Mar 23

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Siyasi kavgalar çoğu neticesizdir. Fakat toplumsal çalışma her zaman için verimlidir. Bizim aydınlar buna çalışmalı. Neden Anadolu’ya gelip uğramazlar? Neden milletle doğrudan doğruya temasta bulunmazlar? Memleketi gezmeli, milleti tanımalı. Eksiği nedir görüp göstermeli. Milleti sevmek böyle olur. Yoksa lafla sevgi fayda vermez.” M. Kemal Atatürk

* “Şiddete dayalı bir yönetim, ancak iktidarın kaybedildiği bir süreçte devreye girer.” Arendt 

* “Elmas ile kömür aynı karbon sayısına sahip. Ancak moleküler yapıları sebebiyle biri elmas, diğeri kömür. İnsanı düşünelim; herkes topraktan yaratıldı. Ancak ahlâk, merhamet, vicdan gibi kimyasal bağlar onun asıl cismin belirler.” Aziz Sancar

* “Aklını bilgiyle süsle, bedenini mücevherle değil.” Çin Atasözü
* “Kendini sevmek cehaletin çocuğudur.”  İspanyol Atasözü
* “Aklı öldürürsen ahlak ölür. Akıl ve ahlak ölürse millet bölünür. Kadıyı satın aldığın gün adalet ölür. Adaletin öldüğü gün devlet de ölür.” Fatih Sultan Mehmet

Posted in Atasözleri Vecizeler | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Mar 22

TARİHTE BUGÜN

22 Mart:

1933 – Nazi Almanyası‘nın ilk toplama kampı olan Dachau toplama kampı kuruldu.

1945 – Arap BirliğiMısırSuriyeLübnanÜrdünSuudi ArabistanIrak ve Yemen tarafından Kahire‘de kuruldu.

1963 – The Beatles‘ın ilk albümü Please Please Me çıktı.

1993 – Intel Pentium satışa sunuldu.

2016 – Belçika‘da Brüksel saldırıları gerçekleşti.

I. Maximilian (d. 1459)

Johann Wolfgang von Goethe (ö. 1832)

Sabiha Gökçen (ö. 2001)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Mar 22

MİLLÎ İRADE HANGİ İRADE?

MİLLÎ İRADE HANGİ İRADE?

“Milli irade” dedikleri, aslında partileri yöneten kişilerin iradesiymiş. Çünkü mevcut siyasal sistemde meclis yetkilerini kayıp etmiş, iktidar ve ortaklarının istediklerini onaylayıcı sembolik güce dönüştürülmüştür.

Eğer kast ettikleri meclis iradesiyse durum budur. Mevcut siyasal yapıda, millet ve toplum değil, egemen iktidar gücü “millet iradesinin” (meclisin) üstünde vesayet odağı olarak konumlanmıştır.

Bahçeli’nin veya Erdoğan’ın istemediği, önermediği, uygun görmediği hangi karara partilerin milletvekilleri, aksi bir karar verebilir?

Hiçbiri!

Zaten uygulamada bunu görüyoruz.

Öyle ise?

Öyle ise asıl karar verici millet değil, liderlerdir. Üstelik bu liderler, bırakın milleti, dava arkadaşlarının beklentilerine göre de karar almıyor.

“Akıl bizde, hikmet bizde, millet ne anlar” deyip kendilerince gereğini yapıyorlar.

Uygulamada TBMM, buyurgan, otoriter liderlerin vesayetine maruz bırakılmaktadır. Yetkin ve özgür değildir. Yürürlükte olan olağan hukuk ve demokrasi kuralları, sembolik hale getirilmiştir. Biçimsel olarak komisyonlara ve genel kurula getirilen yasalar bir torbaya konuluyor. Meclis onaylıyor. Asıl kanun koyucu, vesayet merkezi olan sarayda. Biçimsel olarak da meclis komisyonunda.

Dolayısı ile “milli irade” kavramı, siyaset bilimin, hukukun içini doldurduğu olağan şekliyle hayatımızın içinde değil. Kavram çarpıtılmış haliyle siyasal yaşamın içine sokulmuş durumda.

Bahçeli’nin varmış gibi dillendirdiği milli irade yok ki yeni anayasa yapsın. Siyasi irade milleti temsil ediyorsa, Bahçeli’nin iradesi de oy aldığı milliyetçi kitleyi yansıtıyorsa, TUSAŞ’a neden “araştırılmasın” diyor?

