Haz 30

TARİHTE BUGÜN

30 Haziran:

1859 – Fransız akrobat Charles BlondinNiagara Şelaleleri‘ni ip üstünde geçti.

1960 – Belçika KongosuBelçika‘dan bağımsızlığını kazandı.

1972 – UTC zaman sistemine ilk artık saniye eklendi.

1997 – Birleşik KrallıkÇin‘e Hong Kong üzerindeki egemenliğini devretti.

2019 – Donald TrumpKore Demokratik Halk Cumhuriyeti‘ni (Kuzey Kore) ziyaret eden ilk ABD Başkanı oldu.

John William Strutt (ö. 1919)

Paul Berg (d. 1926)

Fuat Sezgin (ö. 2018)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Haz 30

TÜRK’ÜN “KİMLİK” CÜZDANI

TÜRK’ÜN “KİMLİK” CÜZDANI

* Milliyetçiliğe saldırıların küresel sebepleri
* Atatürk’ün örnek aldığı devlet başkanı kimdir?
* Atatürk’e göre millet ve milliyetçilik tanımı
* Türk Milleti’nin tek ve ortak tanımı nedir?
* Korkut Özal’ın tarihi itirafından Erdoğan’a..?
* Türkçülüğün bugünkü esasları ne olabilir?

BAŞLARKEN…

Bu dizi yazıda, “Türk’ün Kimlik Cüzdanı” başlığı altında, Türk kimliği, Türklerin tarihi kökleri, milli kimliğe yönelik iç ve dış saldırıların sebepleri, Anadolu’da Türk varlığının temelleri gibi konuları ve süreç içinde ortaya atılan iddialara verdiğim bilimsel verilere dayalı cevaplarım ile Türklerin daha güçlü olabilmesi için fikri, stratejik ve jeopolitik tercihlerinin ne yönde olması gerektiğine dair fikirlerimin özetini bulacaksınız. Meseleyi bir bütün olarak incelemek isteyenler Bilgeoğuz yayınlarından aynı adla bir kitap olarak henüz yayınladığım “Türk’ün Kimlik Cüzdanı”na başvurabilir. Eski Tercüman gazetesinin güzel bir sloganı vardı: “Her sabah dünya yeniden kurulur, her sabah taze bir başlangıçtır.”
Fakat sadece bireyler için değil milletler için de her sabah dünya yeniden kurulur, her sabah taze bir başlangıçtır.
Türk Milleti’ni meydana getiren bütün unsurların, taze bir başlangıç yapabilmesi için tarihi gerçekleri bilmesi gerekir. Ünlü İngiliz düşünür ve istihbarat danışmanı Toynbee, “Tarihi güçler, atom bombasından daha patlatıcı olabilir” diyordu.. Özellikle Türk Milliyetçiliği iddiasında olanlar, çevrelerine ışık saçabilmek için kendilerini tarihi güçlerle donatmalıdır.

Karen Fogg maillerinde “Kullanılacak Kuvvetler: Uyuyan Güzeller” ve “Tecrit edilecek Kuvvetler: Uyuyan Köpekler” ifadeleriyle birlikte “Türk tarihinin hakkından gelmek lazım” deniliyordu.. Türk toplumu üzerinde, dünyanın önemli güç odakları tarafından, birbiriyle eşgüdümlü veya birbirinden bağımsız psikolojik harekatlar uygulanıyordu.. Hepsinin ortak hedefi, “Türk tarihinin hakkından gelmek”ti.. Atatürk’ün gösterdiği hedef ise “çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkmak” değil, “Türk kültürünü çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmak”tı..

Proje: Türk tarihinin hakkından gelmek!

