Mısırlı kadındır. İbrahim’in ilk eşi Sare çocuğu olmayınca, bir köle olan Hacer’i kocasına eş olarak sunmuştur. Genç kadın bu ilişkiden İsmail’i doğurmuştur. Arapların devamı İsmail soyundan gelmektedir.

İslam kaynaklarına göre Hacer, Mısır firavunlarından Senan bin Ulvan’ın İbrahim’in karısı Sare’ye hediye ettiği bir köledir. İbrahim, çocuğu olmayan Sare’nin izniyle Hacer’le evlenmiştir. Ancak Sare’nin yıllar sonra İbrahim’den İshak adında bir çocuğu olmuştur. İbranilerin devamı İshak soyundan gelmektedir. Yani Araplar ve İbraniler, babadan bir, anadan ayrı kardeşlerdir.

Peki, İbrahim kimdir? İbrahim Arami’dir. Mezopotamya’da, Sümer topraklarında, Ur şehrinde doğmuştur. (Şimdiki Irak). Hz. İbrahim’in babasının adı Târah’dır (Azer). Hz. İbrahim, Hz. Muhammed’den 2500 yıl önce yaşamış İbranilerin atası, İsrail’in kök kurucusudur. Zaten o dönemde İslamiyet olmadığı için, Müslüman da yoktur. Yaşanılan o dönemin şartlarına göre, Hz. İbrahim Putperes idi. Herkesin ona tapmasını istediği putunun adı ise El-ilah, yani (Allah)’tır. Tek tanrılı dine geçildiğinde Kâbe’deki bütün putlar kırılmasına rağmen, El-ilah’ a dokunulmamıştır. El-ilah, İslamiyet öncesi dönemin Ay Tanrısıdır.

Tarihi köklerini izah etmeye çalıştığım Hz. İbrahim’in torunları olan Araplar ve İbrani’ler, diğer bir ifadeyle Müslüman Araplar ile, İbrani Yahudiler 1948 yılından bu yana savaşmaktadırlar. Yani kanlı bir kardeş kavgası sürüp gitmektedir. Ne Müslümanlık Arapların, ne de Yahudilik İbranilerin tekelinde değildir. Bu nedenle İsrail’in demografik yapısı karışıktır. Kurdukları devlet sistemi, söz konusu karışık nüfus yapısını Yahudilik ekseninde bir hamur yapmayı başarmıştır. İsrail Tevrat’a göre kurulmuş katı bir şeriat devletidir. Beşeri alem de yaptıkları her işi, Tevrat ile ilişkilendirmektedirler. Müslüman olduğunu söyleyen birçok insan, bilip, bilmeden Siyonizm’i düşman olarak görmektedir. Bu konunun açıklanmaya ihtiyacı vardır.

Öncelikle “siyonizm” ne demektir, ona bakmak gerekir. “Siyon” Kudüs’ün kullanılan en eski adıdır. Yarû-Şelam yine aynı şekildedir. Siyonizm bir idealdir ve temel amaçlarından birisi, merkezi Kudüs olan bir İsrail devleti kurmaktır. Diğer amacı ise Arz-ı Mevud denilen ve İsrailoğulları’na vaat edildiği söylenen topraklar üzerinde “Büyük İsral”i kurma hedefidir. Her milletin davam dediği bir ideali olabilir. Örneğin, benim gibi düşünenlerin ideali de Misak-ı Milli sınırlarına kavuşmaktır.

Aslında Yahudiler için “Büyük İsrail”hedefi tarihte hüküm sürmüş, Hazara İmparatorluğu’nun sınırları içinde kalan ve kutsal sayılan topraklardır. Hazara İmparatorluğu dünya tarihinde Yahudilerin kurduğu en büyük imparatorluktur. Bu devletin kurucuları da Hazara Türkleri’dir. Günümüzde kökeni Türk olan Yahudiler “Aşkenaz Yahudileri”olarak bilinmektedir. Halen dünyadaki Yahudilerin yaklaşık %90’ı Aşkenaz’dır. Toplam nüfusları 15 milyon civarındadır. Bu nedenle Arapların en büyük korkusu, Ortadoğu da Türk-İsrail dostluğunun kurulmasıdır.

Arap-İsrail savaşları, 1948 yılında İsrail’in kurulmasından bu yana çeşitli aralıklarla devam etmektedir. Arap Emperyalizmi petrol üzerinden bütün dünya ülkelerinin kanını emerken, İslam Dini üzerinden de Arap Milliyetçiliğini yaymaya çalışmaktadırlar. Her iki kesim de yayılmacı politika izlediği için birbirini düşman olarak görmektedir. İsrail Filistinlileri yok ederek bulunduğu topraklarda genişlemeye çalışmaktadır. ABD ve Dünya Yahudi Lobisinin desteği olmasa varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Filistinliler Arap kökenli olmadıkları için, yok edilmeleri Arapların çok da umurunda değildir.

İsrail, ABD ve İngiltere Ortadoğu da Büyük İsrail Devletinin kurulması ve güvenliğinin ebediyen sağlanması için, Büyük Ortadoğu Projesi’ni uygulamaya koymuşlardır. Buna göre 22 devletin sınırlarının değişmesinden söz edilmektedir. Türkiye’nin de bu devletler arasında sayıldığı ABD tarafından açıkça ifade edilmektedir. İsrail’in güvenliği bakımından Ortadoğu da üniter devlet istenmemektedir. Irak ve Suriye parçalanmış, İran ve Türkiye’nin de parçalanması istenmektedir. Arapların bir blok halinde bulunması için Arap Birliği’ni yeterli görmeyen Donald Trump, İsrail ile Arap devletleri arasında ‘’İbrahim Anlaşmaları’’ nı yürürlüğe koymuştur.

