Ağu 01

TARİHTE BUGÜN

1 Ağustos: İsviçre Ulusal Günü ve KKTC‘de Toplumsal Direniş Bayramı

1619 – İlk Afrikalı köleler Jamestown, Virginia‘ya getirildi.

1774 – İngiliz kimyacı Joseph Priestley oksijen gazını (O2) keşfetti.

1902 – ABD, Panama Kanalı‘nın haklarını Fransa‘dan satın alarak kanalın inşaatını başlattı.

1914 – Alman İmparatorluğu, Rusya İmparatorluğu‘na savaş ilan etti.

1975 – Arnavutluk, ABD ve Kanada‘nın katılmadığı, 35 ülkenin katıldığı Helsinki zirvesinde Helsinki Nihai Senedi imzalandı.

Marcus Antonius (ö. MÖ 30)

Herman Melville (d. 1819)

Ülkü Adatepe (ö. 2012)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ağu 01

28 YILLIK KEHANET(!) 1

28 YILLIK KEHANET(!) 1

Bugün, Terörsüz Türkiye diye başlayan “Üçüncü Nesil PKK Açılımı” uygulamaya sokuldu. 28 yıl önce ABD’de ortaya konan kehanetler (!) gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Tabi, Türk Milleti’ni aşabilirlerse…

Aşağıdaki yazı 15 yıl önce, 2 Ekim 2011’de MDM internet sitesinde yayınlanmıştır. 

Bugünlerde (Şubat- Mart 2026) sosyal medyada ortaya çıkan; bölücü PKK terörünü, neredeyse, kutsayan “Türkiye’nin Kürt Meselesi” isimli kitapla ilgilidir.  2021 Temmuz’unda da Pankuş Yayınları’ndan çıkan Türkiye’nin Rotası isimli kitabımda da yer almıştır (s. 31).

“Türkiye’nin Kürt Meselesi”,  CİA’nın 1998’de hazırlattığı bir rapordur. Bütüne baktığınızda bir projenin uygulama planı da denebilir. CİA’nın yan kuruluşu olan Carnegie Ölümcül Çatışmaları Önleme Komisyonu’nun bir çalışmasıdır. Başka bir CİA kuruluşu olan RAND da malî destek sağlamıştır.

Kitap, Türk Milleti’nin itirazı aşılamayınca yarım kalan önceki (2009 Habur ve 28 Şubat 2015 Dolmabahçe Sarayı) PKK açılımlarının ve 2024’te başlayıp hâlen devam eden Terörsüz Türkiye sürecinin, ya da daha doğru ifadeyle, Üçüncü Nesil PKK Açılımının rotasıdır. Anlayacağınız kahinlerin (!) 28 yıllık kehanetlerini gerçekleştirmeye çalışanlar var. Tabi, Türk Milleti’ni aşabilirlerse…

Türkiye’de olan biteni on üç yıl önceden bilen kâhinler: Morton Abromowitz, Graham Fuller, Henry Barkey 

ABD ne planlamıştı, Türkiye’de neler oluyor? Çok çarpıcı ve aynı zamanda kırıcı bir soru değil mi? Ama “Türkiye’nin Kürt Meselesi”[i] kitabını okumaya başlayınca bu soru tam yerine oturuyor.

Kitabın yazarları Graham Fuller ve Henri Barkey. Bu kişilerin kimler olduğu hakkında açıklamaya gerek olduğunu sanmıyorum. Konuyla biraz(cık) ilgili olanlar için bile çok tanıdık isimler.

Kitabın ilk baskısı 1998 yılında ABD’de yapılmış, ön sözü ise 1991 yılında Türkiye’den ayrılan eski ABD Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz tarafından yazılmış. Kitap, Türkçeye Eylül 2011’de çevrilerek Profil Yayınları tarafından basıldı.

Kitabevinde dolaşırken yazarları dikkatimi çeken, kısacık incelemede diğer alacaklarımı unutturan kitabı aldım ve çıktım. Daha ön söz(ler) ve giriş bölümünde beynime çiviler, yüreğime oklar saplandı, daraldım… İçimde volkanlar patladı. Kitabın ilk sayfasını geçemeden bu yazıyı kaleme alma ihtiyacını hissettim.

