May 09

CESARET SEVGİDENDİR

CESARET SEVGİDENDİR

Sıcaklık üç saat içinde 80 derece düştü. Sınıfının çatısı uçtu.

Ve 13 çocuğu dakikalar içinde donarak ölecekti.

12 Ocak 1888. Nebraska.

O sabah, Büyük Ovalar’daki çiftçiler tarlalarında gömlekleriyle çalışıyorlardı.

Çocuklar kalın paltolar giymeden okula gidiyorlardı.

Mevsim normallerinin üzerinde, neredeyse bahar gibi, kışı tamamen unutturan türden sıcak bir gündü.

Öğlen vakti ise gökyüzünün başka planları vardı.

Ufukta kara bulutlardan oluşan bir duvar belirdi. Sonrasında olanlar akıl almazdı.

Sıcaklık sadece düşmedi, adeta çöktü.

Saatler içinde termometreler 40’lardan eksi 40 dereceye düştü.

Rüzgarlar saatte 60 mil hızla ovaları kasıp kavuruyor, o kadar kalın kar taşıyordu ki gündüzü geceye çeviriyordu.

Bu, Okul Binası Kar Fırtınasıydı ve Amerikan tarihinin en ölümcül fırtınalarından biri olacaktı.

Nebraska ovasındaki küçük bir toprak okulda, on dokuz yaşındaki Minnie Freeman, fırtına geldiğinde öğrencilerinin önünde duruyordu. Sınıfındaki bazı gençlerden biraz daha büyüktü. Bir yıldan az bir süredir öğretmenlik yapıyordu.

Bina sarsıldı. Pencereler içeri doğru patladı, cam parçaları ahşap zemine saçıldı.

Rüzgâr sadece odaya girmedi, saldırdı.

Sonra hayatta kalan hiç kimsenin asla unutmadığı ses geldi: çatının duvarlardan kopmasının iniltili, yırtıcı çığlığı.

Saniyeler içinde Minnie’nin sınıfı donmuş bir cehennemde açık bir çukura dönüştü.

Etrafındaki yüzlere baktı.

On üç öğrenci.

En küçüğü altı yaşındaydı.

Bazıları çoktan ağlıyordu.

İnce okul kıyafetleri, yirmi dakika içinde öldürebilecek soğuğa karşı hiçbir koruma sağlamıyordu.

Minnie’nin üç seçeneği vardı ve karar vermek için saniyeleri vardı.

Onları içeride tutabilirdi.

Birbirlerine sokulup fırtınanın çabuk geçmesi için dua edeceklerdi.

Ama bina yıkılmıştı, bıçak gibi keskin rüzgarlara tamamen maruz kalmıştı.

Oturdukları yerde donup kalacaklardı.

Onları eve gönderebilirdi.

Belki bazıları kurtulabilirdi.

Belki aileleri zaten geliyordu.

Ama üç metre ötesini bile göremeyeceğiniz bembeyaz kar koşullarında, çocuklar yere yığılana kadar daireler çizerek dolaşacaklardı. Tam o anda Nebraska genelinde, çocuklar kendi evlerinin ön kapılarının birkaç metre ötesinde, kör edici beyaz karda kaybolmuş halde ölüyorlardı.

Ya da hepsini yanına alıp yardım çağırmaya çalışabilirdi.

Eyalet genelinde diğer öğretmenler de aynı imkansız kararla karşı karşıyaydı.

Çoğu yanlış karar verdi.

Bazıları öğrencileri içeride tuttu ve onlarla birlikte donup kaldı.

Diğerleri çocukları eve doğru gönderdi, beyaz karda kaybolmalarını ve bir daha asla geri dönmemelerini izledi.

Okul çocukları arasındaki ölüm sayısı çok yüksek olacaktı.

Minnie Freeman farklı bir seçim yaptı.

Rafta kalın bir ip yumağı gördü.

Zihni hızla çalıştı.

Dağılmalarına izin veremezdi.

Beyaz karda kimseyi kaybetmemeliydi. Bağlantıda kalmaları gerekiyordu.

Kalbi hızla çarparken bile sesini sabit tutarak çocukları yanına çağırdı. “Birlikte yürüyeceğiz,” dedi onlara. “Herkesin tutunacağı bir oyun oynayacağız.”

Her çocuğun beline ipi bağlamaya, dikkatlice düğümlemeye ve bir insan zinciri oluşturmaya başladı.

En küçük çocuklar ortaya, büyükler uçlara geçti.

Son ipi kendi vücuduna bağladı.

