May 04

Abdurrahman Dilipak’tan “TESPİT Mİ, TEŞHİS Mİ, İTİRAF MI?”

“TESPİT Mİ, TEŞHİS Mİ, İTİRAF MI?” Abdurrahman Dilipak’tan

“*Fuhuş, uyuşturucu, marka ve lüks tutkusu* derken, bizim ‘modern muhafazakarların’ geldiği nokta, dudaklarınızı uçuklatacak hale geldi.

*Su geçiren oje, abdeste mâni olmayan rujlarımız var artık*.

*Helal likör, helal bira, helal şampanyalarımız var*.

*Yakında helal etiketli rakı da* çıkar.

Hani biz başkalarına benzemeyecektik?

Siyasilerimiz, bürokrasimiz, ahlak zafiyeti içinde.

Bebeğin cinsiyetini tahmin partisi diye bir parti duydunuz mu siz?

After umre party var.

Eskiden hac ve umreden dönenlerin evinde tebrik ziyaretleri olurdu, tebriğe gelenlere tesbih ve seccade hediye edilirdi, ama bu işin bir adabı olurdu.

*Rock müzik eşliğinde zikir party’si* bile var artık.

Yatlarda happy birthday party gibi rezaletler de yok değil.

Hepsi tesettürlü tabii!

*Ramazan iftarını party’e* dönüştürenler var, şatafat, müzik, kadınlı erkekli rengarenk giysiler içinde semazenlerle başlıyor.

Baby shower party çıkmış.

Bekarlığa veda partisi adı altında fuhuşa özendirenler bile var.

*Tesettürlü ama, lüks, israf, ne istersen var*.

Artık bu işler için ajanslar var, altın kaplamalı pasta sunumlarına kadar, Körfez ülkelerindeki rezillikleri aratmayacak her şey var.

*Haram para cüzdanda durduğu gibi durmuyor*.

Bu işlerin içinde siyasilerin, bürokratların yakınları var.

Bunlar biliniyor.

*Yat partilerinde konken* oynayan tesettürlü hanımlar var.

*Başörtüsü başörtüsü olmaktan çıktı, aksesuara dönüştü*.

*Namazı spora*,

*orucu diyete* dönüştürürlerse, şaşmayın.

Hac da turizm olur.

Zaten adı şimdiden belli, *hac ve umre turizmi*.

*Kurban da kebap bayramı olunca*, bu iş tamam.

*Sakal bırak, başörtüsü tak, sonra onlar ne yapıyorsa aynısını yap*.

Seremoni, ritual, ikonalar, hepsi aynı.

Gay dergahlarına az kaldı.

*Aşağılık kompleksi bizi mahvediyor*.

Sadece makam sahiplerinin değil, *her* *seviyenin ayağı kayıyor*.

Yakında piercingli, tattolu imamlar görürsünüz.

Kimileri Lale Devri *sosyetesinin yaptıklarını* Osmanlı zannediyor, kimileri mevlidleri bile party’lere dönüştürüyor.

Artık *ilahiyatlarda* bile *namaz kılanlar yüzde 50*.

İnandığımız gibi yaşamayınca, *yaşadığımız gibi inanmaya başladık*.

Bunun sorumlusu kim?”

Kırk günlük bebeğe tek taş yüzük takan tesettür sosyetesi var.

Ascot yarışlarındaki düşeslere baroneslere özeniyorlar, türbanın üstüne tüylü şapka takarak, Lale Devri saraylarında, şatafatlı sofralarla mevlit yapıyorlar.

Mutaassıp yaşam biçiminden, gösteriş tüketimine sürüklendiler.

Mahremiyet duygusunun yerini, abartılı görgüsüzlük aldı, para döküp saçarak var olmaya çalışıyorlar, bedevi kültürüyle yarışıyorlar.

Maneviyattan maddiyata öylesine hızlı geçtiler, dünyevi zevklere kendilerini öylesine kaptırdılar ki, kulaklarından altınlar pırlantalar fışkırdığını herkese seyrettirmek istiyorlar.

Nasıl bir açlıksa artık, helal etiketli şampanyalar satılıyor.

Alkolsüz mojito var.

Sodalı limonata derse, havalı durmuyor, illa mojito diyecek.

Alkolsüz bellini var.

Alkolsüz aperol var.