İbrahim anlaşmaları, ilk olarak 15 Eylül 2020 tarihinde, İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında imzalanmıştır. İsrail, Mısır ve Ürdün’den sonra ilk defa Arap ülkeleriyle antlaşma imzalamıştır. Daha sonra bu antlaşmaya Sudan ve Fas gibi ülkelerinde dahil olduğu görülmektedir. Söz konusu antlaşmalar ile, Arap ülkelerinin İran karşısında bir blok halinde olması amaçlanmaktadır. Arap-İsrail ilişkilerini normalleştirmek için planlanan İbrahim Anlaşmaları son derece önemli bir tarihi gerekçeye dayandırılmaktadır. Yukarıda izah edildiği gibi Hz. İbrahim, Arapların ve İbranilerin ortak dedeleri olarak bilinmektedir. Antlaşmanın dayanağı oldukça akılcıdır.

Donald Trump Suriye’nin yeni lideri Ahmet Eş Şara ile yaptığı görüşmede, İbrahim Antlaşmalarına dahil olması ve Kürtlerle sorun çıkarmaması halinde kendisini destekleyeceklerini açıklamıştır. Trump yakın zamanda körfez ülkelerine yaptığı seyahatte, hem Arap ülkelerini yatırımlar yönünden 5.1 trilyon dolar haraca bağlarken, İbrahim Antlaşmalarına bağlı kalmalarının da sözünü almıştır. İsrail’in İran’a saldırması ile Ortadoğu haritasının yeniden şekillenmesi çalışmalarının son aşamasına geldiği anlaşılmaktadır. Trump, Ortadoğu haritasını yeniden çizeceğim, kalemim Netenyahu’dur demişti. Her şey planlandığı gibi yürümektedir.

Kaynak: Necdet Topçuoğlu 15 Haziran 2025-Ankara

Posted in Gündem | İBRAHİM ANTLAŞMALARININ DAYANAĞI için yorumlar kapalı
Mar 08

TARİHTE BUGÜN

8 MartDünya Kadınlar Günü

1702 – II. James‘in kızı Anne, Büyük Britanya kraliçesi oldu.

1817 – New York Menkul Kıymetler Borsası kuruldu.

1963 – Suriye‘de Baas Partisidarbeyle iktidara geldi.

1974 – Paris‘te Charles de Gaulle Havalimanı açıldı.

2014 – Malaysia Airlines’ın 370 sefer sayılı uçuşunu gerçekleştiren uçak, Kuala LumpurPekin seferi sırasında kayboldu.

Otto Hahn (d. 1879)

Johannes Diderik van der Waals (ö. 1923)

Rasim Öztekin (ö. 2021)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Mar 08

ASIRLIK SEVGİ

ASIRLIK SEVGİ

* * *

Nasıl unutayım şöyle bir düşün

Yılların özlemi yanardağ lavı

Ruhuma doğarken eşsiz gülüşün

Geçer mi bu aşkın gönülde tavı?

* * *

Sensin bedenimde hücre dokusu

Gülistandan gelen gonca güldür bu

Gitmez hiçbir zaman yaşar kokusu

Tutsak gönlümüze bir ödüldür bu

* * *

Gönül dünyamdaki bir sırlı ışık

Bedenimi saran ateş gibisin

Vuslatı arzular yürek tanışık

Ruhumda batmayan güneş gibisin

* * *

Bir ömre bedel bu hatırası var

Sensiz geçen yarım asır aklımda

Her vakit ödenmiş faturası var

Sensin şiirimde gönül şarkımda

* * *

Bu canım sevecek oldukça tende

Lütfet öz sevgini öldürme sen de

Yazılır, bu sevgi altın harflerle

İple çekiyorum Eylül’ü ben de

* * *

İçimdeki volkan kıpkızıl bir su

Asırlık sevdaya dayanması zor

Bir ömür zulüm mü, hediye mi bu?

Kavurur gönlümü bu asırlık kor

* * *

Hasretle sevmeye kurulu ömür

Bu nasıl ıstırap, bu nasıl çile

Akıl razı gelse kalp dinlemiyor

Bir ömür geçiyor böyle nafile

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | ASIRLIK SEVGİ için yorumlar kapalı
Mar 07

TARİHTE BUGÜN

7 Mart:

1138 – III. KonradAlmanya kralı oldu.

1573 – Osmanlı-Venedik Savaşı‘nı sona erdiren ve Kıbrıs’ı Osmanlılara bırakan barış antlaşması imzalandı.

1876 – Alexander Graham Belltelefonun patentini aldı.

1973 – Kohoutek Kuyruklu Yıldızı, ilk kez Çek astronom Luboš Kohoutek tarafından görüldü.

1984 – KKTC bayrağıKuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisi tarafından onaylandı.