2002 yılının son günlerinde Avrupa Birliği’nin Türkiye Büyükelçisi Karen Fogg, İnternet yazışmalarında, “Türk tarihinin hakkından gelmek lazım” diyordu

2003 yılı başında, İzmir’de İsveç Büyükelçiliği’nin düzenlediği toplantıda “Türk Milleti diye bir millet yoktur” konulu ve İsveç başbakanı Göran Persson imzalı bildiriler dağıtılmıştı

2002 yılının son günlerinde Avrupa Birliği’nin Türkiye Büyükelçisi Karen Fogg’un bazı Türkiye vatandaşı gazetecilerle İnternet yazışmaları yayınlanmıştı. Karen Fogg, bu mektuplardan birinde “Türk tarihinin hakkından gelmek gerekir” diyordu. Neden acaba?
2003 yılı başında, İzmir’de İsveç Büyükelçiliği’nin düzenlediği toplantıda “Türk Milleti diye bir millet yoktur” konulu ve İsveç başbakanı Göran Persson imzalı bildiriler dağıtılmıştı. Neden acaba?
Daha o zamanlar, AKP sözcüleri, henüz Anayasa’dan Türk adının çıkarılması gerektiğini söylememişlerdi. Saldırılar hep dışarıdan geliyordu.
Türk tarihinin hakkından nasıl gelinirdi? Önce, okullarda tarih ve Türkçe derslerinin saati azaltılır, sonra içeriği boşaltılır, yeni tarih, coğrafya, felsefe kitapları yazdırılır… Türk tarihinin destan kahramanları tek tek ele alınır. Fatih Sultan Mehmet Han gibi, çağ açıp çağ kapayanlar, tarihten silinemeyeceği için onlar üzerinde iftiralar üretilir. medyada bunlar sık sık tekrarlanır, iddialar veya uydurmalar tekrarlana tekrarlana, artık kesin kabul haline gelmeye başlar..
Batı’nın namuslu tarihçileri, “Türkleri çekerseniz, insanlık tarihi yazılamaz” dediği halde, Türk tarihi öyle küçültülür, öyle aşağılanır ki, Türk çocukları aşağılık kompleksi ile yetişmeye başlar… Bu psikolojik harekatın üzerine etnik kimliklerin yüceltilmesini, desteklenmesini de eklerseniz, artık Türk toplumu için tam bir kimlik kayması başlamış demektir.

“Millet, milletin olmak istediği şeydir”

Kadir Koçdemir’in Ötüken Yayınları arasında çıkan “Milli Devlet ve Küreselleşme” adlı kitabında önemli düşünürlerin tespitleri hatırlatılıyor:
Tarihçi Otto Vossler, milleti tanımlamadaki güçlükleri dikkate alarak şöyle der: “Millet, bir milletin olmak istediği şeydir.”
Karlheinz Weismann buna şunu ekler: “Ve bu iradeyi daimi biçimde muhafaza edebilendir:”
Türkiye’nin kuruluş felsefesini ortaya koyanların benimsediği millet anlayışını geliştiren düşünürlerden Fransız ilahiyatçı Ernest Renan, Avrupa milletlerin etnik birer karışım olduğunu dikkate alarak 11 Mart 1882’de Sorbon’da verdiği konferansta şunları söylüyordu:
“Milleti millet yapan şey ırk değildir, çünkü bütün modern milletler etnik karışımdır. Irka dayalı bir millet anlayışı, Avrupa medeniyetini mahveder. Milleti millet yapan unsur din de olamaz. Devletlerin sınırları ile mezheplerin sınırları birbiriyle özdeş değildir. Milleti, tabii sınırları referans alarak tanımlamak kadar tehlikeli ve keyfi bir teori olamayacağına göre coğrafya da milleti millet yapan unsur olamaz. Çünkü tarih, milletlerin hayat alanlarının sürekli değiştiğini göstermektedir.”

“Bizi biz yapan ecdattır”

Renan’a göre millet, maddi olgularla tasvir edilemez:
“Millet bir ruhtur, manevi bir prensiptir. Bu ruhu, bu manevi prensibi aslında bir olan iki şey teşkil eder: Bunlardan biri maziye, diğeri ise hale aittir. Biri, zengin bir hatıralar mirasının müşterek sahipliğidir. Diğeri, birlikte yaşama arzusu konusunda mutabakat ve bir bütün halinde devralınan mirası yüceltme iradesidir. Bizi biz yapan ecdattır. Kahramanlıkla dolu bir mazi, büyük insanlar, şan ve şeref, işte üzerine milli bir ideal inşa edilebilecek beşeri sermaye budur. Mazide müşterek bir şan ve şeref, halde müşterek bir irade, birlikte büyük işler başarmış olmak ve yine başarmak istemek; işte millet olmak için gerekli şartlar bunlardır.
Tıpkı bir ferdin mevcudiyetinin kesintisiz bir yaşama iddiası olması gibi bir milletin mevcudiyeti de her gün tekrarlanan bir plebisittir.”
Fichte ise milleti bir ağaca benzetir. Münferit kısımlar, ancak ağaç bir bütün olarak varolduğu müddetçe varlıklarını sürdürebilir. İşte bu sebeplerle “Millet manevi bir ruhtur” tanımını bilenler, Türk Milleti’ni ruhen de çökertmeye çalışıyor, maziyle olan ilişkisini kesiyor ki bugün ne yapacağını bilmez bir hale gelsin!

