Ağu 11

TARİHTE BUGÜN

11 Ağustos:

1473 – Osmanlı padişahı II. Mehmed ile Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan arasında Otlukbeli Muharebesi gerçekleşti.

1918 – Amiens Muharebesi sona erdi.

1952 – Ürdün Parlamentosu, şizofren olması nedeniyle tahtta kalması sakıncalı görülen Kral Talal‘ın yerine, oğlu Veliaht Prens Hüseyin‘i kral seçti.

1960 – Çad, Fransa‘dan bağımsızlığını ilan etti.

2012 – Doğu Azerbaycan depremleri meydana geldi.

I. Leonidas (ö. MÖ 480)

Robert G. Ingersoll (d. 1833)

Pervez Müşerref (d. 1943)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ağu 11

CEVAP BEKLEYEN SORU: NEYİN SİYASETİ YAPILACAK?

CEVAP BEKLEYEN SORU: NEYİN SİYASETİ YAPILACAK?

Türk kamuoyunu aylardır meşgul eden, adı çeşitli şekillerde ifade edilmeye çalışılan, geçmişteki kötü örnekleri anımsatmasın diye “çözüm süreci” denmesinden kaçınılan, terörü sona erdirmeyi, Kürtlerle barış sağlamayı, iç ve dış güvenlik kaygılarını gidermeyi ve bütün bunlara paralel olarak da bir anayasa değişikliği veya yeni bir anayasa yapımına kadar uzanabilecek bir süreç oluşturmayı amaçladığı anlaşılan yoğun bir gündemin içinde bulunmaktayız.

Böyle bir sürece ihtiyaç var mı?

Türkiye 40 yılı aşkın bir süredir bölücü terörle mücadele etmektedir. Türk Milleti, 10,000’e yakını şehit olmak üzere 50.000’e yakın insanın ölümüne yol açan, binlerce güvenlik görevlimizin gazi olmasına neden olan, geride kalanları acılara gömen ve yüksek bir meblağ milli servet kaybına da yol açan mücadeleyle vatanı böldürmemiş, egemen, üniter, tek devlet ve tek millet yapımızı korumuş, bayrağımızı daima gönderde tutmuş, bölücülerin ve onları destekleyen emperyalistlerin terörle başaramadıkları amacına siyaset yoluyla ulaşmalarına da engel olmuştur.

Yurt içindeki terörist faaliyetler tamamen gündem dışı bırakılmış olup, bunun devamı için de kararlılıkla çalışılmaktadır.

Yurt dışında ise, Irak kuzeyindeki PKK terör faaliyetleri de etkisizleştirilerek kontrol altına alınmış, PKK’nın Suriye versiyonu PYD/SDG’nin kuzey bölgede oluşturmaya çalıştığı koridor da düzenlenen operasyonlarla akamete uğratılmıştır.

SDG’nin Suriye’de kontrol ettiği bölge ve kendisinin nasıl bir konum alacağı, oluşan yeni durum itibariyle belirsizliğini korumaktadır. Suriye fiili yeni yönetiminin çağrıları ve Türkiye’nin bu konudaki açıklamaları, bu örgütün silahlarını bırakması ve kendini feshetmesi, aksi halde güç kullanılarak bunun sağlanacağı yönündedir. ABD yeni yönetiminin tutumu da bu konuda belirleyici olacaktır.

Bu durumda etkisi neredeyse kalmayan bir terör örgütüne silahlarını bırakması, bunun yerine siyaset yapılması çağrısında bulunulmasının bir anlamı olmadığı gibi, bunun için terörist başına yapılan vaatlerin ve gösterilen itibarın da kabul edilebilir bir yanının olmadığı da bilinmelidir. Geçmişten edinilen tecrübeler ve terörle müzakere değil mücadele yapılacağı gerçeğinden de hareketle böyle bir girişime ihtiyaç olmadığı gibi, sonuçlarının da ülke gerçekleriyle bağdaşmayacağı düşünülmelidir.

Terör örgütü silahları bırakır mı?