John Herschel (d. 1792)

Çetin Emeç (ö. 1990)

Stanley Kubrick (ö. 1999)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Mar 07

KAFALARDAKİ İŞGAL

KAFALARDAKİ İŞGAL

Bizimkiler Batı’nın ruhunu da cismini de bilmiyorlar. “Türkiye’de sadece Türkler yok, bu devlet yalnız onlara göre kuruldu” diyenlerin dünyadan ve ulus devletler çağından da haberleri yok. Gidin, İngiltere’de, Almanya’da, Fransa’da böyle bir söz söyleyin de göreyim. 

İktidarlar sistem içinde hareket eder, kurallara uyar ve uyulmasını gözetirler. Yönetenler ayırmaz, birleştirir. Ayrılık varsa birleştirmeye çalışır ve doğacak ayrılık sıkıntılarına karşı tedbir alırlar.

Bizde maalesef son yıllarda tam tersi yaşanıyor. Her fırsatta, mercekle etnik grup arayan ve söyleyerek egemen millet adıyla yarıştırmaya kalkan yöneticilerimiz var.  Federal sistemlerde bile böyle bir ortak koşma yoktur.

Bizim şu veya bu kampın mensuplarının ağzında dünya üzerinden anlatımlar doğrulara dayanmıyor. PKK terörü etrafında ideolojik algılar yaratanların söyledikleri böyledir. PKK’nın en hararetli teşvikçisi Fransa’da etnik kimlikleri, vatandaş kimliği “Fransız”lıkla yarıştırmaya kalkacak adamı tımarhaneye koyarlar. Meşhur Deveciyan’ın kendisine Ermeni diyen Türk gazeteciye “Ben Fransızım!” diyerek itiraz ettiği görüntüler her yerde duruyor.

Bizde “Bugünün dünyasında böyle şeyler olmaz” algısını doğuracak onlarca cümle yıllar yılı kulaklara, zihinlere boca edildi. Esastan yanlıştır. Sıkışınca söylenen “Self determinasyon” bile öyledir. “Kendi kaderini tayin hakkı”nın birçok şartları vardır. Öyle her isteyenin istediği özerkliği, federasyonu, bağımsızlığı veya şimdi bizde görüldüğü gibi ortaklığı gündeme getireceği bir kavram değildir.

KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI

Self determinasyon yirminci yüzyılın başında sosyalistlerin çokça kullandığı bir tabirdi. Lenin’in 1914 tarihli, bizde de kitaplaşan Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı makalesi önemli kabul edilir. Sultan Galiyev başta, Çarlık Rusyası’nın Türk aydınları da bu kavramın yorumuna göre Kızılların yanında yer almışlardı. Ancak kazın ayağı öyle değildir. 1917 İhtilâli’nden sonra senin kaderini de ben tayin ederim fikri baskın şekilde uygulanmıştır. Güya eşit devletlerin federasyonudur. Esaret değişmemiştir. Egemenlik tek elde, Moskova’dadır.

Halkların kardeşliği dedikleri illüzyon işte budur. Yeri geldi söyleyelim, bizim gibi ülkelerde “halklar” tabirini kullanmanın mantığı bulunamaz. Çünkü farklılık da düşmanlık da yoktur. Etnik veya başka alt kimliklere bakılmaksızın herkes birinci sınıf vatandaştır. Dikkatinizi isterim, Çarlık ve Sovyet Rusyası’nda Türkler ve diğerleri esirdi.

DEM’İN SOSYALİST DİLİ ÇAĞ DIŞI

Madem dünya ile kıyaslayalım diyoruz, bugüne ve yakın geçmişe bakarak anlamaya çalışalım. Sovyet uygulamasının egemenlik bakımından Çarlık döneminden farkı yok gibidir. “Halklar” hikâyedir. Yine “Her şey Rus’a göre, Rus için”dir.

Lenin’in Milletler Nazariyesi gereği sayıları yüzü aşan millet vardır. Kâğıt üstünde emekçilerin birleşmesi ve birleştirme savaşı verme telkin edilirken Rus olmayanları ayrıştırma, çatıştırma ve kontrollü kaos temel politikadır. Şimdi de öyledir. Yani dediklerinin tam tersi geçerlidir. Halklar arası çatışma Rus’un egemenliğini pekiştirmek için şarttır. Sovyetlerde etnik(mikro) milliyetçilik bu sebeple de teşvik edilmiştir. Tezada, tezatlara bakar mısınız?

GÜÇ HER ŞEYDİR

Dünya diyorsak bileceğiz. Dünyanın gidişini kâğıt üzerindeki kararlar, ideolojik vaazlar değil güç dengeleri belirler. Putin’den, Trump’tan önce de böyleydi. Birinci Dünya Savaşı’nda Churchill Çanakkale’de yenilmişti.  Kimyevi silahlar kullanmak istediğinde, “Bu bir insanlık suçudur” diyenlere “Türkler insan değil ki..” demişti. Batı’nın yükseklikleri yanında bunlar da vardır.

Bizimkiler Batı’nın ruhunu da cismini de bilmiyorlar. “Türkiye’de sadece Türkler yok, bu devlet yalnız onlara göre kuruldu” diyenlerin dünyadan ve ulus devletler çağından da haberleri yok. Gidin, İngiltere’de, Almanya’da, Fransa’da böyle bir söz söyleyin de göreyim. Almanya’da yakınları olanlar hiç olmazsa şunu bilir: İnsan hakları, genel hukuk herkes içindir fakat orası Almanya’dır ve vatandaş olan herkes Alman’dır. “Alman değilim” dediğinizde vatandaşlığınız bittiği gibi başınıza türlü belâlar da gelir.