“Yeni Türkiye” projesinde Kürt’e de yer yok!

Türkiye’yi federasyona çevirme hazırlıkları, hem liberal faşistlerin hem sözde İslamcıların hem de bölücülerin ortak hedefi haline gelmişti.
Fakat Anadolu Cumhuriyeti ile tasarlanan, Hıristiyan-Yahudi karışımı bir federasyondu. Graham Fuller’in “Yeni Türkiye”sinde Kürt’e de yer yoktu.
Anadolu’da kurmayı planladıkları federe şehir devletlerinin adlarını 2001 yılında “Veneto’dan Batı Karadeniz Bölgesi’ne” sloganlı bisiklet gezisi sırasında açıklamışlardı. Bu projenin ardından küreselleşme mimarlarının “yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak” planı çıkmıştı! Anadolu’nun şehir devletleri haritası da basın bildirisiyle birlikte dağıtılmıştı.
Küreselleşmenin şehir devletlerine dönüş olduğu AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’a daha partisini kurmadan gönderilen gizli memorandumda belirtiliyordu. Aynı ifadelere İtalyanlar’ın “Paflagonıa projesi”nde de rastlandı…
Paflagonıa projesi, tıpkı daha önce gündeme getirilen Kapadokya projesi, İyonya projesi, Ağrı dağı projesi gibi, Türkiye’nin kendi içinde şehir devletlerine bölüneceği öngörüsü ile hazırlanmıştı. Bu öngörü, bizim tahminimiz değildi. Proje sahiplerinin hazırlayıp dağıttığı broşürlerde açıkça ifade ediliyordu.
Paflagonıa projesinde aynen şöyle deniliyordu:
“Amacı ulusal devletlerin iç federasyonu (devletler federasyonu) şeklini gerçekleştirmek olan, politik şekilli, Avrupa karakterli bir fenomen geliştiriliyor. Globalizeleşme ve kimliği arama çalışmaları aynı paralelde seyreden iki muhakemeyi birleştiriyor. Orijinin bulunması, kişinin bölgeler ve devletler üstü bir kimlik kazanması olarak yorumlanıyor ve temelinde kişinin birçok ülkenin yurttaşıymış gibi düşünülmesi fikrine ulaşılıyor. Sonuçta, en ideal biçimine çoklu kimlik (çok kimlilik) araştırması olarak dönüşüyor, yani tüm insanların tek, aynı büyük genetik kökten geldiği orijinde, bir çeşit uluana ve ulubaba isminde birleşiyor; Adem ve Havva; ya da Homo sapiens, ya da Austrolopitecus.”
Geliştirilmek istenen fenomen, özellikle Türk’ün ulusal bilincini, yani Türk Milleti’ne mensup olma bilincini yok etmeyi amaçlarken, etnik bilinçleri ortaya çıkarmayı eses alıyordu.
Paflagonıa projesi, Rotary İnternational antetli bir dosyayla tanıtılmıştı. Kapakta projenin iki organizatörü Suadiye Rotary Kulübü ile İtalyan Cıttadella Rotary kulübünün amblemleri yer alıyordu. Projenin sponsorluğunu, İtalyan bisiklet aksesuarları firması Elite ve Luna zeytinyağı firması, ulaşım sponsorluğunu ise Otokoç ve Alitalia üstlenmişti.
Proje dosyası ile birlikte dağıtılan bir haritada ise Anadolu coğrafyası, eski yerleşim bölgelerine göre adlandırılıyordu. Buna göre, Anadolu’daki federe şehir devletlerinin adları şöyleydi:
“Trakya, Bitinya, Misiya, Lidya, Karya, Likya, Pamfilya, Firikya, Kilikya, Kapadokya, Galatya, Paflagonya, Pont, Ermeniya, Antakya, Mezopotamya.”
İşte, AB’nin İlerleme Raporu ve Başbakanlıktaki Azınlık Çalışma Grubu raporunun öngördüğü, “Anadolu Cumhuriyeti” böyle bir devlet olacaktı! İçinde ne Türk var ne de Kürt!
İşte bu hedefi gerçekleştirebilmeleri için milliyetçiliği ve milli kimliği yıkmaları gerekiyordu.