Narin Güran cinayetinin araştırılmasına MHP’ye oy verenler nasıl bir gerekçeyle “Hayır araştırılmasın” demiş olabilir? Benzerleri de aynı.

Kusura bakmasınlar, sahici milli iradeyi bulalım, anayasayı da yapalım tabi. Şimdilik realitede olmadığına göre milli iradeden söz etmek topluma hoş görünme çabasından başkası değildir.

Alıntı: Ahmet Gürsoy

Posted in Gündem | MİLLÎ İRADE HANGİ İRADE? için yorumlar kapalı
Mar 21

TARİHTE BUGÜN

21 Mart:

1590 – Osmanlı Devleti ve Safevî Devleti arasında, Ferhat Paşa Antlaşması imzalandı.

1871 – Otto von Bismarck, prens unvanı alarak Almanya şansölyeliğine atandı.

1960 – Sharpeville KatliamıGüney Afrika‘da polis, silahsız bir grup siyah göstericinin üzerine ateş açtı: 69 siyah öldü, 180’i yaralandı.

1968 – İsrail zaferi ile sonuçlanan Karameh Muharebesi gerçekleşti.

1990 – NamibyaGüney Afrika‘dan bağımsızlığını ilan etti.

Pocahontas (ö. 1617)

Johann Sebastian Bach (d. 1685)

Âşık Veysel (ö. 1973)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Mar 21

AVUSTRALYA’YA SAVAŞ AÇAN 2 TÜRK ASKERİ

AVUSTRALYA’YA SAVAŞ AÇAN 2 TÜRK ASKERİ

İngilizler Hindistan’ı işgal eder, Hindistan Kralı Osmanlıdan yardım ister.

Yıllardır savaş içinde olan Osmanlı bu yardımı karşılıksız bırakmamakla birlikte 350 kişilik bir askeri birliği gemiyle Hindistan’a gönderir. 350 kişilik birlikten 20 kadarı hastalıktan yolda şehit olur, kalan 330 Osmanlı askeri Hindistan’a çıkarlar ve İngilizlerle savaşmaya başlarlar.

Mühimmat açısından kısıtlı olan Osmanlı askerleri birkaç günlük mücadeleden sonra teknolojik donanıma sahip İngiliz askerleri karşısında yenik düşerler. 40 kadarı esir alınır, diğerleri de savaşta şehit olur. Savaş bittikten sonra bu 40 Osmanlı esir askeri İngilizler gemilerde çalıştırmaya başlarlar.

Bu gemi bir seferinde Avustralya’ya uğrar. İki Osmanlı esiri bir yolunu bulup kaçarlar. Bir süre sonra, adı Karadeniz diyarından Menteşeoğlu Abdullah olan, baba mesleği dondurmacılığa başlar. Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet de Kasaplık yapar.

Birinci dünya savaşında Avustralya Çanakkale’ye asker çıkarır ve bizim iki Osmanlı askeri olayı duyarlar. Hemen buluşup durum değerlendirmesi yaparlar. Biz Osmanlı askeriyiz ve Avustralya’da yaşıyoruz. Avusturalya devleti Osmanlıya savaş açmış ve bizim ülkemizi işgale gitmiş. Bundan dolayı biz de Avustralya devletine savaş açalım derler. Alırlar kâğıdı kalemi ve yazarlar:

Sayın Avustralya Başkanı Eksalans hazretleri; biz iki Osmanlı askeri, ülkenizde bulunuyoruz. Duyduk ki devletimiz Osmanlıya Avustralya devleti olarak savaş açmış ve Çanakkale’ye asker göndermişsiniz. Bundan dolayı iki Osmanlı askeri olarak biz de Avustralya devletine savaş açmış bulunmaktayız. Bu bir Osmanlı fermanıdır. Ekselansların bilgilerine duyurulur. Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet, Karadeniz diyarından Menteşeoğlu Abdullah.

İki Osmanlı askeri, Sidney’in 250 km. uzağında Karlıdağlar denilen bölgede önce virajlarda tren raylarını sökerek 3 treni devirirler. Üçüncü tren kazasında askeri mühimmat bularak silahlanırlar. Aynı bölgede 8 karakol basarlar ve karakollardaki askerlerin tamamını vururlar. Ne olduğunu bir türlü çözemeyen Avustralya devletinin sonunda iki Osmanlı askerinin yazmış olduğu mektup akıllarına gelir ve mektubun atıldığı bölgeye 250 kadar asker gönderirler.