Terörist başı, örgüte silah bırakma çağrısında bulunur mu, bunu sadece “umut hakkı” için yapar mı, yoksa başka şartlar ve istekler ileri sürer mi, bunu sağlayabilecek gücü ve otoritesi var mı, örgütün tamamı buna uyar mı soruları cevap beklemektedir.

Terörist başıyla görüşme sonucundaki açıklamada, bu şahsın kendisini kimlerle eşdeğer tuttuğuna, ülkeye kendine göre hak ettiği bir düzey ve demokratik dönüşüm belirlediğine dikkat edilmelidir. Bunu sadece umut hakkı için yapmayacağı, bazı isteklerde bulunacağı, küresel güç odaklarını da bu işin içine katabileceği söylenebilir.

Bu konuda Kandil ve SDG’yle, hatta ABD’yle dolaylı olarak iletişim içinde olabileceği de dikkate alınarak, zaten bölgede etkin olmayan Kandilin kısmen silah bırakma çağrısına uyabileceği, kalanın SDG’ye katılabileceği, istenen sonucun alınamaması durumunda yeniden toparlanabilme imkanını da elde tutmaya çalışacağı düşünülebilir.

SDG’nin durumu ise ABD’nin tutumuna ve Suriye yeni yönetiminin de gücü nispetinde kararlılığına bağlıdır. Türkiye’nin bu konudaki kararlılığı nettir.

Ancak ABD’nin İsrail’in güvenliği, BOP projesinin gereğini dikkate alarak, son tahlilde ortaya çıkarılması planlanan dört parçalı federal “Büyük Kürdistan”nın Irak ayağı oluşmuşken, Suriye ayağının da yeniden yapılanmada oluşması kolaylaşmışken, bu fırsatı değerlendirip IŞİD’i de bahane ederek bölgede kalmaya ve SDG’ye destek vermeye devam edeceği değerlendirilmektedir. SDG’nin sadece bölücü başının çağrısıyla silah bırakmayacağı aşikardır. ABD’nin Suriye’den askerlerini çekmesinden ziyade SDG’ye olan desteğini çekmesi önemlidir.

“Barışı sağlama” doğru bir yaklaşım mı?

Bugüne kadar Alevi-Sünni, Türk-Kürt çatışması başta olmak üzere mezhep ve etnisite üzerinden ülke insanının birlikteliğini bozmak, birbirine düşürmek, önce milleti, sonra da vatanı bölmek için birçok teşebbüste bulunulmuştur. Ancak başarılı olamamışlardır.

Türkiye Cumhuriyeti bunun için bedel ödemiştir. Şimdi bunu şehit ailelerine ve gazilere soralım onların rızasını alalım denmektedir. Onlar başımızın tacıdır. Siz onların acısını anlayamazsınız. “Vatan sağ olsun” der acılarını yüreklerinde yaşarlar. Zaten rıza göstermezler. Ancak büyük bir ümitle “ya gösterirlerse” diye beklenti içinde olanlara da “rızalarını nasıl alacaksınız?” diye sormak, aldık derlerse de inanmamak gerekir. Böyle bir soru sorulamaz. Konu, rıza gösterilmesine de bağlanamaz.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ahaliye “Türk Milleti” denmiştir. Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Vatandaşların kanunlar, imkanlar ve fırsatlar önünde eşitliği esas alınmış, anayasadaki hükümlerle de garanti edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında, kışkırtıcılar hariç, bir kavga, bir savaş yoktur. Savaş olmayan yerde neden varmış gibi davranıp barış sağlanmaya çalışılmaktadır? Sorun bölücülerdir. Bölücü siyasetçiler ve teröristlerdir.

Bölücü siyaset ve terörle mücadele edilir. Müzakere ederek barış sağlanmaya çalışılması demek, ülke bütünlüğünden, milletin bütünlüğü olan tek millet ilkesi üzerinden pazarlık yaparak, tavizler vererek bölünmeyi planlamak demektir.

