Nis 05

TARİHTE BUGÜN

5 Nisan:

823 – I. Lothar, taç giyerek İtalya kralı oldu.

1242 – Peipus Gölü Savaşı gerçekleşti.

1795 – Fransa ile Prusya arasında Basel Antlaşması imzalandı.

1818 – Şili Bağımsızlık Savaşı sırasında Maipú Muharebesi gerçekleşti.

1994 – Türkiye‘de ekonomik krizden kurtulmak amacıyla 5 Nisan Kararları açıklandı.

Go-Fushimi (d. 1288)

Thomas Hobbes (d. 1588)

XI. Karl (ö. 1697)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 05

KISSADAN HİSSE İNCİLİ ÇAVUŞ

KISSADAN HİSSE: İNCİLİ ÇAVUŞ

ALTINDAN YAPILMIŞ SABAN VE BOYUNDURUK

Bir gün İncili Çavuş zamanın padişahına kırılır. Ortalıktan kaybolur. Her yerde aranmasına rağmen, bir türlü bulunamaz. Padişahın kendisinin nükteli sözlerine ve sohbetine ihtiyacı vardır ama İncili ortalarda görünmez. Padişah adamlarına İncili’yi bulmalarını emreder. Ama ne mümkün incili bulunamaz. Çünkü İncili Çavuş dağda bir Yörük çadırına gitmiş yörüğe yayıkçı (Turfan yayan) olarak çırak durmuştur.

Padişah İncili’yi kendi yöntemi ile bulmaya çalışır. Aklına bir formül gelir. Bir altın saban ile bir de altın boyunduruk (öküzleri tarlada çift sürerken birbirlerine yan yana durmasını sağlayan ve saban ı çekmeye yarayan ağaçtan bir alet) yaptırır, şehrin en işlek yerine koyar, başına da iki adam koyup “Altından yapılmış bu saban ve boyunduruğa halkın fiyat belirlemesini sağlayın. Kim buna fiyat belirlerse onu yakalayın. O ya incilidir ya da onun yerini bilen biridir” der.

Onlar orada dura dursun bizim İncili ormandaki yörük çadırında yayık yaymaya devam eder. Ve çarşıya yağ peynir satmaya gidip gelen yörük ağasına “Çarşıda ne var ne yok?” diye sorarmış?

Ağa o gün “Çarşının tam ortasına bir altın saban ile altın boyunduruk koymuşlar fiyat biçin diyorlar. Onun fiyatı mı biçilir değil mi ağam?” demiş. Bunu duyan İncili ertesi sabah çarşıya hazırlanan ağasına “Ağa bugün o çarşıdaki saban ile boyunduruk olan yere var, deki Nisan ayı yağar da Mayıs ayı öğünürse bu altın saban ile altın boyunduruğun kıymeti biçilmez. Ama Nisan ayı yağıp da (yağmurdan bahseder) Mayıs ayı öğünmezse padişah efendi bunları kırsın kırsın başına çalsın. Allah vermek istemezse alet altın olmuş ağaç olmuş neye yarar, deyiver” demiş.

Ağa da “Oğlum ben bunları nasıl diyeyim. Beni asarlar deyince, sen korkma onların fiyatı odur onlar memnun olurlar”, demiş. Zavallı Yörük, bacağında kocaman şalvarı başında külahı ayağında çarığıyla çarşıda o aletlerin yanına varır “Çekilin ben bunlara fiyat biçeceğim” der. Hemen çekilirler ve yörüğü dikkatle dinlemeye başlarlar. “Arkadaşlar” der Yörük, “Nisan yağar Mayıs övünürse bu altın saban ile altın boyunduruğun kıymeti biçilmez, Nisan yağıp Mayıs ayı öğünmezse padişah bunları alsın da kırıp başına çalsın. Deyiverince apar topar yakalanır ve padişahın huzuruna çıkarılır. Devletlûmuz sizin altın aletlere bu şahıs fiyat biçti çok da acılı konuştu. “İncili Çavuş bu mudur?” deyince Padişah, “Bu değildir ama bu İncili Çavuş’un nerede olduğunu bilir” der. Biraz korkutulup sıkıştırılan yörük efendi “Benim çadırda bir çırak var o ‘bunların pahası budur’ dedi, ben de söyledim” der. padişahın adamları hemen gidip çadırdan inciliyi alıp saraya getirirler huzura çıkarırlar. Padişah İnciliye “Ne oldu İncili saraydan neden kaçtın, çok mu sıkıldın? diye sorar. “Padişahım seni sevmekten bıktım onun için saraydan uzaklaştım” deyince Padişah “İncili sana ceza verecektim, sonra vazgeçtim. Sen biraz zalimsin ama bana da çok lazımsın, ancak seni bir şartla af edeceğim” der. “Nedir padişahım?” diye sorar İncili “Sen bir kabahat işleyeceksin ve akabinde özür dileyeceksin, özrün kabahatinden daha kötü olacak, seni belki o zaman affederim” der ve olay biter.