Millet her gün yeniden doğar

Türk halkı arasında çok yaygın bir deyim vardır: İman tazelemek!
Millet olma bilincini de milli motivasyonu da iman tazeler gibi her gün tazelemek, her sabah daha güçlü bir millet olarak doğmak gerekir.
Millet olma bilinci, asırların, hatta bin yılların birikimidir. Öyle bir iki haftalık veye 10 yıllık tartışmalarla ortadan kalkmaz ama bir milli kimliğe karşı, medya, sinema ve müzik vasıtasıyla düzenli saldırılar yapılır da buna karşı hiçbir tedbir alınmazsa, o milletin başı beladan kurtulmaz…
Hele bu saldırılar, dünya üzerinde güç sahibi olan devletler tarafından psikolojik savaş olarak yürütülüyorsa durum daha da vahimleşir!
Çünkü milletleşme bir süreçtir. İmparatorluktan milli devlete geçmiş toplumlarda, milli kimlik, “her türlü vasıta ile” beslenmezse, zayıflamaya yüz tutar!
Milletleşme süreci, Atatürk’ten hemen sonra kesildi. 1944’ten sonra Türkiye, milli devlet rayından çıkmaya başladı.
1960-80 arası, gençlik farklı idealler peşinde koşturulup birbirine düşürüldü. 1980-2004 arasında da sömürgeleşme hızlandı. Bu süreçte, milli kimliği besleyen ne varsa saldırıya uğradı.
1997 yılında ortaya çıkan ve Türk Milliyetçiliğini ırkçılığa kaymakla suçlayan sözde Milli Güvenlik Siyaset Belgesi de bu sürecin sonuna tüy dikti! Etnik bilinçler, bu belgenin açıklanmasından sonra daha da körüklendi! Bu sürecin sonunda Tayyip Erdoğan, Türk Milliyetçiliğini de ayağının altına aldığını söyleyecekti…
Korkut Özal’ın tarihi itirafı
Türkiye’de bölücü zihniyet ve Türk Milliyetçiliği düşmanlığı, bu cüreti Turgut Özal’ın başlattığı “Anadolu Cumhuriyeti” kurma çalışmalarının Tayyip Erdoğan döneminde hızlanmasından buluyordu!
2008 yılı Kasım ayında ise Ali Kırca’nın Siyaset Meydanı programında, Korkut Özal, önemli ifşaat veya itiraflarda bulundu. Ağabeyi Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanı iken kendisine Türkiye’nin adının “Anadolu Cumhuriyeti” olarak değiştirilmesinden söz ettiğini açıkladı!
Altemur Kılıç da Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanı iken kendisine bir harita göstererek Türkiye ile Irak’ın kuzeyinin bir konfederasyonda birleşebileceğini söylediğini yazdı.
İşte Anayasa’nın değiştirilemez maddelerinin Atatürk ile birlikte tartışmaya açılmasının asıl sebebi bu hedefleri gerçekleştirmekti.

Alıntı: Arslan Bulut

Posted in Gündem | TÜRK’ÜN “KİMLİK” CÜZDANI için yorumlar kapalı
Haz 29

TARİHTE BUGÜN

29 Haziran:

1149 – Afrin Muharebesi, Zengilerin mutlak zaferi ile sonuçlandı.

1923 – Fenerbahçe, işgal kuvvetleriyle oynadığı General Harington Kupasını kazandı.