İLLÜZYONLAR ÜLKESİNE DÖNDÜK

İçeriye bakalım, tablo Batı’dan tamamen farklı. “Türkiye’nin adı bile problemli, çünkü Türk adı var.” denebiliyor. İslamcı görünenler söylüyor, etnik milliyetçi ve ırkçılar söylüyor, sözüm ona liberaller söylüyor. Kamuoyu içten içe kaynasa da pek ses duyulmuyor.

Türkiye’nin derdi, insanlarının bu algı savaşına yenilme görüntüsüdür. Yoksa tarihi yapan milletler içinde adı başlarda anılan, vatandaşlarına eşit davranma ilkesini her şeye rağmen yaşatan Türk’ün Türkiye’deki egemenliğine ortak koşmaya kalkılabilir miydi?

Doğruların peşinde olacağız. Yol budur. Yalnız, PKK, SDG, DEM, Ortadoğu ve dünya konuşurken doğruları çoktan geçtik diyeceğinizi duyar gibiyim. Baksanıza SDG nerdeyse Halep’i de işgal edecekti. Suriye’nin kuzeyindeki PKK varlığını alkışlayanlara bakın, orada Araplar vardı, Kırmanç aşiretleri yoktu, Amerikan-İsrail desteğiyle işgal edildi diyorlar mı? O halde sözü kısadan söyleyelim: Hiç kimse yalanlar ve yanlışlar üzerinden kendine deliller edinmeye kalkmasın!

İlber Hoca doğru söylüyor: “Ben senden ayrıyım” diyen kendini ne görüyorsa onu desin! Beni suçlayarak, tarihi tahrif ederek, tarih uydurmaya kalkarak yapmasın!

Alıntı: A. Yağmur Tunalı

Posted in Gündem | KAFALARDAKİ İŞGAL için yorumlar kapalı
Mar 06

TARİHTE BUGÜN

6 Mart:

1853 – Giuseppe Verdi‘nin La traviata operası, Venedik‘te ilk kez sahnelendi.

1902 – Real Madrid futbol kulübü kuruldu.

1957 – Afrika‘da Altın SahiliGana adını alarak bağımsızlığını ilan etti.

1964 – II. KonstantinYunanistan kralı oldu.

1995 – Avrupa Birliği üyesi 15 ülke ile Türkiye arasında Gümrük Birliği Antlaşması imzalandı.

Michelangelo (d. 1475)

Ömer Seyfettin (ö. 1920)

Valentina Tereşkova (d. 1937)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Mar 06

BULGAR TARİHÇİ: TÜRK ASILLIYIZ

BULGAR TARİHÇİ: TÜRK ASILLIYIZ

‘’Osmanlı idari ve sosyal uygulamaları ile Bulgarları yok olmaktan kurtardı’’ diyen Prof. Dr. Dinkov, yakın geçmişte Türk asıllı Bulgaristan vatandaşlarını zorla Bulgarlaştırmaya çalışanlara tarih dersi veriyor. Asıl Bulgarların Türk kökenli olduğunu iddia eden tarih profesörü, bazı Bulgar çarlarının Türk asıllı olduklarını, kullandıkları dilin de Türkçe olduğunu belgeleriyle ortaya koyuyor.

Amerika ve Avrupa Birliği’nin uygulamaları ile şu anda Osmanlı’yı taklit ettiğini iddia eden Bulgar tarihçi Prof. Dr. Stoyan Dinkov, Osmanlı İmparatorluğu’nda etnik kimlik bilincinin olmadığını, imparatorluğun birçok kıtaya dağılmış ülkelerinde insanların siyasi ve ekonomik anlamda özgür yaşadığını söylüyor. Bu konulardaki iddiaları ile ülkesindeki fanatiklerin hedef tahtası haline gelen Dinkov’un Osmanlı ve Türk tarihi üzerine tez niteliğinde çalışmaları ve yayımlanmış kitapları da var.Geçtiğimiz günlerde Bulgaristan göçmenleri ile Türk dünyasını temsil eden çeşitli STK’ların konuğu olarak Türkiye’ye de gelen Prof. Dr. Stoyan Dinkov, Bulgaristan ve Türkiye’de düzenlenen konferanslarda yaptığı açıklamalar, ortaya koyduğu çalışmalar ile de dikkat çekiyor. Dinkov’a göre Osmanlı özgürlükçü idari ve sosyal uygulamaları ile Bulgarları yok olmaktan kurtardı.

TÜRKLER İLE BULGARLAR AYNI SOYDAN

Türkler ile Bulgarların aynı soydan geldiğini de ileri süren Prof. Dr. Dinkov Türk-Bulgar ilişkilerinin samimiyet temelli bir bakış açısı ile tekrar yapılandırılması gerektiğini belirtiyor. Dinkov’a göre Türkiye ve Bulgaristan yeni bir Avrasya Birliği’nin temelini atmalı. Bunun Avrupa Birliği’ne yansıması da olumlu olacak, aynı zamanda AB’ye de daha kuvvetli bir katılım sağlayacak. Bulgaristan Yeşiller Partisi’nin de bir dönem genel başkanlığını yapan Prof. Dr. Dinkov Osmanlı İmparatorluğu’nun kendi içinde ırk ayrımı yapmadığını, her ırkın kendi arasında eşit olduğunu, iktidarda da her ırktan temsilci yer aldığını belirtiyor. ‘’Amerika ve Avrupa Birliği Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş felsefesini kullanıyor” diyen Dinkov, “Osmanlı İmparatorluğu’nda etnik kimlik bilinci yoktu. Osmanlı birliği kanun önünde herkesin eşit olmasını sağlıyordu. İnsanlar siyasi ve ekonomik anlamında özgürdü. Osmanlı imparatorluğu, Amerika’nın ve şu anki AB’nin bir ön örneğiydi” diyor.

