Oca 02

YURTSEVERLERE ÇAĞRI

Sn. Ömer Faruk Eminağaoğlu ‘ndann çok önemli bir çağrı … Türk Milleti’nin bir bireyi olarak lütfen kayıtsız kalmayın!
YURTSEVERLERE ÇAĞRI
4 Ocak 2026 tarihinde, Diyarbakır’da “Öcalan’a özgürlük” adıyla, amacıyla, içeriğiyle yapılacak olan açık hava toplantısı YASAKLANMALIDIR.
BU KONUDA;
Diyarbakır Valiliği’ne, İçişleri Bakanlığı’na, Cumhurbaşkanlığı’na, TBMM Dilekçe Komisyonu’na yapılacak başvurular konusundaki örnek dilekçeler paylaşılmıştır.
Başvurular CİMER yoluyla yapılabilir.
Konu tarihi bir önemdedir!
***
GEREKÇE:
1- Halen terör örgütü olan PKK’yı, yıllardır ve halen cezaevinden yöneten, böylece bu konuda ikinci bir suçu işlemekte olan terörist başı Öcalan için, özgürlük amaçlı yoplantı yapmak demek, terör örgütünü ve Öcalan’ı meşru göstermek demektir.
2- Terör örgütü propagandası yapmak, suç ve suçluyu övmek, halkı kin ve düşmanlığa tahrik, yasalara uymamaya tahrik, suç için anlaşma vb suçlarını işlemek demektir.
3- Anayasa’nın 34, 2911 sayılı Yasa’nın 17-19, 5442 sayılı Yasa’nın 11. maddesi uyarınca, kamu düzenini bozan, yine suç işlemek için açık ve yakın tehlike oluşturan toplantılarla, yine suçun işlenmesini önlemek amacıyla bu nitelikteki toplantıların yasaklanması zorunludur. Böyle toplantılara izin verilemez.
4- AKSİ DURUM; PKK örgütünü halen yöneten terörist başına destek veren eylemlere, merkezi yönetimin sessiz kalması demek, böyle eylem yapılan bölgelerde yetki ve görev kullanmaması, merkezi yönetimin fiilen bölgede ikinci plana düşmesi veya adeta bölgeden çekilmesi demektir.
5- Zamanla eylemler anılan bölgede diğer illere de yayılacaktır. O eylemlere de müdahale edilemeyecek, edildiğinde kolluk kuvvetleri ve halk ile eylemciler arasında çatışma ortamı doğacak çatışmalar yaşanacaktır.
6- EYLEMLERE İZİN VERİLMESİ DEMEK, devletin terör örgütü ve kurucusu/yöneticisi karşısında (eylemlerin yayıldığı tüm alanlarda) geri adım atması, ülke topraklarının bir bölümünde zor kullanamaz ve kamu gücünü kullanamaz hale gelmesi demektir!
7- Ülkenin kuzeyinde, güneyinde, batısında, iç bölgelerinde yapılamayacak, yapılmaya yeltenilmesi durumu çatışmaya yol açacak, ülkenin doğu ve güneydoğusunda da her yerde yapılacak ortam bulunmayan böyle bir toplantı için Diyarbakır’ın seçilmesi, özel anlam taşımaktadır.
8- TBMM’deki komisyon yoluyla atılamayan adımlar için, ŞİMDİ halk meydanlara çekilmektedir.
9- Teröristbaşı Öcalan ülkede kimsenin temsilcisi değildir, ülkedeki Kürtlerin asla temsilcisi değildir ve olamaz da. Bu halkımızın bir kesimine çok ağır bir hakaret ve aşağılama demektir. Teröristbaşı Öcalan, terör örgütünün temsilcisidir.
10- Terör örgütü temsilcisi yani yöneticisinin özgürlüğü için yapılacak eylemlere hukuk devletlerinde KAYITSIZ KALINAMAZ, BÖYLE TOPLANTILAR YAPILAMAZ!

hashtag#4Ocak hashtag#Diyarbakır hashtag#BebekKatili

Posted in Gündem | YURTSEVERLERE ÇAĞRI için yorumlar kapalı
Oca 01

TARİHTE BUGÜN

1 OcakYılbaşı (miladi takvim); Kamu Malı GünüBrunei (1984), Haiti (1804), Samoa (1962) ve Sudan‘da (1956) bağımsızlık günü

1068 – Romen Diyojen, Makrembolitissa ile evlenerek Bizans imparatoru oldu.