Artık tek bir organizma olmuşlardı.

Biri düşerse, hepsi duracaktı.

Biri kaybolursa, hepsi kaybolacaktı.

Kendini bir dayanak noktası yapmıştı.

Nereye giderse, onu takip edeceklerdi.

Eğer o başarısız olursa, hepsi birlikte başarısız olacaktı.

En küçük çocuğu, neredeyse hiç ağırlığı olmayan altı yaşındaki çocuğu kucağına aldı. Diğerlerine ipi sıkıca tutmalarını, başlarını rüzgâra karşı aşağıda tutmalarını, ne olursa olsun bırakmamalarını söyledi.

Sonra kapıyı açtı ve fırtınanın içine girdi.

Soğuk, fiziksel bir darbe gibiydi.

Rüzgâr birkaç çocuğu anında dizlerinin üzerine çöktürdü.

Nefes almaya çalıştıklarında ağızları karla doldu.

Minnie tam önlerinde olmasına rağmen onu göremiyorlardı.

Kendi ellerini bile göremiyorlardı.

Minnie, bir milden daha az mesafede bir çiftlik evi olduğunu biliyordu.

Normal şartlarda on beş dakikalık bir yürüyüş mesafesindeydi.

Bu fırtınada ise sanki başka bir gezegendeymiş gibiydi.

İpi çekti.

Rüzgârın kopardığı cesaretlendirici sözler bağırdı.

Sürekli başları saydı, ipteki gerginliği hissetti, ipin sağlam kaldığından emin oldu.

Çocuklar düştüğünde durdu ve onları kaldırdı. Artık yürüyemez hale geldiklerinde onları sürükledi.

Soğuk ciğerlerini yakıyordu.

Donma parmaklarını ve ayak parmaklarını aldı. Çocuklar acıdan ve korkudan ağladılar.

Ama Minnie hareket etmeyi bırakmadı. Bırakamazdı.

Durmak ölüm demekti.

Bir adım ileri.

Sonra bir adım daha.

Sonra bir adım daha.

Onları öldürmeye çalışan bir fırtınanın içinden on üç canı arkasında sürükleyerek ilerledi.

Pusulası yoktu.

Hiçbir işaret yoktu.

Sadece içgüdüsü ve doğru yönde yürüdüğüne dair umutsuz bir umudu vardı.

Saatler gibi gelen bir sürenin ardından, beyaz karın içinden karanlık bir şekil belirdi.

Bir bina.

Çiftlik evi.

Minnie, arkasındaki çocukların ipini çekerek kapıyı kırarak içeri daldı.

Çocuklar içeri yuvarlandı, hıçkırarak ağlıyorlardı, donmuş, yarı donmuşlardı.

Çiftçi ve karısı yardıma koştu, onları battaniyelere sardılar, ateşin yanına götürdüler.

Minnie saydı.

Bir.

İki.

Üç.

On üçe kadar.

On üç öğrenciyle yola çıkmıştı.

On üç öğrenciyle varmıştı.

Kaybolan tek bir kişi bile yoktu.

Geride bırakılan tek bir kişi bile yoktu.

Günler sonra fırtına nihayet dindiğinde ve cesetler sayıldığında, 235 kişi ölmüştü.

Çoğu, okul ve ev arasında kalan, beyaz karın içinde kaybolan, bazen güvenliğe sadece birkaç metre kala kar yığınlarında donmuş halde bulunan çocuklardı.

Minnie Freeman anında ulusal bir sansasyon haline geldi.

Ülke genelindeki gazeteler onun hikayesini anlattı.

Cesaretini kutlayan şarkılar yazıldı.

Tanımadığı kişilerden evlilik teklifleri geldi.

Ona para, şöhret, fırsatlar sunuldu.

Ama asıl miras manşetler değildi.

Hayatlardı. Büyüyen, aile kuran, onları birbirine bağlayan ve ölmelerine izin vermeyen öğretmenin hikayesini nesilden nesile aktaran on üç çocuk.

On dokuz yaşındaki bir kızın bir yumak ipi kapacak kadar berrak bir zihne ve buz fırtınasına adım atacak cesarete sahip olması sayesinde bugün nesiller var.

O gün hâlâ önemli olan bir şeyi kanıtladı. Liderliğin yaş, deneyim veya otoriteyle hiçbir ilgisi yoktur.

Duvarlar yıkıldığında sakin kalmakla ilgilidir.

İyi seçenekler olmadığında zor seçimi yapmakla ilgilidir.