Saray bahçesinde biraz oturduktan sonra saraya çıkmak üzere hareket ederler. İncili elinde bir fener önde padişah, merdivenlerde yürürken tam merdivenin orta yerinde İncili elindeki kandili söndürür ve döner padişaha, onu iştahla öper. Bir de oh çeker. Padişah “Bre küstah sen ne yaptığını sanıyorsun” deyince “Af edersin devletlum seni Hanım Sultan zannettim” diye cevap verir ve Padişahın söylediği gibi özrü kabahatinden büyük ve kötü olur ancak affedilir.

Posted in Fıkralar | KISSADAN HİSSE İNCİLİ ÇAVUŞ için yorumlar kapalı
Nis 04

TARİHTE BUGÜN

4 Nisan:

1660 – İngiltere Kralı II. Charles tarafından Breda Bildirisi açıklandı.

1949 – NATO, 12 ülke tarafından imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması‘na dayanarak kuruldu.

1953 – Dumlupınar denizaltısıÇanakkale Boğazı‘nda İsveç gemisi Naboland’la çarpışarak battı.

1968 – NASAApollo Projesi kapsamında Apollo 6‘yı uzaya fırlattı.

2017 – Suriye İç Savaşı sırasında İdlib kimyasal saldırısı gerçekleşti.

Caracalla (d. 186)

William H. Harrison (ö. 1841)

Martin Luther King Jr. (ö. 1968)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 04

BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ’İ RAHMETLE, MİNNETLE, HASRETLE, ÖZLEMLE ANIYORUZ!..

BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ’İ RAHMETLE, MİNNETLE, HASRETLE, ÖZLEMLE ANIYORUZ!..

4 NİSAN 1997 ÜLKÜCÜ BOZKURTLARIN HÜZÜN GÜNÜDÜR.

1944 MİLLİYETÇİLİK VE TÜRKÇÜLÜK DAVASI İLE İLGİLİ OLARAK DEVRİN “MİLLİ ŞEF”İNİN DE ETKİSİYLE TÜRLÜ İŞKENCELERE MARUZ KALAN,, TABUTLUKLARA TIKILAN, TIRNAKLARI ÇEKİLEN VE BUNA RAĞMEN VATANI, MİLLETİ, BAYRAĞI UĞRUNA GÖRDÜĞÜ BU ZULÜMLERDEN TEK KELİME OLSUN BAHSETMEYEN, ŞİKAYET ETMEYEN, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NİN KURUCU LİDERİ BAŞBUĞ ATATÜRK’TEN SONRA TÜRKÇÜLÜK DÜŞÜNCESİNE HAYAT VEREN, NECİP TÜRK MİLLETİNİN BAŞBUĞ ÜNVANINI LAYIK GÖRDÜĞÜ BAĞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ RUHUN ŞAD MEKANIN CENNET OLSUN.

BOZKURTLARIN ALLAH’IN İZNİ VE İNAYETİ İLE SENİN FİKRİN DOĞRULTUSUNDA CAN VE KAN PAHASINA GÖREVLERİNİ GEREKTİĞİ GİBİ “TÜRKLÜK GURUR VE ŞUURU İSLAM AHLAK VE FAZİLETİ” YOLUNDAN SÜRDÜRMEYE DEVAM ETMEKTEDİRLER….

“TANRI DAĞI KADAR TÜRK, HİRA DAĞI KADAR MÜSLÜMANIZ.”

“NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!”

4 NİSAN 1997 GÜNÜ RAHMET’İ RAHMAN’A ERİŞEN BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞİ RAHMETLE, MİNNETLE, HASRETLE, ÖZLEMLE ANIYORUZ!..