1801 – İtalyan gökbilimci Giuseppe Piazzi, cüce gezegen Ceres‘i keşfetti.

1956 – Sudan, bağımsızlığını ilan etti.

1959 – Fidel Castro önderliğindeki güçler Havana‘nın kontrolünü ele geçirdi ve Küba Devrimi son buldu.

2017 – İstanbul‘da bir gece kulübüne düzenlenen saldırıda 39 kişi öldü.

Lorenzo de’ Medici (d. 1449)

XII. Louis (ö. 1515)

J. D. Salinger (d. 1919)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Oca 01

YENİ YIL VE NOEL

YENİ YIL

Yeni bir takvim yılının başladığı ve takvimin yıl sayısının bir arttığı zaman. Pek çok kültürde bu olay bir şekilde kutlanmaktadır. Günümüzde en çok kullanılan takvim olan Miladi takvimin yeni yılı          1 Ocak’a (Yılbaşı) denk gelmektedir. Birçok ülke 1 Ocak’ı resmî tatil olarak belirlemiştir.

NOEL NEDİR?

Noel dediğimiz gün ise İsa Mesih’in doğumunu ve yeryüzüne gelişini anıp kutladığımız gündür. Genellikle batı kiliselerinde 24 Aralık, doğu kiliselerinde ise 6 Ocak’ta kutlanır. Bu farkın sebebi eski dönemlerde kullanılan takvim farkından ileri gelir ve İsa’nın doğum gününün yılın hangi günü, ne zaman kutlanacağı konusu bir yana, önemli olan İsa’nın doğumunun anlamıdır. Kutsal Kitap’a baktığımızda Tanrı’nın dört önemli mesaj verdiğini görüyoruz.

Öncelikle doğan kişi bir Kurtarıcıdır, sıradan bir insan değildir. “Meryem bir oğul doğuracak. Adını İsa koyacaksın. Çünkü halkını günahlarından O kurtaracak.” İsa Mesih çarmıh üzerindeki ölümüyle günahları üzerine alan kurban kuzusudur. (Matta 1:21). Ve bu kurtarıcı dünyasal güçlere değil; ruhsal güçlere, özellikle de günah ve ölüme karşı bir zafer kazanacaktır.

İkinci mesaj ise, ‘Tanrı Aramızda’dır. Evet, Tanrı her yerdedir ama aynı zamanda Tanrı İsa Mesih aracılığıyla insan bedeni almış ve aramızda yaşamıştır. Yeşaya Peygamber işte bunu şu sözlerle bildirdi: “Bütün bunlar, Rab’bin peygamber aracılığıyla bildirdiği şu söz yerine gelsin diye oldu: ‘İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İmmanuel koyacaklar.’ İmmanuel, Tanrı bizimle demektir” (Matta 1:22-23). Tanrı’nın aramızda olması aynı zamanda Tanrı’nın karakteri ile ilgili çok önemli bilgiler içermektedir. Tanrı insanla ilgilenir ve Tanrı alçakgönüllü bir Tanrıdır. İnsanlar arasına gelip hayvanların yemek yediği bir yeri kendine beşik yapabilir. Bu asla O’nun yüceliğine zarar vermez, aksine sandığımızdan ne kadar yüce olduğunu kanıtlar.

Posted in Yazılarım | YENİ YIL VE NOEL için yorumlar kapalı
Ara 31

TARİHTE BUGÜN

31 AralıkYılbaşı arifesi (miladi takvim); İskoçya‘da Hogmanay

1600 – Britanya Doğu Hindistan Şirketi, Kraliçe I. Elizabeth‘in emriyle kuruldu.