Kendinizi savunmasız olanlara bağlamak ve “Nereye giderseniz, ben de oraya giderim.

Ve düşmenize izin vermeyeceğim” demekle ilgilidir.

Ocak ayında bir öğleden sonra üç saat içinde Minnie Freeman, beline bağlı çocuklarla cehennemden geçti.

Ve hepsini eve getirdi

Alıntı

Posted in Hikayeler | CESARET SEVGİDENDİR için yorumlar kapalı
May 08

TARİHTE BUGÜN

8 Mayıs:

1821 – Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında Gravia Muharebesi gerçekleşti.

1886 – John S. Pemberton, daha sonra en ünlü içecek haline gelecek olan Coca-Cola‘yı icat etti.

1902 – Martinik‘te Pelée yanardağı patladı: 30 bin kişi öldü.

1945 – Prag Ayaklanması sona erdi, ayaklanmayı bastıramayan Almanlar geri çekilmeye başladı.

1949 – Doğu Berlin‘deki Treptower Parkı’nda, Sovyet Savaş Anıtı‘nın açılışı yapıldı.

Gustave Flaubert (ö. 1880)

Paul Gauguin (ö. 1903)

Romain Gary (d. 1914)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 08

TÜRK

TÜRK 

İNGİLTERE MİLLETİNE;

“İNGİLİZ”,

ALMANYA MİLLETİNE;

“ALMAN”,

FRANSA MİLLETİNE;

“FRANSIZ”,

İTALYA MİLLETİNE;

“İTALYAN”,

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ MİLLETİNE;

“AMERİKAN”,

YUNANİSTAN MİLLETİNE;

“YUNAN”

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİN MİLLETİNE;

“MİLLET” DENİYOR !

MİLLETİNİN ADI ” Y O K ” !

DÜŞMANLARIMIZ

İNGİLTERE BİZE ;

” TÜRK” DİYOR,

ALMANYA ” TÜRK” DİYOR,

FRANSA ” TÜRK” DİYOR,

İTALYA ” TÜRK” DİYOR,

AMERİKA ” TÜRK” DİYOR,

YUNAN ” TÜRK” DİYOR.

MİLLETİNİZİN TARİFİ YAPILIRKEN ” TÜRK” DEMEKTEN KORKANLAR HANGİ ETNİK BAKİYE SENDROMUNA YAKALANMIŞLARDIR?

“Kimse bu ülkeyi bölmeye, bu milleti parçalamaya kalkmayacak. Dikkat ediniz. Türk demiyoruz. Kürt demiyoruz. Laz, Boşnak, Roman demiyoruz. Hepsini birden içine alan bir ifade kullanıyoruz. ‘Tek millet’ diyoruz. 80 milyonuyla tek millet”DİYEN CUMHURBAŞKANI,

“Ben Kürt demedim ama Türk de demedim, Çerkez de demedim. Kimse ötekileştirilmemeli ” DİYEN ANA MUHALEFET LİDERİ,

BİLİYORLAR MI Kİ ;

Amerika Birleşik Devletleri ayrıca Birleşik Devletler olarak da bilinir, elli eyalet ve bir federal bölgeden oluşan bir federal anayasal cumhuriyettir.

Ülkenin çoğu (48 eyaleti olan Kıta ABD’si ve ülkenin federal bölgesi olan Washington, DC), Kuzey Amerika’nın ortasında, Büyük Okyanus ve Atlas Okyanusu’nun arasında bulunmaktadır. Ve bu ülkenin vatandaşlarına “AMERİKAN” denir.

DÜŞMANINIZI YENMEK İSTİYORSANIZ,

DÜŞMANINIZIN SİZİ NASIL TARİF ETTİĞİNİ BİLECEKSİNİZ !!

BATININ GÖZÜNDE TOPRAKLARIMIZ SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA,

EN BÜYÜK ENGEL, BİZİ TOPLUCA HAREKET ETTİREN,

TÜRKLÜK VE MÜSLÜMANLIK ŞUURUMUZDUR.

ONUN İÇİNDİR Kİ, EN BÜYÜK MÜSLÜMAN- TÜRK OLAN,

*** A T A T Ü R K ****

BU TOPRAKLARDA YAŞAYAN MİLLETİN BELLEKLERİNDEN SİLİNMEK İSTENİYOR..

ONUN İÇİNDİR Kİ,

DİNLERARASI DİYALOG DEDİKLERİ SAÇMALIĞI TOPRAKLARIMIZDA UYGULAMAYA KALKTILAR.