İki Osmanlı askeri aranmaya başlanır. Birkaç gün sonunda sıcak çatışma olur ve Osmanlı askerleri bu Karlıdağlar da şehit edilir. İki askerin mezarı şu an da Sidney’e 250 km. uzakta Karlı Dağlarda. Avustralyalılar iki Osmanlı askeriyle savaştık demek zorlarına gittiği için bu askerlere Hindistan asıllı diyorlar. Oysa Hindistan’da ne Karahisar diyarı ne de Karadeniz diyarı diye bir bölge yok.

Kaynak: Osmanlı tarihi cilt 2

Posted in Hikayeler | AVUSTRALYA’YA SAVAŞ AÇAN 2 TÜRK ASKERİ için yorumlar kapalı
Mar 21

MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN TARİHİ BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ

MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN TARİHİ BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ

Türkiye Büyük Millet Meclisinin açıldığı günlerde gizli oturumların birinde Mustafa Kemal Paşa kurutuluş savaşı ile ilgili olarak dış ülkeler ile yapılan temaslar hakkında milletvekillerine bilgi vermiştir.

Orduyu ve milleti örgütlemeye çalışırken Kemal Paşa’ya Suriyeliler ve Iraklılar başvurmuşlar.

İngilizler Irak’ı Fransızlar da Suriye’yi işgal ettikleri için Mustafa Kemal’e diyorlar ki;

“Sizinle beraber biz de kurtuluş savaşına girelim.”

Mustafa Kemal mecliste milletvekillerine diyor ki?

“Irak’ta İngilizlerin muamelesi Irak halkının gönlünü fena halde kırmıştı Biz kendileriyle temas aramadan evvel onlar bizimle temas aradı.

Genellikle Osmanlı Devleti’nin bir parçası olmayı kabul ettiler fakat biz onlara Suriyelilere söylediğimiz görüşü söylemekten başka bir şey yapmadık onlara dedik ki;

Kendi dahilin de kendi güçleriniz de ve kendi varlığınızla bağımsızlığını sağlamaya çalışınız biz de her şeyden önce kendi bağımsızlığımızın sağlanmasına çalışıyoruz.

Bağımsız devletler olmamızdan sonra birleşmemiz için hiçbir engel kalmaz. Federasyon ya da Konfederasyon şeklinde birleşilir.”

O günlerde İngiliz istihbaratı da boş durmamaktadır.

Verdikleri raporlarda Halep’teki ve Şam’daki çok sayıda Müslüman devletlerinin mandası altında kalmaktansa Türkiye ile birleşmeyi tercih ettiklerini belirtiliyorlar.

Petrol bölgeleri, Musul, Süleymaniye ve Kerkük sorun oluyordu.

İngiltere buraları sömürgesi Irak’a devralmak istiyordu.

Türkiye buna karşı çıkıyor ama Mustafa Kemal “önce Lozan’ı imzalayalım” diyor ve 1924’te imzalanıyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tapusu alınıyor.

Haliç Konferansı toplanıyor ama Musul meselesi halledilmiyor.

Sorun o zamanki Milletler Cemiyetine yansıyor ve Türkiye aleyhine bir karar alınıyor.

Türkiye aleyhine bu karar Musul’un Irak’a yani İngilizlere terk edilmesidir.

Mustafa Kemal Paşa’nın tavrı ile Türkiye bu kararı tanımıyor ve “orası bizimdir” diyor.

İngilizler bu kez verdikleri ültimatomda Hakkâri vilayeti için şöyle diyorlar;

“Nesturî Hristiyanları var orası Müslüman değildir.”

Bu küstah ültimatom Mustafa Kemal tarafından şiddetle reddediliyor.

Türkiye Savaşı göze almıştır. Musul için böyle bir durum karşısında ne olacaktır?

Böyle bir durum karşısında hiç beklenmedik bir şey olur.

Mustafa Kemal Paşa’nın en çok güvendiği ve İstiklal savaşını beraber yaptığı generallerin bir kısmı böyle bir savaş ihtimali belirince görevlerinden istifa ederler.

17 Kasım 1924’te Kâzım Karabekir, Rauf (Orbay) Bey, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Refet (Bele) Paşa ve Adnan (Adıvar) Bey’in öncülüğünde, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Cumhuriyeti tarihinin ilk muhalefet partisi olarak kurulur.

Bu parti Mustafa Kemal’den yana değil daha çok batılı ülkelere yakın davranır…

Mustafa Kemal Paşa buna şiddetle karşı çıkar aralarında çok ciddi sorunlar olacağı sırada da İngilizlerin kışkırtması devreye girer.

Kürt Emirliği’ne bağlı Hristiyan topluluğu Nasrutiler Patrikleri Marşemun önderliğinde Irak’a bağlanması için isyan başlatır. (7 Ağustos – 26 Eylül 1924)

Şeyh Said ve yandaşları ise “şeriat isteriz” diye isyan ederler. (Şubat – Nisan 1925)

Mustafa Kemal Paşa her iki isyanı da bastırır. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kendisini fesheder.

Mustafa Kemal Paşa’ya o kadar tepki duyarlar ki bu bir öfke ve kinin arkasından onu öldürme teşebbüsü gelir.

Bu yaşananlar göz önüne alınırsa Mustafa Kemal’i öldürme teşebbüsünün arkasında kimlerin olduğu açıkça bellidir.

Mustafa Kemal Paşa’nın bağımsız ülkeler topluluğunun oluşturacağı Büyük Orta Doğu Politikası da hedef alınmıştı

Amerika ve İngiltere başta olmak üzere emperyalist ülkeler Mustafa Kemal’in Orta Doğu’da bağımsız devletler politikası yerine kendilerine bağımlı ülkeler yaratmak peşindedir.

1937’de Hatay meselesi çıkar.

Mustafa Kemal hastadır ve bir toplantı yapar.

Bir tarafına Sadabat paktının Genelkurmay başkanlarını toplamıştır bir tarafına Balkan paktının Genelkurmay başkanlarını toplamıştır.

Karşısındaki Fransız sefirini şöyle söyler:

“Ben muhterem milletinizin ve şerefli ordunuzun kıymetli kudretli vasıflarını takdirle sitayişle bilirim onlara bu şuurla dostluk elimi uzatmak istiyorum.

Onlar da benim dostluğumun değeri olduğunu bilmelidir buna aynı ehemmiyetle mukabele etmelidir.

Benim talebimi reddetme ihtimalini tasavvur edemiyorum. Hatay Türkiye’ye aittir.

Sizin gücünüz yok bizim gücümüz var. Gerekirse biz bunu kullanırız.

Hepimiz Müslümanız, yemin ederim ki namusum üzerine söylerim ki bırakmam.

Temenni ederim ki Fransız hükümeti aklını başına toplasın.

Olmazsa cumhurbaşkanlığından istifa ederim arkadaşlarımla beraber gizlice sınırı geçer Hatay’da gerillaya başlarım.”

Ve Hatay kazanılır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Büyük Ortadoğu Projesinin özeti ise şudur:

“Yurtta sulh, cihanda sulh…”

Kaynak: Yeniçağ Gazetesi Orhan Uğuroğlu

Posted in Gündem | MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN TARİHİ BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ için yorumlar kapalı
Mar 20

TARİHTE BUGÜN

20 Mart:

1602 – Hollanda Doğu Hindistan Şirketi kuruldu.

1815 – Napolyon, düzenli ordu ve gönüllü güçler eşliğinde Paris‘e girdi, Yüz Gün Savaşı başladı.

1956 – TunusFransa‘dan bağımsızlığını kazandı.

1995 – Tokyo metrosuna düzenlenen sarin gazı saldırısında 12 kişi öldü, 1300 kişi yaralandı.

2003 – Irak SavaşıABD – Irak arasındaki ilk çarpışmalar başladı.

I. Abdülhamid (d. 1725)

Frederick Winslow Taylor (d. 1856)

Falih Rıfkı Atay (ö. 1971)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Mar 20

ÇARŞI PAZARIN AĞASI VARMIŞ

BEHLÜL DANE’DEN BİR KISSA

ÇARŞI PAZARIN AĞASI VARMIŞ

Behlül Dânâ bir gün Harun Reşid’den bir vazife istedi. Harun Reşid de ona çarşı pazar ağalığını (denetimini) verdi. Behlül Dânâ hemen işe koyuldu.

İlk olarak bir fırına gitti birkaç ekmek tarttı hepsi normal gramajından noksan geldi. Dönüp fırıncı ya sordu: “Hayatından memnun musun, geçinebiliyor musun, çoluk-çocuğunla ağzının tadı var mı?” Adam her soruya olumsuz cevap verdi.

Memnun olduğu bir şey yoktu. Behlül Dânâ bir şey demeden ayrıldı ve bir başka fırına geçti. Orada da birkaç ekmek tarttı ve gördü ki bütün ekmekler gramajından fazla geliyor, eksik gelmiyor.