ÇARLAR TÜRKÇE KONUŞUYORDU

Bulgaristan’ın yakın tarihte, uyguladığı soykırım ile Bulgaristan’daki Türkleri zorla Bulgarlaştırmaya çalışması, köyleri, kasabaları tank ve top ile kuşatıp Türk asıllıların adlarını silah zoruyla değiştirmesi, direnenleri katletmesi, sürgün kamplarına göndermesi belleklerimizdeki tazeliğini korurken, Prof. Dr. Stoyan Dinkov’un açıklamaları tarihi karartmaya çalışanların canını sıkacak nitelikte.Yaptığı araştırmalar sonucu elde ettiği bilgiler çerçevesinde hareket eden Dinkov o dönemde Türk asıllı Bulgaristan vatandaşlarını zorla Bulgarlaştırmaya çalışanlara tarih dersi de veriyor adeta. Asıl Bulgarların Türk kökenli olduğunu iddia eden tarih profesörü, bazı Bulgar çarlarının Türk olduklarını, kullandıkları dilin de Türkçe olduğunu belgeleriyle ortaya koyuyor. Bu konuda ‘ Turan tarihi’ adıyla yayımlanmış kitabı olan Stoyan Dinkov’un tezleri Bulgar siyasi tarihinde de mevcut. Geçmişte Bulgar tarih araştırmacılarının bazıları da bu iddiaları ortaya atmış, ancak Stoyan Dinkov kadar ses getirememişlerdi.

BULGARİSTAN’DA ESARET YOKTU

Profesör Stoyan Dinkov, Osmanlı ile Bulgarların karşılaştıkları dönemde 300 bin nüfuslu, birkaç bölgeden ibaret olan Bulgaristan’ın, zaten gönüllü bir şekilde Osmanlı hükümdarlığına sığındığını bu şekilde de etnik kimliğini koruyabildiği görüşünde. 1878’deki Osmanlı-Rus savaşından sonra yapılan ilk sayımda, Bulgaristan’ın nüfusunun 7 milyondan fazla çıkmasının kendi tezini doğruladığını da iddia eden Dinkov, Osmanlı’nın Balkanlara ilk ayak bastığında, karşısında aç ve sefil bir Bulgar halkı bulduğunu, onu giydirip karnını doyurduğunu, diline, dinine ve kültürüne sahip çıktığını ve ortada asla bir Türk köleliği olmadığını söylüyor.Dinkov, Bulgaristan’da fanatiklerin sıkça dillendirdiği ve okullarda okutulan tarih kitaplarında da işlenen Batak katliamı iddialarını da reddediyor. Prof. Dr. Stoyan Dinkov Osmanlı yönetimine karşı 21 Nisan 1876’da başlatılan Batak ayaklanması sırasında, çoğu kadın ve çocuk 5 bin kişinin Batak’taki Sveta Nedelya kilisesinde Osmanlılar tarafından kılıçtan geçirildiği” yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığı görüşünde. Batak olayının yan yana olan iki köyde gerçekleştiğini söyleyen Dinkov, o dönemde İstanbul’dan Balkanlar’a giden kervanların yol boyunca soyguna uğradığını, olayın da kervanlardan elde edilen ganimetin paylaşımında, köylüler arasındaki anlaşmazlıktan çıktığını vurguluyor.

BATAK KATLİAMI BİR YALAN

Olayların insanların yaşam tarzından kaynaklandığını belirten Dinkov’un konu hakkındaki görüşü ve değerlendirmesi de şu şekilde : “Batak’taki olaylar yerel gelişmelerle ilgilidir, ticari sebepleri vardır. Bu olayı özgürlük hareketi olarak nitelendiremeyiz. Bağımsızlık yanlılarının bastırılması olarak değerlendirmemek de lazım. Olayların kriminal bir yönü vardır. Devlet politikası olarak nitelendirilemez. O dönemdeki Karadağ-Sırp savaşı bu olaylara paralel giderken başka devletlerin de ajanlık hareketleri vardır. Önce Müslümanlar arasında korku salarak Müslümanların Hristiyanlaştırılacağı söyleniyor, Hristiyanlara da ‘’Müslümanlar sizi yok edecek’’ diye kışkırtma yapılıyordu. Bu ajanlık işlerini yapanlar daha sonra Balkanları ele geçirmek için çaba gösteren devletlerdir. Osmanlı’nın askeri Karadağ’daki savaşa müdahale etmek için yola çıkarken, bir tarafta da Osmanlı’ya karşı hareketlenen gruplar vardı. Osmanlı yönetimi, olayları yatıştırmak, asayişi sağlamak için asker göndermiştir Batak’a. Devlet müdahalesi var fakat olayları yatıştırmak ve asayişi sağlamak içindir. Bu olaylara Türkler kesinlikle karışmamıştır. Bu olayda Pomaklar ve Hristiyanlar vardır.” Dinkov, yakın köylerdeki Türkler’in Batak olayındaki mağdurlara yardım ettiğini de aktarırken “Bulgaristan’ın resmi tarihinde belirtildiği gibi olayları ‘Türklerin yaptığı’ yönünde bir gerçeğe dayanmamaktadır. Türkler oradaki mağdurlara yardım etmişlerdir” diyor.