1862 – Amerikan İç Savaşı‘nda en büyük kayıplardan birinin verildiği Stones River Muharebesi başladı.

1909 – Manhattan ile Brooklyn‘i bağlayan ve modern asma köprülerin ilk örneği olan Manhattan Köprüsü trafiğe açıldı.

1963 – Rodezya ve Nyasaland Federasyonu dağıldı.

1992 – Çekoslovakya, barışçıl bir şekilde Çekya ve Slovakya olarak ikiye bölündü.

III. Callixtus (d. 1378)

Miguel de Unamuno (ö. 1936)

Anthony Hopkins (d. 1937)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ara 31

MEKKE’NİN FETHİ

Mekke’nin Fethi, 11 Ocak 630 yılında gerçekleşmiştir. Bu tarih Hicri takvimde Hicret’in 8. yılına, Ramazan ayının 10. Gününe denk gelir.

Bir süre önce Müslümanlarla Mekkeli Kureyşliler arasında Hudeybiye Antlaşması yapılmıştı. Mekkeli Kureyşlilerin müttefiki olan Beni Bekir kabilesi bu antlaşmaya aykırı biçimde, Müslümanların himayesindeki Huzaa kabilesine saldırdı.

MEKKE NASIL FETHEDİLDİ? Hz. Muhammed Mekke’ye haber göndererek, öldürülenlerin kan bedellerinin ödenmesini veya Beni Bekir kabilesiyle olan ittifakın sonlandırılmasını, aksi halde Hudeybiye Antlaşması’nın bozulmuş sayılacağını ve savaşa mecbur kalacaklarını bildirdi. Mekkeliler, teklifleri reddettiler ve harbe hazırlanacaklarını bildirdiler. Mekkeliler daha sonra fikir değiştirip Ebu Süfyan’ı Müslümanları bir barışa ikna etmesi için Medine’ye gönderdiler. Ancak görüşmelerden hiçbir netice alınamadı.

Hz. Muhammed, Hicret’in 8. yılı, Ramazan ayının 10. günü, 10 bin kişilik bir ordu ile Medine’den çıktı (1 Ocak 630). 20 Ramazan’da (11 Ocak 630) Hz. Muhammed ordusunu 4 kola ayırdı ve ordusuna şu emri verdi:

“Size karşı konulmadıkça, size saldırılmadıkça, hiç kimseyle çarpışmaya girmeyeceksiniz, hiç kimseyi öldürmeyeceksiniz.”

Hz. Muhammed hareket emri verdi ve Fetih Suresi’ni okuyarak Mekke’ye girdi. 3 kol herhangi bir direnişle karşılaşmazken Halid bin Velid’in komutasındaki 4. kol, İkrime bin Ebu Cehil önderliğindeki küçük bir saldırıyı geri püskürttü.

Hz. Muhammed, Mekke’ye girer girmez genel af ilan edildiğini bildirdi ve Ebu Süfyan’a bildirdiği şekilde, kimseye dokunulmayacağını ilan etti. Ardından içerisinde 360 put bulunan Kâbe’ye yöneldi. İsra Suresi’nin 81. ayetini okuyarak putları birer birer devirdi. Daha sonra da beraberindeki Müslümanlarla Kabe’yi tavaf etti.