ÜLKÜ DEVİ ALPARLAN TÜRKEŞ

Türk’ün yarınında Türk’ün gönlünde

Yüzyıl ileriyi gördün Başbuğum

Türkçülük Ülküsü ördün Başbuğum

Hain defterini dürdün Başbuğum

Türk’ün yarınında Türk’ün gönlünde

* * *

Türk’ün yarınında Türk’ün gönlünde

Türk’ün ülkesine doğan güneşsin

Oğuz’a Fatih’e Ata’ya eşsin

Ülkü devisin sen Başbuğ Türkeş’sin

Türk’ün yarınında Türk’ün gönlünde

Kenan Şahbaz

BAŞBUĞDAN ÖĞÜTLER

“Sizler, kar gibi aksınız”

Kara’ları birletmeyin

“Sizler, birer bayraksınız

Bayrakları kirletmeyin”

* * *

“Kibir, laubalilik, ikiyüzlülük

Şu köhne Bizans’tan kötü bir huy”

Ey Türk gençliği bir ömür boyu sen!

Necip Türk ırkının ahlâkına uy!

* * *

Ülkücülük şanlı sonsuz vasıftır

Her insanım diyen ona ulaşmaz

Hainlik, ırkçılık, terörle mafya

Bu şanlı ülküye asla bulaşmaz

Kenan Şahbaz

Posted in Yazılarım | BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ’İ RAHMETLE, MİNNETLE, HASRETLE, ÖZLEMLE ANIYORUZ!.. için yorumlar kapalı
Nis 03

TARİHTE BUGÜN

3 Nisan:

1043 – Günah Çıkartıcı Aziz Edwardİngiltere Kralı olarak taç giydi.

1559 – İtalya Savaşı‘nı bitiren Cateau-Cambrésis Barış Antlaşması imzalandı.

1922 – Josef Stalin ilk Sovyetler Birliği Komünist Partisi genel sekreteri oldu.

1948 – ABD Başkanı Harry S. Truman, ekonomik yardımları içeren Marshall Planı‘nı imzaladı.

2010 – AppleiPad olarak adlandırılan tablet bilgisayarların ilk serisini piyasaya sürdü.

Johannes Brahms (ö. 1897)

İhsan Doğramacı (d. 1915)

Tim Robinson (ö. 2020)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 03

1957 HAYAT DERGİSİNDEN BİR YAZI! AYŞE SIDIKA AVAR

1957 HAYAT DERGİSİNDEN BİR YAZI!

AYŞE SIDIKA AVAR
Yıllar önce İzmir Kadınlar Hapishanesindeki mahkûm kadınlara akşam dersleri verilmesi kararlaştırılmıştı.
Bir gün milli eğitim müdürünün odasına zayıf, ufak-tefek bir genç kız girdi.
– Ben bu dersleri memnuniyetle kabul ederim, efendim, dedi.
Müdür şaşırmıştı. Karşısındaki genç kız, okuldan yeni çıkmış, üstelik son derece de hassas bir insana benziyordu.
Müdür bir kez daha hapishanedeki tipleri gözünün önüne getirdi.
Olacak şey değildir
Lakin düşüncesini belli etmedi.
– Peki, hoca hanım, dedi. Bu işle meşgul olacağım.
İki hafta geçmeden, genç kız, soğuk ışıklar altında hapishane koğuşundaki akşam derslerine başlamıştı.
İşi bittikten sonra, ince pardösüsünün yakasını kaldırıyor, süngülü nöbetçilerin, zincirli kapıların arasından geçerek sokağa çıkıyor ve hızlı adımlarla evine koşuyordu.
Hapishane müdürü de, milli eğitim müdürü gibi, hayretler içinde idi.
O, kavgacı, o geçimsiz mahkumlar, genç öğretmeni hem sevmeye, hem saymaya başlamışlardı.
Kadınlar hapishanesinde ilk defa böyle bir hava esiyordu.
Fakat işinde inanılmaz bir başarı gösteren kızın, bir süre sonra acayip bir suçla adliyeye götürüldüğünü görüyoruz.
Hakkındaki suçlama: Misyonerlik…
Gittikçe kabaran dosyalar, hep misyoner öğretmenden bahsediyordu.
Neler de neler yapmamıştı ki:
Kadınlar hapishanesi derken, Kinder Garten Teşkilatında çalışmalar, çocuklara iyi insan olmak etrafında birtakım telkinler.
Bütün bunlar misyonerlik denilen şeyden başka ne idi….?
İş o kadar dallanıp budaklandı ki, Ankara’ya kadar intikal etmiş ve onca mühim işi arasında Atatürk meseleyi merak etmişti.
– Bana misyoner öğretmenin dosyasını getiriniz, dedi.
Bütün bir gece o dosyayı inceledikten sonra, ertesi günü öğretmen Ayşe Sıdıka Avar’ı yanına çağırttı. Genç öğretmen Atatürk’ün karşısına çıktığı vakit bir yaprak gibi titriyordu.
Atatürk, bu ufak-tefek kıza hayretle baktı.
– Misyoner öğretmen sensin, öyle mi?” diye sordu.
Avar şaşırmıştı. Yavaşça,
– Efendim, ben öğretmen Avar, diye fısıldadı.
Atatürk, o zaman genç öğretmene doğru parmağını uzatarak yüksek sesle şunları söyledi:
– Hayır. Sen misyoner Avar’sın. Bana, senin gibi misyonerler lazım
Ondan sonra da Atatürk fikirlerini açıkladı
“Bir toplum, daha ziyade aile yoluyla, bilhassa kadın yoluyla kazanılabilirdi. Genç öğretmen Doğu’ya gidecekti.
Oradaki genç kızları, hatta bunların arasında hiç Türkçe bilmeyenleri bile toplayacaktı. Onları, bu toplumun potasında yetiştirecekti; sonra bu çocuklar birer ışık huzmesi altında köylere gönderecekti.”
Sözlerinin sonunda;
– Git, memleketin içine gir, dağ köylerine uzan; orada bizden ışık bekleyen yarının annelerini göreceksin, dedi.
Genç öğretmen, içi içine sığmaz bir halde Atatürk’ün yanından çıktı.
İşte yıllar ve yıllardır Avar, doğu illerinden birinde Kız Enstitüsü Müdürlüğünde bu inanılmaz işle meşguldür. Şimdi; Elâzığ, Tunceli, Bingöl çevrelerindeki halk, bu ufacık-tefecik kadından bir azize gibi bahseder. İşte yıllar ve yıllardır Avar, doğu illerinden birinde Kız Enstitüsü Müdürlüğünde bu inanılmaz işle meşguldür. Şimdi; Elâzığ, Tunceli, Bingöl çevrelerindeki halk, bu ufacık-tefecik kadından bir azize gibi bahseder.
Onun hakkında iki yüze yakın mâni, masal ve çocukların dilinde sayısız Avar şarkıları vardır.
O, yol vermez, geçit tanımaz dağlara at sırtında tırmanır, dağ köylerinden, çoğu esmer köy kızlarını toplar, onları kendi ceketine sarıp okuluna götürür.
Avar, Doğu’da gerçekten inanılmaz bir isimdir. Dağ tepesindeki köylere bu masal kadının, öğrenci toplamak için gittiği zaman köylüler:
– Kızımı da götür, Avar…! Diye atın üzengisine yapışıyorlar.
Şehre, Avar’ın okuluna gelen kızı, bir kere de üç-dört yıl sonra görünüz.
Ben, bir insan yaratma mucizesini orada gözlerimle gördüm

Alıntı: Hikmet Feridun Es
Hayat Dergisi 1957
Ayşe Sıdıka Avar; Ruhu şad olsun. Bugünkü TRT’nin işine son verdiği gazeteci Banu Avar’ın annesidir.
Kendisinden yukarıdaki yazı sayesinde haberdar oldum.
Kızı da anası gibi çetin ceviz…
Aynı özveri ve tükenmez bir cesaretle Atatürk’ün gösterdiği hedefe karşı çıkanlara karşı çıkıyor

Posted in Hikayeler | 1957 HAYAT DERGİSİNDEN BİR YAZI! AYŞE SIDIKA AVAR için yorumlar kapalı
Nis 02

TARİHTE BUGÜN

2 Nisan:

1453 – Fatih Sultan Mehmetİstanbul‘u kuşatma harekâtına başladı.

1912 – Titanik gemisinin yapımı tamamlandı.

1930 – Haile Selassie, kendini Etiyopya İmparatoru ilan etti.

1978 – Dallas dizisi, Amerikan CBS televizyonunda ilk kez yayımlandı.

2020 – Doğrulanmış COVID-19 vakalarının sayısı dünya çapında 1 milyonu geçti.

Arthur Tudor (ö. 1502)

Émile Zola (d. 1840)

Sabahattin Ali (ö. 1948)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 02

HANGİ AMAÇ İÇİN VE HANGİSİ DOĞRU? 1 NİSAN

1 NİSAN

1 NİSAN’IN KÖKENİ

Sezar’dan 1610 yıl sonra, 1564’de Fransa Kralı IX. Charles’ın, takvimi değiştirerek yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe alması ve o zamanın iletişim koşullarından dolayı bazı insanların bu gelişmeden haberi olmaması nedeni ve bu kararı protesto etmek amacı ile eski adetlerini sürdürmelerine neden olmuştur. Kralın kararını protesto eden halk, 1 Nisan’da partiler düzenlemeye, birbirlerine hediyeler vermeye devam etmişlerdir. Yeni takvimden haberdar olup onu kabul edip uygulayan diğerleri ise bunları ‘1 Nisan aptalları’ olarak nitelendirip bu güne ‘Bütün Aptalların Günü’ adını vermişlerdir. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler vermişler, yapılmayacak partilere davet etmişler, gerçek olması mümkün olmayan haberler üreterek yaymışlardır. Yıllar sonra takvimin ayları yerine oturup Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar 1 Nisan gününü kendi kültürlerinin bir parçası olarak görmeye başlamışlardır. Zaman içinde bu geleneği gittikçe süsleyerek, zenginleştirerek ve yaygınlaştırarak devam ettirdiler. Fransız kökenli bu geleneğin İngiltere’ye ulaşması yaklaşık iki yüzyıl sürmüştür. Oradan da Amerika’ya ve bütün dünyaya yayılmıştır.

FRANSIZLARIN “NİSAN BALIĞI” KAVRAMI

Nisan 1 tabiri bir de ‘Nisan Balığı’ kavramı olarak da tabir edilmektedir. Fransa’da yılın bu döneminde balık avının yasak olmasından dolayı bazı şaka severlerin balık avcılarını kandırmak için ırmaklara ‘Nisan Balığı’ diye bağırarak çiroz ringa balıkları atmaları sonucunda bu şaka kavramı ortaya çıkmıştır. Günümüzde bu gelenek yapılmasa da balık şeklinde çikolatalar yenerek, insanların arkasına kâğıttan balıklar iliştirilerek, dostlar işletilerek bu özel şaka geleneği hala yaşatılmaktadır.

1 NİSAN MÜSLÜMANLARA İHANET GÜNÜ MÜYDÜ?

1 Nisan için bilinen en eski 1 Nisan hikayesi, 1 Nisan şakalarının çıkış tarihini şu şekilde anlatır. 15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu İspanya’daki Endülüs Müslümanlarının son kalesini (Gırnata) kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunun bilincinde olan Haçlı ordusunun komutanı kaleyi düşürmek için değişik taktikler düşünmektedir. En sonunda aklına bir fikir gelir. 31 Mart gecesi kalenin önüne giderek bir elinde Kur an bir elinde İncil, kaledekilere seslenir; “Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım” der. Bunun üzerine gerekli görüşmeler sonrasında Müslümanlar canlarının kurtarılması karşılığında kaleyi teslim ederler. Ertesi gün sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir. Bunun üzerine Müslümanlar bizi öldürmeyeceğinize dair “yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz” derler. Bu söz üzerine Haçlı ordusunun komutanı “Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur” diye cevap verir ve Bütün Müslümanlar orada şehit edilirler. Hikâyeye göre o gün bugündür. 1 Nisan Hristiyanlar arasında Hile Günü olarak kutlanmaktadır. Maalesef halkımız arasında da yaygınlaşmış, yüzlerce, binlerce Müslümanın katliam günü olan 1 Nisan şaka günü olarak kutlanmaktadır.

1 NİSAN “HİLE GÜNÜ” OLARAK DA ANILMAKTADIR

1 Nisan’ın tarihi her ne kadar yaygın olarak Müslümanların şehit edildiği ‘Hile Günü’ olarak anlatılmış olsa da, tarihi kaynaklarda böyle bir bilgiye rastlanılmamaktadır. Hikâyede bahsedilen Endülüs’teki son kale olan Gırnata’nın düştüğü tarih, 2 Ocak 1492 gününe rastlamaktadır. Kaldı ki, İslam dahi normalde yalanı katı kurallarla yasakladığı halde savaş esnasında caiz görür. Bu kültüre sahip olan Müslümanların Haçlı ordusu komutanının bir sözüne inanıverip henüz korumakta oldukları kaleyi saf saf teslim etmiş olmaları hiç de gerçekçi bir açıklama gibi görünmüyor. Tam olarak ortaya çıkış hikayesi belli olmayan bu ‘Şaka Günü’ ile ilgili yazılanları incelediğimizde 1 Nisan’da şaka yapmanın Fransa’da lSDD’lerin sonunda başlayan beş asırlık bir gelenek olduğu görülmektedir. Gabriella Kalapes’un konu hakkındaki yazısında bahsettiği gibi 1 Nisan şakasıyla ilgili onlarca teori vardır ve sadece bazıları diğerlerine göre biraz daha yaygındır. Boston üniversitesi’nde tarih profesörlüğü yapan Joseph Boskin’in teorisi ise ülkeyi sarsacak kadar farklıydı.

Kaynak: 1 Nisan Şaka Günü Nedir?

Posted in Gündem | HANGİ AMAÇ İÇİN VE HANGİSİ DOĞRU? 1 NİSAN için yorumlar kapalı
Nis 01

TARİHTE BUGÜN

1 NisanŞaka Günü

457 – MajorianusBatı Roma imparatoru ilan edildi.

1940 – II. Dünya SavaşıHans Frank tarafından Varşova Gettosu kuruldu.

1941 – Altın Meydan subayları tarafından Irak askerî darbesi gerçekleştirildi.

1979 – Ruhullah Humeyniİran İslam Cumhuriyeti‘ni ilan etti.

2004 – GoogleGmail‘i halka duyurdu.

Otto von Bismarck (d. 1815)

Richard Zsigmondy (d. 1865)

Bucky Pizzarelli (ö. 2020)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Nis 01

DİL

DİL

“Allah’a ve ahiret gününe inanan ya hayır söylesin ya da sussun.” Kutsi hadis ile buyurulmuştur. Dilimize sahip çıkmamız tembih edilmiştir.

Dil deyip de geçmeyin. “Dilim eder beni dilim dilim”, “Kılıç yarası geçer, dil yarası geçmez” Diyen ata sözlerimiz var.

Gerçekten düşününce konuştuklarımız bizim cennetimiz ya da cehennemimiz olabiliyor. Yani cümlelerimiz neredeyse kaderimizi belirliyor.

Yalan söylemek dilin afetlerindendir. Masum bir insana iftira atmak, dedikodu yapmak, insanların arasını bozmak dilin iflasıdır. Şakayla da olsa insanın onur ve şahsiyetine dil uzatmak ayıptır. Gıybet, alay ve küfürlü sözler yasaklanmıştır, güzel insana yakışmaz. İnsanları töhmet altında bırakan, onurlarını kıran, haysiyetlerini inciten her türlü söz, gerçek hayatta da sanal âlemde de kul hakkı ihlalidir. Dolayısıyla konuşmak insana verilen büyük bir nimet olmasının yanı sıra, ağır bir imtihandır.

Dil; aklımızın avukatı, ruhumuzun tercümanıdır. Kalbimizden geçenler, duygularımız ve düşüncelerimiz konuştuklarımızla ifade edilir.. Söz vardır, huzur ve mutluluğa götürür. Söz vardır muhtacın derdine çare olur, umudunu kaybetmiş yürekleri ferahlatır. Söz vardır zararlı alışkanlıkların esaretinden kurtarır. Ve de sözler vardır ki günahlara sürükler, onulmaz yaralar açar.

İnsanlar arasındaki sevgi ve muhabbet bağlarını koparan, nefret ve düşmanlıklara sebebiyet veren her türlü söylemden kaçınmamız gerek.

Lütfen dilimizi her türlü kötü ifadelerden koruyalım. Çünkü dil aynı zamanda kalbin aynasıdır.

Posted in Yazılarım | DİL için yorumlar kapalı