FATİH SULTAN MEHMET SAYESİNDE KİLİSE

Açıklamasında Bulgarların Fatih Sultan Mehmet sayesinde kiliseleri olduğunun altını da çizen Dinkov ’’ O sultanın döneminde onlarca kilise inşa edildi. Osmanlı İmparatorluğu tarih boyunca, adeta Bulgarların ayrı bir etnos olarak muhafaza edilmelerini sağlamış oldu. Bizim topraklarımıza Osmanlı gelmemiş olsaydı, ne bir Bulgar kalırdı, ne de Ortodoks hıristiyan dinimiz. Bundan dolayı, Bulgarların Osmanlıya ve Türklere teşekkür etmeleri gerekiyor” diyor.Dinkov, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde, bugünün 60 devletinin bulunduğunu ve bunlarda da 100’den fazla etnik grup yaşadığını vurgularken, bu halkların hiç birinin dilini ve kültürünü kaybetmediğine de dikkat çekiyor. Osmanlı idaresi altına girip de Osmanlı devletinden dolayı etnik kökenini kaybeden milletin olmadığını belirten Prof. Dr. Dinkov,Osmanlı İmparatorluğu’nun kendi içinde ırk ayrımı yapmadığını, her ırkın kendi arasında eşit olduğunu, iktidarda da her ırktan temsilci yer aldığını söylüyor.‘’Bu anlamda, Amerika ve Avrupa Birliği’nin Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş felsefesini kullanıyor’’ diyen tarihçi AB’den sonra Asya Birliği’nin kurulacağını, ardından da AB ile Asya Birliği’nin birleşerek Avrasya Birliği’ni ortaya çıkacağını savunuyor. ”Osmanlı – Roma imparatorluğu, Bulgarlar ve Türkler” adlı kitabında Atilla döneminden günümüze kadar genel Bulgaristan ve Türkiye tarihini ele alan yazara göre Osmanlı İmparatorluğu Roma İmparatorluğu’nun devamı. Dinkov’a göre Osmanlı sultanları zamanın Avrupa idarecilerinden daha toleranslı. Dinkov Bulgaristan’ın Türkiye ve Türki topluluklarla çok sağlam bir ilişki kurması gerektiği görüşünde. Ona göre dünyanın geleceği bu birleşmede saklı.

RUS PROPAGANDASI VE KİMLİK EREZYONU

Prof. Dr. Stoyan Dinkov Bulgar basınında yer alan açıklamalarında kendilerine Osmanlı’yı kötü gösterme çabalarının Rusya’nın ideolojik ve siyasi emellerinden kaynaklandığı görüşünde. Dinkov’un bu konudaki analizi ise şöyle: ‘’Bulgaristan 14. yüzyılda çok küçük topraklara sahip, güçsüz ve üçe bölünmüş bir haldeydi. Vidin Bulgaristan’ı dediğimiz parçaya Macaristan göz dikmişti. Sırbistan ve Romanya’nın da Bulgaristan’da gözü vardı. Eğer Osmanlılar gelmeseydi tüm zayıfların başına gelen Bulgaristan’ın da başına gelecekti. Yunanistan Trakya topraklarını alacaktı. Sırbistan da bir pay alacaktı, çünkü o zamanlar onların dili bizim dilimize çok yakındı. Vidin Çarlığı da Macaristan’ın bir parçası olacaktı. Dobruca da Venediklerin idaresi altına girecekti, çünkü oranın yöneticisinin Venediklilerle çok iyi ilişkileri vardı. Bizden geriye ne kalacaktı? Hiçbirşey. Osmanlıların gelmesiyle etnik kimliğimiz tekrar sınırsız birliğine kavuştu. Bu büyük Osmanlı topluluğundan bir parça olsa da. Dobruca, Tırnova ve Vidin tekrar bir bütün oldu. Osmanlı hakkında olumsuz algı olan kölelik tanımı ise Rusya’nın ideolojik emellerinin ürünüdür. Bu Rusya’nın emelleri sonucunda gerçekleşiyor.