Bu hafta başında bir bölücü milletvekilinin “Tarihsel bir kırılma anından geçmekteyiz. Ya pozitif bir şekilde kırılma gerçekleşecek barışı inşa edeceğiz, ya negatif yönde kırılmalar gerçekleşecek ve her yer Gazze olacak” tehdidi dikkate alınmalıdır.

Neyin siyaseti yapılacak?

Türk Milleti/Türkiye halkı yerine, milleti parçalara ayırıp Türkiye halklarını mı? Türk halkını Cumhuriyetle, tebaadan/ümmetten Millet olmaya kavuşturan, onu millet yapan özelliklerden vazgeçilmesini mi? Yerelden başlayıp özerklik/eyalet anlayışıyla vatanın bölünmesini mi? Bölücü siyasetçilerin dile getirdiği; Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde sözde Kürdistan olarak tanımladıkları bölgedeki sulardan, petrolden hak talep etmelerini mi? müzakere edeceğiz.

Bölücülük terörle ve siyasetle yapılır. Terörle mücadele edilerek bölücülük önlenebilir. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti bunu başarmıştır. Ancak siyasetle yapılan bölücülük daha tehlikelidir. Bu siyasetin yapılmasını bekleyen ve onu teşvik eden ve destekleyen dış güçler de bu siyasete katılır ve tehlike daha da büyür.

Türk vatanı ve milletinin varlığı, üniter yapısı, bütünlüğü, güvenliği ve bekasını tehlikeye sokacak görüşmelerden, anayasa ve yasalarda değişikliklerden kaçınılması hayati önemdedir. Ana muhalefet bir siyasi partiyi elinden kaçırmama, iktidar da yanına çekme düşüncesini bırakmalı, seçim/iktidar değil, ülke için aklıselim içinde olmalıdır.

Alıntı: Armağan Kuloğlu

Posted in Gündem | CEVAP BEKLEYEN SORU: NEYİN SİYASETİ YAPILACAK? için yorumlar kapalı
Ağu 10

TARİHTE BUGÜN

10 Ağustos: Ekvador‘da Bağımsızlık günü

1519 – Ferdinand Macellan beş gemisiyle dünya çevresindeki turu için Sevilla‘dan yelken açtı.

1792 – Fransız Devrimi: Tuileries Sarayı yağmalandı, XVI. Louis tutuklandı.

1904 – Rus İmparatorluğu ve Japon savaş gemileri arasında Sarı Deniz Muharebesi başladı.

1913 – İkinci Balkan Savaşı sona erdi: Bulgaristan, Romanya, Sırbistan, Karadağ, ve Yunanistan arasında Bükreş Antlaşması imzalandı.

1920 – İtilaf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu hükûmeti arasında Sevr Antlaşması imzalandı.

Honinbo Shusaku (ö. 1862)

Herbert C. Hoover (d. 1874)

Wolfgang Paul (d. 1913)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ağu 10

TEMEL’İN DÖVÜŞ TEKNİĞİ

TEMEL’İN DÖVÜŞ TEKNİĞİ
Japon’un biri Rizede bir kahveye girmiş ve herkese kafa tutmuş:
– Var mı aranızda delikanlı, varsa çıksın dışarı.
Temel kapıya doğru yürümüş:
-Çıkıyorum ulan, görelim bakalım erkekliğini.
Birkaç dakika sonra Temel ağzı burnu dağılmış bir vaziyette kahveye geri
dönmüş. Peşinden de Japon kasılarak içeri girmiş. Temel’i göstererek:
– Ona Toyokumi ustanın “katakori” tekniğiyle vurdum…
Ertesi gün Japon yine gelmiş. Yine meydan okuma. Yine Temel’den rest. Ve
birkaç dakika sonra kapıda yine ağzı burnu dağılmış bir Temel ve peşinden de
Japon kasılarak içeri girmiş Temel’i göstererek:
– Ona Kuyotomi ustanın “Kihotomi” tekniğiyle vurdum.
Ertesi gün aynı hikaye: Dayak yemekten ayakta duramaz hale gelmiş Temel ve
hergün değişik stil kullanan Japon:
– Ona Toyhama’nın “kimanto” tekniğiyle vurdum.
– Ona Tiyotoki’nin “kohimato” tekniğiyle vurdum.
Bu böylece bir hafta devam etmiş. Ve sekizinci gün Japon yine kahveye gelip,
herkese kafa tutmuş. Yine Temel dışarı çıkmış. Birkaç dakika sonra herkes
suratı dağılmış bir Temel beklerken bu defa Japon her tarafı kanlar içinde
kapıda belirmiş. Temel de hemen arkasından girmiş içeriye, Japon’u
göstererek gülümsemiş:
– ONA TOYOTA’NIN KRİKOSUYLA VURDUM…