MEKKE’NİN FETHİ İLE İLGİLİ AYETLER * 110/1,2,3- Allah’ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O’ndan bağışlama dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edendir.
* 48/1- Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.1 1
* 48/10- Sana bîat edenler ancak Allah’a bîat etmiş olurlar.2 Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükâfat verecektir. 2
* 48/11- Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanları sana, “Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu; Allah’tan bizim için af dile” diyecekler. Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: “Allah sizin bir zarara uğramanızı dilerse, yahut bir yarar elde etmenizi dilerse, ona karşı kimin bir şeye gücü yeter? Hayır, Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”
* 48/12- (Ey münafıklar!) Siz aslında, Peygamberin ve inananların bir daha ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, sizin gönüllerinize güzel gösterildi de kötü zanda bulundunuz ve helaki hak eden bir kavim oldunuz.
* 48/13- Kim Allah’a ve Peygambere inanmazsa bilsin ki, şüphesiz biz, inkarcılar için alevli bir ateş hazırladık.
* 48/14- Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine ceza verir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
* 48/15- Savaştan geri bırakılanlar, siz ganimetleri almaya giderken, “Bırakın biz de sizinle gelelim” diyeceklerdir. Onlar Allah’ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: “Siz bizimle asla gelmeyeceksiniz. Allah önceden böyle buyurmuştur.” Onlar, “Bizi kıskanıyorsunuz” diyeceklerdir. Hayır, onlar pek az anlarlar.
* 48/16- Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanlarına de ki: “Siz, güçlü kuvvetli bir kavme karşı teslim oluncaya kadar savaşmaya çağrılacaksınız. Eğer itaat ederseniz Allah size güzel bir mükâfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönerseniz, Allah sizi elem dolu bir azaba uğratır.”
* 48/17- Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. (Bunlar savaşa katılmak zorunda değillerdir.) Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse, onu elem dolu bir azaba uğratır.
* 48/18,19- Şüphesiz Allah, ağaç altında sana bîat ederlerken inananlardan hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur, güven duygusu vermiş ve onlara yakın bir fetih3 ve elde edecekleri birçok ganimetler nasip etmiştir. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. 3
* 48/2,3- Ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin ve Allah sana, şanlı bir zaferle yardım etsin.
* 48/20- Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaad etmiştir. Şimdilik bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir. (Allah böyle yaptı) ki, bunlar mü’minler için bir delil olsun, sizi de doğru bir yola iletsin.
* 48/21- Henüz elde edemediğiniz, fakat Allah’ın, ilmiyle kuşattığı başka (kazançlar) da vardır. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.
* 48/22- İnkâr edenler sizinle savaşsalardı, arkalarını dönüp kaçarlar, sonra da ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilirlerdi.
* 48/23- Allah’ın ötedenberi işleyip duran kanunu (budur). Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
48/24- O, Mekke’nin göbeğinde, sizi onlara karşı üstün kıldıktan sonra, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çekendir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.
* 48/25- Onlar, inkâr edenler ve sizi Mescid-i Haram’ı ziyaretten ve (ibadet amacıyla) bekletilen kurbanlıkları yerlerine ulaşmaktan alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle, inanmış kadınları bilmeyerek ezmeniz ve böylece size bir eziyet gelecek olmasaydı, (Allah Mekke’ye girmenize izin verirdi). Allah, dilediğini rahmetine koymak için böyle yapmıştır. Eğer, inananlarla inkarcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, onlardan inkâr edenleri elem dolu bir azaba uğratırdık.
* 48/26- Hani inkar edenler kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah ise, Peygamberine ve inananlara huzur ve güvenini indirmiş ve onların takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) sözünü tutmalarını sağlamıştı. Zâten onlar buna lâyık ve ehil idiler. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir.
* 48/27- Andolsun, Allah, Peygamberinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, siz güven içinde başlarınızı kazıtmış veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bildi ve size bundan başka yakın bir fetih daha verdi.4 4
* 48/28- O, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir. (Allah) o hak dini bütün dinlere üstün kılmak için (böyle yaptı). Şahit olarak Allah yeter.
* 48/29- Muhammed, Allah’ın Resülüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde halinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah kendileri sebebiyle inkarcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükafat vaad etmiştir.
* 48/4- O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
* 48/5- Bütün bunlar Allah’ın; inanan erkek ve kadınları, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlere koyması, onların kötülüklerini örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir başarıdır.
* 48/6- Bir de Allah’ın, hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve Allah’a ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir. Kötülük girdabı onların başına olsun! Allah onlara gazap etmiş, onları lanetlemiş ve kendilerine cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir varış yeridir!
* 48/7- Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
* 48/8- (Ey Muhammed!) Şüphesiz biz seni bir şâhit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
* 48/9- Ey insanlar! Allah’a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam Allah’ı tespih edesiniz diye (Peygamber’i gönderdik.)
* 61/10- Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size?
* 61/11- Allah’a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.
* 61/12- (Bunu yapınız ki) Allah, günahlarınızı bağışlasın, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koysun. İşte bu büyük başarıdır.
* 61/13- Seveceğiniz başka bir kazanç daha var: Allah’tan bir yardım ve yakın bir fetih (Mekke’nin fethi). (Ey Muhammed!) Mü’minleri müjdele!