PANİSLAVİZM GERÇEĞİ

Ulu Ekaterina zamanında Panislavizm görüşü ortaya çıkıyor. Rusya dile dayalı, etnik kökene dayalı olmayan bir temelle Slav milletlerini birleştirmeye çalışıyor. Ruslar bizi Slav sayarak bir kültürel hücum başlatıyorlar. Ana gayeleri bu toprakları ele geçirip İstanbul’a kadar varmak. Kitlesel bir propaganda başlatılıyor. Güya onlara göre Bulgarlar Slav ve çok çile çekiyorlar. Fakat Bulgaristan’a Rusya’dan çok akıllı adamlar gelmiş. Onlardan biri de Dostoyevskidir. O kölelerin ne şekilde yaşadığını çok farklı bir şekilde anlatmış. Ve ben ona güveniyorum. Osmanlıya karşı ayaklanan Bulgarlar bu propagandanın ve Matsin ideolojisinin etkisindeydi. Aslında bunda kötü bir şey yok. Lakin bu ideolojilerin İtalya’da özel konumu vardı. Bu ideoloji bizde aynı işlevi görmedi. Matsin’in devrimci görüşleri Rusların Panislavizm görüşüyle birleşince küçük bir kaos meydana getirdi. Çoğu milliyetçi Bulgarların Türkiye’ye karşı olan olumsuz tavrının sebebi bu kaosta saklı. Ayrıca bu sadece bizde böyle değil. Dünya tarihine baktığımızda görüyoruz ki, her zaman karanlık güçler belirli amaçlar doğrultusunda milletleri en yakın dostlarından ayırmışlardır. Biz en yakın dostumuz Türkiye’den ayrı olunca onlar her isteklerini kolayca elde edeceklerdi.

ORTAK TARİHİMİZİ ÇARPITIYORLAR

Biz Türkler ile neden yolumuzu ayrı tutalım? Neden ayrı düşelim? Bizim tarihimizdeki tüm bulgular bizim de Türk asıllı olduğumuzu gösteriyor. Diğer iddiaların hepsi birer teoridir. Diğer teorileri destekleyen hiçbir gerçek delil de yok üstelik. Neden Nagi Sent Mikloş Hazinesi hakkında konuşulmuyor. Bu kesinlikle Bulgarlara ait ve onda Türk izleri var. Üzerinde Türk ve göçebe atları figürleri yer almaktadır. Bir de spekülasyon yapılıyor. Güya üzerindeki güneş ve ay Farsları simgeliyormuş. Lakin onun üzerinde güneş ve ay değil yıldız ve hilal var. Bu ikisi Türklerde İslam’dan önce de vardı. Bu simgeler Han Omurtak döneminde de vardı. Bu simgeler aynı zamanda Osmanlıların da simgeleridir. Osmanlılar İslam topraklarını fethedince bu simgeler İslam’ın simgeleri haline geldi. Türki topluluklarla yakınlaşma Bulgaristan’a yarar sağlar. Bunun ilk yararı halkımız için olacak ve kendimizi tanıyacağız. Kim olduğumuzu ve nereden geldiğimizi bileceğiz. Çok zamandır aldatıldık. İlk önce Slav diye, şimdiyse Fars kökenli diye. Bu topluma çok kötü yansıyor, çünkü bizde sivil anlayışlı bir toplum yok.

CİHAN İMPARATORU ATİLLA’NIN VARİSİYİZ

Biz kim olduğumuzu bilmiyoruz. Bizler en büyük Türk devletinin mirasçılarıyız yani Atilla’nın. Biz Fransa’dan Moğolistan’a kadar uzanan bir cihan imparatorluğunun varisiyiz, büyük bir cihan devletinin. Atilla’nın oğlu İrnik Batı Rusyayı, Baltık bölgesini, Kiyev ve Kırım’ı yönetiyordu. Onun yönettiği devlete Bulgaristan diyorlardı hatta Kubrat’ın yönettiği Bulgaristan’dan bile eski. Bu, tüm dünyada biliniyor, bir tek biz bilmiyoruz. Bu Panislavizm’in bir gereğiydi. Yani kendi tarihimizi bilmememiz Panislavizm’in bir sonucudur. Aynı sorun Rusya’daki Bulgarlarda da var. Volga Bulgaristan’ının mirasçılarında. Ancak şu an orda güzel şeyler oluyor. Onların partisi olan Bulgar Ulusal Kongresi oradaki en güçlü partidir. Gerçek bir özgür seçimde iktidar olabilirler. Bulgaristan’ın Türki devletlerle ilişki kurması ileride Avrasya Birliği’nin kurulmasına yol açar. Ancak önce Asya Birliği’nin meydana gelmesi gerek. Sonra Avrupa Birliği ile Asya Birliği birleşecek. Bu, dünyanın geleceği. Bizim tarih yazarlarımız yalan yerine gerçekleri yazmaya başlarsa Bulgaristan’ın dünya üzerinde çok önemli bir yeri olacak.