BATININ GÖZÜNDE TÜRK DEMEK,

HAÇLIYA KARŞI SAVAŞAN DEMEKTİR.

1000 YILDIR BUNUN TARİFİ BÖYLEDİR.

MUSEVİ’DEN TÜRK OLMAZ,

ANCAK YAHUDİ SİYONAZİST IRKÇI OLUR !..

BİN YIL ÖNCE BU TOPRAKLARDA TÜRK MİLLETİ,

SÜRÜLER HALİNDE GELEN HAÇLI KATİLLERİN ÖNÜNÜ KESMESEYDİ,

BUGÜN KÂBE DİYE BİR YER OLMAYACAKTI …

BİN YIL ÖNCE BU TOPRAKLARDA TÜRK MİLLETİ VARDI VEEEE,

HAÇLI SÜRÜLERİNİN ÖNÜNÜ KESTİ…

ŞİMDİ YOKMUŞ DİYENLER HANGİ PARTİDEN OLURSA OLSUNLAR,

MUTLAKA HAÇLI TECAVÜZLERİNDEN KALMIŞ,ISKAT TOHUMLARIDIRLAR !..

BİN YIL ÖNCEKİ HAÇLI SEFERLERİNDEN BERİ,

HAÇLI EMPERYALİSTLERE KARŞI SAVAŞAN MİLLETE

TÜRK DENİR !..

BUNUN TEK TARİFİ BUDUR !..

KİMSE FANTAZİ ÜRETMESİN !..

TÜM BATI DİLLERİNDE,

ANADOLU’DA BALKANLARDA, HAÇLI EMPERYALİZMİNE KARŞI SAVAŞAN MİLLETE,

TÜRKLER DENİR !..

BU TOPRAKLARDA TÜRK DEMEK,

AYNI ZAMANDA MÜSLÜMAN DEMEKTİR..

BU NEDENLE,

GİZLİ DİNLİ SİYASİLER

TÜRKLÜĞÜ YOK ETMEDEN,

İSLAM’I YOK EDEMEYECEKLERİNİ BİLDİKLERİ İÇİN,

TÜRK’ÜM DEDİRTMİYORLAR,

LAKİN BUNU KAFİRLER ADINA KONUŞTUKLARINI SÖYLEMİYORLAR !..

BU ÜLKEDE HALA EZAN SESİ DUYUYORSAK, BUNU ;

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ KURAN,

**** BAŞBUĞ, GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E****

BORÇLUYUZ.

TÜRK MÜSÜNÜZ?

O ZAMAN SİZ ZATEN ATATÜRKSÜNÜZ.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

Alıntı: Edip Özbay

İNGİLTERE BİZE ;

” TÜRK” DİYOR,

ALMANYA ” TÜRK” DİYOR,

FRANSA ” TÜRK” DİYOR,

İTALYA ” TÜRK” DİYOR,

AMERİKA ” TÜRK” DİYOR,

YUNAN ” TÜRK” DİYOR.

MİLLETİNİZİN TARİFİ YAPILIRKEN ” TÜRK” DEMEKTEN KORKANLAR HANGİ ETNİK BAKİYE SENDROMUNA YAKALANMIŞLARDIR?

“Kimse bu ülkeyi bölmeye, bu milleti parçalamaya kalkmayacak. Dikkat ediniz. Türk demiyoruz. Kürt demiyoruz. Laz, Boşnak, Roman demiyoruz. Hepsini birden içine alan bir ifade kullanıyoruz. ‘Tek millet’ diyoruz. 80 milyonuyla tek millet”DİYEN CUMHURBAŞKANI,

“Ben Kürt demedim ama Türk de demedim, Çerkez de demedim. Kimse ötekileştirilmemeli ” DİYEN ANA MUHALEFET LİDERİ,

BİLİYORLAR MI Kİ ;

Amerika Birleşik Devletleri ayrıca Birleşik Devletler olarak da bilinir, elli eyalet ve bir federal bölgeden oluşan bir federal anayasal cumhuriyettir.

Ülkenin çoğu (48 eyaleti olan Kıta ABD’si ve ülkenin federal bölgesi olan Washington, DC), Kuzey Amerika’nın ortasında, Büyük Okyanus ve Atlas Okyanusu’nun arasında bulunmaktadır. Ve bu ülkenin vatandaşlarına “AMERİKAN” denir.

DÜŞMANINIZI YENMEK İSTİYORSANIZ,

DÜŞMANINIZIN SİZİ NASIL TARİF ETTİĞİNİ BİLECEKSİNİZ !!