Aynı soruları bu fırının sahibine de sordu ve her soruya olumlu cevap aldı. Bundan sonra başka bir yere uğramadan doğru Harun Reşid’in huzuruna çıktı ve yeni bir vazife istedi. Harun Reşid, “Behlül daha demin vazife verdik sana ne çabuk bıktın?” dedi.

Behlül Dânâ açıkladı:

– Efendim çarşı pazarın ağası varmış. Benden önce ekmekleri tartmış, vicdanları tartmış, buna göre herkes hesabını ödemiş, bana ihtiyaç kalmamış.

Posted in Fıkralar | ÇARŞI PAZARIN AĞASI VARMIŞ için yorumlar kapalı
Mar 19

TARİHTE BUGÜN

19 Mart:

1279 – Song Hanedanı ile Moğol Yuan Hanedanı arasında Yamen Muharebesi gerçekleşti.

1452 – III. FrederikPapa tarafından taç takılan son Kutsal Roma imparatoru oldu.

1915 – Plüton‘un ilk fotoğrafı çekildi.

2006 – Azerbaycan Millî Direniş Teşkilatı kuruldu.

2011 – Libya ayaklanması‘na müdahale için Libya bombardımanı başlatıldı.

İbn Haldun (ö. 1406)

Arthur Balfour (ö. 1930)

Bruce Willis (d. 1955)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Mar 19

1500’LERDE AVRUPA

1500’LERDE AVRUPA

1500’lerde İngiltere’de insanların çoğu Haziran’da evleniyordu senelik banyolarını da Mayıs’da yapıyorlar, Haziran’da çok kötü kokmuyorlardı…

Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu…

Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu…

Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti… Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak ta bebekler aynı suda yıkanıyordu.. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü..

İngilizcedeki ‘banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın’ deyimi buradan gelmektedir..

Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu..

Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu..

Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu..

Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu.. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu..

Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar bu nedenle oluştu..

Zemin topraktı.. Sadece

Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı..

Bunlar kışın ıslandığı zaman kayganlaşıyordu..

Bunu önlemek için yere saman seriyorlardı.. Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu.. Bir zaman geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu.. Buna mani olmak üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı ‘Thresh hold’ (saman tutan; Türkçesi eşik idi..

Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu..

Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu.. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu.. Akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu.. Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu.. ‘Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük’ (Peas Porridge hot, Peas Porridge cold, Peas Porridge in the Pot nine Days old) tekerlemesinin menşei budur..

Bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı..

Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı.. Birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi.. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı..

Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu.. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açabiliyordu.. Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bundan sonraki yaklaşık 400 yıl Domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü..

Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu.. Onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı.. Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu..

Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu..

Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için, içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu.. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında ‘tabak ağzı’ (Trench Mouth) hastalığı ortaya çıkıyordu..

Ekmek itibara göre bölüşülüyordu.. İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı..

Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu.. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu.. Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık bile yapıyordu.. Hatta bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu..

Buna ‘uyanma’ nöbeti deniyordu..

İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı.. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir ‘kemik evi’ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı..

Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü.. Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı..

Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar.. Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi.. Buna mezarlık nöbeti denirdi.

Ortaçağda Avrupa’daki rahibelerin yüz ve ellerinden başka yerlerini yıkamaları kesin olarak yasaklanmıştı..

Kastilya Kraliçesi İsabella bile 50 yıldan fazla süren hayatı boyunca iki kez banyo yapmıştı..

Tuvaletle henüz tanışmayan Avrupa’da lazımlıkları sokaklara boşaltma adeti 17. yüzyıla kadar sürdü..

Fransa krallarından 14. Louis, gününün belli bir zamanını lazımlığında oturarak geçirir, devlet işlerini de buradan yürütürdü..

1600’lerde İstanbul’a gelen İngiliz büyükelçiler, lazımlık kullanma ve bunu da pencereden boşaltma adetleri yüzünden şehirden uzak olan Tarabya’yaki bir konağa gönderilmişti.. 19.yy da kesin olarak tuvalet kullanma sözü vermeleri üzerine Taksim’e taşınmalarına izin verilmişti..

liste böyle uzaaar gider..

Ama esas dikkat çekmek istediğim konu şudur;

1500 lü yıllarda adeta b*k içinde yaşayan Avrupa nasıl oldu da arayı bu kadar açtı?

Bu da bizim sınavımız olsun..

Prof. Dr. Erol Duren

Posted in Gündem | 1500’LERDE AVRUPA için yorumlar kapalı