1925 – Türkiye’de cumhuriyetin ilanına ve laik düzene karşı çıkan Şeyh Said idam edildi.

1939 – Hatay Devleti Meclisi, oybirliğiyle Türkiye‘ye katılma kararı aldı ve Hatay ili oldu.

1976 – SeyşellerBirleşik Krallık‘tan bağımsızlığını kazandı.

Thomas Henry Huxley (ö. 1895)

Oriana Fallaci (d. 1929)

Barış Akarsu (d. 1979)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Haz 29

NE NASİHATİ İSTİYORSUN?

NE NASİHATİ İSTİYORSUN?

Bir gün devrin halîfesi Hârûn Reşîd ile karşılaştı.

Halîfe Harun Reşid;

“Seni gördüğüme çok sevindim. Çünkü uzun zamandır seninle konuşmayı arzu ediyordum.” dedi.

Behlül Dâna güldü ve;

“Benim böyle bir arzum yoktu.” cevâbını verdi. Buna rağmen Hârûn Reşîd kendisinden nasîhat istedi. “Ne nasîhatı istiyorsun? Şu sarayına bak, bir de kabirlere bak! Bunlardan ibret almayan, nasîhat almayan nelerden alır! Hâlin ne olacak, ey müminlerin emîri! Yarın Cenâb-ı Hakk’ın huzûruna çıkacaksın. Büyük küçük yaptığın her şeyden suâl olunacaksın. Bunlara nasıl cevap vereceksin iyi düşün! Bu hesap zamânında aç ve susuz olacaksın, çıplak bulunacaksın. Orada bulunanlar sana bakıp gülecekler. Perişan hâlin orada meydana çıkacak, başka nasîhatı ne yapacaksın?” dedi.

Adâleti ile meşhûr olan Hârûn Reşîd onun nasîhatlarından çok istifâde ettiğini bildirdi.

Posted in Fıkralar | NE NASİHATİ İSTİYORSUN? için yorumlar kapalı
Haz 28

TARİHTE BUGÜN

28 Haziran:

1389 – I. Murad önderliğindeki Osmanlı ordusu ile Sırp Kumandanı Lazar Hrebelyanoviç önderliğindeki çok uluslu Balkan ordusu arasında yapılan I. Kosova Muharebesi, Osmanlı ordusunun galibiyeti ile sonuçlandı.

1919 – I. Dünya Savaşı sonunda, İtilaf Devletleri ile Almanya arasında Versay Barış Antlaşması imzalandı.

1928 – Sosyalist Hermann MüllerAlmanya şansölyesi olarak göreve başladı.

1969 – New York‘ta Stonewall ayaklanmaları başladı.

2011 – Google, yeni sosyal ağ projesi Google+‘ı duyurdu.

Jean-Jacques Rousseau (d. 1712)

James Madison (ö. 1836)

Mihail Tal (ö. 1992)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Haz 28

“BÖYLE BAŞA BÖYLE TARAK”

“BÖYLE BAŞA BÖYLE TARAK”

Din algımız bozuldu. İnsanlar seçilmiş birkaç ritüelin kaba şeklini, içi boşalmış halini din sandığından beri din birilerinin aparatı haline geldi. Dün de öyleydi diyenlere de kolayına itiraz edilemez. Böyle bir dinin din olmaktan çıkacağını çeşitli şekillerde yazanlar, söyleyenler var. Sesleri duyulmasa da var. Hâkim anlayış tarafından boğulmaya kalkılsa da var.

Türkiye’de dindarlık, namazı merkeze alma-içkiye karşıtlık ve başörtüsü üçgenine hapsedildi. Buna bir de partilerini, cemaatlerini, tarikatlerini, şeyhlerini ekleyenler var. Bunlar içinde namazın yeri ayrı görünüyor. Namaz varsa başka bir şeye ihtiyaç yoktur. Çünkü beşi kıldıktan sonra günah münah kalmaz. Tertemiz olursunuz. Cami kapılarının alınlarına ışıklı levhalar halinde yazmaya kadar gitti. Kimse de Diyanet’e “Bu nasıl dindir?” demedi. Dediyse de duyuramadı. Böyle bir din algısı yaygınlaştı.