Posted in Fıkralar | TEMEL’İN DÖVÜŞ TEKNİĞİ için yorumlar kapalı
Ağu 09

TARİHTE BUGÜN

9 Ağustos:

1173 – Yapımı iki asır süren Pisa Kulesi‘nin inşası başladı.

1902 – VII. Edward, Birleşik Krallık kralı olarak taç giydi.

1915 – Birinci Anafartalar Muharebesi başladı.

1945 – ABD, Japonya‘nın Nagasaki şehrine atom bombası attı. Yaklaşık 70.000 kişi o anda öldü.

1965 – Singapur, Malezya‘dan ayrılarak bağımsızlığını kazandı.

Amedeo Avogadro (d. 1776)

William Fowler (d. 1911)

Hermann Hesse (ö. 1962)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ağu 09

HER CEP TELEFONU KUMARHANE OLURSA

HER CEP TELEFONU KUMARHANE OLURSA

Şanlıurfa’dan sonra Kahramanmaraş’ta bir okulda silahlı olay yaşandı. Ülke çapında çocuk çeteleri var. Okullarda akran zorbalığı artık silahlı saldırılara dönüştü. Esnaftan haraç isteyen çocuk çetelerinin kurşunlama gibi saldırıları her gün medyaya yansıyor.

Televizyon kanallarının çoğunda mafya dizileri yayınlanıyor ve 8 yaşındaki çocuklar, “Büyüyünce mafya olacağım” demeye başladı…

İstanbul’da kentsel dönüşüm sebebiyle boşaltılan binalara, yıkım aşamasına geçmeden önce çeteler dadandı. Binalarda satış değeri olan ne varsa söküp götürüyorlar. Engel olmaya çalışan komşuları da tehdit ediyorlar. Hiçbir önlem alınmıyor.

Gülistan Doku dosyası gösterdi ki bir davada suçlular ortaya çıkarılmıyorsa, mutlaka devletin içinde delilleri karatanlar vardır. Tabii suç ve ceza şahsidir ama bazı cinayetlerde devlet gücü, suçu örtbas etmek için kullanılıyor. Rojin davası da böyle, Rabia Naz davası da, Narin davası da…

***

Tarlada 20 lira olan acı kırmızı biber, markette nasıl 300 lira oluyor, araştıran yok…

İnşaat firmalarının malvarlığına çöken hukuk büroları türedi. Arkalarında siyasi güçler var!

Ülke topraklarının neredeyse tamamı maden sahası olarak tespit edildi ama alenen ilan edilmiyor. Yurt çapında vatandaşlar, toprağını, suyunu, havasını devlete karşı korumaya çalışıyor. Devlet onların değil maden şirketlerinin çıkarlarını koruyor. Öyle ki Kaz Dağları Ekoloji Platformu, “Esra Işık 16-17 gündür tutuklu. Ne için? Toprağını, yurdunu savunduğu, bir enerji şirketine teslim etmek istemediği için… Kazdağları’ndan Akbelen’e, Karadeniz’den, Munzur’a ülkenin her bir köşesinde, maden ve enerji şirketlerine peşkeş çekilen tarım arazileri, ağıllar, meralar, evler, zeytinlikler, su havzaları, ormanlar, köyler, bağlar, bahçeler… Bu alanlar haksız ve hukuksuz acele kamulaştırma kararları ile açılan davaların sonuçları dahi beklenmeden, maden sahasına dönüştürülmeye çalışılıyor.” diyor.

***

Devlet, pandemi denilen pandomim sırasında hiçbir bilimsel denemesi yapılmayan sıvıları, küresel çetenin baskısıyla aşı diye vatandaşa dayattı. Şimdi bütün dünya bu oyunu anladı ama iş işten geçti.

Yenidoğan bebekleri öldüren bir çete ortaya çıktı, arka planı hâlâ aydınlatılmadı!

Şimdi yine devleti yönete siyasi irade, 5G teknolojisine hiçbir güvenlik önlemi almadan geçmeye çalışıyor. Önlem, baz istasyonları dikmek yerine yerin bir metre altına fiberoptik kablolar döşemektir ama daha pahalı olduğu için kimse bunu düşünmüyor. Oysa, 5G için kullanılan 3.5 GHz frekansının, bütün canlılarda hücre hasarına ve genetik yapı bozulmasına yol açtığı, tiroid ve üreme hormonlarını bozduğu, bilimsel olarak ispatlanmış durumda. Bütün dünyada bu konuda uyanış var ve birçok şehir fiberoptik kablo sistemine geçiyor ama Türkiye’de bundan bahseden tek bir siyaset adamı yok!

***

Siyasi görüşlerine hiç katılmadığım ama ekonomik görüşleri değerli olan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Bu ülkede üretmek büyük bir direnç istiyor. Toplumumuz çalışkan bir toplum ama sistem, üreteni desteklemiyor. Şu anda devletin en önemli teşviği, eğer paran varsa faize yatır, bir kenara git yat gerisini düşünme. Şu anda teşvik bundan yana. Çiftçimiz, esnafımız yalnız, sanayicimiz yalnız” diyor.

Babacan, “Şu andaki enflasyon, kriz bizim çiftçimizin, esnafımızın suçu değil ülkeyi yönetenlerin suçu. Siz eğer finansmanı üretime, çiftçiye, sanayiciye sağlarsanız üretim bollaşacak. Üretim bollaşınca enflasyon aşağı düşecek. Bunlar talebi bastırarak enflasyonu düşürmeye çalışıyor. Şu anda ülkeyi yönetenlerin ‘istikrar’ dedikleri şey ne olursa olsun iktidarda kalabilmek. Bir nesil bir kumara ve bahise kaybediliyor. Her cep telefonuna bir kumarhane açtılar. Bu, Cumhurbaşkanının verdiği izinle, lisansla başladı bu ülkede. Sanal kumarın da sanal bahisin de lisanslarını kaldırın. Bu hemen bu gece mümkün” diye uyarıyor.

***

Gerçekten de cep GSM operatörleri, bütün kullanıcıları kendi kumar sitelerine yönlendiriyor. Sistem vatandaşı soymak üzerine kurulmuş durumda…

Böyle bir ortamda, gençlerin sağlıklı gelişmesi mümkün değil. Umutları kaybolan bütün çocuklar, gençler, kapağı yurt dışına atmanın hayalini kuruyor…

Bütün bunların asıl sebebi, iktidardaki zihniyetin, ülkeyi fethedilecek bir arazi hatta “darülharp” olarak görmesidir. Galiba rejim değiştirmek için zemin oluşturmak amacıyla enflasyonu teşvik ediyorlar, kanun hâkimiyetini ve hukuk devletini yok ediyorlar!

Yoksa emekliye ne diye bu kadar zulmediyorlar?

Alıntı: Arslan Bulut

Posted in Gündem | HER CEP TELEFONU KUMARHANE OLURSA için yorumlar kapalı
Ağu 08

TARİHTE BUGÜN

8 Ağustos: Afganistan‘da Bağımsızlık Günü

1526 – Uyluk Kuşatması sonuçlandı ve Uyluk şehri, Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katıldı.

1949 – Bhutan, Hindistan‘dan ayrıldı.

1974 – ABD Başkanı Richard Nixon, Watergate skandalı nedeniyle istifa etti. Nixon, istifa eden ilk ABD Başkanı oldu.

1991 – Dünyanın en yüksek radyo kulesi olan Varşova Radyo Kulesi teknik bir hata nedeniyle yıkıldı.

2008 – 29. Olimpiyat Oyunları, Pekin‘de başladı.

Girolamo Fracastoro (ö. 1553)

Aliya İzzetbegoviç (d. 1925)

Roger Federer (d. 1981)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ağu 08

    VERMEYİNCE MABUT, NEYLESİN MAHMUT!

          Sultan İkinci Mahmut, tebdil gezdiği bir ramazan gününde, Üsküdar’da bir kunduracının, boş örse çekiç vurarak her hamlede “Tıkandı da tıkandı” dediğine şahit olur. Merak ederek içeri girip bunun sebebini sormuş. Adam anlatmış:

          —Bir gece rüyamda çeşmeler gördüm. Bazılarından şarıl şarıl sular akıyor, bazılarından sızıyor, bir tanesi de şıp şıp damlıyordu. O sırada bir pir-i nuranî belirdi. Ona bu çeşmeleri sordum. “Şu şarıl şarıl akanlar, padişahımızın talihidir. Sızanlar devlet erkânından filanca paşaların ve falanca zenginlerin talihleridir. Şu damlayan da senin talihindir, deyip kayboldu.  “Yerden bir çöp aldım ve benim talihim olan çeşmeye yaklaştım. Çöple biraz kurcalayıp lüleyi açmaya çalıştım. Ah, ellerim kırılsaydı! Filvaki çöp kırıldı ve artık o eski damlalar da damlamaz oldu. O günden sonra müşterim kesildi, kazancım bitti. İflas ettim, bu hale geldim. Şimdi de talihimden şikâyet ile “tıkandı da tıkandı zikriyle boş örsü dövüyorum.              

          Padişah kendini aşikâr etmez ve saraya dönünce adamın söylediklerini tahkike memur gönderir. Meğer adamcağız herkes tarafından “Tıkandı Baba” diye tanınmakta ve nasipsizliği ile bilinmekteymiş. O kadar ki, çeşmeden su doldurmaya gitse çeşmeyi bir kurbağa tıkar; bir mal almak için pazara uğrasa, ona sıra gelmeden mal bitermiş.

          Sultan mübarek ramazan ayında garibi sevindirmek ister ve bir tepsi baklava yapılmasını, her dilimin altına da bir sarı altın konulmasını emreder. Sonra tepsiyi bir zengin konağından iftarlık geliyormuş gibi gönderir.

           Nasipsizlik bu ya; Tıkandı Baba bir tepsi baklavayı bir iftarda yiyip bitirmek yerine satıp parasıyla birkaç gün iftar etmeyi düşünerek tepsiyi pazara çıkarmış.

           Padişah durumu öğrenip üzülmüşse de niyetine sadakat ile ertesi gün nar gibi kızarmış bir hindi dolması yaptırıp yine içini altın ile doldurarak Tıkandı Baba’ya yollar. Baba’dan baklava tepsisini satın alarak parsayı toplayan uyanık müşteri,  bu sefer yine kapıya dayanıp Baba’nın aklını çelmenin yollarını aramaktadır. Der ki; “Bre Tıkandı Baba ya! Sen bir garip âdemsin, tek başına bu hindiyi nice yiyeceksin. Gel sen de bu hindiyi bana sat.

          Pazarlık tamam olup hindi de kanatlanınca, padişah bu derece saf-derunluğa, aşırı derecede öfkelenip derhal Tıkandı Baba’yı huzuruna çağırtır. İftar vaktine yakın bir saatte çavuşlar eşliğinde, karga tulumba sarayın yolunu tutan Tıkandı Baba, telaşlanır. “Bir suç işlemiş olmalıyım, ama ne ola ki!” diye kara düşünceler içinde huzura alındığında, neredeyse bayılmak üzeredir. Bu hale padişahın yüreği dayanmaz ve öfkesi merhamete döner. Sultan olup bitenleri anlattığı zaman, Tıkandı Baba hayretler içinde hünkârın ayaklarına kapanıp, dualar, şükürler okumaya başlar.