BATININ GÖZÜNDE TOPRAKLARIMIZ SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA,

EN BÜYÜK ENGEL, BİZİ TOPLUCA HAREKET ETTİREN,

TÜRKLÜK VE MÜSLÜMANLIK ŞUURUMUZDUR.

ONUN İÇİNDİR Kİ, EN BÜYÜK MÜSLÜMAN- TÜRK OLAN,

*** A T A T Ü R K ****

BU TOPRAKLARDA YAŞAYAN MİLLETİN BELLEKLERİNDEN SİLİNMEK İSTENİYOR..

ONUN İÇİNDİR Kİ,

DİNLERARASI DİYALOG DEDİKLERİ SAÇMALIĞI TOPRAKLARIMIZDA UYGULAMAYA KALKTILAR.

BATININ GÖZÜNDE TÜRK DEMEK,

HAÇLIYA KARŞI SAVAŞAN DEMEKTİR.

1000 YILDIR BUNUN TARİFİ BÖYLEDİR.

MUSEVİ’DEN TÜRK OLMAZ,

ANCAK YAHUDİ SİYONAZİST IRKÇI OLUR !..

BİN YIL ÖNCE BU TOPRAKLARDA TÜRK MİLLETİ,

SÜRÜLER HALİNDE GELEN HAÇLI KATİLLERİN ÖNÜNÜ KESMESEYDİ,

BUGÜN KÂBE DİYE BİR YER OLMAYACAKTI …

BİN YIL ÖNCE BU TOPRAKLARDA TÜRK MİLLETİ VARDI VEEEE,

HAÇLI SÜRÜLERİNİN ÖNÜNÜ KESTİ…

ŞİMDİ YOKMUŞ DİYENLER HANGİ PARTİDEN OLURSA OLSUNLAR,

MUTLAKA HAÇLI TECAVÜZLERİNDEN KALMIŞ,ISKAT TOHUMLARIDIRLAR !..

BİN YIL ÖNCEKİ HAÇLI SEFERLERİNDEN BERİ,

HAÇLI EMPERYALİSTLERE KARŞI SAVAŞAN MİLLETE

TÜRK DENİR !..

BUNUN TEK TARİFİ BUDUR !..

KİMSE FANTAZİ ÜRETMESİN !..

TÜM BATI DİLLERİNDE,

ANADOLU’DA BALKANLARDA, HAÇLI EMPERYALİZMİNE KARŞI SAVAŞAN MİLLETE,

TÜRKLER DENİR !..

BU TOPRAKLARDA TÜRK DEMEK,

AYNI ZAMANDA MÜSLÜMAN DEMEKTİR..

BU NEDENLE,

GİZLİ DİNLİ SİYASİLER

TÜRKLÜĞÜ YOK ETMEDEN,

İSLAM’I YOK EDEMEYECEKLERİNİ BİLDİKLERİ İÇİN,

TÜRK’ÜM DEDİRTMİYORLAR,

LAKİN BUNU KAFİRLER ADINA KONUŞTUKLARINI SÖYLEMİYORLAR !..

BU ÜLKEDE HALA EZAN SESİ DUYUYORSAK, BUNU ;

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ KURAN,

**** BAŞBUĞ, GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E****

BORÇLUYUZ.

TÜRK MÜSÜNÜZ?

O ZAMAN SİZ ZATEN ATATÜRKSÜNÜZ.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

Alıntı: Edip Özbay

Posted in Gündem | TÜRK için yorumlar kapalı
May 07

TARİHTE BUGÜN

7 Mayıs:

558 – Ayasofya‘nın kubbesi çöktü. I. Justinianus kubbenin onarılma emrini verdi.

1682 – I. Petro, Rus Çarı oldu.

1930 – Hakkari’de meydana gelen depremde 2.514 kişi öldü, yaklaşık 3000 bina hasar gördü.

1945 – II. Dünya Savaşı: Alman General Alfred JodlReims‘de Almanya‘nın Müttefik Devletler‘e kayıtsız teslim olma şartlarını imzaladı. Belge ertesi gün yürürlüğe girdi.

1954 – Vietnam‘da Viet Minh kuvvetleri, Dien Bien Phu Muharebesi‘nde Fransızları yenilgiye uğrattı.