İki vakit arasında ne yaparsanız yapın affedilecekse ahlâklı olmanın gereği haliyle yoktur. Bakın etrafınıza nitekim devlette bile doğru insan aranmıyor.

NEFRET ETTİĞİ YAŞAYIŞA GİZLİ HAYRANLIK

İçkiye nefret seviyesinde karşıtlığın doğurduğu sonuç da ilginç. Bu karşıtlığın temsilcisi konumundakilerin uyuşturucu müptelası olmaları şaşılacak bir durum değildir. Şiddetli karşı çıkışların imrenmeyi ve hayranlığı getirdiği temel psikoloji verisidir.

Âbidevî karakter Mehmet Âkif’imizin adını taşıyan gazeteci ve ondan önceki Haber Türk Genel Yayın Yönetmeni istisna olsa üzerinde durmak gerekmezdi. Olabilecek sapmalar arasında sayılır ve öyle değerlendirilirdi. Bu kimselerin güç sarhoşluğuyla geriye doğru bütün dediklerini unutarak dünya cennetinin yasak nimetlerine daldıkları anlaşılıyor. Zıtlar arasında geçişler ve nefret söylemiyle andığına hayranlıkla sarılmak maalesef gücü ele geçirenler arasında yaygın.

Başörtüsü de olmazsa olmaz şartlardan kabul edileli dindarlığın kabuğu daha sertleşti. Akıl, iz’an, vicdanla oluşan binlerce yılın insanlık mirası kavramlar dinin de temel değeriydi. Sayılmaz, anılmaz olduysa düşüneceğiz. Bunları konuşabilmekten, tartışabilmekten gün günden uzağa düşüyorsak kara kara düşüneceğiz.

Alıntı: A. Yağmur Tunalı

Posted in Gündem | “BÖYLE BAŞA BÖYLE TARAK” için yorumlar kapalı
Haz 27

TARİHTE BUGÜN

27 Haziran:

1917 – Yunanistanİtilaf Devletleri‘ne katıldı.

1954 – Dünyanın ilk nükleer enerji santrali Moskova yakınlarında Obninsk‘de açıldı.

1964 – Türkiye‘de darbe girişimi nedeniyle daha önce emekli edilmiş olan Süvari Binbaşı Fethi Gürcan idam edildi.

1967 – Dünyanın ilk bankamatiğiLondra‘da hizmete girdi.

1977 – Cibuti CumhuriyetiFransa‘dan bağımsızlığını ilan etti.

Krzysztof Kieślowski (d. 1941)

J. J. Abrams (d. 1966)

Kerim Tekin (ö. 1998)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Haz 27

“BAYRAK İNMEZ, EZAN DİNMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ…”

“BAYRAK İNMEZ, EZAN DİNMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ…”

Hatırlarsanız Nusaybin sınırında şanlı bayrağımız yere indirildi, üzerinde tepinildi ve videolarla tüm dünyaya servis edildi.
Bu utançtan sonra hafıza ister istemez 30 yıl öncesine gidiyor.

KKTC’de Türk bayrağını indirmeye kalkışana, askerine tereddütsüz “vur” emri veren bir komutan vardı: Hasan Kundakçı Paşa.

Bu onurlu duruşu yüzünden Kırmızı Bülten’le arandı, yıllarca yurt dışına çıkamadı ama tarihe şu sözü kazıdı:
“Bayrağı indirilmiş bir komutan olarak anılmaktansa, yurt dışına çıkamayan komutan olarak anılmayı tercih ederim.”

İşte bayrak budur.
İşte devlet aklı, işte onur.
Merhum Hasan Kundakçı Paşa’yı rahmetle, minnetle anıyorum. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.

Posted in Hikayeler | “BAYRAK İNMEZ, EZAN DİNMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ…” için yorumlar kapalı
Haz 26

TARİHTE BUGÜN

26 Haziran:

1861 – Osmanlı İmparatorluğu‘nda Sultan Abdülmecid öldü, yerine Abdülaziz padişah oldu.

1907 – Vladimir Lenin ile Josef Stalin‘in de aralarında bulunduğu kişilerce organize edilen Tiflis banka soygunu gerçekleşti.