Chia tohumu eşliğinde ejder meyveli smoothie’lerin kaçınılmaz yansımasıdır bu…

*Demirhindi şerbetiyle iktidara geldiler, mojitoya dönüştüler*.

“İslami eğlence” adı altında “helal organizasyon” yapan şirketlerin sayısında patlama yaşanıyor.

Beş yıldızlı otellerde tahtırevanla düğün yapan var.

Salona tavandan sarkıtılan gondola binerek giren var.

İlahi ekipleri var, helal müzik yapıyorlar, “düğün gecenizi helal çerçevesinde şenlendiriyoruz” diye reklam veriyorlar.

Sunucusuyla beraber semazen ekipleri var.

*Helal suşili düğün* yemekleri, Osmanlı köşklerindeki varaklı dekorlarda, Swarovski kristalleriyle süslü padişah koltuklarında, altın kaplamalı pastalarla bitiyor, cümle alem görsün diye, *videolarını* internette yayınlıyorlar.

*Dini düğün palyaçosu var kardeşim*

İslami animatör var.

Helal selülit kremiyle İslami esaslara uygun masaj salonu var.

Taylandlı masözlere türban taktırıyorsun, İslami esaslara uygun olmuş oluyor!

Bu *çürüme sürecinde*, tee Singapurlardaki casinolarda rulet masasında yakalanan bakan çocuğunu görmüştük… En son, AKP *genel merkezinde çalışan, lise mezunu ve henüz 27 yaşında* olmasına rağmen, lüks otomobil koleksiyonu olan, kumar fişleriyle, revü kızlarıyla, elinde kadehle jakuzide poz veren, Çankaya’da lüks sitede oturan, rabia tweetleri atan arkadaşı kokain çekerken gördük.

17/25 Aralık lağımı patladığında, inanın ne yakalandılar diye sevinmiştim ne de öfkelenmiştim, hissettiğim sadece üzüntüydü.

Ait olduğum milletin başına gelenlere, koskoca *Türkiye’nin düşürüldüğü hale* demokrasimize, gerçekten çok üzülmüştüm.

*Rabiacı arkadaşı kokain çekerken* gördüğümde de inanın, aynı duyguları hissettim.

“*Allah ile aldatma* “ikliminin, *Türkiye’mizi* ne hale getirdiğini gördüğüm için, gerçekten çok üzgünüm.

Ama…

Mütedeyyin (!) iktidardan medet uman sayın ahalimiz bir defa daha layığını bulduğu için, doğrusu

Kaynak: Abdurrahman Dilipak

Posted in Gündem | Abdurrahman Dilipak’tan “TESPİT Mİ, TEŞHİS Mİ, İTİRAF MI?” için yorumlar kapalı
May 03

TARİHTE BUGÜN

3 Mayıs:

1860 – XV. Karlİsveç ve Norveç kralı olarak taç giydi.

1907 – Fenerbahçe Spor Kulübü kuruldu.

1947 – Japonya‘da, II. Dünya Savaşı sonrasında yeni hazırlanan Japonya Anayasası yürürlüğe girdi.

1979 – Margaret Thatcherİngiltere‘nin ilk kadın başbakanı oldu.

2001 – ABD, komisyonun 1947’de kurulmasından sonra ilk defa Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonundaki sandalyesini kaybetti.

Fatih Sultan Mehmed (ö. 1481)

Bernhard von Bülow (d. 1849)

Jerzy Kosiński (ö. 1991)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 03

TÜRK OLMAKTAN ŞEREF DUYARIM!

3 MAYIS TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ KUTLU OLSUN

TÜRK OLMAKTAN ŞEREF DUYARIM!

Yaratıldığımda Türk konmuş adım

Mete Han, Alparslan, Fatih… Üstadım

Güçlü bir devlete nasıl susadım

       Türk’üm, hakikate Hakka uyarım!

       Türk olmaktan sonsuz şeref duyarım!

* * *

Türk bembeyaz lekesiz kara benzer

Cana hayat veren sulara benzer

O cennet denilen diyara benzer

       Türk’üm, Türk adına canım koyarım!

       Türk olmaktan sonsuz şeref duyarım!

* * *

Türk, dünyayı koruyan bir zar gibi…

Vatan, millet, bayrak Türk’te yar gibi…

Türklüğüme haset eden var gibi…

       Türk’üm, beş bin yıldır Türk’tür ayarım!