Johannes Brahms (d. 1833)

Pyotr İlyiç Çaykovski (d. 1840)

Haldun Taner (ö. 1986)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 07

ADALET

ADALET

Hukuk fakültesinde bir öğretim görevlisi derse girer ve bir öğrenciye adını sorar, öğrenci “Ali” diye cevap verir. Öğretmen bir anda,

“Defol bu sınıftan, bir daha asla dersime gelme” der.

Bütün öğrenciler şaşkınlık içindedir, neye uğradığı şaşıran Ali de sınıfı terk eder.

Herkes ne olduğunu anlamak için beklemektedir hiçbirinden tek bir ses bile çıkmaz…

Hoca sınıftaki sessizlikle beraber ileri geri yavaş yavaş dolaşmaya başlamış bütün öğrencileri şöyle biraz süzdükten sonra, tabi bu arada herkes göz temasından kaçınıyor, başlamış derse.

Hoca: “Kanunlar ne için vardır?” diye sorar ve ders başlar…

Birçok cevap gelmiş, bir öğrenci düzeni korumak, diğeri toplumda yaşayan bireylerin hak ve hürriyetini sağlamak için, öbürü yaşam haklarını idame ettirmek, bir başkası devlete güveni, o devletin saygın bir vatandaşı olduğunu göstermek için, bir diğeri her yerde hakkını yasalar çerçevesinde arayacağını bilmek ve devletin vatandaşına haklarını nasıl arayacağını göstermek için…

Hoca başka diye tekrar sorunca bir öğrenci de “Adalet için diye cevap vermiş.

Bu cevabı verene hoca parmağı ile işaret ederek işte aradığım cevap bu dercesine “peki az önce arkadaşınıza adaletsiz davrandım mı?”, herkeste aynı cevap “evet hocam”.

Öğretim görevlisi sınıf kapısını açarak dışarıdaki öğrencisini içeri alır ve teşekkür edip yerine geçebileceğini söyler, herkes bunun bir senaryo, oyun olduğunu anlar.

Fakat hoca son sözlerini söylememiştir henüz;

“Peki buna hepiniz şahit oldunuz, neden tepki göstermediniz, bir açıklama istemediniz, arkadaşınızın hakkını savunmadınız?

Herkes susar çıt yok. Hoca bakın sevgili arkadaşlar, bu olaydan hepinizin çıkarması gereken bir öğüt var, bunu size 100 saat sınıfta ders versem anlatamazdım der ve son sözlerini söyleyip dersi bitirir.

“Asla bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyetin de olmayın, o yılan bir gün mutlaka sizi de sokacaktır.”

“Adaletsizliğe şahit olup göz yuman insanlar haysiyet ve onurlarını kaybetmeye mahkumdur.”

“Bir şahsa karşı yapılan haksızlık, herkese karşı yapılmış bir tehdit demektir.”

ADALET HER CANLI İÇİN GEREKLİDİR.

Posted in Hikayeler | ADALET için yorumlar kapalı
May 06

TARİHTE BUGÜN

5 Mayıs:

553 – İmparator I. Justinianus‘un çağrısı ile İkinci Konstantinopolis Konsili toplandı.

1260 – Kubilay HanMoğol imparatoru oldu.

1949 – BelçikaİngiltereDanimarkaFransaHollandaİrlandaİsveçİtalyaLüksemburgNorveç; bir araya gelerek Avrupa Konseyi‘ni kurdu.

1950 – Bhumibol AdulyadejTayland kralı olarak taç giydi.

1990 – Konstandinos KaramanlisYunanistan Cumhurbaşkanı oldu.

Karl Marx (d. 1818)

Napolyon Bonapart (ö. 1821)

Atıf Yılmaz (ö. 2006)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 06

ŞİRAZE- ŞAFT- ZIVANA

ŞİRAZE- ŞAFT- ZIVANA

    Şiraze, Farsçadan dilimize geçen bir kelimedir. Ciltçilikte, kitap sayfalarını düzgün tutmaya yarayan ince örülmüş şerit anlamında kullanılır. Şiraze düzgün olmazsa sayfalar dengelenmez. Ciltlenen kitap, sarmal çıkılan merdiven misali yamulur.

    İngilizceden dilimize geçen şaft (shaft); “çubuk, mil, eksen” anlamındadır. Şaft, motordan aldığı dönme hareketini tekerleklere ileterek aracın hareketini sağlar.

     Zıvana yine Farsça “Zuban” sözcüğünden türetilmiştir. Birbirine geçecek iki parçadan yapılan parça ve onun gireceği delikten oluşan tertibattaki dile verilen addır.