HIRİSTİYANLIK VE SLAVCA ZORLA KABUL ETTİRİLDİ

Biz sadece AB üyesi değiliz, aynı zamanda Slavca konuşuyoruz. Velev ki zorla kabul ettirilmiş olsun. Ve dahası Hıristiyan’ız. Yani birçoğumuz. Geriye sadece gerçek tarihimizi yazmak kalıyor. Slavcanın bize zorla kabul ettirilmesi ise din sayesinde oldu. Bulgarlara Hıristiyanlığı zorla kabul ettirme sırasında 100 bini aşkın Bulgar katledildi. Bu din bize Bizans tarafından zorla kabul ettirildi. Aynı şekilde alfabe de zorla kabul ettirildi. Öyle bir alfabe ki 4. asırdaki bir alfabe baz alınarak hazırlanmıştı. Atalarımız yani Proto Bulgarlar başka alfabe kullanıyordu. Bu da Türklerin kullandığı bir çeşit alfabedir. Hatta bu alfabeden bazı harfler alınıp yeni alfabeye de konulmuştur. Bu uygulamalar sayesinde 1. Boris iktidarında Bulgaristan’a Bulgar hanları tarafından kovulan anti denen Slav kabileleri geri dönüş yaptı. Bize böylelikle onlar sayesinde Slav dilini empoze etmişlerdir. Ve böylece herkes Slavca konuşmaya başlamıştır. Bu dönemde insanlar okur yazar değillerdi. Biz alfabeden bahsediyoruz. Muhtemelen o zaman sadece bin civarında kişi okuma yazma biliyordu. Bir şeyler öğrenmek istediğimizde ise dinin de etkisiyle Slavcayı öğrenmek mecburiyetinde kaldık. Bu Doğu Roma İmparatorluğu’nun Bulgaristan’ı yok etmek için yaptığı en önemli harekettir. Bulgarlar’ın etnik kimliğini nasıl koruyabildikleri konusuna gerçekçi bakarsak biz yokuz aslında. İkinci Bulgar Çarlığı Kumanlara ait. Genellikle burada yaşamak isteyen Proto Bulgarlar ağır koşullara mahkum edilmiştir. Hiçbir yere gitme hakkı olmayan kırsal köylüydüler. Ağır vergiler ödüyor, köle gibi çalışıyorlardı. Geri kalanları Kuman ve geri dönüş yapan Antilerdi. İkinci Bulgar Çarlığı hanedanı Kumanlardandı.’’

OSMANLI BİRLİĞİ GİBİ DEVLET YOK

Türkiye’deki konferanslarında ‘’Bulgarlar, Osmanlı Devleti sınırlarında yaşadığı için teşekkür etmelidirler. Kendi sınırları içinde yaşadıkları için Osmanlı’dan mutlu olmalıdırlar. Üç kıtaya yerleşmiş olan Osmanlı sınırları içinde 100 kadar farklı etnik grup yaşamaktaydı. Osmanlı devleti içinde bütün etnik ve dini gruplar muhafaza edilmiş, hiçbir dil yok edilmemiştir. Osmanlı’nın sınırları içinde yaşamış bugün dünyada 60 devlet var. Bu da bu günkü dünya devletlerinin dörtte birini oluşturmaktadır. Dünya tarihinde henüz böyle bir devlet yok. Ben Osmanlı İmparatorluğuna daha çok “Osmanlı Birliği” olarak bakmaktayım. Osmanlı, bugünkü ABD’nin eski bir prototifidir’’ diyen Prof. Dr. Stoyan Dinkov Türkiye’nin son derece güçlü bir devlet olduğunu da belirtiyor. Dinkov; Bulgaristan’ın şu an hem ekonomik ve hem de siyasi yönden çok sancılı bir dönemde olduğunu, bütün siyasi partilerin Kremlin tarafından finanse edildiğini belirtip, ‘’Eminim ki Türkiye Bulgaristan’a çok büyük yardımda bulunacaktır’’ sözleriyle, temennilerini de dile getirmekten kaçınmıyor. Kendi düşüncesine göre Bulgaristan’ın kurtuluşunun Türkiye eliyle olacağını da vurgulayan Dinkov, Ermeni iddiaları için de en iyi yanıtın arşivlerde olduğunu, dünyadaki tüm arşivlerin araştırmacılara açılması gerektiğini söylüyor.

Kaynak: Milletgazetesi.gr

Posted in Gündem | BULGAR TARİHÇİ: TÜRK ASILLIYIZ için yorumlar kapalı
Mar 05

TARİHTE BUGÜN

5 Mart:

1906 – Filipinler‘in güneybatısındaki Moro İsyanı sırasında Birinci Bud Dajo Muharebesi başladı.

1933 – Almanya‘da yapılan genel seçimlerde Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi, %43,9 oy alarak çoğunluğu sağladı ve kesin olarak iktidara geldi.

1943 – Jet avcı uçağı Gloster Meteor, ilk uçuşunu gerçekleştirdi.

1946 – Sovyetler Birliği ile Doğu Avrupa ülkelerini simgeleyen Demir Perde kavramı, ilk kez Winston Churchill‘in bir konuşmasında kullanıldı.

1970 – Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması yürürlüğe girdi.

Alessandro Volta (ö. 1827)

Josef Stalin (ö. 1953)

Daniel Kahneman (d. 1934)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Mar 05

BEN DE BİRİSİNİ TIRAŞ EDİYORLAR SANMIŞTIM

BEN DE BİRİSİNİ TIRAŞ EDİYORLAR SANMIŞTIM

Nasreddin Hoca tıraş olmak için berber koltuğuna oturduğunda ustanın olmadığını anlar, fakat iş işten de geçmiştir. Çünkü berber çırağı çoktan Hoca’yı tıraş etmeye başlamıştır bile. Berber çırağının hareketleri, aletleri kullanmadaki beceriksizliği artınca Hoca’nın da keyfi kaçar. Tam bu sırada komşu dükkândan garip garip sesler gelmez mi? Sanki orda bir öküz böğürüyor. Hoca, berberi biraz oyalamak için; “Bu ses nedir?” deyince berber çırağı; “Önemli bir şey değil, komşumuz nalbanttır; herhâlde öküze nal çakıyor.” der. Bu sözleri işiten Hoca rahatlar; “Oh, çok şükür, ben de birisini tıraş ediyorlar sanmıştım.” der.

Posted in Fıkralar | BEN DE BİRİSİNİ TIRAŞ EDİYORLAR SANMIŞTIM için yorumlar kapalı