       Türk olmaktan sonsuz şeref duyarım!

* * *

Baş eğmek diz çökmek yakışmaz Türk’e

Adalete doyar girdiğim ülke

Atam Mete Han’dan ta Atatürk’e!

       Türk’üm, ecdadımı candan sayarım!

       Türk olmaktan sonsuz şeref duyarım!

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Gündem | TÜRK OLMAKTAN ŞEREF DUYARIM! için yorumlar kapalı
May 03

ALTIN SÖZLER

ALTIN SÖZLER

* “İnanmak düşünerek anlamaktır.” Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın

* “Varsın hayat yalakalara şans tanısın. Ben onuruma fiyat biçmem… Yaşadığım kadar daha yaşasam asla tükürülecek eli öpmem.” Ömer Hayyam

* “Diktatörlerin o kadar göz göre göre yalan söylemelerinin sebebi, tabanlarının ahlakını bozmak ve onları suç ortağı haline getirmektir.” Alman Flozof Hannah Arendt
 Biliyorlar ki ertesi gün o yalanın tam tersini söyleyecekler ve taban bunu ‘ne büyük taktik zeka’ diyerek bir kez daha alkışlayacak.”

* “ Az kişiyle muhatap oluyorsan, çoğu kişiyi çözmüşsün demektir.” Prof. Dr. Erkan Topuz

* “Kişilikli olmak kimse görmediği zamanda da doğru olanı yapmaktır.” J. J. Watts

Posted in Atasözleri Vecizeler | ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
May 02

TARİHTE BUGÜN

2 Mayıs:

1808 – Madrid halkı şehirlerini işgal eden Fransız ordusuna karşı Dos de Mayo Ayaklanmasını başlattı.

1889 – Etiyopya ve İtalya arasında Uccialli Antlaşması imzalandı.

1945 – Berlin Muharebesi, Sovyet zaferi ile sona erdi, Berlin garnizonu koşulsuz teslim oldu.

2008 – Myanmar‘da Nargis kasırgası meydana geldi: 80.000’den fazla kişi öldü.

2011 – ABD Silahlı Kuvvetleri‘nin Pakistan‘ın Abbottabad şehrinde açtığı ateş sonucu, Usame bin Ladin öldürüldü.

Leonardo da Vinci (ö. 1519)

Heinrich Gustav Magnus (d. 1802)

Giacomo Meyerbeer (ö. 1864)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 02

BU BİR NESİL KAYBI DEĞİL, BU BİR NESİL KIYIMIDIR!

BU BİR NESİL KAYBI DEĞİL, BU BİR NESİL KIYIMIDIR!

Türkiye’de artık kimse gerçeği gizleyemez.

Kimse bu felaketi sadece “okullardaki eğitim kalitesi düştü” diye açıklayamaz.

Kimse bu meseleyi sadece birkaç münferit olaymış gibi gösteremez.

Dün Şanlıurfa’da… bugün Maraş’ta…

Okul basan çocuklar…

Öğretmen öldüren çocuklar…

Öğrenci öldüren çocuklar…

Bu tablo bir tesadüf değildir.

Bu tablo, yıllardır göz göre göre büyütülen bir çürümenin sonucudur.

Bu tablo, ihmalin değil; sistemli bir yozlaşmanın, sistemli bir duyarsızlığın, sistemli bir nesil çökertme sürecinin sonucudur.

Ben açık ve net söylüyorum:

Türkiye’de son 25 yılda sadece ekonomi zayıflatılmadı.

Sadece kurumlar yıpratılmadı.

Sadece adalet duygusu sarsılmadı.

Bu ülkede aynı zamanda nesil katledildi!

Evet…

Yanlış duymadınız.

Bu bir eğitim sorunu değildir sadece.

Bu bir ahlak sorunudur.

Bu bir aile sorunudur.

Bu bir devlet otoritesi sorunudur.

Bu bir medya terörü sorunudur.

Bu bir medeniyet savunması meselesidir.

Çünkü eğitim okulda başlamaz.

Eğitim evde başlar.

Çocuk, ilk öğretmenini annesinde görür, babasında görür.

İlk devleti evde tanır.

İlk otoriteyi evde tanır.

İlk sevgiyi, ilk merhameti, ilk sınırı, ilk edebi, ilk korkuyu, ilk saygıyı evde tanır.

Ama bugün ne oldu?

Çocuk ağlıyor…

Anne-baba ilgilenmiyor.

Onu oyalayan şey tablet.

Onu susturan şey telefon.

Onu büyüten şey ekran.

Onu eğiten şey sosyal medya.

Onu şekillendiren şey dizi.

Onu yönlendiren şey oyun.

Onu motive eden şey ahlak değil, şöhret.

Onu heyecanlandıran şey ilim değil, zorbalık.

Onu özendiren şey adamlık değil, mafyalık!

Ve burada en büyük sorumluluklardan biri kimin omzunda biliyor musunuz?

RÜTÜK’ün omzunda!

Evet, açık söylüyorum:

RÜTÜK bu devletin denetleme otoritesidir.

Bu ülkenin ekranlarından neyin yayıldığını görmezden gelemez.

Bu ülkenin çocuklarına neyin enjekte edildiğini bilmezden gelemez.

Bu ülkenin gençliğine hangi karakterlerin rol model olarak sunulduğunu “reyting” bahanesiyle meşrulaştıramaz.

Soruyorum size:

Bu ülkede sigara sahnesine buz koyan sistem,

neden silaha buz koymuyor?

Neden kurşuna sansür yok?

Neden kafa kesmeye sansür yok?

Neden infaza sansür yok?

Neden çeteleşmeye sansür yok?

Neden mafya kültürüne sansür yok?

Neden kirli erkeklik gösterilerine sansür yok?

Neden tehdit, şantaj, infaz, tahakküm, sokak kabadayılığı bu kadar serbest?

Neden?

Çünkü burada sadece bir yayıncılık zaafı yok.

Burada bir zihin işgali var.

Burada bir değer suikastı var.

Burada bir toplumsal mühendislik var.

Bugün Türkiye’de milyonlarca genç,

devlet memuru olmayı değil,

alim olmayı değil,

mühendis olmayı değil,

ahlaklı, onurlu, üretken bir insan olmayı değil…

Mafya gibi görünmeyi, mafya gibi konuşmayı, mafya gibi korkutmayı, mafya gibi “saygı görmeyi” daha cazip buluyor.

Ve acı olan şu:

Bugün tehdit alan, şantaj gören, can güvenliği tehlikede olan bir vatandaş,

karakola gidince rahatlamıyor…

Savcılığa gidince huzur bulmuyor…

Hatta çoğu zaman tehdit daha da büyüyor!

Ama toplumun bildiği bazı mafyatik isimlerden biri meseleye el attığında,

o şantajı yapanlar kaçıyor.

Ülkeyi terk ediyor.

Diz çöküyor.

Teslim oluyor.

Bunun anlamı nedir biliyor musunuz?

Bu, devlet otoritesinin toplum nezdinde zayıflatıldığı; mafya otoritesinin ise psikolojik olarak büyütüldüğü bir düzenin ilanıdır.

Ve bu, bir devlet için alarm değil…

Bu, bir devlet için zillettir!

Gençler bunu görüyor.

Çocuklar bunu görüyor.

Televizyonda görüyor.

Sokakta görüyor.

Sosyal medyada görüyor.

Müzikte görüyor.

Dizide görüyor.

Mahallede görüyor.

Ve sonra ne oluyor?

Öğretmenini vuran çocuk çıkıyor.

Arkadaşını öldüren çocuk çıkıyor.

Okulu basan çocuk çıkıyor.

Rastgele ateş eden çocuk çıkıyor.

Şiddeti normal sanan çocuk çıkıyor.

Vicdanı körelmiş, kalbi kararmış, merhameti sökülmüş, imanı boşaltılmış bir nesil ortaya çıkıyor.

Sonra dönüp diyorlar ki:

“Bu çocuk neden böyle oldu?”

Ben size söyleyeyim neden böyle oldu:

Çünkü siz ona iman vermediniz.

Çünkü siz ona Allah korkusu vermediniz.

Çünkü siz ona kul hakkı bilinci vermediniz.

Çünkü siz ona vatan sevgisini, millet şuurunu, büyüklerine saygıyı, küçüğüne merhameti öğretmediniz.

Çünkü siz onun eline Kur’an’dan önce ekran verdiniz.

Çünkü siz onun zihnine ahlak yerine kaos yüklediniz.

Çünkü siz onun kalbine vakar yerine öfke, sabır yerine haz, mücadele yerine şiddet, şahsiyet yerine gösteriş koydunuz.

Ve en önemlisi…

Çünkü siz bu milletin evlatlarını korumadınız!

Buradan açıkça sesleniyorum:

RÜTÜK’E SESLENİYORUM

Bu milletin çocuklarını çete dizileriyle, mafya romantizmiyle, infaz sahneleriyle, psikolojik şiddetle zehirleyen yayınlara derhal müdahale edin!

Bu ülkenin ekranlarını reyting çöplüğüne çevirmeye kimsenin hakkı yok!

Şiddeti özendiren, suçu karizmatikleştiren, mafyayı “adamlık” gibi pazarlayan bütün içeriklere karşı ağır yaptırımlar uygulayın!

İKTİDARA SESLENİYORUM

25 yıldır bu ülkeyi yönetiyorsunuz.

Bu ülkede iyi giden ne varsa sahipleniyorsunuz.

Kötü giden her şeyi başkalarına yıkamazsınız.

Eğer eğitim çöktüyse sorumlusunuz.

Eğer aile yapısı çöktüyse sorumlusunuz.

Eğer medya denetimi zaafa uğradıysa sorumlusunuz.

Eğer gençlik mafya kültürüne teslim edildiyse sorumlusunuz.

Eğer devlet korkusu bitti, sokak korkusu başladıysa sorumlusunuz!

Devleti yönetmek sadece yol yapmak değildir.

Devleti yönetmek sadece bina yapmak değildir.

Devleti yönetmek sadece seçim kazanmak değildir.

Devleti yönetmek, nesli korumaktır!

Devleti yönetmek, ahlakı korumaktır!

Devleti yönetmek, adaleti güçlü tutmaktır!

Devleti yönetmek, mafyadan korkan değil, mafyayı titreten bir devlet kurmaktır!

ANNE BABALARA SESLENİYORUM

Çocuğunuzu sadece doyurmak annelik babalık değildir.

Çocuğun eline telefon verip susturmak, onu büyütmek değildir.

Çocuğu teknolojinin insafına bırakmak, ebeveynlik değildir.

Evladınıza vakit ayırın.

Onu dinleyin.

Onu görün.

Onun arkadaşını bilin.

Onun izlediğini bilin.

Onun oynadığını bilin.

Onun korkusunu bilin.

Onun yalnızlığını bilin.

Onun kalbine girin!

Çünkü siz girmezseniz…

Birileri girer.

TOPLUMA SESLENİYORUM

Bu mesele sağ-sol meselesi değildir.

Bu mesele parti meselesi değildir.

Bu mesele iktidar-muhalefet tartışması değildir.

Bu mesele doğrudan doğruya milletin bekâ meselesidir.

Bugün susarsak…

Yarın daha fazla öğretmen toprağa düşer.

Daha fazla öğrenci toprağa düşer.

Daha fazla anne evlatsız kalır.

Daha fazla baba ocaksız kalır.

Daha fazla okul, ilim yuvası olmaktan çıkar; korku mekânına dönüşür.

Ben bugün bir siyasi hesap yapmıyorum.

Ben bugün bir parti kavgası vermiyorum.

Ben bugün bir millet feryadı yükseltiyorum!

Bu gidişat normal değildir.

Bu gidişat kader değildir.

Bu gidişat önlenebilir.

Ama önce hastalığın adını doğru koymak gerekir.

Ve hastalığın adı şudur:

Aile zafiyeti

Medya ahlaksızlığı

Devlet otoritesi erozyonu

Mafya kültürünün meşrulaştırılması

Dijital bağımlılığın kontrolsüzlüğü

İnanç ve ahlak eğitimindeki çöküş

Reyting uğruna neslin feda edilmesi

Ben çağrımı çok net yapıyorum:

ACİL OLARAK YAPILMASI GEREKENLER

Şiddeti, mafyayı ve suç kültürünü özendiren dizi ve programlara ağır sınırlama getirilsin.

RÜTÜK yeniden gerçek bir denetim otoritesi gibi çalışsın; göstermelik değil, caydırıcı kararlar alsın.

Okullarda sadece akademik başarı değil; karakter, ahlak, vicdan ve sorumluluk eksenli eğitim güçlendirilsin.

Ailelere yönelik dijital bağımlılık ve çocuk psikolojisi konusunda ulusal seferberlik başlatılsın.

Gençliğe rol model olacak üretim, bilim, spor, sanat ve inanç temelli içerikler devlet eliyle desteklensin.

Mafya romantizmini medya ve sosyal medya üzerinden besleyen yapılara karşı hukuki ve kültürel mücadele başlatılsın.

Devlet, vatandaşın gözünde yeniden tek meşru güç olduğunu hissettirsin; adalet gecikmeden, caydırıcı biçimde işletilsin.

Ve son sözüm şudur:

Bir milleti tankla topla yıkamazsanız, neslini çürütürsünüz.

Bir devleti dışarıdan yenemezseniz, çocuklarını içeriden bozarsınız.

Bir bayrağı indiremiyorsanız, o bayrağın altındaki evlatların kalbini boşaltırsınız.

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehlike budur.

Bu yüzden ben haykırıyorum:

Bu bir nesil kaybı değil…

Bu bir nesil kıyımıdır!

Ve eğer bugün buna karşı ayağa kalkmazsak…

Yarın çocuklarımızı kaybetmiş bir toplum olarak, mezarlıkların başında ağıt yakarız ama artık çok geç olur.

Evlatlarımızı koruyacağız!

Ahlakı koruyacağız!

İmanı koruyacağız!

Devlet otoritesini yeniden tesis edeceğiz!

Mafyayı değil, devleti büyüteceğiz!

Ekranların zehrine değil, milletin ruhuna sahip çıkacağız!

Çünkü bu millet sahipsiz değildir.

Çünkü bu vatanın evlatları kaderine terk edilemez.

Çünkü susmak artık ortak olmaktır.

Artık yeter!

Artık dur!

Artık bu milletin çocukları üzerinden reyting devşirmeyi bırakın!

Artık bu milletin evlatlarını koruyun!

Alıntı: Dr. Şeref Menteşe

Posted in Gündem | BU BİR NESİL KAYBI DEĞİL, BU BİR NESİL KIYIMIDIR! için yorumlar kapalı
May 01

TARİHTE BUGÜN

1 Mayısİşçi Bayramı

1776 – İlluminatiAdam Weishaupt tarafından kuruldu.

1977 – İstanbul Taksim Meydanı‘nda 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamaları sırasında yaşanan olaylarda 34 kişi öldü, 136 kişi yaralandı.

1995 – Hırvatistan Ordusu, Batı Slavonya‘yı geri almak için Bljesak Operasyonunu başlattı.

1999 – Avrupa Parlamentosu‘nun yetkilerini arttıran Amsterdam Antlaşması yürürlüğe girdi.

2003 – Bingöl’de meydana gelen depremde 176 kişi öldü, 521 kişi yaralandı.

Johann Ludwig Bach (ö. 1731)

Ignazio Silone (d. 1900)

Antonín Dvořák (ö. 1904)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 01

BEHLÜL HALİFENİN YANINDA

KISSADAN HİSSE

BEHLÜL HALİFENİN YANINDA

Bir gün Behlül, Halife Harun Reşid’in yanında oturmuştu. Bazı büyük ve saygın kimseler de halifenin yanında oturmuşlardı. Her zaman olduğu gibi halife yine Behlül’e takılmak istedi. O sırada ahırdan kişneme sesleri duyuldu. Halife Behlül’le alay etmek için:

– Git bak bakalım bu hayvan ne diyor, galiba seninle bir işi var, dedi. Behlül ahıra gidip geldi ve şöyle dedi:

– Efendi, sana yazık değil mi bu eşeklerle oturmuşsun? Çabucak oradan ayrıl yoksa eşeklikleri sana da tesir edebilir!

Posted in Fıkralar | BEHLÜL HALİFENİN YANINDA için yorumlar kapalı
Nis 30

TARİHTE BUGÜN

30 Nisan:

1006 – Tarihte kayıtlara geçmiş en parlak Süpernova olan SN 1006Kurt takımyıldızı içinde gözlemlendi.

1789 – George WashingtonABD‘nin ilk cumhurbaşkanı oldu.

1871 – Apaçi Savaşları‘nın başlamasına neden olan Camp Grant Katliamı gerçekleşti.

1919 – Mustafa Kemal Paşa, Dokuzuncu Ordu Müfettişliğine atandı.

1975 – Kuzey Vietnam birlikleri Saygon‘daki Bağımsızlık Sarayı’na girdi ve 15 Mayıs’ta Vietnam Savaşı‘nı bitirdi.

Marcus Annaeus Lucanus (ö. 65)

Adolf Hitler (ö. 1945)

Halit Ergenç (d. 1970)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 30

UYGUR AİLELERİN AYRILIĞI

UYGUR AİLELERİN AYRILIĞI

Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017’den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat özgürlüğüne yönelik kısıtlamaları detaylı bir şekilde inceliyor.

Uygur İnsan Hakları Projesi (UHRP) tarafından yayımlanan Zayıflatılan Bağlar: Ulusötesi Baskının Bir Aracı Olarak Uygur Aile Ayrılığı (Fading Ties: Uyghur Family Separation as a Tool of Transnational Repression) başlıklı kapsamlı rapor, Çin hükümetinin yurt dışındaki Uygur diasporasının Doğu Türkistan’daki aileleriyle olan bağlantısını sistematik olarak engelleyerek onlar üzerinde derin psikolojik baskı uyguladığını ve uluslararası savunuculuk faaliyetlerini engellediğini bir kez daha gözler önüne serdi. Dr. Henryk Szadziewski imzalı rapor, özellikle 2016-2017’den bu yana yoğunlaşan iletişim kopukluklarını ve Uygurların seyahat özgürlüğüne yönelik kısıtlamaları detaylı bir şekilde inceliyor. Rapor, bu uygulamaların rastlantısal değil, bilinçli bir sınır ötesi baskı stratejisinin parçası olduğunu belirtiyor.

Raporun ana bulgularına göre, Çin hükümeti, gözetim, zorlama ve yıldırma taktiklerini kullanarak Uygur diasporası üyeleri ile Doğu Türkistan’daki aileleri arasındaki iletişimi on yıldan uzun süredir sistematik olarak engellemektedir. Dr. Memet İmin’in araştırmaları da 2016-2019 yılları arasında ABD’deki Uygurların yaklaşık %70’inin aileleriyle iletişimini kaybettiğini gösteriyor (Çin’in Uygurlar konusunda sakıncalı olarak belirlediği ülkeler listesinde yer alan Türkiye’deki Uygurların aileleriyle iletişim kopukluğu oranı daha da yüksek olabilir). Bu iletişimdeki ani ve neredeyse tam kesinti, Çin hükümetinin gözetimi, toplu gözaltıları ve sınır ötesi baskıyı artırdığı döneme denk geliyor. Doğu Türkistan’dan yurtdışına sızan resmî belgelerde yüzlerce kişinin toplama kamplarında tutulma sebebi açıkça ‘yurt dışında akrabası olması’ olarak kaydedilmiştir. Bu durum, yurt dışındaki bağlantıların doğrudan bir risk unsuru olarak görüldüğünü kanıtlamaktadır.

Uygur ailelerinin maruz kaldığı bu zorla ayrılığın, bireyler ve toplum üzerinde derin duygusal, sosyal ve kültürel sonuçları bulunmaktadır. Görüşülen Uygurlar, yıllarca süren sessizlik nedeniyle kaçırılan aile dönüm noktaları, sevdiklerinin ölümlerini veya evliliklerini gecikmeli öğrenme gibi acılar yaşadıklarını aktarmıştır (ben de babamın vefat haberini ancak bir buçuk yıl sonra öğrenebildim; bu durum Uygur diasporasında oldukça yaygındır). Çocukların büyük aileleriyle bağ kuramadan büyümesiyle kuşaklar arası travma riski de artmaktadır. Rapor, yurtdışında yaşayan Uygurlardan Perhat’ın yıllarca süren sessizlik ve vedalaşma fırsatı bulamadan ölen akrabaları nedeniyle yaşadığı derin acıyı, Ablajan’ın sekiz yıl sonra ebeveynlerinin seslerini ve yüzlerini hatırlamakta zorlanmasını ve Yusup’un çocuklarının büyük aileleriyle hiç tanışamamasını örnek olarak sunmaktadır. Dr. Memet İmin da 25-45 yaş arası Uygur diasporasında intihar düşünceleri ve depresyon gibi artan psikolojik sorunlara dikkat çekmektedir.

Tanıklıklar, iletişimin kesilmesinin rastlantısal olmadığını, doğrudan devlet müdahalesinin sonucu olduğunu ortaya koymaktadır. Çinli yetkililer, yurt dışındaki muhalefeti bastırmak için aile bağlarını bir baskı aracı olarak kullanmakta, hatta bazı durumlarda diasporadaki bireylere aile birleşimi karşılığında kendileri için bilgi toplama teklifinde bulunmaktadır. Enver’in 2017’de Çin güvenlik servislerinin kendisine üçüncü bir ülkede aile birleşimi karşılığında Uygur diasporası hakkında bilgi sağlamasını teklif ettiğini açıklaması, bu stratejinin somut bir örneğidir. Görüşülen diğer kişilerin ifadeleri de, telefon görüşmelerinin polis zoruyla gerçekleştiğini (ben de polis aracılığıyla, onların telefonu üzerinden kardeşimle yalnızca bir kez görüştürüldüm; normal şartlarda tamamen engellenmiş olan bu iletişim, bize bir “şans” ve “ayrıcalık” olarak sunuluyor), aile üyelerinin sürekli gözetim altında olduğunu ve yurt dışıyla her türlü iletişimin misillemeye yol açabileceği korkusunun yaygın olduğunu göstermektedir. Bu durum, Uygurların aktivizmden vazgeçmeleri ve sessiz kalmaları yönünde psikolojik bir baskı ve güvensizlik ortamı oluşturmaktadır.

Dijital platformlar üzerinden iletişimin engellenmesinin yanı sıra, Uygurların aileleriyle yüz yüze görüşmek üzere anavatanlarına dönmeleri de ciddi kısıtlamalarla karşı karşıyadır. Rapor, vize başvurularının engellendiğini, pasaportların yenilenmediğini ve Uygurların uluslararası seyahat özgürlüklerinin ihlal edildiğini belirtmektedir. Human Rights Watch’tan Yalkun Uluyol’un Şubat 2025’teki bulguları, kısa süreli birleşmelerin ancak titizlikle kontrol edilen grup turları veya aracılar vasıtasıyla, ‘aktivizm yapmama’ ve ‘gözaltıdan bahsetmeme’ gibi katı koşullar altında mümkün olduğunu göstermektedir. Ankara Üniversitesi’nden Profesör Erkin Emet’in belirttiği üzere, Uygurların pasaport alabilmek için detaylı kişisel bilgiler, üç kuşak geriye dönük siyasi sicil temizliği ve hatta ‘devlet yetkilisi’ garantörü gibi ağır şartları yerine getirmesi gerekmektedir. Bu kısıtlamalar, devletin bir kontrol mekanizması haline getirmektedir.

Rapor, yurt dışındaki Uygurların, sevdiklerine yönelik olası misilleme korkusuyla aile üyeleriyle iletişim kurmaktan kaçınmalarının, bir yandan iletişim hakkına dolaylı bir müdahale oluşturduğunu, diğer yandan ise Çin devletinin gücünün sınır ötesine taşan bir baskı aracı olarak işlediğini vurgulamaktadır.

Rapor, uluslararası topluma, Uygur ailelerinin yaşadığı bu sistematik insan hakları ihlallerine karşı acil adımlar atma çağrısında bulunmaktadır. Öneriler arasında, hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların Uygurların aileleriyle yeniden bir araya gelmesini sağlamak için diplomatik ve insani kanallara öncelik vermesi, aile yaşamı ve yazışma özgürlüğü hakkını koruyan uluslararası standartların uygulanmasını güçlendirmesi yer almaktadır. Ayrıca, Çin’deki baskıdan kaçan Uygurların korunması ve güvenli bir şekilde yerleştirilmesi, sınır ötesi baskının izlenmesi ve belgelenmesi, diasporanın ruh sağlığı ve kültürel sürekliliğini destekleyen programlara fon sağlanması ile devlet propagandasının bağımsız medya aracılığıyla çürütülmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Kaynak: Abdulhalik Kara

Posted in Gündem | UYGUR AİLELERİN AYRILIĞI için yorumlar kapalı