     Zengin bir dil olan Türkçemiz, dışarıdan aldığı kelimelerle deyim yapma özelliğine sahip olduğu için şirazeye ve şafta kaymak, zıvanaya da çıkmak fillerini ekleyerek üç adet deyim oluşturmuştur. Dengesini yitirmek, kontrolünü kaybetmek, tutarsız davranmak anlamlarında; “Şirazesi kaymak”, yalpalamak ve sarsılmak anlamında “şaftı kaymak”; dengesini kaybetmek, taşkınca hareketlerde bulunmak anlamlarında da “ zıvanadan çıkmak” deyimleri bu yolla türetilmiştir.

     Peki, bu üç deyimi niçin bir araya getirdin diyenlere tek cümle ile “günümüz Türkiye’sinin mevcut durumu başka şekilde anlatamadım da ondan”, diyorum.

     Birleşmiş Milletler kayıtlarına göre yeryüzünde 193 ülke var. Allah aşkına söyler misiniz bizim gibi hemen her gün hop oturup hop kalkan dengesiz kaç ülke var? İster “şirazesine”, ister “şaftının kaymasına” olmadı “zıvanadan çıkmasına” bağlayın; ama hakikat şu ki bu kadar olumsuzluğu bir arada ve ardı ardına yaşayan başka bir ülke yok.

     Siz, Anayasamızın ilk üç maddesinde ifadesini bulan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerini kenarından köşesinden yontmaya devam ederseniz…

     Siz, “Egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir.” temel prensibinin tecelli ettiği TBMM’nin yetkilerinin daraltır, kuvvetler ayrılığı ilkesini rafa kaldırır, ülkenin birlik ve bütünlüğünün teminatı/ temsilcisi olan Cumhurbaşkanının bir siyasi partinin genel başkanı yaparsanız…

     Siz; camiye, kışlaya, okula siyaset sokmaya devam ederseniz…

     Siz, kör topal giden demokrasimizi akıl ve bilimden uzaklaştırır; sağır, dilsiz, sorgusuz, tepkisiz hale getirirseniz…

     Bu ülkenin şirazesi kayar!

     Siz, vicdanlarınızla özgür yaşamak dururken cüzdanlarınızla emperyalizme köle olmaya talip olursanız,

     Siz, devletin bütün kurum ve kuruluşlarını siyasi bir partinin genel başkanının iki dudağının arasından çıkacak sözlere mahkûm ederseniz…

     Siz, borçlanmayı marifet sayar Duyunu Umumiye’yi çağrıştıracak bir biçimde ülkeyi 520 milyar dolar borca sokar sonra hiçbir şey olmamış gibi lüks ve gösterişte sınır tanımaz, har vurup harman savurmaya devam ederseniz…

     Siz, devleti küçültmek adı altında limanlarınızı, fabrikalarınızı, işletmelerimizi, madenlerimizi yetmedi topraklarınızı yabancılara ve çok uluslu şirketlere devreden ya da satarsanız…

     Siz, yaşanan işsizliği önlemek için TÜİK başkanı sözünüzü dinlemezse değiştirir, rakamlarla oynayarak yönettiklerinizi açlığa mahkum ederseniz…

     Siz, tarımda uyguladığınız hatalı politikalarla ülkeyi; buğdayı, eti, samanı, soğanı dışarıdan ithal eder duruma getirirseniz…

     Bu ülkenin şaftı kayar!

     Siz, yanlış eğitim sistemlerinizle geleceğimiz olan çocuklarımızı deneme tahtası yapar, onları zekâ ilgi yetenekleri doğrultusunda yetiştirmezseniz…

     Siz, Allah’la aldatmaya kalkar; dini; siyasetinize alet eder; çıkar, çıkın, ikbaliniz için dini yorar, yıpratır; insanları İslam’dan soğutursanız…

     Siz, yanlışa yanlış deme suçunu işleyen(!) gazetecileri hapse atarak basını susturmaya çalışırsanız…

     Siz, dün FETÖ ile bugün de başka cemaat, tarikat, vakıf ve benzeri örgütlerle kol kola girer; devleti birlikte yönetmeyi devlet yönetme olarak algılarsanız…

     Siz, bu ülkeyi başta komşuları olmak üzere dünya ülkeleri ile iyi ilişkiler kurmak yerine onları düşman ilan eder, ülkemizi yalnızlaştırırsanız…