          Padişah, ona son bir hak daha tanımayı isteyip doğruca hazine-i hassa odasındaki altın ve mücevher dolu sandıklardan birinin huzura getirilmesini buyurur. Sandık gelir. Sultan Mahmut, selamlık dairesinin çini sobasının altını yoklayıp küreği eline alır ve:

          —Tut şu küreği! Sandığa daldır. Ne kadar alırsa hepsini sana bağışladım, der.

          Tıkandı Baba, makûs talihinin böyle bir fırsatı vermesinden ve muradına ulaşacağı hissiyle fazlasıyla heyecanlanır. Sevinçten titreye titreye küreği sandığa daldırır. Bir müddet iteleyip çalkalar ve itina ile kaldırırsa da kürek ters dalmıştır ve ancak sap kısmında bir tek kızıl altınla çıkar. Baba, düşüp bayılır. Şair ruhu taşıyan hisli padişah ise secili bir üslupla tarihe geçen şu veciz ifadeyi söyler:

           -Vermeyince Mabut, neylesin Mahmut?

* İskender Pala’nın “İki Dirhem Bir Çekirdek” adlı kitabından

Posted in Hikayeler |     VERMEYİNCE MABUT, NEYLESİN MAHMUT! için yorumlar kapalı
Ağu 07

TARİHTE BUGÜN

7 Ağustos:

1807 – İlk buharlı yolcu gemisi Clermont, New York–Albany arasında ilk seferini gerçekleştirdi.

1942 – ABD ile Japonya arasında Guadalcanal Muharebesi başladı.

1960 – Fildişi Sahili, Fransa‘dan bağımsızlığını ilan etti.

1990 – Kuveyt‘in Irak birliklerince işgali üzerine ABD, “Çöl Kalkanı” harekâtını başlattı, savaş uçakları Suudi Arabistan‘a gönderildi.

1998 – Amerika Birleşik Devletleri‘nin Darüsselam ve Nairobi‘deki konsolosluklarına yapılan bombalı saldırılarda 224 kişi öldü.

Charlize Theron (d. 1975)

Aleksandr Blok (ö. 1921)

Rabindranath Tagore (ö. 1941)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ağu 07

“BARBAR TÜRKLER KIZILDERİLİLER GİBİ YOK EDİLMELİDİR…”

“BARBAR TÜRKLER KIZILDERİLİLER GİBİ YOK EDİLMELİDİR…”

100 yıl önce sadece bir işgal için, zenginliklerimize sahip olmak için gelmediler…

Amaçları Türklüğü Anadolu’dan söküp atmak, hatta Kızılderililere yaptıkları gibi, Türklere soykırım uygulamaktı…

Ernest Renan 1870’lerde bunu açıkça ifade etmişti… Yalnız o da değil, 1916-1922 yılları arasında İngiltere başbakanı olan Davit Lloyd Gerorge da benzer ifadeler kullanıyordu…

1870’li yıllardan sonra tarihi gerçeklerin saptırılarak, “Türklerin barbar ve medeniyetler yıkan bir millet olduğu” algısının oluşturulması, planlanan bu soykırıma zemin hazırlamak amacını taşıyordu…

Kurtuluş savaşı sadece bir vatan mücadelesi değil, aynı zamanda bir ölüm kalım, soykırımdan kurtulma mücadelesiydi…

Ve M. Kemal Atatürk gibi çok az kişi bu durumun farkındaydı…

O nedenledir ki Atatürk, mücadelesini sadece savaş meydanlarında vermemiş, batının yalan tarihine karşılık, yine batılı bilim adamlarının araştırmalarını delil göstererek, Türk Tarih Tezini hazırlatmış ve en büyük savaşını bu konuda vermiştir…