Yazarlar kendi ön sözlerine “Her şeyden önce bu bir siyasi çalışmadır” diyerek başlıyorlar. 1998’de, hem de Türkiye için yapılmış böyle bir çalışmanın 2011’de, yani 13 yıl sonra Türkçe olarak yayımlanması çok dikkat çekici. Bana vaktin geldiğini düşündürdü. Hani infaz günü idam mahkûmunun hücresine sabah gün doğmadan gelirler, kararı yüzüne okurlar ya… Her neyse…

Özel Bir İsimden İlginç Sözler

Abramowitz ön söze, “Bu kışkırtıcı kitabın konusu, Türkiye Kürtlerinin sorunlarının nasıl aşılabileceğidir” diye başlıyor. (Burada dikkatinizi yeniden tarihe çekmek istiyorum. 1998’de Irak’ta hâlâ Saddam işbaşındadır.) Bu demektir ki, Irak’ta yaşayan Kürtlerin problemleri ya çözülmüş (!) ya da ABD için Türkiye’de yaşayan Kürtlerinki kadar önemli değildir.

Büyükelçi, yazarların; “Ülkenin mevcut sınırları içerisinde (1) yasal bir Kürt kimliğini ortaya koyan, (2) güneydoğudaki mevcut askerî yaklaşımı çarpıcı biçimde azaltan ve değiştiren, (3) Kürt siyasi partilerini taciz eden veya koruyan, (4) Kürtlerin kendi dillerinde eğitim almalarına imkân veren ve (5) merkezi idareden yerel idareye geçen bir çözüm talep ettiklerini” söyledikten sonra, “Benim bunlardan daha iyi bir önerim yok” cümlesini ekliyor.

Devamında, “Bugün çok sayıda Türk hâlâ ABD’nin Türkiye’yi bölmeye ve ülke toprakları üzerinde bir Kürt devleti kurmaya çalıştığına inanmaktadır(…) Bu tür bir planın varlığını ne kadar inkâr ettiysem de insanlar buna belirli ölçüde kuşkuyla yaklaşıyorlardı (…)” satırları geliyor.

Haydi bu satırlar üzerine kuşkularınızı yok edin bakalım, ne kadar başarılı olabileceksiniz?

Büyükelçi, “Terör ve terörist” ifadelerini hiç kullanmıyor; hep “Kürt isyancılar” diyerek “İnsan hakları ihlallerinin yapıldığını” vurguluyor. “İsyancılar (…) ihtiyaç duyduklarında Irak’ta uluslararası denetim altındaki uçuşa kapalı bir alana sığınıyorlar” cümlesiyle de; ABD’nin teröre desteğini zımnen de olsa resmileştiriyor.

Kim Bu Türk Politika Yapıcıları?

Yazarların kendi ön sözlerinde; “Her şeyden önce, bu eser siyasi bir çalışmadır. Türk politika yapıcıları ve Türk toplumu, ayrıca Türkiye’nin dostları ve müttefiklerinin ülkenin Kürt nüfusu arasındaki huzursuzluktan kaynaklanan sorunlarını incelemek üzere tasarlanmıştır” denmekte. Burada, hemen art arda sorulması gereken sorular ortaya çıkıyor:

Böyle bir konuda “Siyasi çalışma” yapmanın anlamı, Türkiye’nin iç işlerine karışmak değil midir? Yoksa bu çalışma ısmarlanmış bir çalışma mıdır? Ismarlandıysa ısmarlayanlar kim ya da kimlerdir?

Bu “Türk politika yapıcıları” kimdir?

Bu çalışma o “Türk politika yapıcılarına” verilmiş midir?

“Türk politika yapıcıları” bu çalışmaları değerlendirmişler midir?

Bu çalışmadaki “Çözüm teklifleri”ne yönelik plan uygulanmakta mıdır?

“Türk toplumu” için yapıldığı söylenen bu çalışma, neden tam on üç yıl sonra “Türk toplumu”nun bilgisine sunulmuştur?

“Türkiye’nin dostları ve müttefiklerinin Türkiye’nin Kürt nüfusu içindeki huzursuzluktan kaynaklanan sorunları” nelerdir?

Bunlar, Türkiye’de olan biten hakkında biraz kafa yorup düşünen herkes tarafından cevapları verilebilecek/verilmesi gereken sorular.

Yazarlar; “Türk yönetiminin Kürt sorununu tatmin edici biçimde ortadan kaldırma kabiliyetinin korunması gerektiğinin” altını çizerek “Toprak bütünlüğünün korunmasına çok önem veriyoruz; dünyada pek çok ülkenin yıkıcı etnik isyanlar ve ayrılıkçı eğilimlerle boğuştuğu bir çağda eğer mümkünse birleşik bir Türk devleti içerisinde çözüme kavuşulmasından yanayız. Çatışma nedeniyle Türk ve Kürt taraflarındaki can kayıplarından da endişe duyuyoruz” demekteler.

Tek başına “Kabiliyetin korunması” ifadesi için bile sayfalarca yorum yapılabilecekken, neredeyse, üzerine kitap yazılabilecek bir paragraf var karşımızda. Mesaj da alenen ve fütursuzca veriliyor.

Birleşik Türk Devleti ama Kiminle?

Öncelikle “Toprak bütünlüğünün korunması”na önem veren “Dostlarımız (!)” karşımızdadır ki; bu cümle, “Dediklerimiz yapılmazsa ‘toprak bütünlüğü’nüz tehdit altındadır” şeklinde okunmalıdır. Çözüm olarak da nihai teklif (Dayatma),“Birleşik bir Türk Devleti”dir. “Aksi takdirde can kayıpları” tehdidi de açıkça yer almakta.

“Birleşik Türk Devleti” ifadesinde, hemen -adı Türk ya kardeşim…- hissi uyanıyor ama bunu diyecekler de birleşmenin kiminle olacağını açıklamalılar. Tabii cevabı da bellidir, “Kürtlerle”. İşte o devlet artık Türk devleti değildir, ortaklık (Federasyon) devletidir ama adı açıklanmıyor. Herhâlde ona sıra daha gelmemiş olsa gerek.

Ön sözde tehdit devam etmektedir. “İnsan haklarını ihlal etmesi, Türkiye’ye Avrupa ve Washington’da siyasi bedeller ödetecektir. (…) Devlet politikaları bu insanların (Kürtlerin) temel ihtiyaçlarını layıkıyla karşılayamazsa Türkiye’nin devlet olarak bütünlüğü tehlikeye girecektir. (…) Türkiye’nin istenmeyen bir sonuçla karşılaşmasını hiç ümit etmiyoruz.”

Aslında her şey yorum bile yapmaya gerek kalmadan gayet net, açık ve anlaşılır bir biçimde ortada. “Uzun yıllarını Türkiye üzerine profesyonel çalışmalara ayırmış ve yine uzun süreler Türkiye’de kalmış” yazarlar tarafından, “Özellikle Kürt meselesiyle ilgilenen, hatta meselede aktif rol oynayan Kürtlerle (Sorunun asıl kaynağı)” görüşülerek yapılan bu çalışmanın en doğru cümlesi, “Yaptığımız çalışmalar sonunda Kürt çatışmasının esasen etnik bir sorun olduğu” cümlesidir. Bu cümle aynı zamanda bir itiraftır çünkü bütün gayretleri bu yöndedir ve etnik, ırkçı bir terör yaratmış oldukları apaçık ortadadır.

Eğri Cetvelden Doğru Çıkmaz

Çalışmada İsrail-Filistin sorunu ile benzerlikler kurulmaktadır. Bu yaklaşım doğru değildir. İsrail ve Filistin halkları kadim tarihten bu yana farklıdır, çatışma içindedirler; dinleri, dilleri ve mensup oldukları medeniyet daireleri ayrılığı olan iki toplumdur.

Türk ve Kürt – ki ben bu ayrımı bile incitici buluyorum – en az bin yıldır birlikte “Biz” olmuşlardır. Yazarlar da “75 yıldır yasal eşitlik temelinde” yaşandığını kendileri vurgulamaktadırlar.

Gerilla (!) örgütlerinin geçirdikleri evrim vs. de denmekte. Filistin’de işgal edilmiş topraklar ve dolayısıyla bir özgürlük hareketi vardır. Fakat Türkiye’de sahip olunan vatanın birliği söz konusudur.

Ön sözün en çarpıcı cümlelerinden birisi de; “Türk devleti zaman içerisinde hamlelerini yaparak kendi seçimlerini gerçekleştirecektir” ifadesidir. “Ümit ederiz, umarız” gibi temenni içeren ifadeler kullanılmayan bu cümlenin yaptırım gücünde hissedilen keskinlik, öfkeden gözlerimizi yuvasından fırlatacak cinstendir. “(…) Türkiye’deki Kürt meselesi bugün ABD için çok önemli bir ülkedeki etnik şiddet olgusunun en önemli örneklerinden biridir” ifadeleriyle birlikte anlam daha da derinleşiyor.

Kaynak: MDM Hakan Paksoy

Posted in Gündem | 28 YILLIK KEHANET(!) 1 için yorumlar kapalı
Tem 31

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

31 Temmuz:

1492 – Yahudilerin Kastilya ve Aragon‘dan kovulacağını gerekçeleriyle bildiren Elhamra Kararnamesi imzalanarak yürürlüğe girdi.

1932 – Weimar Cumhuriyeti‘nde seçimlerde 230 milletvekilliği alan Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (Naziler) birinci parti oldu.

1936 – İspanya‘da General Franco‘nun faşist güçleri Madrid‘i kuşattı.

1952 – Türkiye‘nin ilk sendikal konfederasyonu olan Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) kuruldu.

1959 – Bask Yurdu ve Özgürlüğü (ETA) örgütü kuruldu.

Milton Friedman (d. 1912)

Antoine de Saint-Exupéry (ö. 1944)

J. K. Rowling (d. 1965)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 31

MİLLÎ VASİYET

MİLLÎ VASİYET

* * *

Kanma esarete kimliğini bil

Çalış gayret et ki seni ansın dil

Olmalı değil mi mükemmel nesil?

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Hakkı hakikati her vakit tuttum

Nice kahırlara katlandım yuttum

Nefsimi hapsedip orda uyuttum

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Öyle bir yaşa ki ibretlik olsun

Gönülden sevgiler ruhuna dolsun

Nazarlar nefretler tüm kinler solsun

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Bilgiyle görgüyle sevgiyle hoştum

Gün geldi tükendim gün geldi coştum

Olağanüstü bir gayretle koştum

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Doğuşumdan genden duyguluydum hep

Bende ülkem için kaygılıydım hep

Vatana millete saygılıydım hep

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Birlik olsun millet darılmasınlar

Hainleri bilip sarılmasınlar

Hele Masonlarla karılmasınlar

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Katiller, caniler varsın anmasın

Şanı yüce ırkım sakın kanmasın

Yokluğuma hiçbir canlı yanmasın

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Azmimden pay alıp hırslandılar da

Görmeyenler oldu kıskandılar da

Zorlu zamanlarda yaslandılar da

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Doğruluk dürüstlük gönlümü sardı

Gücüm ölçüsünde gayretim vardı

Bedenim topraktı o toprak yardı

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Günahsız bir kulu aradı gözüm

Alnım açık kararmadı hiç yüzüm

Günahıma tövbe eder can özüm

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin, üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Azrail habersiz gelir arkadaş

Kime gelecekse bilir arkadaş

O, geldiği kişi ölür arkadaş

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Allah bilir o ölenin halını

O dost bildiklerin tutar salını

Paylaşırlar dünyadaki malını

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Toprağını sevenlerin atarlar

Güneş gibi canlar doğup batarlar

Belki de birkaç ay yasın tutarlar

* * *

Her canlının hakkı tabi istiklal

İhmal edilmesin üzülmesin Al

İşlensin kabrime Yıldızla Hilâl

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | MİLLÎ VASİYET için yorumlar kapalı
Tem 30

TARİHTE BUGÜN

30 Temmuz

1629 – Napoli‘de deprem: 10.000 kişi öldü.

1932 – Yaz Olimpiyatları, Los Angeles‘ta başladı.

1966 – Birleşik Krallık, Almanya‘yı 4-2 yenerek Dünya Futbol Şampiyonu oldu.

1971 – Boeing 727 tipi Japon millî yolcu uçağı ile bir Japon savaş uçağı, Morioka (Japonya) semalarında çarpıştı: 162 kişi öldü.

1987 – Mekke’de Hac sırasında İranlılar Amerika Birleşik Devletleri aleyhine gösteri yaptı. Suudi polisi ateş açtı, çok sayıda İranlı ve Suudi öldü.