Posted in Yazılarım | MEKKE’NİN FETHİ için yorumlar kapalı
Ara 30

SİYASETEKİ KESKİN MANEVRALAR…

İktidar bloğunun siyasetteki keskin manevralarına, onun eksenindeki havuz medya ayak uydurmakta zorlanıyor. A Haber, Erdoğan’ın yıllar önce ‘sayın’ dediği, Bahçeli’nin şu günlerde sıkça teşekkür ettiği Öcalan ile ilgili ekrana ‘sayın’ alt yazısı verince ortalık karıştı!

Rüzgâr öyle çetin ki yelkenler ona ayak uyduramıyor… Eski gemicilerin bu tabiri, iktidarın ekranlardaki amiral gemisi olan A Haber’in bugün yaşadığı sıkıntıyı çok iyi anlatıyor. Nasıl mı?

İktidara yakınlığıyla bilinen A Haber, yayımladığı bir haberde terör örgütü PKK’nin lideri Abdullah Öcalan için “Sayın Abdullah Öcalan” ifadesini kullandı.

Posted in Gündem | SİYASETEKİ KESKİN MANEVRALAR… için yorumlar kapalı
Ara 29

ALLAH AŞK VERSİN

ALLAH AŞK VERSİN

* * *

Bu gönül aklıma meydan okuyor
İstiyor ki her vakitte gül dersin
Nefis; nazar, benlik, fitne sokuyor
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Görünmüyor iyi, kötü gözüme
Uymuyor aklımın hiçbir sözüme
Köle, tutsak olmuş arsız özüme
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Velakin aşk ise gönülde konu
Yaşarım her vakit, her anda onu
Dilerim meçhule gitmesin sonu
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Delice tavrını önlemem lazım
Kapkara sevdayı mimlemem lazım
Bu hoyrat gönlümü gemlemem lazım
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Kınamayın beni sevgili dostlar
Nice aşk yüzünden yüzüldü postlar
Tükenmez düşmanlık, tükenmez kastlar
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Aşkın şarabından içmeyen bilmez
Titrer yürekleri ihmale gelmez
Görünüşe kanma, zalim hiç gülmez
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Aşk ki; bu Allah’ın sonsuz hikmeti
Engin gönüllere eşsiz rahmeti
Her gönül çekemez böyle zahmeti
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Bir başka yaşıyor aşk ile gönül
Kendinden geçiyor meşk ile gönül
Istırap çekiyor zevk ile gönül
Allah her kuluna çokça aşk versin

* * *

Kenan Şahbaz Eğitimci, Devlet Halk Şairi, Araştırmacı, Yazar

Posted in Şiirlerim | ALLAH AŞK VERSİN için yorumlar kapalı
Ara 11

TARİHTE BUGÜN

11 Aralık:

1931 – Westminster Yasası yürürlüğe girdi.

1946 – Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) kuruldu.

1994 – Birinci Çeçen SavaşıRusya, tek yanlı olarak bağımsızlığını ilan eden Çeçenistan‘a girdi.

1997 – Kyoto Protokolü imzalandı.

2004 – İstanbul Modern Sanat Müzesi açıldı.

Jacques Charles (d. 1746)

Nihal Atsız (ö. 1975)

Javier Saviola (d. 1981)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Ara 11

APTALLIK TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ SONUCU OLUŞUR diyen BONHOEFFER’in,

APTALLIK TEORİSİNİ OKUTALIM.

31 Temmuz 1932’de seçimler yapıldı.

Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi, yüzde 34 oy alarak, 608 üyeli Alman meclisinde, 230 milletvekiline sahip oldu.