Türk Tarih Tezi, çok ciddi bilimsel verilere dayanılarak hazırlanmış, günümüzde bile çürütülemeyen müthiş bir çalışmanın ürünüdür…

Ne yazık ki, bu büyük savaş, Atatürk’ün ölümünün ardından sümen altı edilmiş, Türklük şuurunun oluşmasında temel kaynak niteliği taşıyan bu bilgiler, Türk toplumundan saklanmıştır…

Türk toplumu öyle bir noktaya getirilmiştir ki, atalarının kurduğu medeniyetlerden bile habersiz durumdadır…

Ege bölgesindeki İyon şehir kalıntılarını gören Türkler, buralarda medeniyetin Helenler veya Romalılar tarafından kurulduğunu düşünürler hep…

Evet… Ne yazık ki, Türkler bile İyon şehirlerinin bölgede daha eski olan İskit şehirlerinden örneklendiğini, yani Anadolu’da medeniyetin, Türk olduğuna şüphe olmayan İskitler tarafından kurulduğunu bile bilmiyorlar…

Üstelik bu bilgilerin, batının en temel tarihi kaynaklarında yer aldığını da…

100 yıl öncenin kısıtlı bilgilerine rağmen Atatürk’ün, “Anadolu en az yedi bin yıllık Türk beşiğidir” demesine rağmen, bize dayatılan uydurma tarihin, “Türkler Anadolu’ya 1071 Malazgirt savaşıyla geldi” yalanıyla Türk milleti, kendini Anadolu’da işgalci olarak görmeye alıştırıldı…

Ve kimse şu soruyu sormadı; “madem Anadolu’ya 1071’de geldik, nasıl oldu da Bizans ordusundaki Peçenek ve Uz’lar Alpaslan’ın tarafına geçerek savaşın kaderini değiştirdi? Türk asıllı olan Peçenek ve Uz’lar, nasıl oluyor da Bizans ordusunda bulunuyordu ve nasıl oluyor da savaşın kaderini değiştirebilecek kadar çok sayıda idiler?..”

Evet 1071’de de Anadolu’ya geldik ancak bu geliş, Türklerin Anadolu’ya Müslüman olarak gelişiydi… İşte o nedenle Atatürk, II. Balkan konferansında yaptığı konuşmasında, Bankan ülkelerinin delegelerine, “Balkan milletlerinin aynı beşikten gelen, damarlarında aynı kanı taşıyan milletler olduğunu, bu kardeşlerin din ile ayrıştığını” söylüyordu…

Türklüğü Anadolu’dan silmek isteyenlerin planları aksamıştır ancak bu plan iptal edilmemiştir… Davit Rockefeller’ın, “Atatürk yüzünden planlarımızı yarım yüzyıl ertelemek zorunda kaldık” sözü, planın devam ettiğinin en açık ifadesidir…

O dönemde Türklüğe karşı olup, İngilizlere uşaklık yapan hainler ile, günümüzde Türklüğe saldıran hainlerin hiçbir farkları yoktur…

Türk milleti bu gerçekleri bilmek zorundadır…

Öğrenmek için de din tacirlerinin hikâyelerini dinlemek yerine araştırmak zorundadır…

Bu savaşta inanç ayrımı yoktur… Müslüman olsun ya da olmasın hedef Türklüktür…

İşte o nedenle bizler, Atatürk gibi Türkçüyüz ve TÜRKÇÜLÜK BİZİM FİKRİ SAVUNMA HATTIMIZDIR…

Atamız Bilge Kağan’ın o meşhur sözü tarihin hiçbir döneminde geçerliliğini yitirmedi…

“…ALDANDIN, UYUDUN ÖLDÜN. ALDANIR, UYURSAN YİNE ÖLÜRSÜN…”

Kaynak: Fevzi Özbilgin

Posted in Gündem | “BARBAR TÜRKLER KIZILDERİLİLER GİBİ YOK EDİLMELİDİR…” için yorumlar kapalı