Henry Ford (d. 1863)

Otto von Bismarck (ö. 1898)

Yvonne Strahovski (d. 1982)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 30

KURALLAR YOKSA ANARŞİ VARDIR

KURALLAR YOKSA ANARŞİ VARDIR

Çokça tekrar ediyoruz: Bizde bozulma yukardan gelir gibi görünür. Hem öyledir, hem değildir. Çünkü seçtiklerimiz aşağı yukarı bizim ortalamamızdır. Biz öyle olmasak onlar böyle olmazlar demek de doğrudur. Yani, birilerini suçlayarak yanlışlarımızı örtemeyiz.

Gücü verdiklerimiz kurallarla bağlıdır. Başa geçeni, kurallar zinciri bağlar. O zincirden kurtulmak isteyene sistem müsaade etmez. Sistem bozulursa olan olur.  Güçler tek elde toplanır. Yürütmenin unsurları tepedekine bakar. Meclis de karar almak için o tek ele bakar. En fenası adalet mekanizması da o ele bakar hale gelir. Şimdi o duruma yakın düştüğümüzü, gün yirmi dört saat yaşıyoruz.

Talimat almayacak tek güç varsa adalet mekanizmasıdır. Talimata düştüğü algısı oluşmuşsa her türlü kötülük azar. Nitekim azmıştır. Türkiye mafyavari şekillenmelerle sarılmış durumda görünüyor. Yalan talan havada uçuşuyor. Uyuşturucu orta mekteplere kadar girmiş, Millî Eğitim Bakanı kendince din sosu ekleme telaşında. Ve bozdukça bozuyor. Bozuyor, çünkü amaç okutma-öğretme-eğitme ve insan yetiştirme değil, peşine takılacak sürü oluşturmak. Bu türden kaba ideolojik bakışların insanla, fikirle alakası olmaz. Nitekim olmadığı görülüyor.

YUKARDAKİLER BOZGUNU HIZLANDIRIYOR

Başa geçirdiklerimiz kuralları istediğinde es geçer görününce aşağıdakiler başka türlü davranır mı? Erkek kadına, hasta doktoruna, öğrenci öğretmenine saldırıyor. Öğretmenler korkuyor, aileler korkuyor. Dövülen dövülene, ölen ölene. Hal böyle olunca ipin ucu bağlanmadan kaçıyor.

Millî Eğitim adıyla yaz-bozdan başı dönen çocuklar da kolaylıkla yıkıma katılıyor. Suça meyilliler artıyor. Mafyaya özenen mi ararsın, çete kurarak uyuşturucu peşinde koşanı mı? Bakanımızın derdi bunlar değil! “Kâbede hacılar” tamtamının peşinde kendinden olmayanları nasıl döveceğini düşünüyor.

Millî Eğitim temel olduğu için onu örnek seçiyoruz. Yine düşündürmek için söyleyeceğim, dindar ve kindar insan tipi yetiştirmek isteğini analiz ederseniz iyilik namına kırıntı bulamazsanız şaşırmayın!

DİN DİYENLERİN DÎNİ

İşte görüyoruz, din diyenler din dışı işlerle toplumu zehirliyorlar. Dünyadan, tarihten örnek de almıyorlar. Hristiyan engizisyonundan Humeyni rejimine din tekeli kuranlar hep bozdular. Zavallı İran’ın başına gelenlerin sebebi kendileridir. Humeyni rejimini din ve dinden zannetme ahmaklığını gösterdiler. Çoğu dinlerinden oldu.

Öyle bir dünyadayız. Hadi Netanyahu Yahudi şeriat devletinin başbakanı, baksanıza Trump da din fanatiği. Yalnız onlarda kuralların ve kurumların freni var. Bizde dinden görünme bozgunu onlarla kıyaslanamayacak durumda. Bozulmadık tarafımız neredeyse kalmadı. Kimse kimseye güvenemez halde. Gerginlik kol geziyor. Adalet adaletlikten, bakanlık bakanlıktan, cami camilikten, idare idarelikten çıkıyor. Okul okulluktan hayda hayda çıkıyor. Koca Âkif yüz yirmi yıl önce “Nasılsa mektebiniz, tıpkı öyle mâbediniz!” demişti. O paralelliği bütün sefaletiyle yaşıyoruz.

Bu durumda denecek çok açık: Haydut Amerika ve İsrail bölgemizde keyfince kasaplığa girişiyorsa dönüp kendimize bakacağız. Zayıfız. Hadi daha yumuşak söyleyelim, onlar kadar güçlü değiliz. Buraya nasıl geldiğimizi soracağız ve anlayacağız. Öncelikle göreceğiz, bizi de dinden vurdular.

“Biz kendimizi vuruyoruz” dersek kurtulmak için aklı davet etmeye başlamış oluruz.

Alıntı: A Yağmur Tunalı

Posted in Gündem | KURALLAR YOKSA ANARŞİ VARDIR için yorumlar kapalı
Tem 29

TARİHTE BUGÜN

29 Temmuz

1958 – NASA kuruldu.

1967 – Venezuela‘nın Karakas kentinde deprem oldu, yaklaşık 500 kişi öldü.

1981 – Büyük Britanya’da Galler Prensi Charles, Lady Diana ile evlendi.

1987 – Margaret Thatcher ile François Mitterrand, Manş Tüneli‘nin inşasına ilişkin anlaşmayı imzaladılar.

1989 – İran devlet başkanlığı seçimlerini Haşimi Rafsancani kazandı.

Benito Mussolini (d. 1883)

Vincent van Gogh (ö. 1890)

Mikis Theodorakis (d. 1925)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 29

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “Şeriatçılar (Siyasi İslamcılar) özgürlük istemiyor, kendilerinden farklı düşünenlerin özgürlüklerini ellerinden almak istiyorlar.

* “Kâbe’si para olanın tavaf edeni çok olur.” Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın

* “Yalnızlığın en kötü hali, insanların seni anlamadığı zamandır.” George Eliot

* “Birinin sana gerçekten ne kadar değer verdiğini, artık sana ihtiyacı kalmadığında nasıl davrandığına bakarak anlarsın.” Friedrich Nietzsche

* “Hiçbir zaman ümitsiz olmayacağız, çalışacağız, memleketi kurtaracağız. Bizi öldürmek değil canlı mezara koymak istiyorlar. Şimdi çukurun kenarındayız. Son bir cüret belki bizi kurtarabilir. Zaten başka türlü dönüş imkânı yoktur.” Mustafa Kemal Atatürk

Posted in Atasözleri Vecizeler | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
Tem 28

TARİHTE BUGÜN

28 Temmuz

1402 – Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid, Ankara Muharebesi‘nde Timur‘a yenilerek esir düştü; Osmanlı’da Fetret Devri başladı.

1821 – Arjantinli general José de San Martín, Lima‘ya girerek Peru‘nun İspanya‘dan bağımsızlığını ilan etti.

1929 – Savaş esirlerine ilişkin Cenevre Konvansiyonu, 48 ülke tarafından imzalandı.

1943 – II. Dünya Savaşı: Britanya Kraliyet Hava Kuvvetleri‘nin Hamburg‘u bombalaması sonucu çıkan yangınlarda 42.000 Alman sivil öldü.

1976 – Çin‘de 8,2 şiddetindeki Tangshan depremi meydana geldi.

Antonio Vivaldi (ö. 1741)

Johann Sebastian Bach (ö. 1750)

Hugo Chávez (d. 1954)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Tem 28

MİLLÎ GÜNLER VE (MİLLÎ) FAY HATLARI

MİLLÎ GÜNLER VE (MİLLÎ) FAY HATLARI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 10 Kasım dolayısıyla yaptığı konuşmada, “Son dönemde milli günlerimizle ilgili yıkıcı, yıpratıcı ve toplumsal fay hatlarını kaşıyan tartışmaların gündeme taşınmak istendiğini görüyoruz. Güya cumhuriyetimizi yüceltmek adına şanlı tarihimizi yok sayanlar ile 102 yıllık cumhuriyet tecrübesini önemsizleştirmeye çalışanlar, zahirde tezat içinde görünmekle birlikte, esasında aynı amaca hizmet etmektedir.

Medyanın köpürttüğü toplumsal gerilimden beslenen siyasetçilerin de büyüttüğü bu cepheleşmenin en büyük mağduru ise, bizatihi Gazi Mustafa Kemal olmakta; Atatürk’ün hatırası ve eserleri olmaktadır.

Burada şu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizmek durumundayım: Medya, sosyal medya ve siyasette Atatürk maskesi takarak bu millete ve milletin değerlerine düşmanlık edenlere nasıl karşıysak, istiklal harbimizi zafere ulaştırarak milletimizin önünde yeni bir yol açan Gazi Mustafa Kemal’e yönelik hakaretamiz ifadelere de aynı şekilde karşıyız.” dedi

Ancak Erdoğan‘ın veya iktidarın, geçmişte, Atatürk, milli bayramlar veya milli günlerle ilgili olumsuz söz ve davranışlarını bir kenara bırakacak olsak bile sürdürülen açılım politikalarının, Atatürk‘ün en büyük eseri olan Türk devletinin kuruluş felsefesini ortadan kaldırmaya dönüştürülmek istenmesi karşısında, bu konuşmanın olumlu yönlerine kapılmamak gerekiyor!

Atatürk‘ün kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı, Erdoğan döneminde uzun yıllar, milli günlerde Atatürk‘ün camilerde anılmasını engellemiş hatta bizzat Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Ayasofya’nın ibadete aşılışı sırasında “Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’yı cami olması için vakfetti. Bizim inancımızda vakıf malı dokunulmazdır, dokunanı yakar! Vakfedenin şartını çiğneyen lanete uğrar” diyebilmiştir. Oysa Ayasofya’nın müze haline getirilmesi, Boğazların Türk egemenliğine alınabilmesini sağlamak içindi…

Yeni gelen Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş ise makam odasına Atatürk fotoğrafı asmakla birlikte, 10 Kasım öncesi Cuma hutbesinde Atatürk’e yer vermedi. Yine de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 10 Kasım dolayısıyla yayınladığı mesajda, “Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü vefatının 87’nci yılında saygı ve minnetle yâd ediyoruz. Bu vesileyle aziz milletimizin varoluş çabasını temsil eden ve dünyanın pek çok yerindeki mazlumlara ilham kaynağı olan milli mücadelemizin tüm kahramanlarına Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyoruz.” denilmiş olması önemlidir.

Yalnız, Cumhuriyetin bütün değerleri ayaklar altına alınırken, nihayet Atatürk’ün hatırlanmış olması, kimseyi teselli etmez hatta “Açılım politikaları yüzünden kaybedilen halk desteğini almaya mı çalışıyorlar?” sorusunu sordurur!

***

Şunu da belirtmeliyim ki milli günlerimizle ilgili tartışmalar, örnek olarak, cumhuriyet dönemini “100 yıllık reklam arası” olarak göstermek, toplumsal fay hatlarını kaşımaktan öte doğrudan, milli varlığımıza saldırıdır.

Ayrıca milli kimliğimizin yerine üçlü millet kimliği yerleştirmeye çalışmak nedir?

Yoksa milli günlerimizi coşkuyla yaşamak, fay hattı yaratmaz; bizi millet yapan değerlerin ve tarihin hatırlanmasını sağlar. En büyük milli gün ise Cumhuriyetin ilan edildiği 29 Ekim günüdür. Biz, yakın zamanda 15 Temmuz’un milli gün ilan edildiğine da tanık olduk! Gerçekte 15 Temmuz, Türk tarihine, bir utanç günü olarak geçmiştir, çünkü 15 Temmuz’da Türkiye, kendi ordusunun içinden vurulmuştur!

Henüz iç yüzü aydınlatılamamış 15 Temmuz ihanetinin aynı gün def edilmiş olması, Türk ordusunun, yargısının, emniyetinin ve üniversitelerinin, bizzat ülkeyi yöneten iktidar tarafından, uzun yıllar ABD’nin istihbarat servisi CIA’nın kontrolündeki bir cemaat-tarikat yapılanmasına teslim edilmiş olduğu gerçeğini unutturamaz!

***

Atatürk’ün dediği gibi asıl olan, iç cephedir… İç cepheyi sağlam tutmanın bir yolu da yolu milli günlerimizi, 7’den 70’e coşkuyla yaşamak ve yaşatmaktır…

Alıntı

Posted in Gündem | MİLLÎ GÜNLER VE (MİLLÎ) FAY HATLARI için yorumlar kapalı