1942 – II. Dünya Savaşı‘nın Kuzey Afrika Cephesi‘nde, Mihver güçleri ile Birleşik Krallık arasında Mersa Matruh Muharebesi gerçekleşti.

1945 – Birleşmiş Milletler‘i kuran ve düzenleyen belge olan Birleşmiş Milletler Antlaşması San Francisco‘da imzalandı.

1960 – MadagaskarFransa‘dan bağımsızlığını kazandı.

Julianus (ö. 363)

William Thomson (d. 1824)

Jupp Derwall (ö. 2007)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Haz 26

TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI

TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI

Otuz bir yıl sonra, orada konuştuğumuza benzer dikkatlerle hareket etmemiz gerektiğini söyleyebilirim. Bu yapı kolay inşa edilmedi ama kolay yıkılır. Yıkıma yol açmamak için incelikli hareketlerle yürümek lazımdır.  Diplomasiden ileri esnek hamlelerle yürüyeceğiz. Niçin böyle davranmamız gerektiğinin makul sebepleri de vardır.

Sovyet sosyalizminin insan ve değer bırakmayan uygulamasını bilen, o insanlar ve ülkeler hakkında konuşurken çok dikkatli davranır. Keskin denecek kadar ayrı görünen taraflarımızın olması normaldir. Bunları bilmek ve ona göre hareketlerimizi ayarlamak ilk yapacağımız işlerden olmalıydı. Yapamadık. Açık açık konuşan ve yazanlarımız az çıktı. Doğrularımız da yanlışlarımız da oldu.

34 yıl kısa da uzun da sayılmaz. Yapamadıklarımız, eksiklerimiz elbette çok. Yapılanlar da çok değerli. Türk Devletleri Teşkilatı’na kadar gelen süreç çok sancılıydı ve şartlara göre çok iyi götürüldü. Sürecin lokomotifi Türkiye’ydi. Demirel’den sonra bu görevi hatırlatan ve sürecin adımlarını attıracak fikri ve hamleyi başlatan Nazarbayev’di. Şu anda Türkiye’yi yönetenlerin bu meseleye ilgileri her zaman zayıftı. Katılmayabilirlerdi, iyi ki onların şahsi planlarına da uydu ve katıldılar.

Basite indirilecek bir iş ve başarı değildir. Rusya’nın baskısı tepelerinde dururken Türk Cumhuriyetleri isteseler de kolay kolay ayrı bir birliğe giremezlerdi. Demirel’in gayreti unutulmaz. Türk Devletlerinin yöneticilerini en çok o hazırlamıştır. 2009’da Nazarbayev’in teklifiyle kurulan Konsey, sonra Keneş, en son Türk Devletleri Teşkilatı parlak bir sonuçtur. Halil Akıncı kurucu genel sekreteridir. İğneyle kuyu kazmışlardır. Türkiye’de bu süreci ve meseleleri en iyi bilen Büyükelçi Halil Akıncı’dır.

Güney Kıbrıs’a temsilcilik açacak üç devletimiz de Türk Devletler Teşkilatının üyesidir. Teşkilatın devamıyla ilgili olumsuz bir durum yoktur. Daha gidilecek çok yol vardır. İlişkiler daha ileri gidecek. Biz güçlendikçe şimdi rahatsız olduğumuz karar revize edilecek, gerekirse değişecek, değişmese de aleyhimize değil, lehimize işleyecek. Tek çare güçlenmektir. Güçlü Türkiye, güçlü Türk Dünyası demektir.

Bazı hususları döne döne tekrar ediyorum: Üç Türk Cumhuriyeti’nin Güney Kıbrıs’ta temsilcilik açması bizi rahatsız eder, elbette etmiştir. Doğrudan bize karşı bir tavır olarak değerlendirenlerin bilmeden veya ideolojik darlık ve körlükle konuştukları açık. Rusya, Çin, Hindistan ekseninde araya sıkışmış hisseden bu Türk devletlerinin, Batı’yla yakınlaşma isteği normaldir.  AB de bu yakınlaşmayı fırsat bilerek, verilecek karar için Güney Kıbrıs vetosunu öne sürmüştür ve kabul edilmiştir.

Alıntı:

Posted in Gündem | TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI için yorumlar kapalı