☆Adolf Hitler, 30 0cak 1933 tarihinde Şansölye olarak atandı.

☆Aradan bir yıl bile geçmedi.

12 Kasım 1933’de erken seçimler yapıldı.

Yüzde doksan bir oy alan Hitler, 661 milletvekilinin tamamını aldı.

☆Artık Tek Adam; yani diktatör olmuştu.

Bu yazımda Alman bilim insanlarını, Alman teknolojisini, Alman Üniversitelerini yazmayacağım.

Leibniz, Kant, Hegel, Marx, Nietzsche, Goethe gibi dünya düşün tarihinin en önemli Alman düşünürlerini sıralamayacağım.

Almanya’nın o dönemde ulaştığı yüksek gelişmişlik seviyesini anlatmayacağım.

İlkokuldan başlamak üzere Alman eğitim sisteminin ne kadar mükemmel olduğundan bahsetmeyeceğim.

Alman ailelerinin, daha bebeklikten başlayarak iyi eğittiği çocukları; eğitimli Alman toplumunu dile getirmeyeceğim.

HİTLER İŞTE BÖYLE DONANIMLI, EĞİTİMLİ BİR HALKI, İKİ YILA VARMADAN KÖLESİ HALİNE GETİRDİ.

☆Çadır maymununa döndürdü!

☆Bilimin, sanatın, teknolojinin, kültürün merkezi kabul edilen Almanya’nın sahibi oldu. Nasıl oluyordu da cahil ve ruh hastası bir adam, böyle eğitimli bir halkı peşinden sürükleyebiliyordu?

☆Bilim insanlarına, akademisyenlere, subaylara; her bakımdan yetişmiş insanlara hükmedebiliyordu?

Almanya tarihinin en karanlık döneminden geçiyordu…

Masum insanların dükkanları taşlanıyor, kadınlar ve çocuklar sokak ortasında zalimce aşağılanıyordu.

Gazeteciler dövülüyordu.

Siyasi cinayetler işleniyordu.

Hitleri eleştirenler tutuklanıyordu.

Muhalif her çıkış cezalandırılıyordu.

Yargı Hitler’in sopası olmuştu.

Berlin’de artık hakimler yoktu; Berlin’de artık hakim koltuğuna oturtulmuş soytarılar bulunuyordu.

Tek adam rejiminin namussuz savcıları, şerefsiz hakimleri vardı.

Ordu rejimin ordusu, polis rejimin polisi olmuştu.

Nazi milisler sokaklara devriye geziyorlardı.

Genç bir papaz olan Dietrich Bonhoeffer zulme karşı çıktı; itiraz etti.

Bu sebeple hemen hapse atıldı.

Ağır işkencelerden geçirildi.

Hapisteyken bu konu üzerine uzun uzun düşündü.

Sayısız filozof, şair, fikir ve bilim adamı çıkaran bu toplum, böyle bir kültür; nasıl olmuştu da organize kötülüğün, zalimliğin, korkaklığın, cehaletin ve suçun merkezi haline gelmişti?

Sonunda Bonhoeffer işin içerisinden çıkabildi.

“Sorunun kökeninde kötülük değil, ” APTALLIK” yatıyor! ” dedi.

Ona göre:

Kötülükle mücadele etmeniz mümkündü, kötülükle bir şekilde başa çıkabilirdiniz.

☆Fakat organize olmuş ahmaklar sürüsüne karşı yapabileceğiniz hiçbir şey yoktu!.☆

Ne anlatacağınız gerçekler ne ortaya koyacağınız kanıtlar, onlara etki etmiyordu.

Mantıklı gerekçeler sunduğunuzda önce reddediyorlardı.

Reddedemeyecek hale geldiklerinde; en yaşamsal, en insani, en ahlaki, en bilimsel gerçekleri önemsizleştiriyorlardı.

Herhangi basit ve anlaşılır bir konuda bile ortak noktada buluşabilmeniz mümkün olmuyordu.