     Siz, İsrail ve ABD’nin BOP değirmenine su taşıma yanlışlığını sürdürürseniz…

     Siz, liyakat ve ehliyet yerine adam kayırma ilkesizliğini devam ettirirseniz…

     Siz, hırsızlığı, talanı, yağmayı, rüşveti sıradanlaştırırsanız…

     Siz, işçinin, emekçinin alın terini gasp etmeye ve alın teri ile sefa sürmeye devam ederseniz…

     Siz, Sayıştay’ı, devletin denetleme mekanizmasını, devre dışı bırakırsanız…

     Siz, bu ülke insanlarını partinize yakınlığı ile değerlendirir; vatandaşları ayrıştırmaya, hor görmeye, ötekileştirmeye devam ederseniz…

     Siz, İftira, çamur atmak, bel atı vurmak; komplo, şantaj ve kumpası sıradan işler haline getirirseniz… 

     Ülkemiz de insanlarımız da zıvanadan çıkar.

     Bizim oylarımızla bizim adımıza bizi yönetenler ve yönetime talip olan siz, yanlışı savunacak kadar kör, doğruları inkâr edecek kadar nankör olma felsefenizi sürdürmeye devam ederseniz vallahi ülkemizin ne şirazesi ne de şaftı kalır. Şirazesi, şaftı kayan ülkelerin zıvanadan çıkmaları ise çok daha büyük felaketleri beraberlerinde getirir.

     Alıntı: Hadi Önal / Elazığ

Posted in Gündem | ŞİRAZE- ŞAFT- ZIVANA için yorumlar kapalı
May 05

TARİHTE BUGÜN

5 Mayıs:

553 – İmparator I. Justinianus‘un çağrısı ile İkinci Konstantinopolis Konsili toplandı.

1260 – Kubilay HanMoğol imparatoru oldu.

1949 – BelçikaİngiltereDanimarkaFransaHollandaİrlandaİsveçİtalyaLüksemburgNorveç; bir araya gelerek Avrupa Konseyi‘ni kurdu.

1950 – Bhumibol AdulyadejTayland kralı olarak taç giydi.

1990 – Konstandinos KaramanlisYunanistan Cumhurbaşkanı oldu.

Karl Marx (d. 1818)

Napolyon Bonapart (ö. 1821)

Atıf Yılmaz (ö. 2006)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 05

SENİ BENSİZ BENİ SENSİZ BIRAKMA

SENİ BENSİZ BENİ SENSİZ BIRAKMA

* * *

Noktası virgülü yok ki bu işin

Bana hayat verir candan gülüşün

Kalbime saplanır sessiz gidişin

Seni bensiz beni sensiz bırakma…

* * *

Elması andıran sevgin candır can

Damarda hücrede kalpte kandır kan

Sevgi ülkesinde Kağan, Handır Han

Seni bensiz beni sensiz bırakma…

* * *

Dalımdan koparıp kurutma beni

Çağıran toprağa verme bu teni

Şahlandır sevgiyle yüklü şu geni

Seni bensiz beni sensiz bırakma…

* * *

Dağları çölleri aşıyor aklım

Gecede gündüzde şaşıyor aklım

Nasıl bir yara bu kaşıyor aklım?

Seni bensiz beni sensiz bırakma…

* * *

Bülbülün bir güle tutkusudur bu…

Sonsuza çağrısı nutku sudur bu…

Her vakit Şahbaz’ın utkusudur bu…

Seni bensiz beni sensiz bırakma…

* * *

Sevgiye adaklı azmimiz olsun

Bu sevgi otağı kalbimiz olsun

Son buluşma yeri kabrimiz olsun

Seni bensiz beni sensiz bırakma…

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | SENİ BENSİZ BENİ SENSİZ BIRAKMA için yorumlar kapalı
May 04

TARİHTE BUGÜN

4 Mayıs:

1886 – Louisville, Kentucky‘de gerçekleşen Haymarket Olayında patlayan bomba nedeniyle 7 polis öldü, 69’u yaralandı.

1904 – Fransızların başarısız girişiminden sonra ABDPanama Kanalı‘nın inşasını üstlendi.

1924 – 1924 Yaz OlimpiyatlarıParis‘te başladı.

1926 – Birleşik Krallık‘ta yaklaşık 1,2 milyon madencinin katıldığı genel grev başladı.

1942 – II. Dünya Savaşı‘nda, Port Moresby‘ye doğru ilerleyen Japon kuvvetlerinin püskürtülmesiyle sonuçlanan Mercan Denizi Muharebesi başladı.

Hüsnü Mübarek (d. 1928)

Audrey Hepburn (d. 1929)

Josip Broz Tito (ö. 1980)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı