Baş eğmek, diz çökmek yakışmaz Türk’e, Adalete doyar girdiğim ülke, Atam, Mete Han’dan ta Atatürk’e, Türk’üm, ecdadımı candan sayarım! Türk olmaktan sonsuz şeref duyarım!
Bu bir fotoğraftan öte hürriyet aşkının ifadesidir.… Bu, bir Doğu Türkistan’ın diz çökmüş ama teslim olmamış hâlidir.
Bir Ramazan ayı gecesi… Doğu Türkistan’ın bir köyünde, karanlığın bile korkudan sesini kıstığı bir anda al bayrak açılıyor. O bayrak; sınırları aşarak, can pahasına, kan pahasına, gizli yollarla getirilmiş. Getiren de biliyor, açan da biliyor: Bu bayrağın bedeli ölümdür.
Eğer Çinliler görürse; İdam vardır, akıl almaz işkenceler vardır, ömür boyu zindan vardır. Ama yine de açılır. Çünkü bu bayrak, canla değil, namusla ilgilidir.
Diz çökenler korkudan değil, hürmetten diz çöker. Kadınların gözlerinde vatan hasreti, erkeklerin yüreğinde bastırılmış bir haykırış vardır. Çocuklar konuşmaz… Çünkü bu millet acıyı küçük yaşta öğrenir.
Kur’an-ı Kerim, bayrağın yanına konur. Biri bayrağı öper, biri alnına koyar, biri uzun uzun bakar… Sanki İstanbul’a, Ankara’ya bakar gibi, sanki Orhun’a, sanki ecdadına bakar gibi…
O an edilen dualar sadece hayatta kalmak için değildir. O dualar Türklüğün ayakta kalması içindir. O dualar istiklal içindir.
Bayram günlerinde açılır. Ramazan gecelerinde açılır. Doğu Türkistan’ın kuruluş günlerinde açılır. Ve her seferinde tekrar gizlenir.
Ama bilin ki: Bayrak katlanır, dava katlanmaz. Eller çözülür, yemin çözülmez. Korku vardır ama teslimiyet yoktur.
Bu kare şunu haykırır: Türk bayrağı Doğu Türkistan’da yasak olabilir, ama Türk yüreğinde asla!
Ve bir gün… O bayrak gizli odalarda değil, gökyüzüne karşı dalgalanacaktır. Çünkü Türk’ün duası gecikir ama kaybolmaz.
#Doğu Türkistan
Posted inGündem|DOĞU TÜRKİSTAN için yorumlar kapalı
Türklerin en az bildiği şey, kendi tarihleridir. Yani Türk’lerin tarihi ve Türkiye Cumhuriyeti tarihidir. Yaşanan onca zorluklar, Türklere uygulanan sömürü ve soykırımlar, yeryüzünün en büyük katliamları, en acımasız vahşetleri, en büyük ihanetleri sanki hiç yaşanmamış gibidir. Aynı ihanetin bugünkü aktörleri de geçmişte neler olduğunu bilmelidirler ki, gelecekte başlarına nelerin geleceği bilsinler. Hem ibret alsınlar hem de ayaklarını denk alsınlar.
Bugün üç ihanet öyküsünü okuyacaksınız.
Kurtuluş Şavaşı sırasında bir “Ali Kemal” hikayesidir gider. Halk arasında “Artin Kemal” adıyla tanınan Ali Kemal, milli mücadele aleyhine ve işgal güçlerini destekleyen yazılarıyla tanınmış, ihanetin sembolü haline gelmiş bir gazetecidir. “Peyam-ı Sabah” adıyla çıkardığı gazetesinde, 25 Nisan 1920 tarihinde Atatürk için “İdam, idam, idam. Mustafa Kemal cezasını bulacak”, Kurtuluş Savaşı’nı yapan Türk Milleti için
“Bu mahluklar kadar başları ezilecek yılanlar tasavvur edilemez.
Düşmanlar onlardan bin kerre iyidir..” diye yazmıştır.
Yakalandıktan sonra sorgusunda “Ben Türk Milletinde bu kadar büyük yaşama gayreti ve mücadele ruhu olduğunu bilmiyordum. Bu bilgisizliğimden dolayı da mazur görülmeliyim, çünkü hayatımın büyük bölümü yurt dışında geçmiştir.” demiştir.
Sorgudan çıkarılırken kendisini tanıyan halk tarafından bir anda linç edilmiş, yanında bulunan ve onu korumak isteyen görevliler dahi yaralanmıştır. Ali Kemal’in İzmit’te linç edilmesinden sonra, İstanbul’da ne kadar işbirlikçi Mütareke basın mensubu varsa Amerikan elçiliklerine ve limanda bekleyen İngiliz gemilerine sığınmışlardır. Ne gariptir ki; oğlu Sn. Zeki Kuneralp, Madrid Büyükelçiği görevinde iken, karısı da Ermeniler tarafından öldürülmüştür.
Ama şimdi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti sayfalarında, önceleri “Basın Şehidi” şimdilerde ise “Öldürülen Gazeteciler Başlığı” altında, Ali Kemal’in adı, Hırant Dink ile birlikte, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı’nın isimleri ile yanyana geçmektedir.
Gelelim “ibretlik” ikinci olayımıza:
Dinsel bir sıfat taşıyan “Sait Molla” 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra, Protestan misyoneri papaz Frew ile birlikte “İngiliz Muhibleri -Sevenleri- Cemiyetini” kurmuştur. İngiliz Muhibleri Derneği’nin, İstanbul’un işgalinden sonraki ilk bildirisi, 21 Mart 1920’de Alemdar Gazetesinde “İngiliz dostlarımız biraz geç kaldılar, daha önce gelmeliydiler.” olmuştur.
Sait Molla, 4.11.1919’da papaz Frew’e yazdığı mektubunda; “Aziz üstadım Frew, Kürt Teali Cemiyeti’ndeki yakın dostlarımızla görüştüm. Kürt aşiretlerinin yaşadığı bölgede büyük bir ödeneğe ihtiyaç vardır. Aksi halde ayaklanmayı teşvik edemeyiz” diye yazmıştır. Kurtuluş Savaşı sonrası Yunanistan’a kaçan Molla Sait, hizmet ettiği yunanlılar tarafından hapise atılmış, ihanet ve sefalet içinde ömrünü tamamlamıştır.
Manisa Mutasarrıf’ı (Valisi) Hüsnüyadis’in hikayesi:
Hüsnü Bey ve sülalesi, Türk oldukları için Girit’ten kovulmuşlar, Manisa’ya yerleşmişler, Hüsnü Bey vali seçildiği Manisa’da üç yıl boyunca, Yunan işgal güçleriyle sarmaş-dolaş yaşayarak işbirlikçi olmuştur. Fahrettin Altay Paşa’nın süvarileri Manisa’ya yaklaşırken, Yunan askerleri bir günde Manisa’da 3500 kişiyi diri diri yakmış, 1500 kişiyi kurşunlayarak 5000 kişiyi öldürmüştür. Bu sırada Hüsnüyadis, Yunan işgal güçleri komutanı General Bagorçiye, Manisa’yı terketmemeleri için yalvarıyordu!
Daha sonra kaçtığı Yunanistan’da bir kilisenin terkedilmiş bir köşesine atılan mezarının başına “haçı kırık” bir mezartaşı dikilerek üzerine “Palio Turko- Serseri Türk” yazılarak tarihin çöplüğüne atılmıştır.
Bu hainlerin ruhlarını, ihanet beslemektedir. Ekmeğini yedikleri ülkeye de, adına ihanet ettikleri ülkeye de yaranamamış, kaçınılmaz ve ortak sonlarından kurtulamamışlardır. Bunların “şimdiki numuneleri” de aynı sondan kurtulamayacaklardır.
Ey! Artin Kemal’ler, Sait Molla’lar, Hüsnüyadis’ler… İbret alın ve ayağınızı denk alın…
Not: Yazıda geçen bilgilerin çoğu, A. Nedim Çakmak’ın “İşgal Günlerindeki İşbirlikçiler” kitabından alınmıştır.
İçişleri Eski Bakanı ve Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan’ın sosyal medya X hesabından yaptığı uyarılar trolleri harekete geçirmiştir. Tantan’ın dünkü haberinin altına çok seviyesiz yorumlar yapılmış, trollerin iğrenç yorumları silinmiş ve hesaplar engellenmiştir. İşte İçişleri Eski Bakanı ve Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan’ın bugünkü X mesajı: “Türkiye’yi tutsak etmek isteyen karanlık masanın ayakları tek tek dökülmektedir. Bu masanın deşifre edilmesi, halk tarafından bilinmesi gerekmektedir. Türkiye’ye karşı bölücü faaliyetleri yürüten yabancı istihbarat örgütleri ne yazık ki kullanışlı aparatlar bulmakta zorluk çekmemektedir. Bölücü terör örgütü elebaşı da bunlardan biridir. Karanlık masanın diğer unsurları Türk kimlikli görünen ama Türk kimliği zedelemek isteyen siyasetçilerdir. Karanlık masanın bir diğer unsuru da devletin içine sızmış veya tehdit, şantaj gibi yollarla iradesi ipotek altına alınmış kamu görevlileridir. Ancak bu karanlık masa yolun sonuna gelmiş, masa kardeşliği Türk milletinin iradesine karşı galip gelememiştir. Halk gerçekleri görmekte, karanlık güçlerin emellerinin farkındadır ve asla bu hain emellere geçit vermeyecektir. Türkiye karanlık masa kardeşliğini Türk milletinin gücü ile yenmiş, büyük bir oyunu bertaraf etmiştir. Bundan sonra yapılması gereken Türk kimlikli siyaseti merkeze almak ve hâkim kılmaktır. Bu yurt bizim sahip çıkacağız!”
Kaynak: Ülkü Pınarı 18 Aralık 2025
Posted inGündem|“TÜRKİYE’Yİ TUTSAK ETMEK İSTEYEN KARANLIK MASANIN AYAKLARI” DEŞİFRE OLMUŞTUR İÇİŞLERİ ESKİ BAKANI SADETTİN TANTAN için yorumlar kapalı