☆Aptal insanlar hallerinden memnundular!

Saldırıya hazır haldeydiler.

Saldırıya geçtiklerinde kötü insanlardan çok daha tehlikeli oluyorlardı.

Acımasız ve vicdansızdılar.

Bonhoeffer aptallıkla mücadele edebilmek için önce onun doğasını anlamaya çalıştı.

Vardığı sonuç şuydu:

Aptallık bir zekâ problemi değildi.

☆APTALLIK BİR AHLAKİ PROBLEMDİ!

Entelektüel birikimleri, iyi eğitimleri olduğu halde insanlar aptal olabiliyorlardı.

Aptallığın doğuştan gelen bir zekâ yetersizliği olduğu ileri sürülebilirdi.

Ama bu görüş kitleleri kısa zamanda etkileyen toplumsal aptallığı açıklayamıyordu.

İnsanlar belli koşullar altında aptallaşıyorlardı.

Başkalarının kendilerini aptallaştırmasına izin veriyorlardı.

Buradan yola çıkarak, aptallığın psikolojik değil, sosyolojik bir sorun olduğu sonucuna vardı.

İnsanların ahlâkî ve entelektüel birikimleri bir anda yok olmuyordu. Diktatör gücünü arttırdıkça, insanlar o gücün büyüsüne kapılıyorlar, bağımsız düşünme yetilerini kaybediyorlardı.

Karşı koymak yerine aptallaşarak sürüde koyun olmayı yeğliyorlardı.

Aptallık onlar için konfor alanı oluşturuyordu.

Gözlerine sokulan gerçekleri inatla reddediyorlardı.

Onlarla konuştuğunuzda bir insanla değil, sloganlarla konuşmaya ayarlanmış bir robotla karşı karşıya olduğunuz hissine kapılıyordunuz.

Büyülenmiş gibiydiler.

Onları bu ağır şizofreni uykusundan çıkarmanın tek yolu bağımsız ve özgür olmalarını sağlamaktı.

Tek adamın yönettiği Almanya’da bu nasıl mümkün olabilirdi?

Almanlar ancak İkinci Dünya Savaşı sonrası bağımsız ve özgür olabildiler.

Aptallıktan kurtulabildiler.

Bedelini ağır ödediler.

Yirmi iki milyon Alman öldü, Almanya harabeye döndü.

Conrad Adenaur’un şu sözleri tarihe geçti:

“☆☆☆Umarım bir daha İsa bile gelse tüm yetkiyi tek kişiye verecek kadar aptal olmayız!” demişti.

Hitler dönemi deneyimini yaşamış Şansölye Adenaur doğru söylüyordu.

Bir toplum tüm yetkileri tek kişiye verecek kadar aptal olmamalıydı…

Bonhoeffer’in bu düşünceleri Naziler için kabul edilemezdi.

9 Nisan 1945 günü sabaha karşı, Bonhoeffer’i bir toplama kampının darağacına asarak öldürdüler.

Bonhoeffer, Aptallığın Teorisini yazmıştı.

Şimdi bana bu yazıyı neden kaleme aldığımı, niçin paylaşım gereği duyduğumu umarım sormazsınız.

Alıntı: Kazım M

Posted in Gündem | APTALLIK TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ SONUCU OLUŞUR diyen BONHOEFFER’in, için yorumlar kapalı
Ara 10

TARİHTE BUGÜN

10 Aralıkİnsan Hakları Günü

1898 – İspanya-Amerika Savaşı‘nı sona erdiren Paris Antlaşması imzalandı.

1901 – İlk Nobel ödülleri verildi.

1902 – Mısır’da Nil nehri üzerinde inşa edilen Asvan Barajı hizmete girdi.

1936 – VIII. Edwardtahttan çekilme belgesini imzaladı.

1963 – Zanzibar Sultanlığı, Birleşik Krallık‘tan bağımsızlığını kazandı.

İbn Rüşd (ö. 1198)

Emily Dickinson (d. 1830)

Augusto Pinochet (ö. 2006)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı